Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ekim '12

 
Kategori
Aile
Okunma Sayısı
482
 

İpek saçlarını alıp elime sevgili kardeşim, anlatılmamış masallarda yolculuğa çıkalım seninle

İpek saçlarını alıp elime sevgili kardeşim, anlatılmamış masallarda yolculuğa çıkalım seninle
 

Kardeşlik çok dengesiz bir duygudur. Eğer aklınız eriyorsa, doğduğunda normal olarak hak ettiği ilgiyi kardeşinize gösteriyorlarsa maaile, aklınızdan kardeşinizi yok etmeye dair türlü türlü planlar geçer. Kimi zaman annenizin balkona kurduğu salıncakta kardeşinizi gülen yumuşak yüzünüzün maskelediği taştan kalple söylene söylene sallar neredeyse aşağıya atmaya çalışırsınız(kaza süsü vererek).

Kimi zaman avucunuza aldığınız sakızı daha 2 aylık kardeşinizin kafasına yapıştırışınız..sonra da; “aaaaa ben onu seviyordum yalnışlıkla oldu” dersiniz!! Herkes bebeğin başucunda beklerken çıplak ayaklarla kapının pervazına örümcek adam gibi tırmanıp takla atarken kafa üstü düşer ve evet ilgi çekersiniz ama bir de üstüne azar işitirsiniz şansınız varsa dayaktan yırtarsınız.

Ama ağladığında ciyak ciyak, garip bir hal alır, allak bullak olur yüzünüz. Bir şeylerin ters gittiğini anlar düşündükleriniz için vicdan azabı çekersiniz. Ama kardeşinizin mutlu anlarında bu vicdan duygusu hemen geçer, vicdan yaptığınız için kendinize kızarsınız.

Ben kardeşimi kıskandım evet hem de çok kıskandım.. öyle ki annem (korkutmak için) ona “şimdi geliyorum oraya göstereceğim sana gününü” deyip de bunu yapmayınca unutunca ya da unutmuş gibi yapınca (aslında hiç yapmayacak) bunu anneme hatırlatan bir kardeştim ben evet !!

Ben kardeşimi çok kıskandım.

Çünkü o hanımefendiydi ben haylaz çocuktum. Çünkü o anneme daha yakındı küçüklüğünden beri ben çok uzaktım. Çünkü o hep akıllıydı, mantıklıydı. Ben ise, uçarı, havai, dünya minare olayını o zamanlardan çözmüş bir çocuktum (hala felsefem budur)!!! Ense ve popo olayını da arkadaşlarım üzerinde hakkıyla yerine getiriyordum…

 

Ben yanımda götürmediğim için sokağa da pek fazla çıkmazdı kardeşim. Hazırlanıp beni beklediğinde hevesini kursağında bırakır vicdansızca kaçardım sokağa.. Allah belamı verdi böyle günlerden birinde, maymun gibi ciyaklaya ciyaklaya oynarken incir ağacından düştüm. Hala bazı durumlarda kafamı o zaman çok şiddetli çarptığım için problem yaşadığımı düşünürüm. Geçen gün 200-196= ? sorusunun cevabını yaklaşık 1 dakika düşünmemi de buna bağladım !!!

Yine böyle onu üzdüğüm bir gün, karşıdan karşıya geçerken bir motorsiklet bana üç takla attırdı.  Dizlerimde hala izi var…

Yine ona kelek yaptığım bir gün; çamura su karmak için girdiğim su dolu inşaat varilinin içinde düştüm (evet o asla hareket edemeyeceğiniz dar alanda düştüm) dudağım patladı. Resmen patladı.

Kardeşimi kıskanıyordum benim başıma gelmeyen kalmadı (onun yüzünden !) o ise hala hanımefendiydi. ,

Evimizin önünde ceviz ağacı vardı. Olgunlaşmamış cevizler acı olurdu, ama yine de yerdik.

Kardeşimi çok kıskanıyordum. Kahverengi aşağılara doğru kıvırcıklaşan beline kadar saçları vardı. Benim saçlarım ise, tülerik ve kabarıktı..

Aradan yıllar geçti.  Büyüdüm, büyüdük.

Hep kavga ettik. Hep ben çekemedim. Hep ben üste çıktım. Ama o da çok pis kışkırtıyordu hayta...

Yeri geldiğinde küçücük yumruğu ile gözlüğümü kırabilen bir kardeşim var benim! Kolay değil! Öyle vahşice birbirimize girerdik ki annem bir keresinde hızını alamayıp bizi fotoğraflamıştı. Attığımı sanıyorlar hala saklarım. Bundan iyi malzeme mi olur otuzlarımızda ?

O hep çalışkandı. Matematiği iyiydi. Ben ise, eğer ki bilinen denklem varsa ki bunu bile bilmiyorum onu bile çözemem. Üniversitede matematik dersinde hoca; “Ne öğrendiğinizi yazın sadece.” dediğinde bile 4 işlemin her zaman anamı ağlatacağını yazmak yerine, Sakarya’nın güzelliklerini ve sosyal hayatın ne kadar monoton olduğunu” anlatan bir kompozisyon yazmıştım. Dersten BA ile geçtim !!!! demek doğru her yerde kazanıyor !!!

O hep çözerdi. O hep asildi, hanımefendiydi. O hep anlamsızca ve bilinçsizce iyiliğimi düşünerek beni anneme ispiyonlardı (canım kardeşim). Günlüğümü ele geçirip anneme vermesi lise 2 zamanlarıma rastlar. Bir ergenin özelliklede benim gibi gidiceam, geziceam, farklı kültürleri taniceam, evlenmiceaağam!!! diye anlamsız ve genellikle yetişkinlerin bir kulağından giren diğer kulağından çıkan söylemleri olan bir ergenin günlüğünün anne tarafında okunması demek buna aracılık edeni yeseniz doymazsınız demektir. Annemle zaten açık olan aramı daha da açmasına mı üzüleyim yoksa şişko, sivilceli, gözlüklü, hatırı sayılır derecede çalışkan olan bir ergenin umutsuz aşk hayatının deşifre olmasına mı kızayım? Umutsuz derken platonik bile değil. Bildiğiniz umutsuz yani.

O hep güzel giyinirdi ben de onun kıyafetlerini giyerdim haliyle. 97 yılında bile teyzeler kuzenler gözümün içine baka baka umarsızca ve hunharca şu kehaneti yaparlardı. “Merve babasına benziyor. Tombik yapılı, bacakları kalın ve kısa halalarına çekicek nihihohihhahaha..." Ama Hilal, (iç geçirme, yüzlerde gülümseme) uzun ince yapılı olucak teyzelerine çekicek (yani kendilerine)” Öyle de oldu. Ne diyeyim oldu işte ? :S

Yine yıllar geçti. Şimdi bana kafamı duvarlara vurdurtan bir aşk yüzünden kardeşimle yaklaşık 2 yıl konuşmadım. Konuşamadım. Bu utangaçlıkla-kızgınlık, pişmanlıkla-umarsız bir yavşaklık durumuydu. 2 yılda kardeşim büyümüştü. Ne güzeldi, hep yüzüne bakmak istiyordum. Dudakları kalemle çizilmiş gibiydi. Saçları çok canlıydı. İpek gibiydi. Parlaktı (kendisi yağlandığı için olduğunu iddia eder hep ama değil ). Çok bakımlıydı. Hep güzel kokardı. Kardeş kokardı. Ama ben ona sarılamazdım. Koklayamazdım. Lanet olası gereksiz bir gurur vardı bende. Sanki yaptığım yaşadığım her şey doğruydu da o bozmuştu. Ben tam bir gerizekalıyım sevgili kardeşim buradan senden özür diliyorum. Kendime de küfür ediyorum. Kendimi senden mahrum bıraktım. Kardeşleri ile gezen, alışveriş yapan, yemek yiyen ablalara hep ezik ezik bakar tramvaylarda, otobüslerde ağlar küfür eder, tüm iyi geçinen abla kardeşlerin ölmesini isterdim.

Et tırnaktan ayrılmaz atasözünü de geçekten bu süreçte yaşadım. Bir yere gidemedim. Kimseleri onun gibi sevemedim. Çünkü ben ondan uzaktım onu özlüyordum. Hep ağlıyordum.

Güzel günlerdeydik. Gülüyorduk. Kardeşimde gülüyordu. Muziptir o çılgındır şakalar yapıyordu.

Bir de babamız vardı. Babamız garip adamdı, gariplikleri bize de sirayet etti.

Ama insan bazı şeyleri bir yere kadar taşır. Bir yere kadar götürür. Götüremedi benim canım kardeşim.

Annemden önce bana söyledi bir gün saçlarının döküldüğünü. Sanki ablalar anneler kadar üzülemez. Dünyam yıkıldı. Koca şirket üstüme yıkıldı sanki. Kıpırdayamadım. Konuşamadım.

Tedavi sürecini sordum. Anlamsız cümlelerle telefonu kapadım. Ortak bile olamadım belki. Annemden de sakladım.

İnsanın sevdikleri için elinden bir şey gelmemesi çok aşağılık bir durum bence. Aslında sen hiç bir şey olmadığını, çok aciz olduğunu anlayıp kendine geliyorsun. Birisi sana okkalı bir tokat atıp kaçıyor. Sen de “Ne oldu lan?” diyorsun. Ama öylece kalıyorsun. Nefessiz, şekilsiz geliyor her şey…

Geçen gün Facebook’da yaptığım, her şeyin ablalardan istenmesi gerektiğine atıfta bulunan esprimin altına “Abla saç.” yazmış. Ben ona tüm saçlarımı veririm. İstanbul'da yağmur yağıyordu. Ağladım...ağladım...ağladım...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 10
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 183
Kayıt tarihi
: 06.08.12
 
 

    ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster