Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Mart '08

 
Kategori
Tiyatro
Okunma Sayısı
4328
 

Ionesco'dan gergedanlar

Ionesco'dan gergedanlar
 

Ionesco bir isim bulmuş ve gergedan demiş onlara ama her zaman yaptığı gibi tanımı da sorunu da çözümü de bizim yorumumuza bırakmış.

Peki nedir gergedan, kimdir? Herkes farklı her şey farklı bu dünyada, o yüzden tek bir tanım bulmak zor ama benim de anlarım var ki insanların alnında bir boynuz belirdiğini gördüğüm ve “Hi!Bir gergedan” diye korktuğum.

İletişimsizliği, anlatamamayı anlayamamayı erkenden çok yakınımda tanıdım. İkimiz de Türkçe konuşuyorduk oysa ve ben gayet açık cümleler kuruyordum ama anlaşılmıyordum. O konuştuğum Türkçe’miydi, neydi? O da beni dinler gözüküyordu ama kelimeler benim ağzımdan çıkıp onun kulağına varana kadar kimbilir ne yollardan ne dönemeçlerden geçiyordu da evrilmeler yaşıyordu. Çünkü karşıda sonuç bulan benim cümlelerim değildi. Belki de dinlemek sadece kulaklarını açmak değildir, o bana hep kapalıydı. Ortak bir dil olarak Türkçe yetmiyordu, ortak bir sevgi diline ihtiyacımız vardı ama nerede? Ben büyüdükçe, o büyüdükçe anlaşmazlıklar da büyüdü. Nasıl olabilir de bu kadar farklı olabilirdik? Elbette farklı olacaktık, ben bunu kabul ettim, farklı da olsak birbirimizi sevebilir, konuşabilirdik ama o asla farklı olmayı kabul etmedi. Onun gibi düşünmüyorsam, onun dediklerini yapmıyorsam niye sevsindi ki beni? İşte o zaman her şey kontrolden çıktı ve neredeyse nefret başladı, ben de ilk korkumu yaşadım, “Hii!Bir gergedan” .

Farklıydık elbette ama ben kendimi daha da farklı hissediyordum sanırım. Ortaokulda da lisede de iyi arkadaşlıklar kurmama rağmen yalnızdım. Kendimi anlatamadığıma, oysa beni bir anlasalar ne güzel şeyler olacağına inanıyordum. Hele lisede, bir garip Berenger’dim o zaman. Derslerim yalnız, tenefüslerim yalnız, ödevlerim ıssız. Ben başka bakıyordum dünyaya çünkü ama onlar tam da bir liseli gibi bakıyorlardı(?). Anlatmaya çalışıyordum ama hepsi bana göre saçma sapan şeylerle uğraşıyordu. Benim bir hedefim vardı, hayallerim… yaptığım her şey bunlar doğrultusunda ilerliyordu ama onlar bomboştu ve fark ettiremiyordum onlara; “Deriniz giderek yeşilleşiyor, bir doktor çağıralım…Kim kendi isteğiyle bir gergedan olur ki?” Duyuramıyordum sesimi, sonunda da vazgeçtim zaten, çünkü ben üniversiteyi kazanacaktım, İstanbul’a gelecektim ve tiyatro yapacaktım, değişecekti dünya(m).

Asla yazmam derken bir özel üniversite yazdım ve burslu bir azınlık olarak parayla okuyan çoğunluk arasına karıştım. Dışlanabilme, hor görülme ihtimalleriyle korkutuldum ama pek de umursamadım onları, beni de anlayan olurdu elbet. Korktuğumuz başımıza da gelmedi, bursluyum diye dışlanmadım, burslu olmak bir meziyetti hatta. Ama korkmadığım dahası hiç aklıma getirmediğim bir şey geldi başıma. İnsanların maddi güçleri kültürlerini bile değiştirirmiş meğer. Benim o insanlarla kültürüm farklıydı. Yemek yeme anlayışımız, eğlenme anlayışımız, arkadaşımızı sevişimiz, mutlu oluşumuz bile ayrıydı. Yine bir Berenger’dim aralarında, neyse ki bu kez öyle çok umursamadım, çünkü tiyatro vardı ve tiyatroda beni anlayan insanlar vardı. Sahneden seslenebiliyordum insanlara, umut veriyordu bu.

Derken korkunç bir olay yaşandı. Hrant Dink vuruldu. Kimlerin vurulduğunu görmüştü bu ülke, neler yaşamıştı. Ben de biliyordum çoğunu, dinlemiştim ya da izlemiştim televizyonlardan ama ilk defa anlıyordum, bu kadar korkunç bir şeymiş bu. Bir insan sadece düşüncelerini açık ettiği için acımasızca öldürülmüştü. Hem de bu insan barış yanlısıydı, kardeşlik istiyordu, bu ülkeyi seviyordu, ne olursa olsun gitmiyordu. Adı Hrant’tı ama kimileri onu Fırat diye çağırıyordu, Fırat’ı kullanmak zorundaydı ne yazık ki. Ama Fırat olarak da Hrant olarak da yaşatmadılar onu, izin vermediler bir kelime daha yazmasına. O zaman içim öyle acıdı ki döndüm baktım dünyaya, ülkeme, tarihe… Her şeyin başı bu kör olası milliyetçi tavırlar değil miydi? Dedemi memleketi Makedonya’dan ayıran, babama sefillik çektiren, halamı sahneden indiren faşizm değil miydi? “Faşistlere inat, kardeşimsin Hrant” diye bağırdığımın ertesi günü etrafta bir sürü beyaz bereli, boynuzlu insanlar gördüm, hepsi bıyık altından “bırr”lıyordu.

Derken fiziksel şartlar nedeniyle yurdumu değiştirmek zorunda kaldım. Şartları kötü ama insanları iyi olan devlet yurdundan özel okulumun özel yurduna geçtim ve anladım ki okuldaki gergedanlar hiçbir şeymiş. Ben derslerime yetişeceğim ordan tiyatroya koşacağım, gelince de bütün gece ders çalışacağım kitap okuyacağım diye kendimi yırtarken kızlar tüm gece televizyon izliyor ve sabah yorgun düştüklerinden okula gidemiyorlar. Akşam vakti de o bar senin bu bar benim… Bir de sevgililileri… İnsan niye biriyle birlikte olur? Bütün gün telefonda kavga etmek için mi? “Aşkım ben de falcıya inanmadım zaten, sana da o salak falcı diye anlattım, buna mı kızdın şimdi?..... Bana güvendiğini söylüyorsun sonra da yanında kim var doğru söyle diyorsun, ben miyim suçlu ben miyim?” Konuşmalara daha fazla örnek vermek istemiyorum. Ben kara kara işe mi girsem, tiyatroya mı devam etsem diye düşünürken kızların birbirlerinin fiziksel güzelliklerini yarıştırdığını hiç söylemiyorum. Onları nasıl dünyaya kazanırdım ne yapabilirdim bilmiyorum ama sonuçta boynuzları bana çarpmıyordu ve ben dünya güzelleşsin diye tiyatro yapıyordum zaten. Ama bir gece… O kızların resmen boynuzlarını gördüm ve üzerime son sürat koştuklarını. Yapabileceğim hiçbir şey yoktu, onlar çoğunluktaydı, sesimi çıkarırsam yaralardı biliyorum. Birine şikayet etsem ben suçlu olurdum. Gergedanlar sarmıştı odamın dört bir tarafını ve ben artık Berenger’den de zavallıydım.

Aşk sevmek değil midir? Seversen sevilirsen multu olmaz mısın? Ama dil biçimleri kadar sevgi biçimleri de farklıymış. “Ben seni seviyorum” diyorsun, o da “Ben seni seviyorum” diyor ama ikisi aynı cümle değil, bunların aynı olduğunu kimse iddia etmesin. İki insan arasında iletişim belki de imkansız. (ama yoo, ben bu kadar ümitsiz değilim, benim hala umudum var)

Doğduğum büyüdüğüm ev bana yabancı mı gelecekti? Babam beni anlamayacak mıydı? Ama ben güzel şeyler yapıyordum, yaramazlık etmiyordum ki. Üniversiteye geldim geleli büyüdüm değiştim, yeni hedefler koydum yeni bir hayat kurdum kendime. Bu beklenir bir süreçti ama ailem bu sürece zıt mı düşecekti? Ben böceğe dönüştüm ama onlar aynı kaldı sanki, evde küçük bir böceğim şimdi. Ne olursa kendi hayatımı isteğime göre kendim kuracağım diyorum ama benim yanımda annem babam çok büyük, parmaklarıyla azcık bastırsalar olduğum yerde sayarım, yürüyemem gibi geliyor. Şimdi de evde bir garip Gregor Samsa’yım.

Gergedanlar çirkin, ürkünç bazen zarar verici, yaşamı engelleyici ama ben sonuna kadar dayanacağım. Hiçbir zaman da beğenmeyeceğim kalınderililiği ve ben Berenger kadar yalnız değilim bu yolda. Çünkü biliyorum ki tiyatro var oldukça, sanat var oldukça umut da yaşayacaktır.

Benim Gergedanlar üzerine yorumum böyle. İTÜ Sahnesi olarak bu yıl absürd tiyatro çalıştık ve Eugene Ionesco'dan Gergedanlar oyununu hazırladık. Ionesco'yu tanımak ve "gergedanlaşmak" kavramı üzerien düşünmek bizim için çok farklı bir süreçti. şimdi yaptıklarımızı sizlerle paylaşma zamanı. Oyunumza hepinizi bekleriz.

İTÜ SAHNESİ "GERGEDANLAR"

8 Nisan 2008 Salı İTÜ Maslak Kampüsü KSB Oditoryum
9 Nisan 2008 Çarşamba İTÜ Maslak Kampüsü KSB Oditoryum
15 Nisan 2008 Salı İTÜ Maçka Kampüsü G Amfisi
22 Nisan 2008 Salı İTÜ Maslak Kampüsü KSB Oditoryum
24 Nisan 2008 Perşembe İTÜ Maslak Kampüsü KSB Oditoryum

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

bu kadar nitelikli bir yazı okumak mutlu etti beni. ayrıca yazın diline de kocaman bir alkış...

Doğan Durgun 
 25.03.2008 23:53
Cevap :
bu yorum da beni çok mutlu etti,çok teşekkür ederim. sevgiler...  26.03.2008 3:23
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 39
Toplam yorum
: 104
Toplam mesaj
: 39
Ort. okunma sayısı
: 2823
Kayıt tarihi
: 29.12.06
 
 

Sinema ve Televizyon bölümünde okuduğumdan sizinle sinema üzerine hasbihal etmeyi düşünüyorum... Si..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster