Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Mayıs '13

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
497
 

Irkçı bir insan, iyi bir yazar olabilir mi?

Irkçı bir insan, iyi bir yazar olabilir mi?
 

MERAK CEMİYETİ TUTANAKLARI / ENİS BATUR

[Bu yazım, ŞALOM gazetesinin 22.05.2013 târihli sayısında yayımlanmıştır.]

 

Enis Batur, belli bir edebî ve sanatsal düzeyde okuru olan bir yazardır. Yazdıklarının bir kısmı, geneli pek alâkadar etmez. Öyle çok satan bir yazar da değildir… Bu anlamda, deyiş yerindeyse, okura eyvallâhıolmayan bir sanatçıdır. Bunu, yeri geldiğinde kendisi de yazar; bilinçli bir tercihin ürünüdür bu tutum. Bu yazıda değinmeye çalışacağım yeni kitabı(aslında, birkaç kitabı hemen hemen aynı anda yayımladığı için, yeni kitaplarından biri, demek daha doğru) “Merak Cemiyeti Tutanakları”nın bir yerinde, şöyle ifâde eder bu durumu: “Son yıllarda, kitaplarım üç koldan çıktı okurun karşısına: Okkalı ciltler (Başkalaşımlar XXI-XXX gibi), ortaboy kitaplar (Hâneberdûş gibi), küçük kitaplar (Hayalet gibi). Gözlemim şu: Okur, ilk kümedekilerden bir parça ürküyor, üçüncü kümedekileri gözden kaçırıyor, daha çok ikinci kümenin ürünlerine yönelmeyi yeğliyor. Onlar nasıl bildiklerini yapıyorlarsa, yapacaklarsa, ben de bildiğimi yapmayı sürdüreceğim –malûm, velînîmetim yoktur!” (s.354)
 

“ENİS BATUR NE İŞYAPAR?”


 

     “Mârifet iltifâta tâbîdir.” sözünü çok severim. Bence, “Yazdıklarımı okuyanların hiçbiri çevremdekiler değil.” (s.115) diyen Enis Batur da –hakkı olan- ‘mazhâriyete’ kavuşmak ister. Belki yanlış bir izlenim bu ama,“Şehir Meydanında Fıçı Yuvarlamak” kitabındaki şu satırlardır böyle düşünmemin nedeni: “Adıma kitap kapaklarından, otuz yılı aşkın süredir yazdığım günlük gazete ve haftalık-aylık dergilerden âşinâ kaç okur vardır, bilemem; tahmin yürütmek gerekirse, yaklaşık 50 binlik bir nüfus sözkonusu olsa gerektir. ‘Enis Batur ne iş yapar?’ sorusuna hemen tümü ‘yazardır’ yanıtınıverirdi sanıyorum. (s.126)


 

     TUTANAKLAR…


 

     Alakarga Yayıncılık’ın bu yılın ilk ayında yayımladığı “Merak Cemiyeti Tutanakları”nın altbaşlığı “İçbükeyler: 2010-2011”.Enis Batur’un Cumhuriyet Kitap’taki “Pertavsız”köşesinde yayımlattığıyazılarının toplamı/seçkisi… Bu dizinin ilk kitabı, 2009 yılında Kırmızı Yayınları’ndan çıkan “Pervasız Pertavsız”dı. (İlkinde “İçbükeyler” ibâresinin olmadığı kitabın altbaşlığı “2000-2008”di.). Bu cildin ikinci kitabı, yine aynıyayınevinden, 2012 yılında geldi: “Şehir Meydanında Fıçı Yuvarlamak” (Bu kitabın albaşlığı ise “İçbükeyler: 2008-2010”du.).


 

     Enis Batur’un yazılarını tâkip edenler, bu yazıların külliyetli kısmını, sanat ve edebiyatın oluşturduğunu bilirler. Arada, siyâsete de değinir ama bu hususta –belki de haksız olmayarak- pesimisttir Batur. Bu sıkıcı ortamdan yine sanata sığınılacaktır. [“ ‘Benim gibiler’, kişisel travmalarla, yaşanan dramlarla başetmenin yolunu genelde üretmekte bulmuşlardır. Bir panzehir türü, bir karşı-kefeye yükleme yaparak denge tutturma, bir göğüsleme içstratejisi olarak görülebilir o seçim.” (s.79)] Fakat bu son dediğimden, Enis Batur’un, sanatı,edebiyatı ‘sığınalacak bir alan’ olarak gördüğü anlaşılmasın; bilâkis, bir yaşama biçimi (life style / tarz-ı hayat), hattâ vâroluş biçimidir…


 

     Enis Batur’un her yazdığını merakla okumaya çalışırım ama ilgimi çekenler (hemen her yazarda olduğu gibi) edebiyat üzerine yazdıklarıdır. Bunda, edebiyat tutkunu olmamın yanında, onun yazdıklarını bütünüyle anlayabilecek, kuşatabilecek bilgi ve estetikten yoksun olmamın da payı var kuşkusuz… Mevlânâ’nın o meşhur benzetmesiyle, kendi kabım ölçüsünde, o deryâdan alabileceğim kadarınıalıyorum. (Bu evrensel düstur, Enis Batur âyarındaki bütün yazarlar için geçerlidir elbette…)


 

     Enis Batur’un bu kitabında da edebiyatla ilgili o kadar fazla ve geniş-yelpâzeli bilgiler var ki, bunlardan belli bir seçme yaparak bahsetmek mecburiyetindeyim.


 

 


 

     IRKÇI BİR İNSAN İYİBİR YAZAR OLABİLİR Mİ?


 

     Yakın zamanda yeni bir kitabı (Profesör Y İle Konuşmalar) Türkçeye tercüme edilen ve “Gecenin Sonuna Yolculuk” romanıyla tanınan Louis-Ferdinand Céline, mâlûm olduğu gibi, bir Nazi yanlısıdır ve şüphesiz ki bu yanıyla, insanlığın yüz karasıdır! Kimileri, ağır bir itham sayabilir bu dediğimi ama ben az bile söylediğimi düşünüyorum ve Émile Zola gibi haykırıyorum: “J'accuse!”(*)


 

     Peki, bu insan iyi bir yazar olabilir mi? Açıkçası bilmiyorum. Bunu “emin olamıyorum”anlamında değil (Céline özelinde) gerçektenbilmediğimi söylemek için dedim. Çok doğal: Çünkü okuyamadım! Biliyorum, önyargı her şeyde kötüdür –hele benim gibi, edebiyatı seven biri için… Enis Batur, bu kitabında, şu soruyla girer konuya: “Louis-Ferdinand Céline, kendi ülkesinde resmen anılabilir mi?”. Ve devam eder: “Soru, bir sorundan doğdu: Kültür Bakanlığı’nın her yıl bastırıp dağıttığı ajanda bu yıl, Celiné’e de yer verdiği için gerisin geri toplatıldı,tartışmanın başlaması gecikmedi.”Enis Batur, yazının devamında kendi görüşünü de söyler. Bu husustaki görüşü ve tutumu, her aklıbaşında insanın tavrıdır: “Celiné’in resmî düzlemde anılması yerinde bir yaklaşım değil bana kalırsa. Yapıtlarındaki açık Yahudi düşmanlığının, yarı dolaylı yarı dolaysız, soykırım girişimine katkısı olduğu kanısındayım. ‘İnsanlık suçu’ kavramını doğru buluyorum ve Celiné’in yazdıklarıyla bu suçu işlediğine inanıyorum.” (s.209) [abç. –O.Ü.] Fakat, edebî değerini ayrı tutar Batur. “Salyalı antisemitizmine” uzak olduğunu söyler ama “Celiné’de yazınsal değerler yüksek düzeydedir.” diye de ekler. Belki de bu cümlede “ama” bağlacınıkullanmam yanlıştı; ikisi birbirinden farklı şeyler çünkü. Ben de Celiné’in ve benzerlerinin edebiyattan silinmesini, kitaplarının yasaklanmasını savunuyor değilim elbette – öyle olsaydı, aynı şiddette olmasa da maalesef bu düşüncedeki birçok yazarı okumamamız gerekirdi; fakat yaşanan onca acıda onun da ‘tuzu’olması, serin yaklaşmama mânî oluyor… Nasıl olmasın ki, insanlıktan sınıfta kalmış bir yazardır bu! Belki okuduğumda edebî tarafını severim ama onun hakkındaki hükmüm, Batur’un, Nabokov’a dâir şu düşüncesi gibi olacaktır:“Arkasındaki insanı sevemedim!” (s.220)


 

     Bugün, bilmem ki Celiné’in bu iğrenç yönünü alkışlayanlar var mıdır? “Shoah’dan sonra doğmuş, Avrupa sınırlarının dışında yaşayan birinin (Yahudi olsun veyâ olmasın –O.Ü.), olup bitenlerden çok yaralanması, incinmesi, ezilmesi olanaksızdır, diyecek olanın alnını karışlarım.” (s.236-37) Soruma dönersem; bana öyle geliyor ki, alnı karışlanacak insanların sayısı maalesef az değildir!


 

     YATAY EKSEN VE DİKEY BOYUT


 

     Batur, Mathias Énard’ın “Savaşları, Kralları ve Filleri Anlat Onlara”romanı üzerine yazdığı yazısında, iki ‘kavramdan’ söz eder: “Yatay eksen” ve“dikey boyut”. Şu cümleler, bu ‘kavramları’ açıklayacaktır: “Énard’ın romanını iki çırpıda aradan çıkardım. Düzgün ama düz bir anlatı. Baştan uca bir yatay eksende gelişiyor, dikey boyutu neredeyse yok gibi: Dolayısıyla derin bir yapıttan sözedemeyiz.” (s.75).“Énard’ın romanı, sıkıştırılarak basılsa, 100 sayfayı güç belâ bulur. Bunun yerine, 50 sayfada yoğunlaşacak, ekonomisi buna uygun biçimde kotarılacak bir ‘uzun öykü’, eksikliğini duyduğum derinliği devreye sokamaz mıydı? Konuda o vaat var bana kalırsa: Yazarda o niyet ağır basmamış ki! Yukarıdan aşağıya inecek bir anlatı (dikey boyut –O.Ü.), az sayıda okuru ilgilendirecekti, soldan sağa versiyonun (yatay eksen –O.Ü.) daha geniş bir kitleyi keseceği kesin…” (s.76) [Bu tanımlamaya, Batur’un, “Şehir Meydanında Fıçı Yuvarlamak” kitabında da rastlamıştım. Adalet Ağaoğlu’nun günlükleri için “Hiçbir derinlik belirtisi göze çarpmıyor günlüklerde; soldan sağa ilerleyen bir yazı, yukarıdan aşağıya asla dönmüyor.”(s.206) (İtalikler bana âit –O.Ü.)] Yazar adayları ve hattâ edebiyatçılar için önemli olduğunu düşünüyorum bu konunun; zîrâ, “Yazınsal yapıtı yalnızcaiçeriğiyle değerlendiremeyiz, yazılışbiçimi bir o kadar bağlayıcıdır, özgün oluşu bağlamında…” (s.131) Tabiî bunun için, belli bir aşamayı geçmiş olmak; en azından –bizim anlı şanlıyazarlarımızda dahî görünen- “cacographe”eşiğinden rütbe almış olmak gerekir! (**)


 

     ELEŞTİRİYE AÇIK OLMA


 

     Edebiyatçıların, eleştirmenleri pek sevmediği ortadadır. Türk edebiyatının en önemli eleştirmeni olan Fethi Naci, eleştirmenlik için “nankör bir iş” demiştir. Bu, lâf olsun diye söylenmiş bir söz değil, tecrübe neticesidir: Yirminin üzerinde edebiyatçıdostu, sırf yazdıklarını eleştirdiği (yâni değerlendirdiği) için, Fethi Naci’yle selâmı sabahı kesmiştir. (Bunun istisnâsı, Tahsin Yücel’dir.) Oysa eleştirmeni takdir etmek gerekir; iyi bir eleştiri, yol gösterir çünkü. Yazarların tavrı, Enis Batur’unki gibi olmalıdır:“Temellendirilmiş, kendince gerekçelendirilmiş her eleştiri benim için sâhiden yararlıdır; sonunda katılmayabilirim eleştirinin özüne, ama arada, özen ve dikkatle yeniden ölçümler yaparım.” (s.132) Çünkü: “Kendince dayanakları olan her eleştirel okuma besleyicidir. Yaralayabilir, aynanızı çatlatabilir, bir süreliğine uykunuzu kaçırabilir. Bunun bedelini eleştiriyi yöneltmiş olana ödetmeye kalkışanlar, kendilerini neden o kadar beğendiklerini de araştırmalıdırlar.” (s.133 –İtalikler bana âit ve abç. –O.Ü.). Eleştirmenin işi yaratılmış metindir, onun yazarı değil. Eleştiriyi şahsına yapılmış bir hakaret olarak algılayıp, işi,neredeyse kan dâvâsı olarak algılayanların, edebiyat anlayışlarından şüphe etmek gerekir. Çünkü eleştiri de edebiyata dâhildir; üstüne üstlük, bir bilimdir! “ ‘İnsanısevmem, ama yapıtına değer veriyorum.’ (vice versa) eşiğini aşa[n]…” (s.269) her eleştiri makbul sayılmak mecburiyetindedir.


 

     BİR ANEKDOT


 

     Yazılarının konusu epey geniş olan Enis Batur için olan şu anekdot çok hoş doğrusu: “Samih Rifat ile Ekrem Işın’ın, bir konu üstünde bir süre konuştuktan sonra, ‘Enis’i arayalım, o nasılsa bu konuda yazmıştır.’ dediklerine değinmiştim. Anekdotu severim; yarısı şakaysa, öteki yarısı doğrudur: Çok şey üzerine yazdım ben.” (s.373) [Batur,“…dediklerine değinmiştim.” diye belirtmiş. Doğru: O yazısını, “Şehir Meydanında Fıçı Yuvarlamak” kitabına almıştı. Batur, bunu, “yaygın bir ilgi alanı, ket vurulamaz bir merak duyma dürtüsü”yle açıklıyor orada. (s.250) Bilenler bilir: “Merak böceği” tanımının yaratıcısı olan Enis Batur’un kendisi, ‘devcileyin’bir merak böceğidir.]


 

     TECESSÜSHÂNE


 

     Bu güzel kitaptan daha çok söz etmek isterdim ama mâlûm, alan sınırlı. Ölen/öldürülen yazarlar (Bedrettin Cömert, Orhan Veli, Tanpınar, Oğuz Atay), yaşasalardı, neler yazarlardı ve yaparlardı, üzerine kurulu (bence, roman olabilecek) metinlerden; köklü bir âileden gelmenin ve/veyâ zengin olmanın burjuva olmaya yetmediğinden, bunun bir gusto ve kültür işi olduğu yazısından; sefâlet içinde yaşayan ve evinde ölü bulunan değerli yazar Muzaffer Buyrukçu’dan (“Buyrukçu’nun ölüsüne, ceset kokunca ulaşabilmiş bir insan topluluğu!” –s.389); Selim İleri’nin bir yazısından yola çıkarak yazdığı, edebiyatımızdaki değer düşüşünün ivme kazanmasını ve nitelikli sanatçıların eserlerinin neredeyse unutulmaya yüz tutmasını dilegetirdiği eleştirisinden de söz etmek isterdim oysa…


 

     Enis Batur’un bir okuru olarak “Yeni kitabını heyecanla bekliyorum!” diyemeyeceğim; çünkü, onun yazma hızına, onu okurken yetişemiyoruz. Eski tâbirle ‘velûd’ (doğurgan, üretken) bir sanatçıdır Batur. Yalnızca, merak ülkesinin coğrafyası hudutsuz olan bu merak böceğinden şöyle bir istirhâmım var: “Cabinet de curiosité”nin (s.290) karşılığı olarak önerdiği o enfes “Tecessüshâne”kelimesini, bir kitabına isim olarak vermesi…


 

______


 

(*) ”Suçluyorum!” / “İthâm ediyorum!”


 

(**) Cacographe: Durmadan dilbilgisi yanlışları yapan, düşük cümleler kuran yazar. (s.202)


 

Yıldız Nihat bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İnsanın iyi bir yazar olup olmaması onun iyi bir müzisyen, iyi bir, iyi bir ressam, iyi bir davulcu, zurnacı, futbolcu, manken, hırsız, terörist, siyasetçi vb gibi diğer varoluş biçimleriyle benzer bir varoluş biçimidir. Ancak iyi bir insan olup olmamak o insanın sahip olduğu dünya görüşü ve değer yargıları ile alakalı bir meseledir. Kısacası iyi bir yazar berbat bir insan olabileceği gibi kötü bir yazar, hatta okuma yazması olmayan bir insan mükemmel bir insanda olabilir. Sevgi ve selamlarımla .

Matilla 
 24.05.2013 9:54
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 29
Toplam yorum
: 12
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 516
Kayıt tarihi
: 16.10.11
 
 

İstanbul doğumluyum. Kitap okumayı, arada da bir şeyler karalamayı seviyorum. Çeşitli edebiyat de..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster