Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Temmuz '06

 
Kategori
İnternet
Okunma Sayısı
435
 

İnternetteki 'sır'

İnternetteki 'sır'
 

Eskiler söz uçar yazı kalır derlermiş, teknoloji yazıyı kalıcı olmaktan çıkardı. Düşünsenize tek bir "tık" hareketiye hepsi hiçliğin bir parçası oluyor. Sanırım teknolojinin hayatımıza getirdiği yüklerden birisi de bu, yaşanmışlıkları o kadar hızlı tüketiyor ki, bazen elimizde hiçbir şey kalmıyor.

Sevdiklerimize bir şey mi ileteceğiz, bizim için birileri tarafından hazırlanmış her türlü bayram, seyran, doğum günü, haftabaşı, aybaşı, yılbaşı mesajlarından gönderiveriyoruz oluyor bitiyor. Çok sevdiğimiz ya da değer verdiğimiz için seslerini duymaya gerek görmeden mesajla gideriveriyoruz hasretimizi. İnterneti de unutmamak lazım. Bir taraftan kendini tam da istediğin gibi başka hiç bir dışsal faktör olmadan dillendirebileceğimiz ya da birini bu şekilde tanıyabileceğimiz ortamı sağlarken, diğer taraftan bütün bunların tamamen "uyduruk" olabileceği riski ile karşı karşıya bırakıveriyor bizi...

Ruhsal izdüşümleri olan yazılarını bile bilmediğimiz kişilerle seçtiğimiz yazı karakterleri ve iki nokta parentez kombinasyonları ile aşklar, arkadaşlar, dostluklar kurduk. Kendi korkularımıza, umutlarımıza, hayallerimize açarken kapılarımızı, orada başka insanların zaafları, hayalleri, umutları ile karşılaştık.

Hep şikayet ettiğimiz "rollerini bizim dağıtmadığımız ve iyi rollerin kapıldığı" hayat sahnesinde verilen ikinci bir şansmış gibi değerlendirdik bu fırsatı. Yerçekimi olmayan mekanlarda yapılan yürüyüşler gibi, bilgisayar ortamı gerçekliğin ağırlığından arındırıyordu sanki bizi...

Ve istediğimiz rolleri alıverdik, yaşadığımız hayattaki tortularımızı bir kenara bırakıp olmak istediğimiz kişiliklere bürünüverdik. Kimlik bilgilerimizden, karakter özelliklerimize kadar herşeyimizi değiştirdik. Gerçek hayatta kendi halinde, etliye sütlüye karışmazken birer cengaver olarak çıktık sanal alemlere. Olmak istediğimiz kişi / yer ile olduğumuz kişi / yer arasındaki aşılmaz uçurumu aşmaya yarayan köprümüz oldu sanki.

Peki kimi kandırdık, karşımızdakini mi kendimizi mi? Bilirsiniz aynayı camdan ayıran şey arkasındaki "sır"dır. Sonunda anladık ki burası bir ayna "sır"ın kendimiz olduğu bir ayna. Hiç tanımadığımız, belki de hayalden ibaret insanlara nasıl davrandığımız, kuytumuzda saklı bizi, aynanın altındak "sırı" göstermiyor mu?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 4
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 913
Kayıt tarihi
: 26.07.06
 
 

İnsanlar gençken yapacakları, yaşlıyken yaptıkları ile tanımlıyorlar kendilerini. Ben şu anda ortada..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster