Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Aralık '10

 
Kategori
Yurtdışından Bildiriyorum
Okunma Sayısı
15473
 

İran'da, Türkmen Alevilikleri ve Kızılbaşlık

İran'da, Türkmen Alevilikleri ve Kızılbaşlık
 

Muhammed Rahmani, İran Şiiliği ve Türmenlerin Aleviliği üzerine söyleşti.


Muharrem Ayı ve Önemi

"Şehrullahi'l-Muharrem" olarak meşhur olan, yani "Allah'ın ayı Muharrem" olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır.


“Muharreminiz mübarek ola, yürekleriniz sevgi dola dostlarım

İRAN'DAKİ ŞİİLİK TÜRKMEN VE TÜRK ALEVİLİĞİ

Şiilik denince akla ilk gelen ülke, İran’dır.

İran'ın ulusal dini olan Şiilik 6. İmam Cafer'in buyruğu olarak şekillenen Muteşşeriye Şiiliğidir.

Safevi Devletinin İran'da iktidara gelmesi ve uzun süre iktidarda kalmasıyla da, Kızılbaş Aleviliği, 17. yy. da Şah Abbas zamanında tasfiye sürecine girmiştir.

Kızılbaş Aleviliği günümüzde ise, tamamen yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır.

İran ve Türkiye tarihsel, dinsel, kültürel ve ekonomik olarak Humeyni iktidarına kadar birbirine benzeyen iki ülke olmakla birlikte şu andaki İran rejiminde hakimiyet teokratik devletindir.

Etnik ve coğrafi yakınlık kültürel etkilenmeyi beraberinde getirmiş ve birbirlerini zaman sürecinde siyasi olarak da etkileyebilmişlerdir.

Kimi süreçlerde, iki ülke devletler arası çatışma ve rekabet çerisinde olsalar da, iki ülke günümüze kadar kültürel olarak birbirlerini etkilemeyi de başarıyla sürdürmüşlerdir.

Son zamanlarda ya cehaletten ya da kötü bir din istismarcılığından dolayı, Türkiye'deki Alevi-Bektaşi anlayışını, İran Şii anlayışına yaklaştırmak isteyen bir yaklaşım görülmektedir.

ALEVİ-BEKTAŞİ ANLAYIŞI İLE İRAN'IN MUTEŞERİYE Şİİ ANLAYIŞINI BİR POTAYA KOYMAK, BENZEŞTİRMEK KESİNLİKLE YANLIŞTIR.

Hatta benzeştirmek şöyle dursun İran yönetimince yasaklanan murtat (mundar, pis) sayılan ve öldürülmesi caizdir diye fetva verilen Kızılbaşlık-Alevilik, İran'da kendisini takiyye yöntemi ile gizlemek zorunda kalmıştır.

Özellikle Türkiye'deki Alevileri, İran Şiiliği ile ilişkilendirmek ihanet değil, esas itibarıyla bir cehalettir.

ŞİİLİK;

Ali-ibn Talip ve onun hilafetini Muhammed Peygamberin tek yasal varisi kabul eden çeşitli akımların ve tarikatların genel adıdır.

BUGÜNKÜ İRAN ŞİİLİĞİ;

6. İmam Cafer Sadık'ın buyruğu ile şekillenmiş olması, 12. yy. da Arabistan'da siyasi hakimiyet mücadelesi veren Ali taraftarlarının siyasi etkisiyle de gruplaşmasıdır.

Şiilik; 15. yy a kadar ancak Güney Irak (Küfe, Basra) Rey, Kum, Mezandar'da kendine taban bulmuştur. Ancak iktidarlaşamamıştır.

Musul'da, Hamadan'da, İran'ın bir kısmında “Ali Büye” Beyliği bunlardandır.

Sünni İslam mensupları ile Şafi mezhebi ve Kızılbaş Alevilik mensupları Kazvin, Saver, Ebher, Zencan, Mezdapan, Tebriz, Erdebil, Isfan ve bir çok bölgede karışık iç içe yaşamışlardır.

İran'ın resmi mezhebi, Safevi Şahı Şah İsmail'den bu yana, Şiiliktir.

İran’ın 12 İmamlı Gulat (Gali) Kızılbaş-Bektaşi anlayışı Şah İsmail tarafından resmi olarak ilan edilmiştir.

İran'da buna Kızılbaşiye denmektedir.

Fars İslam Cumhuriyetinin ilan ettiği 12 İmamlı Şiilik ise müteşerriye Şiiliği yani Caferiliktir. ( Caferi İmami) Caferi din adamları Kızılbaş- Bektaşi anlayışını reddeylerler.

Bu iki anlayışı birbirine karıştırmamak lazımdır. Bu olgulara rağmen kendisini Caferi sayan Aleviler vardır.

Bunun birkaç nedeni vardır. Aleviler ramazan ayında oruç tutmazlar, tutarlarsa muharrem ayının ilk 12 günü tutarlar, namaz kılmazlar kılanlarsa da Caferi fıkhına göre kılarlar.

12 imamcılık şeklen benzerliklidir. Kızılbaş anlayışının İran'da iktidar olmasının sebebi; Batı İran'da, yani Azerbaycan’da çeşitli düşünsel akımların birleşerek ortak hareket etmeleridir.

Erdebil Şeyhi Safi'nin kurduğu tarikattan olan Şeyh Haydar 15 yy.'da bu birliği sağlamıştır. Bunlar: Hurifilik, Nektovilik, Hürremilik (Kızıleyinler), Vahdet-vucut. Melametilik, Sofular, Bektaşilik, İşraf felsefesi, İsmailiye (Karmati) liktir.

Bunlar Şah İsmail tarafından siyasal eylem birliğine dönüştürülerek, Kızıl baş hareketini oluşturmuştur ve devletleşmiştir.

Bu dönemden sonra tasavvuf hızla gelişmiş, Kızılbaş anlayışla adeta bütünleşmiştir. Esasında, tasavvuf anlayışı tam olarak Kızılbaşlığı ifade etmese de iktidarın gücüyle bu gelişme oluşmuştur.

Sofuluk ve tasavvufun bu dönemde birbirine karışması, Kızılbaş iktidarı saran başka bir tehlike olmuştur.

Farsi olan sofuluk (molla) hareketi gelişmiş ancak Kızılbaşlar tarafından ilk oluşum ezilmiştir. Daha sonra sofuluk anlayışı düşünsel planda tasavvufu dışlamış, bu şekillendirmeyi aslen Farsi olan Muhammet Baki Mevlis (1627-1699) yıllarında yapmıştır.

Şah Abbas zamanında Kızılbaş anlayış tamamen dışlanmıştır. 12 İmamlı Caferi mezhep benimsenmiştir. Kızılbaş olanlar başkent Isfahan'dan sürülmüşlerdir. Bunların çoğu öldürülmüştür. Yasaklar getirilmiş, “Hü” sözcüğünü çağrıştırdığı için halkın “Yahu” demesi dahi yasaklanmıştır.

Teolojik siyasal ve askeri olarak dışlanması ile iyice zayıflayan Kızılbaşlık anlayışı İran'da hala yasaktır. Erkekleri öldürmek kadınları tövbe edene kadar hapiste tutma cezası uygulanmaktadır.

17.yy'da bütün Azeriler Kızılbaş iken, şimdi bu oranın %10-%20 civarında olduğu sanılmaktadır.

Tam sayıları bilinmemesine rağmen İran'ın tümünde %3 civarında olduğu tahmin edilmektedir.

Her şeye rağmen İran'da Azeriler Kızılbaş geleneklerini korurlar.

Milli çalgıları sazı ve dillerini severler. Gerçekte kimin Kızılbaş, kimin Caferi olduğu bilinmez. Caferilere karşı takiyye yaparlar. %90’ı laiktir.

Sosyalist ve sosyal demokrat görüşleri savunurlar.

Tek eşlilik ve kadın haklarında çağdaş düşünceleri savunurlar.

Konulardan biri de Anadolu Aleviliğinin kültürü ve değer yargılarıdır.

Anadolu Aleviliği ile İran Şiiliği arasında benzerlik kurmak isteyenlere karşı tavırları açık ve nettir.

Bu vesile ile İslam dinini benimseyen, Arap, İrani ve Türki halklarının Alevilik ve Şiilik anlayışına bakmak daha uygun olur.

Türki kol, düşün olarak Panteism (Vahdet-i Vücut) Hurifilik, İşraf felsefesi vs. sentezinden oluştuğu için büyük parlak bir literatür ortaya koymuştur. (Nesimi, Şah Hatayi, Fuzuli vs.).

İrani kol, (Fars-Kürt, Lek Guran) ise daha fazla derviş ve mistik gelenek hakim olmuş felsefe ve edebiyat zayıf kalmıştır.

Türki kol, sosyal hareketlerin ve demokratik başkaldırının bayraktarı olmuştur (Hurremilik, Hurifilik, Haydarilik, Kızılbaşlık, vs. ).

Bu gelişmeler etrafında Türki kol, Karakoyunlu, Safevi, Avşar, Kaçar'lar adlarıyla devletleşebilmişlerdir.

İrani kol, ise, 1979'a kadar sofu ve dervişlik geleneğini aşamamıştır. 1979 da İrani kol iktidarlaşmıştır.

Türki kol, liberalizm, sosyalizm, komünizm düşüncesini adeta tekeline alırken, İrani kol daha muhafazakar siyasal anlayışlarda kendini bulmuştur.

Türki kol, İrani ve Arap Şia anlayışından kadının toplumsal statüsünde de ayrılır.

Türki kol, kadını erkekle eşit tutar dinsel törenlere kadında katılır. Peçe ve türban takmazlar. Tek eşliliği savunurlar.

İrani ve Arap kol, i kadını peçe ve türban takar, kadın ibadete katılmaz, ayrıca birden fazla kadınla evlilik dışlanmaz.

Türki kolda ahiret kardeşliği (müsahiplik) vardır, İrani ve Arap kolda bu yoktur.

Bugün Kuzeybatı İran'da (Güney Azerbeycan) geçmişten kalan Kızılbaş Azeri boyları vardır. Şah İsmail’in soy kökü, 32 Kızılbaş aşirete dayanır.

Şah Abbaş bunları tasfiye etse de, hala bir kısım güçlü aşiretler ayakta kalmıştır.

Bunlar Şamlu, Rumlu, Ustacalu, Tekeli, Avşar, Kaçar, Zülkader, Varsagı, Karadağ Sofuları, Bayat, Bedillı, Karamanlı, Baharlı, Albut, Erişli, Kazaklı, vs.dirler.

Bunların, Kızılbaşlıkla, Caferilik arasında olduğunu ve bir çoğunun Caferi inancını benimsemiş olduğunu söylemek gerekir. Hala Kızılbaşlığını koruyan aşiretler de vardır. Özellikle kırsal kesimde daha çoktur. Karakoyunluların tümü Kızılbaş’tır. İran'daki göçebelerin tümünün Kızılbaş olduğu bilinmektedir.

Kendilerine “Ehlihak” denmesini isterler. Bir kısmına “Kırklar Sofusu” da denir.

Farslar bunlara “Guran” derler ancak onlar bu sıfatı benimsemezler.

İRAN'DAKİ KIZILBAŞLAR AŞIRI BİR ALİ SEVGİSİ TAŞIRLAR.

Ali'yi Allah'ın yeryüzündeki temsilcisi veya tecellisi görürler, ibadetlerinde " Ya Ali, Ya Mevla" derler.

Bazı temel inançları şöyledir:

Tuhur: Tanrısal özün Peygamber ve velilere yansıması.

Ettahat: Bir insanda hem tanrısal hem de insansal özün bulunması.

Hulul: Tanrısal özün insana sızması ve insan huyunun tanrısallaşması.

Tenasüh: İnsan ruhunun değişik nesneler ve canlılara akışı. Kuran'ın değiştirildiğine inanırlar. Osman'ın gerçek Kuran'ı değiştirdiğini söylerler.

Gerçek Kuran'ın bunun üç katı olduğunu savunurlar. Ehzab, Nur, Hecer surelerinin değiştirildiğine, Evliya suresinin atıldığına inanırlar.

Gerçek Kuran'da 12 İmam'ın ötesi Mehdi'ye ulaşılacağına inanırlar.

Kutsal kitaplarında Azeri Türkçesiyle yazılmış kelamları vardır. Takiyye yaparlar, inanç ve ibadetlerini diğerlerinden saklarlar, ayin ve törenlerine başkasının katılmasına asla izin vermezler.

Ahlaksal düzenlemeleri ise; aklın nefsi yenmesi ve insanların acısını paylaşmaktır.

Çok eşliliği reddederler, boşanmayı doğru bulmazlar. Kadınlar türbansız dinsel törenlere katılır, saçlarını hiç kesmezler. Erkekler sakal tıraşı olur ancak bıyıklarını hiç kesmezler.

Dini törenlerini yaptıkları gizli hak evleri vardır. Kendileri bunlara Cem evleri derler.

Çoğunlu Kirmanşah'taki Hangaha (ocağa) bağlıdırlar ve gelirlerinin bir kısmını, Allah hakkı olarak buraya gönderirler.

Törenlerde saz ve ud çalarlar, asla sigara içmezler, tavşan eti yemezler, oldukça çok şarap içerler.

Hatta Azerbaycan’da halk arasında ekmekten çok şarap kullanıldığı söylenir.

İşte İran'da Alevi Kızılbaşlar kendilerini gizleyerek böyle yaşarlar, şarap içer, cem yaparlar. Durum aynen diğer ülkelerde de benzeridir.

Onları karalamak için "tuman töktü" (pantolon sıyırdı) derler, hani mum söndü denildiği gibi. İnançları, kültürü, gelenekleri İran Alevilerininki de aynen Anadolu’daki gibidir.

Aslında özü de birdir, aynı anlayıştır, ortak değer vardır. Nesimi, Fuzuli, Şah Hatayi her iki ülkedeki Alevilerin ortak değeridir.

Kerbela’ya ağıt yakar, zikir yaparlar. “Hak Hak”, “Ya Ali Ya Medet “diye ibadetlerini sürdürürler.

ALEVİ KIZILBAŞLIĞININ ÜZERİNDE DEĞİŞİK OYUNLAR OYNANMAKTADIR.

Alevi Kızılbaşlarının ibadet yeri Cem evidir. Alevi Kızılbaşlarının, İslam’ın ve Ortodoks kolu ve yorumu olan Muteşerriye Şia'sı ile alakası bulunmamaktadır.

Alevi Kızılbaş halk İran’da ve bulunduğu memleketlerde, kendi değer yargılarını, kültürünü, ibadetini öğrenecek ve öğretecek birikime sahiptir.

Boşa söylenenler ve iftiralar önemsenmemelidir.

“ELE, BELE VE DİLE SAHİP OLUNMALIDIR.”

Türkiye’ye sevgilerimle, selamlarımla.


Kaynakça : “Shiism in Iran, Turkmen and Turkish Alevi” Muhammed Rahmani, 1989 Illinois.

.....................

.........

...

Muhammed RAHMANİ

TEKSAS - ABD

e-posta: muhammedrahmani@hotmail.com

http://blog.milliyet.com.tr/Blogger.aspx?UyeNo=2291978

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yararlandım.

Ahmet Balcı 
 17.12.2010 19:57
Cevap :
ÇOK İNCESİNİZ, TEŞEKKÜR EDERİM. TÜRKİYE'YE VE DOSTLARA SELAM OLSUN  19.12.2010 18:23
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 25
Toplam yorum
: 11
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 4069
Kayıt tarihi
: 11.12.10
 
 

Muhammed Rahmani, İran'lı baba ve Türkmen annenin çocuğu olarak, Hazar Denizi kıyılarındaki, (Bandar..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster