Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Ağustos '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
2011
 

İrtica Avustralya’da; Hatay Dörtyol katliamı ile Çanakkale’de savaşan Anzakların ortak noktası nedir

İrtica Avustralya’da; Hatay Dörtyol katliamı ile Çanakkale’de savaşan Anzakların ortak noktası nedir
 

Alman gazetesi işi biraz daha abartmıştı ve Türk birliklerinin Sydney’e Doğru ilerlediğini yazmıştı


27 Temmuz 2010 Tarihinde dört polisimiz, bize hiçte yabancı gelmeyen usullerle alenen katledildi. Aşağıda yaklaşık 95 yıl evvel Avustralya’da Anzakların yaşadığı bir olayı açıklayacak; yorumu okuyanın bilgi, deneyim ve basiretine sunacağız.. Sunacağız ki, milletçe düşünme alışkanlığı kazanalım ve bizlere sunulanları sorgulamadan doğru olarak kabul etmeyelim. Her iki taraf için de Dünyanın en büyük kahramanlık destanlarından biri sayılan Çanakkale Savaşı’nda neden bu kadar çok Anzak askeri dünyanın bir ucundan kalkıp topraklarımıza savaşmaya gelmişti? Bunu gerçek nedenini aramızda kaç kişi bilmektedir?



Tarih: 1 Ocak 1915…

Avustralya’nın Broken Hill kasabası her yıl olduğu gibi güneşli bir yılbaşı sabahına uyanmıştı. Kuzey yarımküredeki ülkeler gibi karlı bir sabah karşılamıyordu yeni yılda onları. Sıcacık bir bahar güneşiyle merhaba diyorlardı yeni yıla. Broken Hill, Avustralya’nın Güney Wales bölgesinde bir madenci kasabasıydı.

Otuz bini aşkın nüfusu, üç tane günlük gazetesi vardı her yıl geleneksel hale gelen yeni yıl pikniğine gidecek olan Broken Hill’ler, yeni yılın o ilk gününde yine üstü açık bir trenle piknik alanına gitmeye hazırlanıyorlardı. Yeni patlak veren Birinci Dünya Savaşı’nın gölgesinde korkularla kutlanan Noel yine de keyifli geçmişti.

Ancak burada biraz Avustralya ve Yeni Zelanda’dan bahsetmemiz gerekiyor.

1900’lerin başında, Büyük Britanya İmparatorluğu’nun kontrolünde olan Avustralya, İngiltere tarafından atanan bir genel vali tarafından idare ediliyordu.

Modern orduları 1902 yılında kurulmuştu. Kısa adı AlF’ti, yani Avustralya Kraliyet Güçleri. Aynı tarihlerde kurulan Yeni Zelanda Ordusu da, Yeni Zelanda Seferi Kuvvetleri) adını taşıyordu. Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Yeni Zelanda Ordusu, Avustralya Kraliyet Güçlerine katıldı ve ortaya kısa adı Anzaklar olan ordu çıktı.

Birinci Dünya Savaşı başladığında İngiltere, Anzak Ordusu’ndan yirmi bin asker istemişti, ancak yeni kurulan Anzak Ordusu bu sayıda askeri karşılayabilecek güçte değildi. Savaşa katılan ilk birlikler 7 Kasım 1914 günü Avustralya Limanı’ndan hareket etmiş olsa da çok sayıda gönüllünün de gelip savaşa katılması gerekiyordu. Böylece İngilizler asker açığını güney yarım Küreden karşılamayı planlamaya başladılar.

General William Birdwood komutasındaki ilk hücum birlikleri Çanakkale’ye doğru yola çıkmıştı. Ama asker sayısı yetersizdi ve bir an önce yavaş ilerleyen asker alım işlemlerini ve gönüllü katılımları hızlandırmak gerekiyordu.

Sevimli madenci kasabası Broken Hill’in Avustralyalı sakinleri ise işte bu koşullarda yeni yıl pikniğine hazırlanıyorlardı.

Ancak kasabanın kenar mahallelerinde yoksulluk içinde yaşayan iki Afgan deveci Mola Abdullah ve Gül Muhammed ise yeni yıla farklı duygularla uyanmışlardı.

Gül Muhammed aynı zamanda Broken Hill sokaklarında dondurmacılık yapıyor, yakın arkadaşı Mola Abdullah da ona yardım ediyordu.

Mola Abdullah kasabanın tek camisinde imamlık da yapıyordu. Ama asıl işleri devecilikti. Deve ile kenar mahallelerde yük taşıyorlardı, tabii deve bulabilirlerse.

Yeni yıl sabahı erkenden uyanmışlar, kasabadaki Hristiyan nüfusun yılbaşı kutlamalarını umursamaksızın sabah namazını kılmak üzere köşe başındaki mescidin yolunu tutmuşlardı. Mescit çıkışı da onlara deve veren Hintli Khan Bahadur ve Walhanna Assau’nun yanına gitmişlerdi.

Yeni aldıkları işle beraber ceplerine biraz olsun para gireceği için sevinçliydiler. 1 Ocak sabahı onlara verilen görev mezarlık yakınlarındaki bir işti.

Yeni yıl piknik treni ise sabah 10.00’da Silverstone’a doğru harekete geçmişti. Piknik için kasabalılar günler öncesinden kayıt yaptırmış, tam 1200 kişi bu geleneksel piknikte eğlenebilmek için belediyeye adını yazdırmış, tren kasaba mezarlığının yanına geldiğinde çalılıkların arasından aniden kalabalığın üzerine ateş açılmış ve bir anda trende büyük bir panik başlamıştı.

Herkes çığlık çığlığa kaçışıyordu. Tren ancak birkaç kilometre daha gittikten sonra durabildi. Olayda sekiz kişi ölmüş, ondan fazla insan hayatını kaybetmişti.

Kasabanın güvenlik kuvvetleri her nasıl olmuşsa hemen olay yerinde belirmişti.

Trendekiler ise saldırganları bulmak için hemen etrafta koşmaya başlamışlar Ve iki kişi yakalamışlardı: Afgan deveci Gül Muhammed ile Mola Abdullah’ı…

Biri hemen oracıkta öldürülmüş. Diğeri ise ağır yaralanarak hastaneye götürülmüş, ancak kısa bir süre sonra o da yaşamı yitirmişti. Olaydan sonra tüm kasaba halkı silahlanmış ve Müslüman Afganların olduğu yoksul teneke mahalleyi ateşe vermek üzere yola koyulmuşlardı.

Ancak kulaktan kulağa saldırıyı iki Türk’ün yaptığı konuşuluyordu.

Türklere ölüm çığlığı atan Broken Hillilerin dayandıkları nokta ise saldırganların yanlarında taşıdıkları söylenen Türk bayrağıydı.

Ertesi gün Avustralya’daki tüm gazetelerde saldırının iki Türk’ün işi olduğu ve bu acımasız katillerin masum halkı öldürmekten çekinmedikleri yazıyordu.

Ancak bir Alman gazetesi işi biraz daha abartmıştı ve Türk birliklerinin Sydney’e Doğru ilerlediğini yazmıştı.

Her şey önceden planlanmıştı. Türk bayrağı hazırlanmış ve saldırı tüm kasaba halkının bir arada olduğu bir güne denk getirilmişti.

İşi organize eden ise Avustralyalı Teğmen Resch ve Komiser Dimond’dan başkası değildi.

Her şey planlandığı gibi yürümüş saldırı iki Afganlı dondurmacıya yıkılmıştı. Afgan devecileri oraya yollayan Hintli Bahadur ve Assau da organizasyonun bir parçasıydı.

Sonrasında, tahmin edeceğiniz gibi, savaşa gönüllü asker bulmakta zorlanan İngiltere bir anda bu sorununu çözmüştü. Gazetelerin olayı büyütmesiyle herkeste bir Türk düşmanlığı belirmişti. Gönüllü kampanyasının önünde uzun kuyruklar oluşmuş, herkes cani Türkleri öldürmek için bilenmişti.

Onları yok etmeden artık bu güney yarımküre de bile kimseye rahat yoktu. Anzak ordusu artık Çanakkale’ye hazırdı!” (1)

* * *

Hatay Dörtyol olayını kısaca hatırlarsak…

“Hatay Dörtyol'da PKK'lı teröristlerin 4 polisi şehit ettiği saldırıyla ilgili yeni iddia tartışılıyor. Gasp edildikten sonra saldırıda kullanılan otomobilin sahibi olan MHP'li Meclis Üyesi Bestami Kılıç'ın olaydan kısa bir süre önce Jandarma İstihbarat'tan 3 askerle görüştüğü öne sürülüyor. Kılıç ise iddiaların şüphe yaratma amacı taşıdığını açıkladı.

Hatay'ın Dörtyol İlçesi'nde pazartesi günü PKK'lı teröristlerin 4 polisi şehit ettiği saldırıda gasp ederek kullandıkları otomobilin sahibi olan Payas Belediyesi Meclisi üyesi MHP'li Bestami Kılınç, hakkında önce gözaltında olduğu ididasının ortaya atıldığını, şimdi de adı üzerinde şüpheler yaratılmaya çalışıldığını belirterek tepki gösterdi.

Yaylaya giderken otomobilinin gasp edildiğini, kendisinin 5 saat rehin alındığını ve otomobilinin saldırıdan sonra terkedilmiş bulunduğunu hatırlatan "Olayı bütün detaylarıyla yetkililere anlattım" dedi.

Kendisinin saldırıdan önce ve sonra jandarma istihbarat görevlileri ile konuşması ve otomobilinin saldırıda kullanılması konularını üst üste koyarak bazı yayınlarda şüpheler yaratılmaya çalışıldığını söyleyen Kılınç, DHA muhabirinin sorularını yanıtladı.

"İstihbaratçıları herkes tanır"

Bestami Kılınç, otomobili yayla yolunda teröristler tarafından gasp edilmeden önce jandarma istihbarat görevlileriyle karşılaşmasını anlattı. Nakliyat şirketi olduğunu ve maden ocağının bulunmadığını, jandarma istihbarat görevlilerini de bölgede herkesin bildiğini kaydeden Bestami Kılınç şunları söyledi:

"Amanoslar zaten özel bir bölge olduğu için jandarma istihbarat elemanları zaman zaman bölgeyi gezer. Onları burada herkes tanır. Ben de yaylaya giderken, Kartallık mevkiindeki bir arkadaşımızın maden ocağı yakınında jandarma istihbarattan 3 kişiyle karşılaştım. Merhabalaştık, ayaküstü muhabbet ettik. Sonra ben yayladaki evime gitmek için ayrıldım, onlar da ters yönde gittiler."

Jandarma istihbarat görevlilerinden ayrıldıktan bir süre sonra yolunun silahlı kişilerce kesildiğini belirten Bestami Kılınç, otomobilinin gasp edildiğini, kendisini rehin alanların orman içine götürdüğünü, aracının ise diğer teröristler tarafından bölgeden uzaklaştırıldığını anlattı.

"Jandarma ve Emniyete haber verdim"

Bestami Kılınç, teröristlerin kısık sesle dinledikleri radyodan eylem haberini duyduktan sonra kendisini serbest bıraktıklarını anlatarak sonraki gelişmelerle ilgili şunları söyledi:

"Serbest bırakıldığım yerde telefon çekmiyordu. Yaylaya yaklaşınca telefon çekim alanına girdiğinde, başıma gelenleri anlatıp, yardım istemek için

Yolda karşılaştığım jandarma istihbarat görevlilerini aradım.

Bana, '3 şehit, 1 yaralımız var. Bir araç çalılıklara bırakılmış, Passat' dediler.

Ben de, 'Abi ben sizden ayrıldıktan sonra aracımla rehin alındım.

Benim araba da Passat' dedim. 'Yapma, geliyoruz' dediler.

'Gelmeyin, kendinizi tehlikeye atmayın, ben geliyorum' dedim.

Sessiz şekilde normal vatandaş gibi kente indim.

Jandarma ve emniyete haber verdim."

"Teröristlerden birini teşhis ettim"

Bestami Kılınç, jandarmaya gidip ifade verdiğini, olay üzerine ilçeye gelen Hatay Valisi ve Dörtyol Kaymakamı'na da olayı anlattığını kaydetti. Kılınç, "Bana jandarmada teröristlerin fotoğraflarını gösterdiler. Bu fotoğraflardan birini teşhis edip, gösterdim.

Adını hatırlamıyorum, ancak, PKK'nın dağ kadrosunda olduğunu hatırlıyorum" dedi. (2)

* * *

Dörtyol’da çavuş provokatör -

Dört polisin öldüğü olay sonrası “PKK’lıları bize verin” diyerek kalabalığı kışkırtan kişinin Bingöl’de görevli bir uzman çavuş olduğu ortaya çıktı

Hatay’ın Dörtyol İlçesi’nde dört polisin yaşamını yitirdiği baskından sonra ilçede başlayan provokasyonla ilgili yeni bilgiler ortaya çıktı. PKK’nın kanlı saldırısının ardından Dörtyol’da yaşayan Kürtlere yönelik linç girişiminin fitilini bir uzman çavuşun ateşlediği ortaya çıktı.

Kameralar yakaladı

İlçedeki mobese kameraları tarafından kaydedilen görüntülerde “Polis öldüren PKK’lılar emniyette. PKK’lıları bize verin” diyerek grubu yönlendirirken görüntülendiği belirtilen kişilerden birinin Uzman Çavuş Ahmet Büyük olduğu saptandı.

Büyük’ün, Bingöl’deki 49. Piyade Alay Komutanlığı’nda görev yaptığı öğrenildi. Polis tarafından yakalanan Uzman Çavuş Ahmet Büyük, jandarmaya teslim edildikten sonra, görüntülere rağmen serbest bırakıldı.

Neden Dörtyol’daydı

Hatay polisinin mobese kayıtlarından elde ettiği görüntülere göre, saldırıdan sonra başka bir olaya ilişkin gözaltına alınan kişileri PKK’lı zanneden bir grup ilçe merkezinde toplanıyor. “Polis vuran PKK’lılar emniyette. Gidip alalım” diyerek kalabalığı yönlendiren kişi ise Uzman Çavuş Büyük. Polis’in gözaltına almak istediği Büyük önce “MİT personeliyim”, ardından da “askerim’ karşılığını alıyor.

Bunun üzerine jandarmaya teslim ediliyor. Jandarma ise Büyük’ü serbest bırakıyor.

Daha önce de saldırıda kullanılan aracın sahibi MHP’li Belediye Meclis üyesi Bestami Kılınç, PKK’lılarla karşılaşmadan önce JİTEM görevlileriyle görüştüğü ortaya çıkmıştı.

Yanıt bekleyen sorular

Şimdi herkes bu uzman çavuşa ilişkin kafa karıştıran detayların açığa kavuşmasını bekliyor. İşte yanıt bekleyen sorular:

-Uzman Çavuş Ahmet Büyük Bingöl’de görev yaptığı halde Dörtyol’da ne yapıyordu? İzinli miydi, yoksa özel bir görev nedeniyle mi ilçedeydi?

-Büyük, saldırıda aracı kullanılan MHP’li Kılınç’la görüşen JİTEM üyelerinden biri miydi ya da o istihbaratçıları tanıyor muydu?

-Büyük, grubu yönlendirip provoke ederken görüntülendiyse neden ve nasıl serbest bırakıldı?

-Büyük’ün de görüntülerinin yer aldığı o mobese kayıtları, neden daha önceki olaylarda olduğu gibi kamuoyuna gösterilmiyor?

-Uzman Çavuş Büyük şu an nerede? (3)

Resim;forumacil.com'dan alıntıdır.

(1) Gürkan Hacır, "Bizim hep inanmamızı istediler".

(2) http://www.cnnturk.com/

(3) Taraf - İstanbul - 01.08.2010

Devam edecek…

Ve Anzaklar, İngilizlerin asker ihtiyacı için Çanakkale,

Kürtler de yine İngilizlerin Musul petrolüne olan ihtiyaçları için 'Şeyh Sait isyanı'nda mı öldüler ?

ali açıköz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ne kadar da birbirlerine benziyor olaylar. Ancak bizim ülkede herşeyin üzeri örtülüyor. İçişleri Bakanı, olaylar sizin bildiğiniz gibi değil diyerek, bazı olayların üstünü örtmeye çalışıyor. Bir emirle 102 Paşayı gözaltına alan savcılar bu olayları neden soruşturmaz? Selamlar...

Mesut KARİP 
 24.08.2010 16:51
Cevap :
Değerli Mesut Bey, sormak için önce gücünüz olmalı. Soruyorlar, mahkemeye de çağırıyorlar ancak orduevlerinin duvarlarında ses var çağrılanlarda yok! Onun için anayasa değişiklikliklere yüz kez "evet" demek gerekmektedir. Teşekkürler, sağlıcakla kalınız.  24.08.2010 17:20
 

Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır. Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla hiç ilgisi olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler çağdaş olmayı kâfir olmak sayıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış tefsiri yapanların maksadı İslâmların kâfirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, dimağladır. ? Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye muhalif değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasde ve fiile dayanan taassupkâr hareketlerden sakınıyoruz.

mehmet binlik 
 22.08.2010 15:23
Cevap :
Değerli Mehmet Binlik, Konuya ilgi ve yorumunuza teşekkür ediyorum. Siyaset bilirsiniz uygulama sanatıdır. Durumun gerektirdiği şartlara göre uygulama yapılabilmektedir. Örnek; Mustafa Kemal Paşa, Erzurum Kongresinde Şeyhlerle birlikte çalışmış, Kurtuluş savaşı arefesinde camilerde vaaz vermiş, yeri gelmiş sizin işaret ettiğiniz yazıyı yayınlamıştır. Ancak konumuz bu değildir. Konu, siyaseten veya şartların zorlamasıyla sıkışanların, "İrtica var!" senaryosuna sarılmasıdır. İlerleyen bölümlerde bu uygulama daha açık olarak örneklerle anlatılacaktır. Sağlıcakla kalınız.  23.08.2010 9:08
 

Yok arabası gasp edilmiş de, yok yaylaya gitmiş de, yok uzman çavuşmuş da...Bunlara öylesine doyduk ki kusasımız geliyor...Maraş'ı Sivas'ı hatırlatıyor bunlar...Tabi sizin Anzak hatırlatmanız da kafalardaki paslı noktaları parlatacak cinsten...Elinize sağlık Mehmet bey...Selamlarımla..

ali açıköz 
 21.08.2010 23:06
Cevap :
Değerli Ali Bey, Bu ülkede medya tarafsız olarak görevini yapabilseydi; ne 17.000 rakamı ile edilen faili meçhüller olabilir, ne kimseye yapmaya cesaret edebilir, ne yargısı taraf olabilir, ne siyasetçisi çalabilir, ne bankaların işi boşaltılabilir, ne de tarihinin üzerine kalın bir örtü örtülebilirdi. Medyanın tek bir görevi vardır. Okuyucusuna doğru bilgi vermek. Bizde halen kimi medya işine gelen okuyucu yorumunu vererek kamuoyunu yönlendirmenin ve bundan nemalanmanın peşinde. Elbette burada halk olarak bizlerin de vebali bulunmaktadır. Yapılan bir yanlış varsa protesto edilerek, doğruların ve haklıların yanında tavır alınmalı; hırsıza, katile, uğursuza meydan bu kadar boş bırakılmamalıdır. Gördüğümüz gibi halk biraz meselesine taraf olduğunda, olayların üzeri eskisi gibi örtülememektedir. Yapılması gereken bu ülkenin hızla özgürleştirilmesi ve demokratikleştirilmesidir. Sonrası çok kolay gelecektir. Çünkü en büyük baskı grubu aydınlanmış halktır. Teşekkürler, sağlıcakla kalınız.  22.08.2010 11:08
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1109
Toplam yorum
: 2706
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1727
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisindeki öğrenciliğim sırasında, bir kamu iktisâdi kuruluşunda başladığım ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster