Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Şubat '07

 
Kategori
Projeler
Okunma Sayısı
4305
 

İnternet Radyoculuğu, sivil toplum ve üniversite gençliği

İnternet Radyoculuğu, sivil toplum ve üniversite gençliği
 

TÜRKİYE İÇİN HAYALLER, UMUTLAR VE PROJELER KATALOĞU

2005 ve 2006 yaz dönemlerinde Boğaziçi Üniversitesi’nde verdiğim Liderlik ve Yönetim Becerileri dersini ve sevgili öğrencilerimi halen unutamıyorum. Yüzde yüz proje bazlı, takım çalışmalı, performans değerlendirmeli bu derste öğrencilerim mezuniyet sonrası gerçekleştirmek istedikleri idealleri somutlaştırıp harika sosyal sorumluluk projelerine dönüştürdüler. Bugün sizlerle değerli öğrencim Mustafa Kavas'ın dersimiz için yaptığı projeden kesitler paylaşmak istiyorum.

Bu projelerin çok değerli bir fikir altyapısı ve beyin fırtınası platformu oluşturduğuna inanıyorum. Boğaziçi Üniversitesi'ndeki değerli öğrencilerimin kreatif yeteneklerine, girişimciliklerine, idealizmlerine gerçekten güveniyorum. Bu projelerin her biri çok değerli çekirdekler ve gelecekte umuyorum ki yeşerecek ve gelişecekler.

İDEALİZM, SOSYAL SORUMLULUK VE TÜRKİYE'YE KATKI

Derste "Türkiyemiz, çevremiz, toplumumuz için ne yapabiliriz?" sorularına cevap aramıştık. Herkes gönlünde yatan aslan neyse onu açığa çıkarmaya çalıştı. Her öğrencim hayallerinin peşinden korkusuzca gitti. Her öğrencim Türkiye'miz için çok değerli olabilecek açılımlar ve projeler geliştirdi.

Şimdi sözü uzatmadan sözü Mustafa'ya, onun projesine ve güçlü kalemine bırakıyorum. Tavsiyem, satır satır okuyun. Sabredin ve sonuna kadar okuyun. Kendinizi bir fikir fırtınasının ve idealizmin ortasında bulacaksınız. Çok boyutlu, kapsamlı, cesur, uzun vadeli bir proje ve vizyon göreceksiniz. Ellerine, yüreğine, aklına, vicdanına sağlık Mustafacım.

İNTERNET RADYOCULUĞUNDAN HOLİSTİK AÇILIMLARA PROJESİ
MUSTAFA KAVAS

BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ ULUSLARARASI TİCARET BÖLÜMÜ

ITTT 488 YÖNETİM & LİDERLİK BECERİLERİ

Bu projede amaç kişisel çıkar değildir ve yine bu proje, hayal aleminde yaşatılacak ütopik bir proje de değildir. Tamamen gerçek donelere dayanan ve sistematik bir şekilde ilerleyen bir projedir. Bu proje Türkiye’nin gençlerine hitap eden onlara farklı açılımlar sağlayan en genç projedir. Okul rdayo okuyanın radyosudur. Nihai amaç Türk üniversitelisine hizmettir.

PROJENİN TANIMI VE TÜRKİYE’DEN MANZARALAR

Dünya her geçen gün daha da dijitalleşiyor; bilgisayar ve internet daha da bir önem kazanıyor. Bu durum Türkiye açısından da böyledir. Firmalar artık internet üzerinden satış yapabilmekte ve potansiyel tüketicilerine kolaylıkla ulaşabilmekte ve bu da pazarlama ve satış maliyetlerini en aza indirgemektedir. Bu durumdan en fazla yarayı alan ise geleneksel tarzda yayın yapan radyolar olmuştur. Birçoğu kapanma noktasına gelmiş çoğu da statükonun devamı için zor da olsa hayatta kalma mücadelesi vermektedir. Geleneksel tarzdaki radyoculuğun yerini ise son günlerde internet radyoculuğu almıştır çünkü her şeyin internete indirgendiği günümüzde o da dijitaleleşmek durumunda kalmıştır. Türkiye’de internet radyoculuğu önem kazanmaktadır ama uygun kitleyi seçemediklerinden onların da çoğu ya marka olmuş bir radyonun adı altında faaliyet göstermekte ya da kapanmaktadır. Türkiye’de kurulan internet radyoları internet radyoculuğuyla alternatir radyoculuğu henüz birleştirememiştir.

GELENEKSEL RADYOLAR VE İNTERNET RADYOLARI

Alternatif radyoyu diğerlerinden ayıran özellikleri şunlardır:

a)Dinleyici Bakımından: Geleneksel radyolar genel kitleye seslenirken, alternatif radyolar belirli bir topluluğa ya da gruba seslenmektedir. Örneğin etnik topluluklara, belirli bir siteye, kampus içindeki öğrencilere, dinsel gruplara, işçilere seslenirler.

b)Yönetim Bakımından: Geleneksel radyo, devlet tekeli yada özel kuruluşların yönetimindedir. Alternatif radyolar ise yayın tekellerine karşı kurulmuş kurumların
yönetimindedirler. Bunları birlikler, dernekler, federasyonlar, kamusal kurumlar, ya da doğrudan doğruya dinleyici temsilcilerinden oluşan kurumlar yönetir. Radyo çalışanları da amatör bir anlayışla ücretsiz olarak çalışan kişilerden oluşmaktadır.

c)İletişim Bakımından: Geleneksel radyolar dikey iletişim sağlarlar, daha çok tek yönlü iletişim sağlarlar. Dinleyicinin katılımını sağlamak alternatif radyoculuğun en önemli ilkesi sayılmaktadır. Dinleyici üretim ve yönetim sürecine katılır, böylece dinleyiciler yani alıcılar aynı zamanda verici olur böylece çift yönlü bir iletişim trafiği yaşanır.

d)İçerik Bakımından: Geleneksel radyolar en geniş kitlenin sorunlarına yönelirler. Zaman zaman çeşitli bölgelerin, meslek gruplarının sorunlarını ele alsa da yüzeysel değinir ve bu durumda dahi amaç hep geniş kitledir. Çeşitli grupların sorunları bir bütünün içinde ele alınır. Alternatif radyolarda ise içerik dar bir kamusal topluluğu ilgilendirir: Kültürel bağımsızlık, siyasal bilinçlenme, tüketici sorunları gibi sorunları öne çıkaran yayıncılık anlayışları bulunmaktadır.

e)Altyapı Bakımından: Geleneksel radyolar ekonomik olarak yüksek maliyetli radyolardır. Ülke çapında yayın yapıldığı için, altyapı, kuruluş ve işletme giderleri çok yüksektir. Alternatif radyolar dar bir bölgeye yayın yapmak için kuruldukları için büyük bir altyapı, dolayısıyla da yatırım gerektirmez. Çok düşük çaplı ve ucuz FM vericileriyle yayınlarını sürdürebilirler.

TEKNOLOJİNİN VE RADYONUN TARİHİ SEYRİ

İkinci Dünya savaşından sonra televizyonun gelişmesi önce basının, sonra da geleneksel radyoların önemini azaltmıştır. Ancak 1948 yılında transistörün bulunuşuyla, kolayca taşınabilir hale gelen radyo en kolay ulaşılabilen iletişim aygıtı olmuştur. İlk Alternatif radyo 1946 yılında ABD'de yayına başlamıştır. 1946'den sonra da Brezilyalı eğitimci Paolo Freire'in düşüncelerinden esinlenen "halk radyosu" Latin Amerika ülkelerinde kurulmaya başlanmıştır. Avrupa ülkelerinde 1960'larda gemilerden yapılan yayınlarla başlayan radyo1970'li yıllarda ilk olarak İtalya daha sonrada Fransa başta olmak üzere diğer ülkelerde özgür radyo olarak hayata geçmiştir. Devlet tekellerin yıkılmasına neden olan bu anlayış sonucu kurallara aldırmayan radyolar kurulmuştur. Devlet yönetimleri başlangıçta ve yasadışı olarak tanımladıkları bu radyoları 1980'li yıllar içerisinde yasallaştırdılar. Bu radyolar yasalarca tanındıktan sonra frekans tahsisleri başta olmak üzere çeşitli kolaylıklardan faydalandılar. Devlet tekellerinin devam ettiği ülkelerde ise vatandaşların devletin yayın kuruluşlarından daha fazla yararlanması olanakları doğmuştur. Bu durumda devlet tekelinin devam ettiği ülkelerde de tekelin göreceli olarak delinmesine sebep oldu.

Alternatif radyoların gelişim süreci şu şekilde özetlenebilir; Başlangıçta ülke çapında yayın yapan ulusal ve geleneksel radyolar, bölge insanlarına seslerini bölge vericileri ile iletmeye çalışmışlardır. Programların tümü ulusal olmakla birlikte, bölge haberlerine dar ölçüde yer ayrılmıştır. Bu birinci evreden sonra "desantralizasyon" yani merkezden ayrılma eğilimlerinin geliştiği görülmüştür. Bölgesel radyolar bir ölçüde özerkliğe kavuşarak bütçe ve program oluşturma konularında az çok yetki sahibi olmuştur. Bu gelişmenin üçüncü evresi de bölgesel radyoların tam bir özerkliğe kavuşması ve yerel ve kamusal kurumlara radyo merkezinde daha geniş yetkiler verilmesidir. Bu bölgeciliğin ve özerkliğin sınırları ülkeden ülkeye değişir. Geleneksel radyoların sağladığı bölgesellik ve özerklik bir süre sonra dinleyicileri doyurmaz olmuş ve insanlar radyolardan daha somut konuların incelenmesini ve kendi sevdikleri müziklerin çalınmasını istemeye başlamışlardır. Bu gereksinmelerin karşılanması içinde çeşitli toplulukları kendi radyo istasyonlarını kurmaya yönelmişlerdir. Teknolojik gelişmeler bu olanakları sağladıkları için kamusal topluluklar, örgütlenmeler yasaları zorlamaya başlamış ve ilk başlarda radyolar kurarak yayıncılığa geçmişlerdir. Bu gelişim sonucu devlet tekelleri fiili olarak ortadan kalkmış ve radyo yeniden ilk yıllarında ki cazibesine kavuşmuştur. Bugün Amerika'dan Ekvador'a, Burkina Faso'dan Bolivya'ya kadar dünyanın bir çok ülkesinde alternatif radyo yayınları yapılmaktadır.

ALTERNATİF RADYO YAYINCILIĞI VE TÜRKİYE

ABD ve Kanada gibi yayıncılığın başından itibaren özel kurumlarca yapıldığı ülkeleri saymazsak, Avrupa kıtasında ve dünyanın diğer ülkelerinde özel ticari radyo ve televizyonculuğun da yolunu alternatif radyolar açmıştır. Ayrıca ulusal ölçekte yayın yapan devlet yayın kuruluşları da bu radyolarla rekabet edebilmek için yerel ve bölgesel istasyonlar kurmak zorunda kalmıştır. Türkiye'de devlet tekelinin kaldırılmasından sonra yalnızca ticari yayıncılığın yapılmasına izin verilmiştir. Oysa dünyanın diğer ülkelerinde devlet yayıncılığı ve ticari yayıncılığın dışında üçüncü bir tür olan alternatif yayıncılığa ya da tecimsel olmayan yayın kuruluşlarına da yer verilmektedir. Kimi zaman ABD'de PBS, Hollanda'da NOS, Almanya'da Açık Kanal gibi kurumlarla devlet kendi isteğiyle halkın program üretip yayıncılığa katılımını kendisi isterken, kimi zamanda Fransa, İtalya ve Belçika gibi ülkelerde devlet yayıncılığına karşı olarak başlatılıp yasallık kazanan yayınlarla halkın geniş bölümü yayıncılığa katılmıştır. Üstelik bu ülkelerde devlet bu yayınları yasaklamak yerine, ekonomik olarak desteklemektedir. Vatandaşlarının radyo ve televizyonlarda kendi seslerini duyurup, eğitici, kültürel ve bilimsel işlev taşıyan yayınlar yapmasını her yönden teşvik etmektedir. Türkiye'de 1992'ye kadar süren devlet tekeli yayıncılığı döneminde yalnızca resmi görüşün, hatta hükümetin görüşleri radyo ve televizyonda yer bulmuştur. Vatandaşın diğer ülkelerde olduğu gibi yayıncılığa katılımı bir yana, devlet tekeli vatandaşları yalnızca hükümetin görüşlerine uymaya çağırmıştır. Hükümetin görüşlerine ters düşen muhalif tüm düşünceler asla mikrofonlara çıkamamış, bir çok sanatçı ve yazar yasaklı oldukları için eserlerini topluma bu yolla ulaştıramamıştır. Gerek hükümet değişiklikleri , gerekse de askeri darbelerde radyo ilk hedef olarak kabul edilerek ele geçirilmiştir. Bu değişikliklerde ise TRT çalışanları kıyıma uğratılmıştır. Bu yüzden devlet tekelinin sürdüğü yıllardan demokratik ve çok sesli yayıncılık dönemi olarak asla söz edilemez. Özel radyoların devlet tekeline rağmen yayına geçmelerinden sonrada çok fazla bir değişiklik olmadığını görüyoruz.

3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkındaki Kanun gereği
radyo-TV'lerin sivil toplum örgütleriyle ilgisinin bulunamayacak oluşu nedeniyle, yalnızca ticari yayıncılık yapan radyo ve televizyonların kurulması sonucu doğmuştur. Ülkemizde gelişen ticari yayıncılık anlayışının genelde eğitsel ve kültürel bir işlev taşımadığını görebilmekteyiz. Bu anlamda hiçbir kamusal kaygı taşımayan radyolar özel radyoculuğa damgasını vurmuştur diyebiliriz. Çok az sayıda radyo bu durumun dışarısına çıkmayı başarabilmiştir. Oysa Türkiye'de özel radyo yayıncılığını 1989 yılında ticari amaç taşımayan belediye radyoları başlatmıştı. Dönemin hükümeti yapılacak düzenlemede TRT dışında yalnızca belediye radyoları gibi ticari amaç taşımayan radyolara izin vermeyi düşünülmekteydi. Ne yazık ki bu olmadı.

RADYOMU İSTİYORUM

1992 yılında İstanbul'da Kent FM'in yayına geçişiyle başlayan radyo furyasından günümüze değin 5000'i aşkın radyo kuruldu. Bu radyolar devlet tekeline rağmen yayına geçtiler, sonuçta yarattıkları kamuoyu baskısı sonucu 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkındaki Kanunun TBMM'de kabul edilmesini sağladılar. Türkiye genelinde radyo istasyonlarınca organize edilen "radyomu istiyorum" eylemi bu yasanın çıkmasına neden olmuştur.

SEKTÖRDEKİ PROBLEMLER

Bugün radyo kanalları arasında gezinti yaptığımızda bir tek düzelik göze çarpmaktadır. Birbirine yakın yayın formatlarıyla yayın yapan radyo istasyonlarını ancak cıngıllarından ayırt edebiliyoruz. İstasyon kimliklerini ayırt etmek ise son derece güçleşiyor. İşte bu kakafoni yüzünden tecimsel kaygılardan uzak, devlet ve yerel yönetimlerin desteğini alan kültür ve eğitim işlevi taşıyan alternatif radyo istasyonlarına gereksinim duymaktayız. Bütün demokratik ülkelerde örnekleri gördüğümüz bu yayıncılık tarzının ülkemizde de olabilmesi için gereken yasal düzenlemelerinde yapılması gerekiyor.

Özel radyolar ise genellikle para kazanma amacını taşıyan ve iletişim sektörü ile uzaktan yakından ilgisi olmayan kişilerce kurulmuştur. 50 bine yakın insan bu radyolarda el yordamı ile radyoculuk yapmaya başlamıştır. Ne kadar düzeysiz olursa olsun yaptıkları programlar dinlenince de , yaptıkları işin tek doğru olduğuna inanan radyocular ortaya çıkmıştır. Egemen anlayış ise 'lik sistemi üzerine oturmuştur. Sabahtan akşama kadar popüler müzik ürünlerini dinleten bu radyolarda, sözden anlanan ise dj'lerin saçma sapan konuşmaları olmuştur. Ne yazık ki durum bundan ibarettir. İstisna olarak görülebilecek bir kaç radyoyu saymaz isek, geriye kalanlarında doğru dürüst bir programa rastlamak imkansızdır. Yerel radyolar dahi kuruluş amaçlarına ters düşerek bu tarz yayıncılık yapma anlayışına girmişlerdir. Biz yaptık oldu mantığı yanlıştır. Radyoculukla uğraşan insanların mesleki sorumluluk taşımaları gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki yayın yaptıkları frekanslar dahi insanlığın ortak malıdır. Radyoyu belli bir sermaye yatırımı yapanlar kurmuş olabilir, ancak bu topluma karşı sorumluluğu yoktur anlamına gelmez. O yüzden radyo çalışanların mesleki kaygılar taşıyarak, yaptıkları işi ölçüp biçmeleri de gerekmektedir. Bu gün bu radyolarda çalışan insanların büyükçe bir bölümü dj'liğe heveslenerek radyoculuğa başlamış insanlardır. Bu büyük topluluğun, yani çalışanların ne mesleki örgütlenmesi, ne sendikası, ne de iş güvencesi bulunmamaktadır. Buna rağmen radyo çalışanları mikrofonu insanların beğenilerini eğitmeye yöneltmelidirler.

ALTERNATİF RADYOCULUK VE SİVİL TOPLUM

Yukarıda da görüldüğü gibi alternatif radyoculukla sivil toplumu birleştirememiş bir ülkede yaşamaktayız. Bunun eksikliği bizde bu tarz bir radyoyu hayata geçirme isteğini ortaya çıkardı ama biz diğerlerinden farklı olmalıydık. Öncelikle çağa ayak uydurup bu yayınları internet üzerinden yapmalıydık ve network idealistlerinin yaptığı yeniliklerden yararlanarak telefon yerine bağlantılarımızı Skype üzerinden yapmalıydık. Çünkü 21. yüzyılın öğrencileri bilgisayar ve internetle çok ilgiliydiler ve internette yapılacak bir yenilik onların ilgisini daha çok çekmekteydi. Boğaziçi üniversitesi bilindiği gibi elitist tabanın oluşturduğu bir üniversite. Her yıl çok sayıda Anadolu’nun çeşitli yerlerinden gelen birçok öğrenci var ve bu öğrencilerin birçok sorunları oluyor. Bu sorunları bizzat yaşadığım için nasıl bir etkinlikle bu insanları kaynaştırabilirim sorusunu kendime sordum? Ve kendi farklı bir şehirde okumanın bana getirdiği zorlukları bir kağıda yazdım. Bu zorlukların başlıcaları kültürel uyumsuzluk, burs, danışmanlık eksikliği, bölümüm gereği iş dünyasıyla bağlantılar kurmak gerekliliği ve bunda çektiğim zorluklardı. Ayrıca yurtta kaldığım için birçok insanın sorununu da bizzat gözlemleyebiliyordum. Müzikle de ayrıca ilgili olduğum için severek yapacağım bir proje olarak internet üzerinden radyo yayını yapmaya karar verdik. Bunun için araştırmalar yapıldı. Türkiye’de sivil toplum örgütü gibi faaliyet gösteren bir internet radyosunun olmadığı görüldü. Finansal açıdan radyo çok masraflı olmayacaktı 40 dolar gibi ucuz bir fiyata SAM Broadcaster programını alıp yayına başlayabilecektik. Bizim radyomuzun hedef kitlesi sadece üniversite öğrencileri olacaktı. Kısa vadede bu projeyle ilgili olarak Boğaziçi Üniversitesi başta olmak üzere Marmara ve İstanbul Üniversitelerinde araştrmalar yapıp insanların ilgisini bu projeye çekmek ve projede çalışacak gönüllülere projeyi anlatmak ve tanıtmaktır. Orta vadedeki hedefimiz akampus tarzında bir web sayfası oluşturup hem insanların tanışabilecekleri bir ortam oluşturmak hem de radyoyu dinlemelerini sağlamaktır. Bu sırada yine İstanbul’daki diğer üniversitelere de yayılmak ve gönüllülerin sayılarını arttırmak hedeflerimiz arasındadır. Bunu da ücretsiz konserler düzenleyerek yapabileceğimizi düşünüyorum. Ayrıca radyoya sponsor almak ve buradan da gelir sağlayıp bir burs komisyonu oluşturulması yine bu dönemde olacaktır.

ÜNİVERSİTELİLERİN PLATFORMU BİR RADYO

Uzun vadedeki hedefim Türkiye’nin bütününe yayılmak ve üniversitelileri bir platformda toplamaktır. Bunun sonucunda üniversite-iş dünyası ayağını oluşturup, şirketlerin insan kaynakları bölümüne kriterlere uygun insanları göndermek, hedef kitlesi üniversiteliler olan şirketlere pazar araştırmalarında yardımcı olmak ve bunlardan sağlanan gelirleri yine ülkemiz üniversite gençliği için kullanmaktır. Bu sayede Türk üniversitelilerinin Moslow’un ihtiyaçların hiyerarşisinde belirttiği kendini kanıtlama gereksinimlerini büyük ölçüde karşılanacaktır, her şeyden önemlisi ortak bir ses oluşumuna öncülük edilecektir diye düşünüyorum.

PROJENİN UYGULAMA AŞAMALARI

Neler Yaptık?

Azimle başladık...

‘’Atiyi karanlık görüp azmi bırakmak alçakça bir ölüm varsa budur ancak’’ diyordu üstad Mehmet Akif bir şiirinde. Biz Türk Gençliği olarak gelecekten umutsuz mu olmalıydık, yoksa birçok bilimin temellerinin atıldığı Anadolu toprağının insanı olarak içimizdeki aslanı ortaya mı çıkarmalıydık? Bizler ikincisini sectik... Farkımız fiyatımız düsturunu değil, kalitemiz ve insan odaklı olmamızı kendimize düstur edindik.

Tarih mefhumuna farklı baktık...

Kimler can bulmamıştı ki bu topraklarda? Kimleri büyütmüştü bu topraklar? Hangi sedeflerin vatanıydı bu topraklar? Mimar Sinanlar, Fatihler, Kanuniler, Yunus Emreler, Aşık Veyseller, Karacaoğlanlar, Mehmet Akifler, Mustafa Kemaller ve daha niceleri... Hepsi döneminin önde gelenleri değil miydi? Ancak tarihe sürekli övüneceğimiz, gurur duyacağımız insanların varlığıyla yetinmeyi bilerek mi bakmalıyız; yoksa onların başarılarından örnekler alıp, tarikimizi çizeceğimiz bir menkıbeler bütünü olarak mı? Biz ikincisini seçmenin gerekliliğine inandık ve bu yolda bir şeyler yapmayı misyon edindik...

Farkımızı farkettirmek için yola çıktık...

Dünya hissedilenden ve görünenden daha hızlı hareket ediyor. Yeniliklere ayak uydurmak bu devirde yürümekle değil koşmakla bile mümkün olmayabiliyor. Koşarken nereye varacağını bilmek de çok önemli hale geldi. Yanında duran insandan senin ne farkın var sorusuna muhatap olmak zorunda olduğumuz bir dünyada yaşıyoruz artık. Bu da kişisel gelişimin ve kreatif düşüncenin önemini arttırıyor. Herkes farklı olduğunu biliyor; ama çok az insan farkını farkettirecek açılımlarda bulunuyor. Sürü psikolojisinden kopamıyoruz. Ve bu nedenle sürekli kurtların tehdidi ve korkusu altında yaşıyoruz. Kendilerinden korktuğumuzu bilen kurtlarsa kendi acziyetlerini bilmeden ulu orta koyunları kapma telaşına düşüyorlar. Biz kurtların varlığını bildik ama onlardan zerre kadar korkmadan yola çıktık...

Düzeni bildik ama onu amaç edinmedik...

Herkes ekmeğin aslanın ağzında olduğunu söylüyor; ama biz biliyoruz ki piyasada artan aslan sayısı ekmeğin dağılımı etkilemiş artık aslanlar da kendilerine yetecek ekmeği bulamamaktadır. Aslanlar da aç! Ve bu nedenle onlar da kendi aralarında anlaşmazlığa düşmüşlerdir. Bundan en fazla zararı ise aslan olamayan normal vatandaş görmektedir. Bu, düzenin istediği durum değil miydi? Peki ne yapmak lazımdı? Düzeni bilerek, oyunu onun kurallarına göre oynamak gerekiyordu. Bu yüzden kapitalizm bizim için bir amaç değil, olsa olsa araç olabilirdi...

Teknolojiyle insanın ayrımını yaptık...

Teknolojinin önemi her geçen gün artmaktadır, bunda da en önemli rol bilgisayarlara düşmektedir. Bilgisayarlar sayesinde dünya her geçen gün dijitalleşmektedir. Drucker bilgisayara mekanik aptal mecaz-i mürselini yakıştırmaktaydı. Ve bu bizim felsefemiz için de önemliydi. Zira insanın yerini hiçbir şey dolduramazdı. İnsanlar teknolojiye tapınmamalıydı, onu insanlığın çıkarı için hizmet aracı olarak görmeliydi. Biz bunların farkındaydık ve bizim tek sermayemiz insandı ve insana yatırım yapacaktık...

Çok çalışmanın önemini bildik...

Çalışmadan kazanmak nedense insanlar için daha çok tercih ettikleri bir olgu haline gelmiştir. Nedense insanlar alın teri kavramının önemini unutmuşlardır. Dört büyük kitapta da varolan yasakların yaygınlaşması ve insanlar taafından kanıksanması, alın teriyle kazancın tadını unutturmuştur. Böylece hırsızlık, dolandırıcılık, yağmacılık artmış, haksız rekabet yaygınlaşmış insanlar artık nasiplerini ve umutlarını şans oyunlarında arar duruma gelmişlerdir. Ama bu düzende şans genelde güçlüden yana olmuştur lafzına mukabil bizler güçlü olmayı, bunun da ancak zamana ve mekana inat (timelessness) alın teri dökerek çalışmayla kazanılacağını kendimize düstur edindik...

STK ruhunu canlandırma gereğine inandık...

Her şeyin para ve kişisel çıkar merkezli olduğu bir dünyadayız. Hizmet kavramına, insanlar için bir şeyler yapabilmenin, onların dertlerini kendi derdimiz bilmemizin, yeri geldiğinde onlarla hüzünlenip yeri geldiğinde onlarla mutluluklarını paylaşabilmenin tek yolu sivil toplum kuruluşlarının yaygınlaştırılmasından geçiyor. Burda önemli olan kavram gönüllülüktür. Gönüllü olmak içinse yaptığınız işi severek yapmanız gerekiyor. Ayrıca yaptığınız işin ne için yapıldığının da farkında olmanız lazım. Biz bunu farkındaydık ve Türk Üniversite Gençliği için düşünülen bu projenin sivil toplum ayağının olmasının gerekliliğine inandık...

Kendimize misyon belirledik..

Mustafa Kemal Atatürk Türkiye’yi Türk Gençliği’ne emanet etmişti.Bizden O’nun Gençliğe Hitabe’sindeki şu sözlerinden yola çıkarak böyle bir projeyi geliştirmeyi görev bildik. “Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!” Muhtaç olduğumuz kudretin damarlarımızdaki kanda olduğunu bilerek bu işe gönül veren insanlarla holistik bir vizyon yakalamak bizim misyonumuz oldu.

Tabii ki vizyonsuz olmazdı...

21. yüzyılda dünya seviyesini yakalamış üniversitelere sahip olmak. Türkiye’deki tüm üniversitelerin birbirleriyle işbirliği içinde olmalarını sağlamak ve Türk gençliğine ülkesinin muasır medeniyetler seviyesini yakalayıp geçmesinde köprü görevi üstlenip destek vermek önde gelen vizyon unsurlarımızı oluşturmaktadır. Tek tip insanın yetişmesini isteyen bu düzene razı gelip susan bir gençlik olmamayı, başkalarının dertleri için rahatsız olabilmeyi, takım çalışmalarının ve paylaşımın verdiği uhuvvet ortamını yakalamayı ve çok değişik alanlarda hizmetler veren gönüllüleri ortaya çıkarıp içlerindeki aslanın uyanmasını sağlayıcı bir vizyonumuz olmalıydı.

Burada yine Hz. Mevlana’nın şu sözlerinden esinlenip bir olmayı kendimize vizyon edindik:

“Haydi şu benlikten kurtul, herkesle anlaş, herkesle hoş geçin. Sen kendine kaldıkça, bir habbesin, bir zerresin fakat herkesle birleştin, kaynaştın mı, bir ummansın, bir madensin! Bütün insanlarda aynı ruh vardır, ama hepsinde de aynı yağ bulunmaktadır. Dünya da çeşitli diller, çeşitli lügatler var, fakat hepsinin da anlamı birdir, çeşitli kaplara konan sular, kaplar birleşirler, bir su hâlinde akarlar. Tevhidin ne demek olduğunu anlar da, birliğe erersen, gönülden sözü, mânâsız düşünceleri söküp atarsan, can, mânâ gözü açık olanlara haberler gönderir, onlara gerçekleri söyler.”

Biz kimdik?

Alternatif radyoculukla internet radyoculuğunu birleştiren ve buna farklı açılımlar yükleyen Boğaziçi Üniversiteli iki gençtir. Türkiye’deki üniversite gençliğinin sorunlarını bizzat yaşamış insanlar olarak bizler (Mustafa Kavas, İbrahim İğde) çok sevdiğimiz müzikten hareketle günümüzde Türkiye’deki radyoların sadece para amaçlı olduklarını ve post modern bir yapıda sisteme uşaklık ettiklerini gördük. Radyo işini ele aldık çünkü televizyon sektörü çok daha fazla yozlaşmış ve bazı grupların tekeli altındaydı. Farklılığımızı oradan göstermek bizim için çok zor olurdu ve hedef kitlemiz sadece üniversite gençliği olduğu için tabi bir de müziği ve bilgisaayarı çok sevdiğimiz için internet radyoculuğunu seçtik. Ayrıca finansal açıdan radyoculuk televizyon sektörüne göre bizim için çok daha uygundu. Biz yarının Türkiye’sine yani üniversiteliye seslenmek istiyorduk bunun için böyle bir proje oluşturduk. Evet bizler yarının Türkiyesi, Türkiye’nin yarınlarıyız ve bunun hep bilincinde olarak bu işe baş koyduk...

Üniversitelinin sorunları neydi ve neler yapılabilirdi?

En önemli sorun iletişim sorunu...

Üniversitelerde öğrenciler arası iletişim gerçten çok düşüktür. Öğrencilerin çok farklı şehirlerden gelmeleri, farklı sosyo-ekonomik yapılara sahip olmaları, kendilerine farklı hedefler belirlemeleri bu kişiler arasındaki iletişimsizliğin en önemli nedenleri sayılabilir. Türk üniversitelerinde hoca-öğrenci ilişkisinin de çok gelişmemesinden insanlar tam bir yalnızlık ortamına itilmektedir. Özellikle Boğaziçi öğrenciler arasındaki rekabetin çok yüksek olduğu okullarda okul adeta bir şampiyonlar ligine dönüşmekte ve öğrenciler de birbirini acımasızca ve çekinmeden ezmeyi kollayan takımlar niteliğini almaktadır. Yine bazı elitist üniversitelerdeki elitist çevre insanları kendilerini toplumun üst sınıfında görmekte ve diğerleriyle muhatap olmayı gururlarına yedirememektedirler. Bu durum da öğrenciler arası gruplaşmalara neden olmakta, insanlar arası ilişkiler böylece mutualist ve menfaatçi bir hal almaktadır. Bu projeyle ise bu durumu çözmeyi düşünüyoruz. Yine burada Hz Mevlana’yı yad ederek örnek alıyoruz...
"Gel, gel, ne olursan ol yine gel. İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel. Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir.Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel..."

Burs sistemi ve öğrenciye destek...

Bilindiği üzere Türkiye’de ekonomik bir dengesizlik var ve alt gelir düzeyine sahip insan sayısı çok fazla. Özellikle Anadolu ve doğu bölgelerden batıya üniversite eğitimi için gelen öğrencilerin en fazla karşılaştıkları problem maddi sorunlardır. Ve görüldüğü üzere ülkemizde çoğu olayda olduğu gibi burs dağılımında da bir torpil olayı yaşanmaktadır. Hakkaniyet çoğu yerde olmadığı gibi burs vermede de maalesef yoktur. Bu konuda bir sivil toplum örgütü olarak biz gönüllü gençler; sponsorluk, reklam hizmetleri ve şirketlere olan pazar araştırması faaliyetlerimizden elde ettiğimiz kaynağı bir burs komisyonu kurarak burada toplamak ve adil bir şekilde hakedene vermeyi planlıyoruz. Yine ihtiyaç sahibi insanların yeteneklerine göre özel dersler ayarlayıp bu öğrencilere buralardan finansal desstekler sağlamak planlarımız arasındadır...

Kişisel güveni arttırma...

Bu konuda yetenekli olduğunu düşünen ve isteyen öğrencilere yönetim kurulunca belirlediğimiz saatler arasında haftanın belli saatlerinde kendi evinden, kendi bilgisayarlarıyla DJ lik yapma imkanı sunmayı düşünüyoruz. Bunun için de isteyen arkadaşlarımıza diksiyon dersleri ve radyoculuk eğitimi vermeyi planlıyoruz. Yani bizim radyomuzda örneğin sporla arası çok iyi olan birisi istediği taktirde bir uzman tarafından sınava tabi tutulacak ve bilgisi yeterli görüldüğü taktirde radyoda spor programı yapabilecek. Bu durum kişisel gelişim açısından insanlara yeni bir ufuk açacak ve bilgisini, becerisini başkalarıyla paylaşmanın vereceği mutluluğu öğrencilerimize yaşatacaktır.

Üniversitelinin Kalacak Yer problemi...

Türkiye’de üniversitede okuyan öğrencilerin büyük bir kısmı ailelerinin bulunmuş olduğu şehirlerden farklı şehirlerdeki okullarda okumaktadırlar. Bu durum kaçınılmaz olarak üniversite yıllarında öğrenciler için kalacak yer problemini ortaya çıkarmaktadır. Türkiye’deki devlet yurtlarının kapasitesi ve kalitesi şartlara uygun değildir diğer taraftan özel yurtlar ise çok pahalıdır. Evde kalmak isteyenleri ise acımasız emlakçılar ve ev sahipleri beklemektedir. Bu durumda öğrencilerin emlakçılara ve ev sahiplerine karşı haklarını savunmak da bizim kuruluşumuza düşmektedir. Gerekirse emlak hizmetlerini sosyal faaliyetler adı altında kendimiz sürdürmeyi ve bu yükten öğrencilerimizi kurtarmayı düşünüyoruz. Ayrıca şirketler aracılığıyla yeni yurtların kurulması ve öğrencilere destek adı altında yurt evlerinin açılmasını sağlayabiliriz. Bu tarz uygulamalar genelde Avrupa ülkelerinde ve Amerika’da görülmektedir. Yurt evler sayesinde öğrencilerimiz hem kendi evlerinde kalmanın rahatlığını yaşayacak hem de maddi açıdan çok fazla güçlük çekmeyeceklerdir.

Ücretsiz Konserler...

Özellikle büyük şehirlerde okuyan üniversite gençlerimiz eğlence adı altında hiç hoş olmayan yerlere gitmekte ve burada talihsiz olaylar yaşanmaktadır. Türkiye’nin geleceği olan üniversite gençlerinin barlarda, meyhanelerde harcayacak zamanları yoktur, olmamalıdır. Eğlencelerin kampüs içinde yapılmalarını arttıracak nitelikte ayda bir ücretsiz konserler düzenlemeyi planlıyoruz. Bu hem zaman açısından hem de olası tehlikeler açısından öğrenciler için daha akıllıca olacaktır.

Üniversite-İş Dünyası Birleşmesi...

İş dünyasından habersiz öğrenciler ve aynı zamanda öğrencilerden habersiz bir iş dünyası düşünülemez. Ülkemizdeki bütün üniversitelerde kuracağımız komisyonlarla öğrenci-iş dünyası birleşmesini sağlamayı planlıyoruz. Özellikle o okuldan mezun olmuş ve iş hayatına devam eden bir insanın öğrencilerle birebir konuşması öğrenciler açısından çok önemli tecrübeler edinmelerini sağlayacaktır. Yine iş dünyasındaki insanlar da kendi bölümleriyle ilgili akademik geişmeleri bu öğrencilerden edineceklerdir. Bu da karşılıklı bir etkileşim oluşturacak ve her iki taraf da yeni şeyler öğreneceği için mutlu ayrılacaklardır. Bu konferanslar bizzat okullarda ve bölümlerde verileceği gibi kuracağımız seminer salonlarında da gerçekleştirilebilecektir.

Staj Yerlerinin Ayarlanması...

Öğrenciler genelde staj eksikliğinden kaynaklanan nedenlerle iş hayatında sudan çıkmış balık durumuna düşmektedir. Bu durumdan hem öğrenciler hem de iş dünyası şikayetçidir. Çünkü okullarda genelde pratiğe değil teoriğe yönelik eğitimler verilmektedir. Bu da okul sırasındaki staj kavramının önemini arttırmaktadır. Staj yapmak isteyen öğrenciler staj bulmakta zorlanmaktadır; çünkü işletmelerin geneli stajyeri gereksiz bir yük olarak görmektedir. Bu kavramı ortadan akldırıp iş dünyasına stajyerler göndermek ve onların kişisel gelişimlerine destek olmayı amaçlıyoruz.

Üst Sınıflarla İlişkilerin Geliştirilmesi...

Üniversitelerde abi/abla kardeş kavramını yerleştirmek çok önemlidir; çünkü üst sınıftakiler alt sınıflara göre daha tecrübelidirler ve dersler de dahil olmak üzere birçok konuda kardeşlerine yardım edebilirler. Bunu geliştirp yaygınlaştırmak bizim amaçlarımız arasındadır. Kardeşlerimizle tecrübelerimizi paylaşıp onların üniversite ortamında baş dönmelerine meydan vermemek bizim görevimizdir. Böylece alt sınıflar kendilerini daha güvende hissedecekler, okul içinde ve okul dışında kendilerinden üst sınıfta olanlardan yardım alacaklar ve okul ortamına daha çabuk ayak uyduracaklardır...


Yöneticilik Programları ve Sertifikalar...

Yönetim ve yöneticilik çağımızda önemini arttırmış bir mefhumdur. İnsan ilgili olmayan bir bölümde bile olsa en azından kendisini ve zamanını yönetmeyi bilmelidir. Bu tür programlar bu açıdan son derece önemlidir. Ayrıca bu sertifikalar sayesinde alınan eğitim tescillenmiş olur ve işe girerken insanlara fark sağlar. Bu nedenlerle kendi kuruluşumuz altında gönüllü hocalardan ve iş dünyasından insanlardan oluşan öğretim kadromuzla profesyonel yöneticilik eğitimleri ve sertifikası vermeyi planlıyoruz. Her şey insan içindir kavramının önemini böylece yine vurguluyoruz...

Vakıflarla ve Derneklerle Olan İşbirliği...

Vakıf ve dernekler sivil toplum kuruluşları içerisinde şu anda Türkiye’de en fazla sayıda olan kuruluşlardır. Vakıf ve derneklerin önemi üniversiteliler açısından da yadsınamaz. Birçoğu öğrencilerimize burslar ve eğitimler vermektedir. Çeşitli ödüllerle başarılı olan öğrenciler ödüllendirilmekte ve insanlara farklı olduklarının mutluluğu yaşatılmaktadır. İstanbul’da özellikle Boğaziçi Yöneticiler Vakfı, Bilim Sanat Vakfı gibi vakıflar vakıflar etkinlik gösterirken Türkiye genelinde ise Türk Eğitim Vakfı, Eğitim Gönüllüleri Derneği gibi kuruluşlar öğrencilere destek vermekte ve üniversitelerin sivil toplum ayağını oluşturmaktadır. Ve yine İstanbu’da Gelişim Platformu gibi üyelerinin profesyonel gelişimlerine katkı sağlayan sivil toplum kuruluşları vardır. Bu tarz kurumlarla ilişkilerimizi geliştirip bunların üniversitelerle olan bağlantılarını sağlamak ve geliştirmek yine bizim görevlerimiz arasındadır...


Yurt Dışına Öğrenci Gönderme...

Her Türk öğrencisi kişisel gelişimi açısından yurt dışına her ne nedenle olursa olsun kesinle gitmelidir. Eskiden askerliğini yapmayana kız verilmezdi, şimdi öyle bir devire gelindi ki, neredeyse yurt dışına çıkmayana kız verilmez oldu. Halkımız bile bunun önemini anlamışsa üniversiteliler olarak bizler bunun önemini daha çok kavramalıyız. Şu anda bir üniversite öğrencisi için yurt dışına gitmek çok kolay. Öğrenci değişim programları ve yüksek lisanslardaki kolaylıklar bunun önünü açmıştır. Bu konuda Avrupa Birliği Türkiye’ye çok ciddi yardımlarda bulunmakta ve projelerde çalışmak isteyen öğrencileri yurt dışına göndermektedir. Ancak bütün bunlardan araştırmayı sevmeyen türk öğrencisi çok haberdar değildir. Bu nedenle öğrenciler arasındaki bu küresel iletişimin öncüleri olmak ve onları bu durumlardan haberdar etmek yine bizim görevimiz ve hedeflerimiz arasındadır.

Sonuç olarak bizim projemiz kendini besleyen, çağın dinamiklerini yakından takip eden ve onlarla etkileşim içerisinde olan bir projedir. Amacımız sevgi, kardeşlik, birlik ve beraberlik ortamının Türk Gençliği’nde oluşmasını sağlamak, bütün öğrencilerin sedef olmaları yolunda farklılıklarını ortaya çıkarıp onlara ekstra değerler yüklemek ve holistik bir bakış açısı kazandırmaktır...

MUSTAFA KAVAS, AĞUSTOS 2006, İSTANBUL

Sevgili öğrencim Mustafa'ya ve proje ortağı İbrahim'e muhteşem projesi, inceliği, yaratıcı fikirleri, emeği, değerli girişimi için tekrar teşekkür ediyorum. Bu projeyi buradan umut içinde yayınlıyor, sizin ve bütün üniversitelilerin dikkatine sunuyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 279
Toplam yorum
: 169
Toplam mesaj
: 78
Ort. okunma sayısı
: 2473
Kayıt tarihi
: 09.09.06
 
 

Dr. Fahri Karakaş, Londra’da University of East Anglia’da görev yapmaktadır (Norwich Business Sch..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster