Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Aralık '18

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
Okunma Sayısı
766
 

İnsanoğlu Ölüm'ü Yakıştıramaz Kendisine... Ne Kendisine, Ne Sevdiğine!

İnsanoğlu Ölüm'ü Yakıştıramaz Kendisine... Ne Kendisine, Ne Sevdiğine!
 

Zeynep Bebek


İnsanoğlu içinde yaşadığı şu hayatın belki de en gerçek kavramı olan ölümü yakıştıramaz kendine. Bu özelliğinin nedeni, ''ölüm'' gibi tüm gerçeklikleri kabullenememesinde saklı olabilir. Fani bedenine ve ruhuna hükmeden nefis, gerçeklerin rahatsız edebileceği ihtimaline karşı gözlerinde bir perde olur insanoğlunun. Ya o perdeyi hiç kaldırmaz(kaldırmak istemez) ya da o perdeyi kaldırır, gerçeklerin orasına burasına batan dikenleri eşliğinde kalan hayatına devam eder fakat önemli bir farkı belirtmeden geçmeyelim; gerçekleri görmezden gelmek demek içerisinde yer alabileceğimiz acı gerçekleri yaşamayacağımız anlamına gelmez.

Kendimizin ya da sevdiklerimizin belki günler, belki saatler, belki de dakikalar sonra hayatını kaybedebileceği gerçeğinin birçoğumuz farkında bile değiliz. İşte bu farkında olmama durumu, kıymet bilmemezliği, saygısızlığı ve sevgisizliği de beraberinde getirebiliyor. Annemiz, babamız, kardeşimiz, eşimiz, çocuğumuz, arkadaşımız ya da başka birileri, kim olursa olsun bu farkında olmama sarhoşluğumuzun mağdurları olabiliyor. Küslükler, kırgınlıklar, kavgalar, şiddet ve çok daha fazlası hiç çekinmeden kullanabildiğimiz enstrümanlara dönüşebiliyor.

Akıllarda birkaç soru işareti lambası yakmayı hedefleyerek yaptığımız kısa bir girizgâhın ardından hikâyemize dönebiliriz. Bu hikâye Halit ve Şeyma’nın yaşadıkları gerçek hikâyesidir, buyurun;

Halit ve Şeyma, birlikte dünyaya getirdikleri Zeynep bebeğin o akşam dokuzuncu gününün sevincini yaşamaktaydılar. Halit’in annesi Şükran Hanım da gelininin loğusalık sürecinde yardımcısı olmak için onlarla beraberdi. Zeynep bebek ve Şükran Hanım aynı odada çoktan uykuya dalmış, Şeyma’da aldığı duşun ardından, salonda dünya kupası futbol müsabakasını izleyen Halit’in yanına gelmişti:

''Kanamam olması gerekenden daha fazla sanki Halit, korkuyorum.''

Halit, maçın temposuna kendini kaptırmış bir biçimde yüzünü Şeyma’ya dönmeden cevap verdi:

''Kanamanın normal olduğunu söyledi ya doktor. Korkma, bu aralar fazla hassassın o kadar.''

''Haklısın hayatım. Hadi yatalım artık, bitmedi mi daha maçın?''

''Sen yat. Ben yirmi dakikaya gelirim.''

O gece sabaha karşı beş sularında Şeyma’nın çığlığı duyuldu. Çığlığın etkisiyle Halit yerinden fırladı ve karanlıkta ayakta duran eşini gördü. Hemen kalkıp ışığı açtı. Şeyma’nın yüzü bembeyaz olmuş ve yattığı yer kanlar içerisinde kalmıştı. Şeyma bir eliyle bacak arasını tutmuş diğer eliyle kapıya tutunmuştu düşmemek için, halsiz kalmış vücudu zor ayakta duruyordu. Acı acı seslendi Halit’e:

''Bana bir şeyler oluyor. Kurtar beni Halit!  Kurtar Beni!''

Halit ne yapacağını şaşırmış bir biçimde Şeyma’nın kolundan tutup banyoya götürdü. Şeyma’nın kanlar içerisindeki külot bezini çıkardığında kanın bacaklarından aşağı doğru akmaya devam ettiğini gördü. Bu sırada banyoya gelen Şükran Hanım gördüğü manzara karşısında irkilerek Halit’e seslendi:

''Oğlum çabuk hastaneye gidin. Çabuk!''

Şeyma iyice halsizleşmiş, artık vücudunun tüm ağırlığını Halit’e yaslamıştı. Dudaklarından ise aynı kelimeler dökülüyordu:

''Halit kurtar beni… Çocuğumuza iyi bak… Halit kurtar beni, iyi değilim ben…''

Halit banyo dolabından çıkardığı temiz külot bezi Şeyma’ya giydirdi ve apar topar kapıya yöneldiler.

''Anne sen çocuğa bak. Haber ederim sana.''

Daha gün ağarmamış, sokaklar sakindi. Halit süratle arabayı kullanıyor, bir taraftan da doğumu yaptıran doktorlarıyla konuşuyordu. Şeyma iyice kendinden geçmiş, bitkin şekilde belli belirsiz sayıklamaya devam ediyordu. Esmer tenine rağmen yüzü bembeyaz olmuştu. Halit, Şeyma’nın göbeği üzerinde elini okşayarak gezdiriyor teselli etmeye çalışıyordu. Elini çektiğinde ise tüm avcunun içinin kan olduğunu fark etti.

''Şeyma sakın uyuma hayatım, geldik. İyi olacaksın. Şeyma kendine gel, sakın uyuma!''

Acilin önüne ulaşmalarıyla beraber Şeyma’yı apar topar doğumhanenin müdahale odasına aldılar. Halit ise koridorun loş ışığı altında beklemeye başlamıştı. İçeriden Şeyma’nın tüm katı inleten çığlıkları duyulmaya başlandı. Öylesine çığlıklardı ki bunlar dayanabilmek mümkün değildi, Halit’in kulaklarından giren sesler, beyni içerisine salınmış sıçanlar gibi kemiriyordu her yeri.

Az sonra doğum doktorları ve kim olduklarını bilmediği(anestezi uzmanı) birkaç kişi koridorun ucunda gözüktüler, koşarak iki yana açılan kapıdan geçip odaya girdiler. Şeyma’nın çığlıkları ise sıklaşmış ve şiddetlenmişti. Halit’in ise tek elinden gelen beklemek ve Yaradan’a dua etmekti. Çok az bir süre sonra doktor dışarı Halit’in yanına geldi, elleri ve göğsüne kadar her yeri kanlar içerisindeydi, yüzü ise terden sırılsıklamdı, tedirgin ve heyecanlı bir ses tonuyla seslendi:

''Bak Halit, sen mental olarak güçlü birisin. Senin anlayacağın bir dille süratle anlatayım; Şeyma’nın rahim duvarlarındaki kaslar anlayamadığımız bir şekilde çökmüş, çok kan kaybetmiş, kanı durdurmaya çalışıyoruz, durduramazsak rahimini alacağız! Bu da istediğimiz bir durum değil, çok riskli… Ne olur metanetli ve her şeye hazırlıklı ol!''

Doktor, koşarak geldiği gibi yine koşarak içeri girdi.

Halit, yalnız, koridorun hafif karanlığında sırtını duvara dayadı ve olduğu yere çöktü. Ne düşünmesi gerektiğini ve nasıl düşünmesi gerektiğini bilemiyordu. ''Hazırlıklı ol!'' demişti doktor, neye, neden hazırlıklı olacaktı ki? Bir müddet sonra Şeyma’nın çığlıkları kesildi. Bulunduğu yerdeki kapının buğulu camından içeride koşuşturanları, doktorun diğerlerine bağırış çağırışlarını duyuyordu. Kalp cihazının sesi kesik kesik, düzenli ritimlerle kulağına gelmeye devam ediyordu fakat Şeyma’nın sesi tamamen kesilmişti.

''Allah’ım ne olur sesini duyayım. Acı da çekse lütfen sesini duyayım. Sessiz kalmasın. Yalvarırım çığlık atsın, sesini duyayım. Allah’ım yalvarırım sesini duyayım… Sesi… Neden gelip kimse bir şey söylemiyor?''  Ama sesini duyamadı.

Biraz daha zaman geçti ve hem doktorların hem ebelerin yüksek sesle Şeyma’ya seslendiklerini duydu:

''Şeyma uyan! Aç gözlerini…''

''Şeyma! Şeyma! Hadi uyan! Hadi Şeyma! Uyan! Aç gözlerini…''

Herkes hep bir ağızdan yüksek sesle Şeyma’ya sesleniyordu. Ama tek duyulmayan ses Şeyma’nın sesiydi. Biraz daha zaman geçmişti ve kalp cihazının düz bir çizgi şeklindeki ritim sesi yayılmaya başladı tüm koridora; biiiiiiiiiiiipppppppp!

Az sonra doktorların ve ebelerin sesi de kesildi. Yaklaşık kırk dakikadır koridor duvarlarını döven seslerin hiç biri kalmadı. Oluşan sessizlik içerisinde Halit kendi kendine konuşmaya başladı:

''Allah’ım hayır! Allah’ım yalvarırım hayır! (neden hayır dediğini bir türlü dillendiremiyordu) Olamaz değil mi? Olmamıştır. Neden kimse gelip bir şey anlatmıyor. Allah’ım hayır!'' O ana kadar güçlü durmaya çalışan Halit daha fazla dayanamayıp için için ağlamaya başladı. Aklından bin bir türlü şey geçmeye başladı. Sağlıklı düşünemiyordu artık; ''Bari morga indirirken gösterseler, öpsem yüzünü. Nereye defnedeceğiz, kendi köyüne mi, bizim köye mi? Dokuz günlük bebek, kim bakacak, işten ayrılsam mı?''

O sırada koridorun başından sesler gelmeye başladı. Kafasını çevirdiğinde kendisine doğru yaklaşan kardeşlerini ve Şeyma’nın annesi ve babasını gördü. Ayağa kalktı ve arasının iyi olmadığı kayınbabasının elini öpüp var gücüyle sarıldı ona, ardından kaynanasına ve kardeşlerine… Titreyerek ağlıyor, konuşamıyordu. Herkes kendini tutmaya çalışıyordu fakat ne mümkün. Otoriter bir yapısı olan Vedat Bey ağlamamaya çalışıyordu fakat gözleri kan çanağına dönmüştü, Halit’e seslendi:

''Oğlum, durumu nasıl Şeyma’nın, nerede kızım?''

''…!?''

Herkes kapının açılmasını ve birinin açıklama yapmasını bekliyordu. Halit hariç, O artık kabullenmiş ve dokuz günlük Zeynep bebekle bundan sonraki hayatlarıyla ilgili düşüncelere dalmıştı, Şeyma’yı düşünüyordu, yaşının daha genç olması, gayet sağlıklı bir insan oluşu, O’nun isteyip kendisinin yapmaya erindiği şeylerin pişmanlığı bir bir zihninde dolaşıyordu. Bugüne kadar bir kez bile aklına gelmemişti onu kaybedebileceği, tüm aklından geçen düşünceler dudaklarından tek bir cümle olarak çıktı dışarı: ''Bu kadar mı kolaydı ölüm?''

Ve kapı açıldı…

Doktor; yavaş, yorgun bir şekilde tüm üniforması ve yüzü kan içinde çıktı dışarı:

''Eşi ve babasıyla ayrı görüşebilir miyim?''

Halit, Vedat Bey ve doktor biraz ileriye gittiler, doktor bey anlatmaya başladı:

''Şeyma nihayet uyandı. Narkozun etkisi biraz ağır oldu ama uyandı. Çok kan kaybetti, hayati tehlikesi devam ediyor. Duvarlarına baskı yapması için rahmine balon taktık. Şu an kanama durmuş gözüküyor fakat iki saat sonra balonu çıkardığımızda nasıl tepki verir bilemiyorum. Beklemekten başka yapabileceğimiz bir şey yok. Şimdi yoğun bakım odasına çıkaracağız kendisini, gidin bebeğini getirin, beraber olsunlar, hissetsin onu, emzirsin. Bu iyileşmesine katkı sağlayacaktır.''

Vedat Bey buruk, titreyen ve kararlı bir ses tonuyla doktor beye seslendi:

''Doktor Bey, eğer yapabileceği daha fazla şey olan başka bir hastane ve doktor varsa lütfen söyleyin, oraya götürelim kızımı.''

''Vedat Bey, sizi anlıyorum fakat böyle bir durum olsa ben sizden önce götürürdüm emin olun. Bekleyeceğiz ve dua edeceğiz.''

Az sonra sedye üzerinde Şeyma çıkarıldı dışarı. Her yerinden damar yolu açılmış yedi farklı şişeden bir şeyler veriliyordu vücuduna. İdrar ve kan sonda hortumları gözüküyordu sedye altında, yoğun bakım odasına alındı. Bu arada amcaları Zeynep Bebeği getirdiler.

İki saat sonra Şeyma’nın rahmindeki balon alındı, kanama durmuştu. İki gün yoğun bakımda kontrol altında tutuldu. Sevenleri hiç yalnız bırakmadı, göremeseler de hastanenin koridorlarını, bahçesini mesken tuttular. İki gün sonra taburcu oldu.

Şeyma, yaşadıklarının travmasını uzun süre atlatamasa da şimdi iyi, görevinin başında bir öğretmen. Zeynep bebek ise altı aylık oldu.

Halit? Halit’e bu olay çok şey öğretti. Ölüm gerçeğinin, en geçerli gerçek olduğunu anladı, yerinin ve herhangi bir zamanının olmadığını gördü. Eşinin, kızının annesinin ölüm acısını yaşadı tüm benliğinde. Veda bile edemeden, içindekileri bile söyleyemeden, son kez öpemeden gerçekleşen ayrılığın soğukluğunu yaşadı. O karanlık hastane koridorunda tek başına beklerken, yanında birilerinin olup sırtını sıvazlamasının, sarılmasının ne denli önemli olduğunun farkına vardı. Sonu mutlu bitmiş de olsa, bir dahaki sefere mutlu sonla bitmeyebileceğini iyi biliyor. Daha önce hiç aklına bile getirmediği ölümün soğuğunu şimdi hep sırtında hissediyor, hissetmek istiyor. Halit, yaşadığı acı tecrübeyle gerekli dersleri çıkarmaya çalıştı, siz de acı tecrübeler yaşamadan, başkalarının yaşadıklarından dersler çıkarabilirsiniz.

Özetle; kendimizin ya da sevdiklerimizin belki günler, belki saatler, belki de dakikalar sonra hayatını kaybedebileceği gerçeğinin birçoğumuz farkında bile değiliz. İşte bu farkında olmama durumu, kıymet bilmemezliği, saygısızlığı ve sevgisizliği de beraberinde getirebiliyor. Annemiz, babamız, kardeşimiz, eşimiz, çocuğumuz, arkadaşımız ya da başka birileri, kim olursa olsun bu farkında olmama sarhoşluğumuzun mağdurları olabiliyor. Küslükler,  kırgınlıklar, kavgalar, şiddet ve çok daha fazlası hiç çekinmeden kullanabildiğimiz enstrümanlara dönüşebiliyor. Ve insan, kendi başına gelmeden hiç bir şeyi tam anlamıyla kavrayamıyor, yani; bir musibet, bin nasihatten yeğ geliyor.

Sabredip okuduğunuz hikâye her kelimesine kadar yaşanmıştır. Nereden mi biliyorum? Çünkü ben, O Zeynep bebeğin amcasıyım… O’nu evden alıp, hastaneye annesinin yanına getiren…

***

Saygıyla… 20 Aralık 2018 – Denizli / Özkan SARI

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Özkan Bey,ölüm için Yahya Kemal'in dizeleri: "Ölmek kaderde var;yaşayıp köhnemek hazin, Buna bir çare yok mu ya Rabülâlemin?

Hüseyin Başdoğan 
 21.05.2019 19:10
 

Hep başkalarının başına gelir de bize gelmez /lerin başında ölüm vardır. Başınıza geldiği zaman yüzleşirsiniz onunla. Soğuktur ölüm, çok üşütür içinizi. Bebeğiniz sağlıkla ve anne babası ile büyüsün inşallah.

SAHAFÇA 
 16.04.2019 21:10
 

Allah Zeynep bebeğe uzun, sağlıklı ve mutlu bir ömür versin. Zeynep bebeğin amcasına gelince, umarım o da inşallah bir gün yaşamın da ölümünde metaforik birer oyuncak değil aksine yüzde yüz doğal bir gerçeklik olduğunu ve onların insana yakışıp yakışmamasının asla söz konusu olamayacağını anlar. Sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 25.12.2018 13:19
Cevap :
Sayın Matilla, öncelikle teşekkür ederim. Zeynep bebeğin amcasını eleştirirken, yazıda aslında eleştirdiğiniz konulara karşı olduğunu görmüş olmalıydınız. Benim de aktarmak istediğim sizinle aynı yönde düşünceler. Saygıyla...  27.12.2018 9:25
 

Güzeldi..

jale kasap 
 25.12.2018 10:27
Cevap :
Teşekkürler...  27.12.2018 9:22
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 106
Toplam yorum
: 337
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2889
Kayıt tarihi
: 05.09.15
 
 

Kalın Sağlıcakla... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster