Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Aralık '12

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
243
 

İnsanlık onuru muhakkak ki sana armağan

İnsanlık onuru muhakkak ki sana armağan
 

1941'de bir ilkokul


Suriye sınırına yakın olanları şimdi bir daha düşünebiliyor muyuz? Tepelerinden bombalanma ihtimaliyle derinden yaşanan endişe. Her köşede, her evde sivil savunma tedbirleri konuşuluyordur, gözler fal taşı gibidir. Geceleri karartma vazgeçilmez, sirenler çalıyordur. Kendilerini atabilecekleri yer altı sığınakları, sığınaklarda yer bulabilecekler mi acaba?

Ya şehri terk edip bombalanma riski az olan köylere ya da başka diyarlara canlarını atıp ailelerini emniyete alabilecekleri bir yer var mıdır onlar için? Dedelerin, ninelerin, ailedeki tüm büyüklerin ağlayarak namaz kıldıklarını düşünelim bir an. Bombalanma korkusu, büyükleri ezip geçer, olup bitenleri kavramaktan bile aciz çocukları da ağlatır. Sirenler çalmaya başlayınca, çok derinden ve karanlıktan canlarını atmaya çalışanlar, sağa sola çarpmamaya çalışarak, eğilerek koşuştururlar.

Hatırlar mısınız bilmem, 1974 Kıbrıs Harekâtı’nda; Trakya’da gece karartmaları uygulanırdı! Farları kısmak için, ortasında küçük yuvarlak delik koyu renk çaput takmışlardı özellikle askeri araçların önüne.

Gece olunca da evlerde koyu perdeler çekilir, sokak lambaları yakılmaz, ışık sızmaması için önlem alınırdı. Bunlar zorunluydu.

Nedendi bütün bu önlemler?

Meğer Yunanistan yakınmış, gece hava saldırısı “olasılığına” karşı tedbirmiş bütün bu karartmalar.

İşte o zaman "Ne zaman bir bombayla havaya uçurulacağız?" korkusuyla tanıştık çocukluğumuzda. Bombalanma korkusu kadar bir toplumu, bir insanı aşağılatan başka bir duygu var mıdır acaba?

Ucundan kıyısından çocukça korkularını yaşadığımız ve adını “Barış” koyduğumuz Kıbrıs Harekâtı'ndan baktığımızda, sağıyla soluyla Büyük Millet’imizin görüş birliğinde bütünleşerek harekete geçtiğini, orada soydaşlarımıza kıyılmasının durdurulduğunu ve Büyük Millet’imizin Doğu Akdeniz'deki hükümranlık haklarının ve Anavatan Anadolu’nun güvenliğinin sağlandığını görürüz.

Şimdi, 1911 Balkan bozgunundan alalım. Birinci Dünya Savaşı içinden Çanakkale’yi, Milli Mücadele yıllarından Trakya Kongrelerini, Şanlıurfa, Gaziantep, Kahramanmaraş, Çukurova savunmalarını da alalım. Kurtuluş Savaşı’ndan Eskişehir, Kütahya, Sakarya, Dumlupınar ve İzmir’i de üzerlerine ekleyelim. Kıbrıs Barış Harekâtı'nı en üstüne koyalım;

Bunu yapınca göreceğiz ki “Vatan, Büyük Millet ve Devlet” neymiş?

Vatanı vatan, milleti büyük yapan, devletin temelindeki inançlardır, ortak değerlerdir. Bu değerleri oluşturan kültür mozaiğidir. Büyük Millet iradesi her koşulda devletini kurar, korur ve dostunu düşmanını ayırabilir. Böylece Büyük Millet iradesinin tecelli ettiği köklü uygarlığımızda can, mal, akıl ve inançlarla nesilden nesle aktarılan kültür koruma altındadır ve kutsaldır.

Mustafa Yürekli’nin de dediği gibi “İnsanların öldürüldüğü vahşi savaş ortamında, ölen de, öldüren de insanlık haysiyetinin en alt mertebelerine indiriliyor. Şimdi de Körfez Savaşı'na bakıyorum bugünden, kasabın derdinin ne olduğunu da, kurbanın derdinin ne olduğunu da görüyorum.”

Bir koyup üç almak için öldürerek alçaklık, kurban olarak çöküş. Her ikisi de insanlığı en aşağı mertebeye indirmiyor mu? … Oysaki:

İnsanlık onuru muhakkak ki sana armağan.

O halde rabbine yaklaş ve onu an.

Seni kötüleyen asıl odur ki bitik olan. (108 Kevser)

Sağduyu sahibi Büyük Millet’imizin iradesi, tüm bir tarihi boyunca ne öldürmekten yana oldu ne de yok olup gitmeye razı. 1875, 1911, 1915, 1919 ve 1941 yıllarına ait yoksulluk fotoğrafları bizi anlatıyor. 60'lı yıllarda, 70'li yıllarda, hatta günümüzde bile bu fotoğrafları çekebiliriz. Büyük Milletimizi, uygarlığından uzaklaştıran ağalar paşalar ihanetlerinin karşılığı olarak her dönemde köşeyi dönüyorlar ve servetlerini katlıyorlar. Büyük Millet’imizin mazlum evlatları da her dönemde eziliyor, sömürülüyor, ölüyor.

Şiir, zulüm ve yalana boyun eğer mi?

Hayır eğmez, eğmemeli: Onuru korumak için cellât da olmamak, kurban da olmamak gerekiyor. Bu ve benzeri sömürü fotoğraflarının, Büyük Millet’imizi artık uyandırmasını diliyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ahmet Bey bir kaç kez adınızı görmüş olsam da sizi ancak okuyabildim az önce.Geçmişten geleceğe pek çok anlamlar taşıyan bu yazınız umarım kimi anlayışsızlar için bir uyraı olur.Bir de görsel anlatım gereğince 1941'de çekilmiş olan bir ilkokul fotoğrafı her şeyi ne kadar anlamlı bir biçimde anlatıyor değil mi?O yıllardaki sefil duurmları da anlatan Köy Enstitülerinin kuruluşu ve sorunlarını okuyorum bu günlerde.Elimde ne yazık ki fotoğrafsız bir kitap var.Türkiye'yi çok sevgiğinden hiç kuşkulanmadığım ABD'li Dr.Fay KIRBY'nin Türkiye'de Köy Enstitüleri(1962)adlı dev araştırması çoğu düşüncelerimi yerli yerine oturttu.2001'de Şam'da eski bir bakanlık müstaşarı ile konuşuyoruz.Suriye neden Osmanlı'dan sonra bu durumlara düştü Fransızlarca aydınları asıldı(ki Şam TV'de asılanların fotoğraflarını da almıştım!)neden sizi bize düşman ettiler,sömürdüler,dedim.Türk kahvesine düşkün Üstaz Afif Bey,'Bizde M.K.Atatürk gibi birisi çıkmamıştı da ondan!' demez mi?Büüyk Milletimiz uyanır mı dersiniz?

Ömer Faruk MENCİK YILMAZ 
 05.12.2012 17:20
Cevap :
Yorumunuza teşekkür ederim. Büyük Millet'imizin mazlum evlatları umut veriyor, uyanıyoruz elbet. Üç temel faktör bizde var; 1 Nüfus, 2 Toprak, 3 İdeoloji. Bugün kamu politikaları hatalı da olsa 2023 bu üç nedenle uyanış ve dikiliş yılımız olacak. Bu dikiliş dünyaya asla bir diklenme olmayacak. Sevgili Ö.F.M.YILMAZ ilginizin devamını dilerim. Saygılarımla. A.AK   06.12.2012 13:13
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 276
Toplam yorum
: 141
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 1021
Kayıt tarihi
: 19.11.12
 
 

Evli, 2 evlat babası, 1965'te doğdu, inançlı, müziksever, insansever, yurtsever, iyi yüzer, ünive..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster