Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ağustos '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
812
 

İrticayı yok etmek için gelen İslam, hangi gerekçe ile irticaya konu edilmektedir? (3)

İrticayı yok etmek için gelen İslam, hangi gerekçe ile irticaya konu edilmektedir? (3)
 

Resmin yazısı; Cumhuriyet şehidi, genç ast. Kubilay Bey, 23.02.1930-23.12.205UNUTMA-UNUTTURMA


İrtica, (önceki yere) dönüş veya gericilik, ilerlemelere karşıt olmaktır. Dinin irtica ile doğrudan bir ilgisi yoktur. Din irticayı reddeder. Ancak, "günümüzde dini bilmeyen aydınlar irticayı din ile karıştırmaktadırlar." Bu bölümde kaldığımız yerden devamla, irtica’ın, (gericiliğin) sembolü haline getirilen başta “Menemen hadisesi” gibi olayların nasıl kurgulanarak, sembolleştirildiği özellikle genç okuyanların üzerinde düşünmesi için taraflarının ağzından açıklanmaktadır.

...

-“Yine peygamberimiz (s.a.v.) Veda Haccı esnasında da cahiliye devrinin ribası olan faizi ve kan davasını tamamen ve kesinlikle yasaklamışlardır.

Cahiliye bir dönemin değil bir zihniyetin adıdır. Bu zihniyetin devam edeceğini de peygamberimiz (s.a.v.) bize haber vermişler ve bizlerin bu zihniyetten kaçınmamız gerektiğini belirtmişlerdir. Çünkü bu zihniyet çeşitli maskeler altında zaman zaman zuhur edecektir. Nitekim peygamberimiz (s.a.v.) buyurdular ki:

-“Ümmetimde cahiliye döneminden kalma, tamamen terk edemiyecekleri dört haslet bulunacaktır. Bunlar: Asaletiyle övünme, başkalarının soyuna dil uzatma, yıldızlardan yağmur bekleme (Astroloji, bir nevi tabiatperestlik) ve ölünün arkasından yüksek sesle ağlamak.”

Nitekim Ebu Zerr (ra) Bilal-i Habeşi ile olan bir sürtüşme hadisesinde,

- “Ey kara kadının oğlu!” diye hitab eder. Bunu duyan peygamberimiz (s.a.v.) Ebu Zerr (ra) i çağırarak şöyle ikaz eder: “Onu annesinin renginden dolayı mı ayıplıyorsun? Demek sende hala cahiliye ahlakı var..”

Bütün bu hadisler gösteriyor ki, cahiliye bir zihniyettir bu zihniyetin dört ayağı ve dayandığı dört tabanı vardır.

Bunlar; şirk ve küfür, istibdadın her nevi, ırkçılık ve kadınların müstehcenlikte istismar edilmesi.

Sosyal hayatta bu cahiliye adetlerine dönüşün her nevine irtica denir. Yani (irtica) cahiliyye adetlerine ve geriye dönüştür…

İslamiyet gelir gelmez her şeyden önce cehalete karşı savaş açtı. İnsan taallümle (ilim edinme, öğrenme) tekemmül edecekti. Hikmet-i Ezeliye öyle takdir etmişti…

Peygamberimiz (sav) İslam’dan önceki cehalet dönemini kapatmış ve cahiliye dönemi dediği bu dönemin adetlerine dönmek isteyenleri de sık sık uyarmıştır. Nitekim buyurdular: “Allah en çok şu üç kişiye gazab eder:

-Mekke ve Medine’de günah işleyene, dinde cahiliye adetlerini yaşatmak isteyene ve haksız yere kan dökmek isteyene.”

Peygamberimiz (sav) in cahiliye âdeti dediği şeyler öncelikle Kur’anda ifadesini bulan, zann-ı cahiliye, (yanlış inanç, şirk, küfür) hükm-ü cahiliye, (Allah’ın hükümlerine zıt olan hükümler) asabiyet-i cahiliye, (ırkçılık); teberrüc-ü cahiliyedir. (beşeri ideolojilerin kadına (müstehcen) bakış açısı)...

Cahiliyyeyi doğuran şey cehaletin kendisidir. Cahillik bilgisizlik demek değildir. Yanlışta ısrar etmektir…

İdareye cahil insanların gelmesini de büyük bir şer olarak gören peygamberimiz (sav) : “Allah bir millet hakkında hayır murat ederse akıllı ve yumuşak huylu insanları idareye getirir.

Aralarında âlim olanlar hüküm verir. Malı da cömert olanlara vererek onları zengin yapar.

Şer murat ederse kötülerini idareci yapar, cahiller hüküm verirler, malı da cimri olanlar toplar ” buyurarak cehaletin ve cahiliyyeye dönüşün sebeplerini bize haber vermişlerdir…

İrtica’yı doğuran zihniyet yapısının temelinde “Zann-ı Cahiliye” olan yanlış inanç yatmaktadır. İnanç, insanın fikrini, fikir ise davranışlarını etkiler.

Yanlış davranışların, kötü düşünce ve zihniyetlerin altında bozuk inançlar hükmeder. Bunun için din öncelikle insanın inancını düzeltmekten işe başlar.

İnanca ait bilgiler ve inancın neticesi olan ameller (yapılan fiil, iş) her şeyden daha önemlidir. Çünkü ondan sonra o insanın zihniyetine tesir eden inancı olacaktır.

Peygamberimiz (sav) bunu vurgu yapar ve “Amellerin en faziletlisi, Allah’ı bilmektir. Allah bilgisi ile beraber yapılan az amel sana fayda verir.

Allah’tan gafil ve cahil bir kimseye ameli fayda vermez” buyurmuşlardır.

Ahir zamanda cehaletin yaygın olmasının altında, insanların kendi ilimlerine ve teknolojik gelişmelerine güvenerek Allah’tan gafil olmaları birinci derecede rol almaktadır.

Kur’anın “Zann-ı Cahiliye” dediği irticaî durum budur. Bu teknolojinin yanlış kullanımını netice vermektedir. Dolaysıyla insana hizmet etmesi gereken ilim ve teknoloji, inançsızlığa, istibdada, nefsanî zevklere ve ırkçılığa hizmet etmektedir ki, gerçek irtica budur.

Bunlar medeniyet asrında insanlığı ortaçağın gerisine rücû ettirmektedir.

Sonuç:

1. İrtica, İslam öncesi vahşet döneminin inancı, siyasi despotizmi, ırkçılığı ön plan çıkaran yapısı ve içtimaî hayatı tanzim eden kölelik zihniyetini de içine alan ekonomik ve sosyal adetlerine dönüştür.

İslamiyet bu yapıyı ortadan kaldırarak;

- Hak ve Hürriyetleri savunan,

-Köleliği kaldıran,

-Kadına hakkını en güzel şekilde veren ve sosyal hayata katan,

-Toplumda adaleti sağlayan, ekonomik yönden faizi kaldırarak zekât gibi yardımlaşma müessesesini getiren bir sosyal hayatı ve seçime dayalı bir siyasi hayatı getirmiştir.

Bu yapıdan geriye dönüş irticadır, cahiliyeyi istemektir.

Dolayısıyla İrtica’nın İslamiyet ile hiç mi hiç ilgisi yoktur.

2.Tarihte sütatikoyu (mevcut durum) savunan ve günü gün eden idareciler ve zengin kesimler çağdaş yeniliklerin kendi rahatlarını bozacağı vehminden dolayı her yeniliğe karşı çıkmışlardır.

Bunun için de güç odaklarını çeşitli vesilelerle tahrik ederek kendi emellerine alet etmişler ve asker gücünü de kullanarak sütatikonun devamını sağlamışlardır. Bunun için zaman zaman taassubu, zaman zaman da bazı hassas noktaları tahrik etmişler, rakiplerini ezmek için de bu gibi olayları kullanmışlardır.

3. Masum ve mazlum halkın irtica ile uzaktan yakından hiçbir alakası yoktur. Hiçbir irticai hadisede de yer almamışlardır. Ancak fatura daima halka çıkarılmıştır. Dindar halk irtica suçlaması ile sindirilmiştir.

4. İrtica, güç odaklarının dindarları sindirmek için kullandıkları silahtan başka bir şey değildir. (1)

* * *

Ve sembolleştirilen Menemen hadisesi…

-“Manisa'dan gelen bir çifteli av tüfeği ve bir bağ bıçağına sahip ikisi çocuk yaşta 6 esrarkeşin Menemen'de rejime karşı bir "şeriat" ayaklanması başlatıp asteğmen Kubilay'ı hunharca katletmelerinin izleri günümüzde de sürüyor.

Atatürkçü Düşünce Derneği "ilk gerici katliam" için İstanbul’dan Menemen'e otobüs kaldırırken, bir gazete ise "Kanlı şeriat bayrağı açıldı" başlıklı ekiyle temcit pilavını ısıtıyordu. Yıllanmış tabu ve korkuların, üzerinde araştırma yapılmasını engellediği Menemen'de ne olmuştu?

77 kişinin idam dahil çeşitli cezalara çarptırıldığı hadise sebebiyle 64 yıldır zan altında tutulan Menemenlilerin suçu neydi?

1930 yılı Aralık ayının son haftası soğuk günlerden birinde, 6 kişilik bir grup Menemen'e ilerliyordu. Bozalan köyü tarafından gelen bu kişiler pejmurde kıyafetleriyle yöreye kömür satmaya gelen insanlara benziyorlardı.

Adı Derviş Mehmed olan elebaşı ve yanındakiler Menemen'e, Menemenliler'in bir daha hafızalarından silemeyecekleri bir akıbetin müsebbibleri olarak giriyorlardı.

Hazırlıklarını Manisa'da tamamlayıp geçtikleri köylerde yandaş bulamayan 6 kişilik grup hükümet binasının hemen ilerisinde bulunan camiye sabah namazı vaktinde girdiler.

Maarif Camii'nde de imam Saffet Hoca'dan yüz bulamadıkları için cami cemaatını peşine takamayan grup, zorla aldıkları sancak ile meydana çıkarak "Ey Müslümanlar! Ne duruyorsunuz? Halife Abdülmecid Efendi hududa geldi. İşte Sancak ı Şerif çıktı, gelin toplanın.

Şapka yerine artık fes giyilecek" naraları atmaya başladılar. Birinin sırtında bir çanta, bir tanesinde de çifteli av tüfeği vardı. Bu sırada, olay yerinden geçen bir jandarma yüzbaşısı, esrardan kafası bulanmış Derviş Mehmet'i sözle ikna edemeyince olay yerinden ayrılmıştı.

Meydanda toplanan vatandaşlar ise tanık olmanın cezasını ağır ödeyeceklerini bilmeden olayı seyretmeye devam ediyorlardı….

Devam edecek…

Resim;cemhaber.com'dan alıntıdır.

(1) M.Ali Kaya (http://www.fikirbahcesi.org/)

(2) (http://www.aksiyon.com.tr/ ) Recai Kömür (Sayı: 4 / Tarih: 31-12-1994)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Mehmet Beyciğim, tam da koyduğum teşhise uygun bir yanıt vermiş ve irtica eşittir milliyetçilik demekle, siz de her sözcükte ve hatta İngilizce sözlüklerde "gericilik, bağnazlık, tutuculuk, yobazlık, tarikatçilik vs." olarak tanımlanan ve dediğim gibi "Allah ile aldatma"ya kadar evrilen bu kavram ile -antipatinizden olsa gerek- milliyetçiliği eşdeğer tutmuşsunuz. Konuyu daha fazla açmam yanlış olur düşüncesiyle, dip notumu burada bitiriyor ve sizden "milliyetçilik" kavramının tanımını yazmanızı rica ediyorum. Selamla, saygıyla... MS

Mehmet Sağlam 
 21.08.2010 11:49
Cevap :
Değerli Mehmet Bey, Sosyoloji biliminin İbn Haldun’la başladığı bilirsiniz. “Devlet istikrar bulunca, asabiyete (ırkçılığa) ihtiyacı biter. Öte yandan, dayandığı asabiyet gücünden ayrı olarak, dinî davetin de devletin temelini güçlendirdiğini savunur. Çünkü dinî görünüm, asabiyetlerden birindeki rekabet ve kıskançlığı giderir, hak ve adalete giden yolu açar.” Der. İşaret ettiği, ırkçılığın rekabet ve kıskançlığa yol açabileceğidir. Dünyada altı bin etnik grup, yüz civarında millet vardır. Başta Batılılar olmak üzere, son yıllarda bazı gayretlerle mikro milliyetçiliklerin kaşındığını biliriz. Örnek; Afrikalılar. ”Din, dil, tarih, kültür, an’ane gibi milleti oluşturan değerlerin korunması, geliştirilmesi, elbette başka milletleri hor ve hakir görmeyen bir milliyetçilik anlayışı," olduğu yerde kalır mı? Üstün ırk anlayışının da milliyetçilik olduğu unutulmadan. İnsan rekabetçi ve kıskançtır. Bu nedenle hepimizin bir tanımı vardır. Çözüm; ayrıştırma ve ötekileştirmeme, Sağlıcakla kalınız  21.08.2010 14:05
 

Bilirsiniz; sözcükler-kavramlar yaşatan birer canlı gibidirler; doğarlar, büyürler, gelişirler, değişirler, yaşlanırlar ve ölürler... Yaşlandıkça içleri boşaltılır, yerine başka anlamlar yüklenir. İrtica da böylesi bir değişim geçirmiş ve bence günümüzde- sadece Türkiye'de değil tüm dünyada- "Allah ile aldatma"ya kadar evrilmiştir. Tabii bu negatif bir mutasyondur; çünkü evrim denen olgu doğal seleksiyon ile en iyi özelliği seçer her daim. Geçen ay Londra'dayken -Bir sinsi İngiliz politikası olacak- dini simgelerin tamamen serbest bırakıldığını ve kimin hangi inanca sahip olduğunun neredeyse belirgin biçime sokulduğunu gözledim. Bu yüzyılı dizayn edenler mikro-milliyetçiliklerle din-mezhep farklılıklarını önce yüceltme, sonra çarpıştırma üzerine bir senaryo üretmişler. Ülkemizde de bunun sonuçları yaşanıyor... Umarım bu bir kırılma noktasına varmaz! Esin verdiniz. Selamla, saygıyla... MS

Mehmet Sağlam 
 18.08.2010 17:53
Cevap :
Değerli Mehmet Bey, öncelikle emek vererek yazdığınız detaylı yorumunuz için teşekkür ediyorum. İngilizler veya başka bir devlet bize yön verebilir mi? Biz, kendimiz olduğumuz sürece pek mümkün değil. Bunu Balkanları ve Ortadoğuyu asırlarca yöneten bir millet olarak ifade edebiliriz. Gerçeğinde onların da tüm derdi bizi, kendi değerlerine taşımaktır. Burada "zülfü yare!" dokunacağımız için izninizle geçiyoruz. Milliyetçiliğin gerçekte bölücülük olduğunu, biraz siyasi tarih bilenler kabul edecektir. Ki, İslam'da milliyetçilik irtica'dır. Ve İslam anlayışında bilirsiniz, kişisel sorumluluk vardır. Bu nedenle "Allahım ne yapayım şu beni kandırdı!" deme keyfiyeti ve kurtuluşu yoktur. Kişi (cüzi) iradesi doğrultusunda dilediğini serbestçe seçebilmektedir. Bir kırılma olabilir mi? Olabilirse hayrımıza mı olur? bunun uzun uzun tartışılması gereklidir. Bu dizide açıklanacağı üzere, halkın Allah ile değil de irtica ile aldatıldığını öğreniyoruz. Tekrar teşekkürler, sağlıcakla kalınız.  18.08.2010 19:16
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1109
Toplam yorum
: 2706
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1727
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisindeki öğrenciliğim sırasında, bir kamu iktisâdi kuruluşunda başladığım ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster