Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Ekim '08

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
363
 

İplerimi verin bana

İplerimi verin bana
 


Gece hilalini çatmış soğuk caddelere...

yalnız ruhların kadehleri devrilmiş sokaklara…sokaklar ıslak. Adımlar düştükçe yollara, korkudan tek tek saklanıyor yıldızlar ve haykırdıkça haykırıyor güneş sevda yangınını.

İstanbul gölgesinde çizdiği hayali bir şehirde atıyor kalbi genç kızın. Suskun caddelerde küt-küt bir avuç yürek. Kırmızı dudakları ve beyaz hayalleriyle harmanladığı düşleri pembe-sıcak. Oysa üşüyordu rüzgara takıldıkça saçları. Elleri değdikçe kıyısına kayıp şehrin, sabah serinliğinde çiy düşüyordu gözlerinden, sevdası kadar saf.

Kırık onca umut döşeli kaldırımlara, onca ayak izi geçmiş yorgun yıllardan. Ağaçların üzerine kazılı isimler kurak toprak görüntüsünde…çatlamış anılar. Ya kazıyanlar sevdayı bu gövdeye? Ölümsüzleştirmek için öldürenler dalları, x, y’yi seviyor derken sevilenlerin gidişi neden?

Bir kalp çizgisi kadar mı aşk?

Halbuki, yirmidört saat yaşıyor genç kız, kayıp kentinde, kayıp sevdayı. Her yeni doğan güneşin kızgınlığına soğuk gecelerini seriyor ve kimsesiz sevişmelerini. -Belki bugün-lere bel bağladıkça küçülüyor odasına sızan aydınlık ve bir göz kapamasında kararıyor hayat.

Bir oyun yazıyor, küçük bir sahnede iki kişilik. Aynadaki “o”, başkasındaki “o”. ve düşünüyor hangisi daha zor diye. Bir bakıyor ki perde açık. Nefeslerini duyuyor yanıbaşında kimliksiz ruhların. Alıştıkça karanlığa, gözler beliriyor tek tek, yanında olmayıp da varlıklarını sergileyenlerin. Asan, kesen, beğenen, yeren ve eller uzanıyor. Kimi şakşak, kimi tokat, kimi bildiği sıcaklıkta. Hangisi diyor gerçek, ya da hangisinde -ben- gerçeğim?

Fonda akortu bozuk bir gitardan öfkeli notalar düşüyor.

Susuyor genç kız. Gözlerinde çiy, yüreğinde kayıp kentin kayıp sevdası…

Sahne ortasında dizlerinin üstüne çökmüş ve çıplak. Dilindeyse sadece son perdenin doğaçlaması;

- Ben maske takmak istemiyorum. Çekin ellerinizi, dilinizden düşen rolleri ezberleyemem. Sadece oyun yazmak istedim ' Gerçeklik' di adı.. Oysa ipler taktınız ellerime, dudağıma, ayaklarıma. Bir avuç yüreğimi lime lime etti kaleminiz. Suskunluğuma ses oldunuz, duruşuma hareket.

Görmek istediğiniz oyun burda açmıyor perdelerini. Herkes kendi sahnesinde yönetmen, oyuncu.

Oynatamadığınız kuklanın ipleri dolaşmadan toplayın bir köşeye.

Ruh kattığınız kukla olmaktansa… kırık kol, tek bacak ve boyanmış gülüşümle küçük bir çocuğun oyuncak sepetinde kalmak istiyorum...

Yalnızlığını ve mutsuzluğunu paylaştığı, korkularında sarıldığı, en saf öfkesinde elinden fırlattığı...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok güzel anlatmışsınız... Yüreğinize sağlık..

papatya altı yüz elli 
 21.11.2008 9:29
Cevap :
çok teşekkürler...sevgi ve güzellikle  21.11.2008 10:10
 

Çok hoş ve güçlü anlatım. Zevkle okudum. O kalabalık şehirin karmaşasında, hayhuyunda kapkacında insanların da var olduğunu, duyguların yaşadığını, sadece maddeye odaklanılmadığını... henüz güzelliklerin, sanatın, romantizmin ölmediğini, bunları yaşatanların var olduğunu bilmek çok güzel... Sevgiyle kal..

Ahmets 
 17.10.2008 15:10
Cevap :
teşekkürler... saygıyla  17.10.2008 15:37
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 88
Toplam yorum
: 186
Toplam mesaj
: 65
Ort. okunma sayısı
: 386
Kayıt tarihi
: 13.11.07
 
 

Nisan -1970 İstanbul doğumlu. Genç Kuşak Aktüel dergisi genel yayın koordinatörü. Haftalık yayımı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster