Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Mart '09

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
5933
 

İran'da Kadın Olmak (2)

İran'da Kadın Olmak (2)
 

Zor zanaattır kadın olmak...

Ademin kaburga kemiğinden yaratılmış ne de olsa.

Eksik etek.

Saçı uzun aklı kısa yaratık.

Adetli iken uzak durulması, köşe bucak kaçılması gereken mundar varlık !

Doğduğunda sus pus olunan, hatta kızgın kumlara diri diri gömülüp ortadan kaldırılan cins...

Parayla alınıp satılan, berdel edilen, defolandı mı aile meclisi kararı ile yok edilen !

Namusu, geleceği, statüsü, özgürlüğü, giyimi, konumu, ADI bile bir erkeğe bağlı olup da...

Anamız, bacımız, sevdalımız olan

Bu dünyanın yarısı ve diğer yarıyı doğuran

Zor zanaatır kadın olmak zor...

Hele de doğu coğrafyasında, şeriatın binbirçeşit modelle uygulandığı ülkelerde ve İran’da…

İran`da bahar ve ardından yaz mevsimleri, kadınların `şeytani` yönlerini bastırmak adına mollaların gerekli tedbirleri almaları için çanların çaldığı `temizlik` mevsimleridir .

Kadınlar sokaklarda, parklarda, sinemalarda, kısaca her yerdedir ve onların yaydığı hayat enerjisinin mollaların kanı çekilmiş donukluklarını ürkütmesi kadar doğal ne olabilir? `Light hijab` denilen, başı zoraki örtmekle beraber birkaç saç tutamını dışarıda bırakan başörtüleri takan (ya da takmayan!) `asi kadınlar` hedeftedir...


Bir yandan temizlerler bir yandan da MUTA NİKAHLARI ile para karşılığı mal gibi zimmetlerine geçirip günlük, saatlik geçici ilişkiler kurarlar. Evlilik dışı ilişkilerin taşlanarak idama varan korkunç uygulamalarla cezalandırıldığı İran’da, İslam Devrimi’nden bu yana, Şii kesim arasında eski bir gelenek olan geçici evlilikler çok yaygın. Çünkü Şii mezhebinde, erkeklerin, Sünni mezhebinde olduğu gibi, eşinin rızası olmadan 1’den fazla eş edinme hakkı yok. Böylece hile yolu ile bu durumun ortadan kaldırılarak birden fazla eş, istenildiği süre ile edinilmiş oluyor!..

Bu tür evlilikte, bir erkek ve evli olmayan bir kadın belli bir süre için kendi aralarında evlilik sözleşmesi yapıyorlar ve karşılığında kadına bir miktar para veriliyor. Belirlenen süre, bir saat de olabiliyor 50 yıl da... Bu süre sonunda taraflar hiçbir boşanma işlemine gerek olmadan ayrılabiliyor ya da çocuk olursa ve taraflar isterse kalıcı evliliğe geçebiliyorlar. Geçici evlilikler, tamamen seksüel ihtiyacı karşılama amacıyla yapılıyor ve erkek egemen toplumda kadın için son derece aşağılayıcı bir durum yaratıyor. Bu evlilikler, resmi kurumlar tarafından kayıt altına alınabiliyor ama bu zorunlu değil. Erkek istediği zaman sona erdirebiliyor ve bu durumda erkeğin kadına karşı herhangi bir maddi yükümlülüğü bulunmuyor.


Fuhşa alternatif deniliyor

Geçici evlilik yapacak bakire kızlar için babasının onayı gerekiyor. Bu evliliklerin sonucunda doğan çocuklar, yasal olarak kalıcı evliliklerden olan çocuklarla aynı statüde sayılıyor. Fakat geçici evlilik yapan kadınlar, yasal evlilik yapan kadınlarla aynı haklara sahip değil.

Üstelik, muta nikâhı ile evlenmek, kadınlar açısından toplumda gizlenmesi gereken, hoş olmayan bir durum olarak değerlendiriliyor. Aynı zamanda molla olan İran İçişleri Bakanı Mustafa Purmuhammedi’nin “Fuhşa alternaif olarak geçici evliliği teşvik etmeliyiz” diyerek desteklediği bu uygulamaya, kadın hakları savunucuları şiddetle karşı çıkıyor. Din adamları ise, geçici evliliğin, bekâr ya da dul kadınları fuhuş yapmaktan alıkoyduğunu ve belli bir yaşa gelmiş erkeklerin cinsel ihtiyaçlarının karşılanmasını sağladığını söylüyor ! Oysa bu evliliklere bekâr erkeklerin değil, evli erkeklerin rağbet etmesi gerçeği karşısında bu görüşün de hiç bir geçerliliği kalmıyor.

İşin gerçeği, İran’daki geçici evlilikler, Şii mezhebine mensup olmayan, ama birden fazla kadına sahip olmayı amaçlayan erkekler ile evlilik dışı birliktelik yaşamak isteyen, ancak ahlak polisi tarafından yakalanmaktan korkan gençlerin işine yarıyor...

Sanal dünyada gelişen ilişkiler

Erkekle kadının toplum içinde tanışıp birbirlerini tanıma olanağı bulamadığı İran’da, yeni yetişen genç nesil, teknolojik gelişmelerin de etkisiyle, artık internet ortamında karşı cinsi tanımaya yönelmiş.

Bugün Farsçanın, blog dünyasında en çok kullanılan üçüncü dil olduğu belirtiliyor. Kaliforniya’da bulunan Pomona Koleji’ndeki Prof. Pardis Mahdavi’nin İranlı gençler arasında internet kullanımına yönelik yaptığı araştırmaya göre, gençler interneti üç şekilde kullanıyor:

1. Rejim tarafından yasaklanan kültürel dünyayı tanımak; haber, film, müzik vb. konularda gelişmeleri izlemek.

2. Gençler arasında bir dayanışma ortamı kurmak.

3. Karşı cinsle chat yapmak, yani internet ortamında sohbet etmek ve buluşma ayarlamak. Bunun sonucunda, İran’da genç nüfus arasında yeni bir “siber-seks” kültürü gelişmiş durumda. İslam Cumhuriyeti’nin parasız eğitim politikası, ülkede eğitimli bir genç nüfus yaratmış olduğundan, internet üzerinde bu tür trendleri takip edebilen bir kuşak var. Hükümetin bu gelişmelerin önüne geçmek için bulduğu yöntemse, bazı sitelere girişin yasaklanması. Medyaya yansıyan bilgilere göre, İran’da 5 milyondan fazla siteye ulaşılamıyor. Ülkede yalnızca pornografik siteler değil, kadın haklarından ve Batı tipi yaşamdan söz eden siteler ile İran dışından yayın yapan muhalif Arap siteleri de yasaklanmış durumda. Fakat İran’da son yıllarda sanal dünyada oluşturulan blog ortamında, aşırı dinci rejimin yasaklarının delindiği “sessiz bir devrim” yapılıyor. Teknolojik bilgisi yüksek gençler, hükümetin yasakladığı konuları ele alan ama filtreleme sistemine takılmayan siteler ve bloglar yaratmada ustalaşmış durumda.


Giyim

• Kadınlar, İslami kurallara uygun giyinmek zorunda. Yani kıyafetleri, bedeninin şeklini belli etmeyecek şekilde bol olmalı; saçlarını örtüp, bacaklarını, kollarını ve ayaklarını açıkta bırakmayacak şekilde giyinmeli.

• İran’da özellikle kentlerde, genç kesim çarşaf yerine pantolon giyip üzerine dizlerine kadar gelen paltolar giymeyi tercih ediyor. Fakat 2005’te Ahmedinejad’ın seçilmesinden bu yana, giyim kuşam konusunda çok daha fazla baskı uygulanıyor.

KADIN BEDENİ TEDİRGİN EDİYOR ,OLMALI

Geçtiğimiz Nisan ayında `ahlak polisi,` bu türden `sakıncalı` kıyafet sahibi binlerce kadını uyarmaya, yüzlercesini gözaltına almaya başladığında, daha önceki yıllara göre daha da artmış bir ısrar ve `devlet ciddiyetinin` hakim olduğu görüldü. Dar ceket, kısa pantolon, vücuda yapışan elbise, ve sandalet giyen kadınlar özellikle uyarılıyor ki, bu rejimin altını oyabilecek patlamaya hazır bombalar bertaraf edilebilsin. Sahiden de bu korkular ve onlara eşlik eden denetim takıntısı tesadüf olamaz. Muhafazakar bir düzen için kadın vücudundan daha tedirgin edici ne olabilir? Ülkemizde yaşayanlar, karakola götürülen kızların, kadınların nasıl rencide edilebildiklerini az çok bildikleri için, İran`da `uygunsuz kıyafet ve tavırları nedeniyle` karakola götürülenlerin ailelerinden, uygun kıyafetler getirerek `emanetlerini` geri almalarının istenmesi ve bunun yarattığı utanç-isyan duygusunu tahmin etmeleri güç olmasa gerek. Yasaklar burada kalsa iyi.


• Renkli başörtüler, dar giysiler ya da erkeklerde Batı stili saç kesimleri de cezalandırılıyor. Pantolonun içine sokulduğu uzun çizme giymek de yasak.

Özellikle genç erkeklerin `batı tarzı tıraş` yapmalarının yasaklanması, İran`da zaten oldukça güçlü akan mizah damarını beslemiş görünüyor. Çünkü yasağı koyanlar hangi tarzların `Batılı,` dolayısıyla `zibidice` ve yasak olduğu sorusuna açıklık getiremiyorlar! Bir İranlı gencin yıllar önce söylediği sözler, herşeyi tüm yalınlığıyla özetliyor aslında: `Mollalar, flört hakkımızı çaldılar.` Bu sözlerin ağırlığını bu ülkedekiler, bu coğrafyadakiler rahatlıkla anlayabilirler. Daha fazla söze ne gerek?

• İslami giyim kurallarına uygun olmayan kıyafetleri satan mağazalar kapatılıyor. Bu kuralların dışına çıkanlara ahlak polisi tarafından kırbaç, para ve hapis cezaları verilebiliyor.

Dünyada başörtüsü yasağını ilk getiren ülkenin 1930`ların İran`ı olması, bu ülkenin İslam Devrimi`nden sonra başörtüsü giymemeyi yasaklayan ilk ülke olması gerçeğiyle yanyana geldiğinde tuhaf ve ironik bir durum ortaya çıkmaktadır.

İntihar olaylarının yüzde 70`inin kadınlarca gerçekleştirilmesi tesadüf olmasa gerek. Kendisini yakarak intihar eden kadınların, bu eylemi gerçekleştirenler arasındaki oranı yüzde 98`dir. Ağır sembolik anlamı olan bu `acıtarak yok etme` eyleminin belki de en akılda kalan kurbanı, kadınlara uygulanan baskıları protesto etmek amacıyla kendisini 1994`te yakan,Tahran Üniversitesi eski öğretim üyelerinden Dr. Homa Darabi-Tahrani`dir.



Çocuk yaşta evlilik sorunu

İran, UNICEF Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni imzalamış olmasına karşın, şeriatın açıkça belirlediği bazı konularda sözleşmeyi uygulama dışında tutuyor. Bu konulardan birisi de, erken yaşta evlilikle ilgili. İran’da 2002’den önce geçerli olan yasaya göre, evlilik için asgari yaş kızlarda 9, erkeklerde 14 olarak belirlenmişti. 2002 yılında parlamentodaki kadın üyelerin yoğun baskısı sonucunda, evlilik yaşı kız çocuklarda 13’e, erkeklerde 15’e çekildi. Ama aslında yasa evlenme yaşını değiştirmiş değildi... Tek yenilik, 13 yaşından küçük kızların ve 15 yaşından küçük erkeklerin evlenebilmesi için, ailelerin ve yargıcın izninin gerekmesiydi. 2005 yılında yapılan bir değişiklik ise, bu yaş sınırını, kızlar için 15’e, erkekler için 18’e yükselterek zorunlu hale getirdi. Fakat özellikle kırsal alanlarda Şiiler tarafından hâlâ uygulanan geçici evlilikler, bunu bir şekilde delme yolunu açıyor. Üstelik bu tür evlilikler ailelerin onayıyla yapıldığı için, bunu önleyecek bir yol da bulunmuyor...


Dedim ya, zor zanaattır kadın olmak...

İnsan olduğunu bilirsin, hissedersin de... yaşayamazsın .

Yaşamının her karesi, tüm ayrıntıları bedenin üzerindeki tasarrufun, geleceğin, eğitimin, giyimin, evliliğin, işin,işsizliğin....ya babana, ya erkek kardeşine, ya kocana, ya oğluna ama hep bir erkeğe bağlıdır.

Adın bile...




Ve yine Tara'da son söz ;


"Kış mevsiminin kırkıncı gecesiydi. Ay ışığını arayan küçük kara balıklardık. Bu topraklarda doğmuş, bu topraklarda ölecektik. Bir başka dünya yoktu, ne de bir başka hayat.

Humeyni... Rafsancani.. Mameney.. Oysa Hayyam'ın, Bahrengi'nin ve Furuğ'un ülkesiydi İran. Ve bizler, en büyük düşü, balıkçının attığı ağı arkadaşlarıyla birlikte denizin dibine olan küçük kara balıklardık.

İlk kırkıncı günün üzerinden 15 yıl geçti. Soğuk mevsimin geçtiğine inandırmaya çalışıyorlar bizi. Ama biliyorum: Soğuk mevsimin başlangıcındayız hâlâ?

Ve orada, onbirbindokuzyüzdoksandokuz küçük balığın yuvalarında uykuya çekildikleri bir ülkede bir küçük kırmızı balığın gözünü kırpmadan denizi düşündüğünü bilmek beni rahatlatıyor."



http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=166199- İran'da Kadın Olmak (1)




Kaynaklar:
http://kahin1980.blogcu.com/iran-da-kadin-olmak_1273235.html / SOKAKTAN kovulan bir kadının TARA’nın kaleminden…
Şeriatın Gölgesindei Kadın-Zuhal Kalkandelen/ Cumhuriyet
http://www.nevvalsevindi.com/oku.php?id=141

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 198
Toplam yorum
: 3375
Toplam mesaj
: 406
Ort. okunma sayısı
: 2031
Kayıt tarihi
: 15.02.07
 
 

Düşünen, üreten, kendine, insana, çağına sorumlu, tavırlı, taraflı , çağdaş ve yüzü aydınlığa dön..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster