Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

fisun gökduman kökcü

http://blog.milliyet.com.tr/kokcuffgk

05 Haziran '18

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
194
 

Irabiye...

Irabiye...
 

Çocukluğumun geçtiği köy, Pisi...


.    Başlık size garip geldi, biliyorum... Bu gün size, içimde hep derin yaralar açmış, beni çocukluk çağımda hayatın gerçekleriyle tanıştırmış, dünyalar güzeli bir arkadaşımı anlatacağım. 
 
.    Adı Rabia idi elbette. Ama babamın köyü olan Pisi'de, isimler bir şekilde şiveye uydurulur, kendilerine göre, söylenmesi en kolay olan haline evrilir. Örneğin benim ilk adım olan Fahriye, Vahriye olarak telaffuz edilirdi bu köyde. Rabia da, Irabiye olarak telaffuz ediliyordu. Bu ismin içerdiği anlamdan bihaber Anadolu insanı, çok sık kullanmıştır Rabia adını... Araplar, her yeni doğan kızlarına özel isim aramak yerine, numaralar vermişler... Rabia da, dördüncü demek. Yani dördüncü kıza verilen isim. Ama Irabiye ilk kız çocuğuydu. Dedim ya, ismin anlamını bilmeden koyuyorlardı diye. O'nun adı da, tıpkı benim ilk adım gibi, babaannesinin adıydı. Ben bu gün O'nu, hayatı boyunca çağrıldığı ismiyle anacağım ve yazacağım, Irabiye olarak...
 
.    Küçüktüm, çocuktum... Kendimi bildim bileli, kışları Bencik köyünde, yazları da, okullar tatil olur olmaz geldiğimiz Pisi'de kalıyorduk. Babaannemin büyük bahçesinde, o ağaçtan bu ağaca zıplaya zıplaya geçti çocukluğum. Sıkıldığım zamanlarda dallarına sığındığım dut ağacımı yazmıştım geçenlerde. Bir de incir ağacım vardı benim. O incir ağacı ki, avaz avaz okuduğum şarkıların, türkülerin şahidi...Gün boyu dinlediğim radyo benim okulum, incir ağacımın altı sahnem, kurumuş mısır koçanı da mikrofonum. :) Bu büyük bahçenin hemen altından yol geçiyordu. O yoldan geçenler, benim sesimi duyduklarında, soluklanmak için bir taşın üstüne oturarak mola verip ,beni dinlerlermiş. Küçücük bir kızın, sözlerini tam anlayamadığı için yarım yamalak söylediği, kendine üç-beş beden büyük gelen ağır şarkıları ve türküleri dinlemek, köy insanı için bir eğlence olmuştu sanırım.:) Bazen aşağıdan bana seslenirlerdi, "Vahriye, hu türküyü de söyleyivee gızım" diye...:) İstek alıyordum resmen.:)
 
.    Beni dinleyen biri daha vardı: Irabiye... Ne zaman sahneye çıksam (!) , kısa bir süre sonra bahçenin kapısı açılır, Irabiye nenenin sırtına aldığı Irabiye görünürdü kapıda. Hemen yan komşumuzdular, kapılarımız yan yanaydı... Sesim ilk onlara giderdi her halde... Irabiye, nenesinin sırtında, ellerini çırpa çırpa girerdi bahçeden. Benim incir ağacımın altındaki sahnemin, hemen yanındaki kıl yaygıya otururlar, söylediğim türküleri, şarkıları dinlerlerdi, nene-torun... Ben söyledikçe, Irabiye coşar, alkışlar, çok mutlu olurdu. O'nu mutlu etmek için, ben de boğazım yırtılana kadar söylerdim... :)
 
.    Irabiye ile yaşıttık. Doğuştan yürüme engelliydi. Belden aşağısı hiç gelişmemiş, cılızdı. Neden dolayı engelliydi bilemiyorum, çok ayrıntılı hatırlayamıyorum... Kocaman, siyah, gür ve uzun kirpiklerin çevrelediği, harika gözleri vardı... Bir de durmadan gülerdi o güzel gözlerin içi... O'nu hiç somurtuk görmedim ben, hep güler şekilde hatırlıyorum. Kim bilir, belki ağlardı kimselere göstermeden, ama ben görmedim hiç. Bir de elleri büyüktü biraz, hareket edebilmek için çok kullandığından olsa gerek... Şarkı-türkü faslı bittikten sonra, beş taş oyunu oynardık Irabiye'yle, beni hep yenerdi bu yüzden. Beş taş oyununu bilir misiniz? Bilmeyenler için anlatayım biraz. Taşın birini havaya atarsınız, taş havadayken, diğer taşları yerden almaya çalışırsınız. Tabi düşmekte olan taşı da aynı anda yakalamalısınız. Hele taşın birini havaya attığınızda, yerdeki dört taşı alıp, sonrasında havadakini de yakalamak zorunda olduğunuz kısım var ya, ben hiç beceremezdim orayı :) Ama Irabiye çok güzel yapardı bunu. Biraz büyücek elleriyle, yerdeki dört taşı süpürür gibi toplar, havadaki taşı da aynı anda kolayca yakalardı. 
 
.    Tek arkadaşı bendim galiba. Mahallenin çocukları hiç yanına gelmezlerdi, Irabiye nene de bizden başka yere götürmezdi O'nu. Belki taşımak zordu kim bilir? Nihayetinde yaşlı bir kadındı Irabiye nene... 
 
.    Annemin yaptığı bez bebeklerle oynardık bazen. Bazen kendi bebeklerimizi yapardık ağaç dallarından. Taşlara tutunmuş yosunları sıyırırdım ben, yalancıktan evimize halı yapardık. Boş kibrit kutularından, sedirler, masalar yapardık. Ceviz kabuklarından çanak-çömlek... Hayal dünyamız çok genişti, çerden çöpten oyuncaklar üretirdik durmadan, doya doya oynardık Irabiye'yle...
 
.    Meşe palamudunun meyvesinden fırıldaklar yapardık. Fırıldak döndükçe, çığlıklar atardık sevinçle... Kiremidi taşla ezer, suyla ıslatır, yalancıktan kına yapardık kendimize. Kiremitten kınalarımız bozulmasın diye, elimizi yıkamamak için bin dereden su getirirdik. Çok güzel anlaşırdık Irabiye'yle. Kız kardeşim, canım Emel'im de oynardı bizimle. Çok küçüktü ama çok uyumlu bir çocuktu Emel. O belki hatırlamaz bu günleri. Üç yaşlarındaydı çünkü. Biz üçümüz, vaktimizi böyle geçirirdik işte... 
 
.    Gün geldi, biz taşındık Muğla'ya... Pisi'ye gittiğimiz zamanlarda görüşüyorduk Irabiye'yle Hızla büyüyorduk aynı zamanda... Büyüdükçe, Irabiye'nin gülen gözleri soldu, hüzünlü bakıyordu artık dünyaya... Çocukluğun koruyucu kalkanı olan gamsızlığı yitirmiştik, gelecek bütün belirsizliğiyle karşımızda duruyordu artık. O kaygısız günler bitmişti maalesef. Kim bilir neler düşünüyordu Irabiye, geleceğiyle ilgili?... Kaygıları vardı şüphesiz, hepimizin olduğu gibi. O'nun durumu bizlerden daha da zordu elbette. Bunu şimdi daha iyi anlıyorum.
 
.    Sonra koptuk birbirimizden, istemeden... Benim üniversiteye gidişim, sonrasında evlilik ve mecburi hizmet... Başka bir şehirde yıllarca çalışmam... Koptuk işte...
 
.    Bundan dört yıl kadar önce, Pisi'ye, babamın köyüne gittik eşimle beraber. Çocukluğumun geçtiği yerleri, daha da değişmeden fotoğraflamak istemiştim. Eşim beni fotoğraf çektiğim sokakta bırakıp, köy kahvesine gitti, orada bekleyecekti. Fotoğraf çekimim bittikten sonra, eşimi aradım, beni almaya gelsin diye. Ben de kalça çıkığından dolayı, yarı yürüme engelliyim, baston kullanıyorum. Yürümek acı verici oluyor. Neyse, eşim gelip beni aldı, sonra da çok yorulduğumu ve ağrımın olduğunu fark ettiği için, köy kahvesine götürdü beni, hem biraz dinleneyim, hem de bir çay içeyim diye... Eşim çok girişken ve çok hoş sohbet, dünya tatlısı bir adamdır. Hemen kaynaşıvermiş benim köylülerimle. Köylülerim eşimi yabancı gördüklerinden, sorguya çekmişler hemen tabii ki, kimin nesi, kimin fesi bu adam diye. :) Beni tanıyıvermişler gıyabımda, eşimin anlattığı kadarıyla... "Getir bizim gızı, biz de bi göreem enişte" demeyi de ihmal etmemişler. Köy kahvesine vardığımızda, beni bekliyorlardı. "Vahriye ananın torunu, Halibram'ın gızı " diye, birbirlerine beni tanıttılar. "Çok yaşlanmışın sen ya bizim gız, enişte eyi bakımamış sene" diye şakalaştılar. Çaylar içildi, sohbetler edildi. Sonra, kahvenin yanındaki dükkândan bir adam geldi yanımıza. Hemen tanıdım. Irabiye'nin amcası Mehmet ağabeydi bu adam. Irabiye'yi sordum nasıldır diye. "İki yıl önce öldü Irabiye, bizim gız" dedi Mehmet ağabey. Dünya başıma yıkıldı sandım. "Çok genç ama" dedim. "Anası ölünce, u da gitti vardı ardından, dayanımadı gahrından" dedi... Söz bitti!!!...
 
.    Kalktık, eve geldik... Hüznüm beni günlerce bırakmadı, çocukluğumu kaybetmiştim, daha ne olsun? O anılar, günlerce gözümün önünde uçuştu durdu. Kâh ağladım, kâh güldüm. O günden beri Irabiye'yi yazmak istedim ama, yazamadım. Elim bir türlü varmadı yazmaya... Ama acı verse de, daha fazla  ertelemek istemedim. Dünya hali ne de olsa. Böyle güzel gözlü, güzel yürekli bir kız geldi geçti bu dünyadan, acılarını bal eylemeyi bilen... Bilinsin istedim, tanıyın istedim... Bu gün de gözyaşları eşlik etti kalemime, kağıdıma... Yitirdiğimiz çocukluğumuza bir ağıt yaktım, satırlarımla... Ve yitirdiğimiz nice güzel insanlara...
 
.    Hoşça kalın...
.
Dr.F.Fisun Gökduman Kökcü---Muğla-Menteşe---05.06.2018
Fotoğraf çekimi: F.Fisun Gökduman Kökcü
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Irabiye, arkadaşın Fisun hanım yazmış seni okurken ben de ağladım gecenin bu vaktinde. Dayanamadın ananın yokluğuna ve arkasından sen de gittin, nasıl gittin ya, engellisin de üstelik. Irabiye, çocukluğunuzu okurken ben de çocukluğuma gittim, benim hiç oyuncağım, bir bez bebeğim bile olmadı. Oyun oynamaya izin vermezlerdi ki. Şimdilik bu kadar. Seni kaleme alan arkadaşın Fisun hanıma teşekkürler...

Yurdagül Alkan 
 10.06.2018 0:46
Cevap :
Yorumunuzu okurken,benim de gözyaşlarım akmaya başladı gene,gecenin bu saatinde.Çok sulu göz oldum ben bu aralar Allah'ım...Uyku tutmadı,kalktım...Baktım ki yorumlar gelmiş değerli arkadaşlarımdan,baktım ki Irabiye'ye ağlamış,güzel yürekli Yurdagül hanımcığım,başladım ben de ağlamaya...Çocukluk gitti,geri gelmez.Ama yeterince yaşanamadıysa,ne üzücüdür.Çocukların en büyük hakkı,oyun oynamaktır.Sizin çocukluğunuz için de ağladım,kendi çocukluğum için de...Irabiye ağlattı bizi,nurlar içinde yatsın.Son derece duygusal yorumunuz için,yürek dolusu teşekkürler sevgili Yurdagül hanımcığım.Sevgi ve selamlarımı yolladım yüreğimden.Sağlıcakla kalın....  10.06.2018 3:08
 

Çookk hüzünlü bir anı okudum. İsyan sardı ruhumu Fisun hanımcığım. Adaletsiz dünya işte... Gözleri ışıklı Irabiye’nin solan bakışları içimi parçaladı. Nasıl güzel anlatıyorsunuz, nasıl güzel! Şimdi ağlıyorum da kelimeler yetersiz yazıya dair iki lafa. Sevgilerimle...

Tuğba Şardan 
 07.06.2018 13:52
Cevap :
Hüzün mevsimimdeyim nedense.Dağıtmak için bu hüznümü,epey çabalıyorum.Ama hep hüzünlü anılarım aklıma gelip duruyor.Irabiye de geldi takıldı günlerce,yazmamak için kaçtım durdum ama olmadı.Yazdırdı illâ ki kendini.Sizi de hüzünlendirmişim,üzüldüm şimdi,affedin beni.Teşekkür ederim Tuğba hanımcığım.Güzel yüreğinize sevgiler yolladım selamlarımla beraber.Sağlıcakla kalın...  07.06.2018 19:00
 

Beş taş oynarken gördüm sizi Irabiye ile, benimde elleri kocaman olan bir arkadaşım vardı daha avantajlı oluyorlar ve bende kazanamayanlardandım. Irabiye...üzdü :( bizde de Radiye adına Iradiye denirdi benzerlikler var yine hayatlarımızda.Bu anıları yazarken ne kadar zorlandığını içinin yandığını tahmin etmek zor değil.Ağlayarak yazıp paylaşamadığım pek çok yazı var.Ahhhh geçmişin paslı sandığından çıkagelen tarifi zzor anılar. Rabia, cennetinde huzurlu yaşasın.Yüreğine sağlık Füsun Ablacığım, sevgiler yolladım yüreğimden yüreğine...

emine gezkin 
 06.06.2018 14:44
Cevap :
Çocukluğumuz ne güzelmiş değil mi canım benim?Hazır oyuncaklarımız yoktu ama daha güzel oynardık sanki.Beş taş oyunu ne güzeldir.Anıları yazmak zor hakikaten.Acıları yeniden yaşıyor insan,hüzünleniyor,ağlıyor.Ama yine de yazmak istiyorum ben elimden geldiğince.Yarınlara bir şeyler kalsın ardımdan diye.Radiye'nin Iradiye okunması da aynıymış burayla.Pek çok şeyi benziyor zaten Muğla ile Denizli'nin.Hayatlarımız benziyor be güzel kardeşim seninle,ne güzel.Sevgi dolu yürekli Emine'ciğim...Teşekkür ederim.Sevgilerimi yolladım yüreğimden,sana ve can ailene.Öptüm hepinizi,sağlıcakla kalın canlarım...  06.06.2018 18:08
 

Fisun Hanım, dut ağacı, incir ağacı altında çoğu zaman geçirmek bu anılar hiç bitmez sanırım. Madem çanlı bi anıyı anlattınız Size yolladığım sanırım www.kendikendim.wordpres.com da (Resimli düz yazılar.) bölümü ikinci sırada (Beş kere yedi otuzbeş değil mi Cemile) yazımı lütfen okuyun, hiç unutamam. Seğlık, esenlik dileklerimle hoşça kalınız gari.

Şahin ÖZŞAHİN 
 06.06.2018 0:18
Cevap :
Sizin e-kitabınızı kısa yola kaydettim,sindire sindire okuyorum.Çünkü hemen bitsin istemiyorum.Biterse tekrar okuyacağım,eminim.Cemile ile olan anınızı daha önce okumuştum ama bir daha dönüp okudum.Çocukluk arkadaşları ile olan anılar hiç unutulmuyor,hele acı olanlar,asla!Cemile ile olan anınız beni çok üzmüştü.Üniversitede iken,intaniye stajımda,kuduzdan ölen bir hastayı,ölümüne kadar takip etme bahtsızlığına uğramıştım.Bahtsızlık diyorum,çünkü asla iyileşmeyecekti ve siz onun korkunç ölümününe giden yolu adım adım takip ediyor ve sonsuz acılar çekmesini görmek zorunda kalıyorsunuz.Cemile anınız,bende de bu anıyı hatırlatmıştı.İleride bu anımı yazacağım ama şimdilik güç bulamıyorum kendimde.Bu duyguları anlatmak ve aktarmak çok zor çünkü...Irabiye ile olan anımı anlatırken de çok zorlandım.Acı verici idi.Anıları yazmak gittikçe zorlaşıyor,yaşlılıktan her halde,yürekler daha mı yufka oldu ne?Teşekkür ederim değerli şairim.Saygı ve selamlarımla...  06.06.2018 8:49
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 201
Toplam yorum
: 512
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 266
Kayıt tarihi
: 24.08.11
 
 

Evli ve bir oğul annesi, emekli tıp doktoruyum. Paylaşacağım linkte, halk müziği ile ilgili çalış..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster