Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ekim '14

 
Kategori
İş Yaşamı - Kariyer
Okunma Sayısı
740
 

İş görüşmesi öncesi bekletilmek

İş görüşmesi öncesi bekletilmek
 

Mevcut bir işin varken gittiğin ve seni beklettikleri iş görüşmesindeki o günkü tüm zaman ayarlarını mevcut işinle ilgili aksi birşey olmasın diye günler öncesinden planlanmıştır.
Bu hazırlığın bu denli detaylı olmasının altında yatan şey sonunun ne olacağı belirsiz bir görüşme için yıllık izninden kullanmak istememen ve mazaret izni hakkını daha ivedi bir olaya saklamak gibi önü alınamayan bir şark kurnazlığından ileri gelmektedir.
Bu ayarlama bazen öyle paranoid bir boyut kazanır ki; eğer mevcut işinde kullandığın şirket aracın filan varsa koca İstanbul' da biri denk gelir melir diye o araçla görüşmeye gitmez, dünya taksi parası verirsin. Yok bu kadar çok taksiye parçalanmayayım diye düşünüp toplu taşımayı kullanıyım desen hangi vesait nereye gidiyor, hangi vakitlerde neyi kullanmak gerek vakıf olmadığın için yine sarı renkli bi kucağa oturmaktan kaçamayacağın gerçeği ile yüz yüze gelirsin.
Velev ki gittiğin görüşmenin yapılacağı yer mevcut şirket merkezinin oralarda filansa ki; ya Maslak ya da Kavacık' da bu durum genellikle yaşanır, taksiden inince bipolar bozukluğun manik bir epizotundaymışssın gibi adımların hızlı, gözlerin yerde, bir an evvel kimseye gözükmeden kapağı görüşme yapacağın yere atmak gibi bir gayret içine düşersin.
Takip ediliyor olduğun hissi tavan yaptığından gittiğin görüşmenin sonrasında bir psikiyatri kliniğine de uğramalı mıyım acaba diye düşünceler geçer aklından.
Zaman yönetimi açısından başarılı devam ettiğin güne dair tüm planların seni öngördüğünden fazla bekletmeleri ile alt üst olur. Bekletiliyor olmayı o anda kişiselleştirmek gibi bir durumun kesinlikle olmaz. Bunu şahsiyetinin yok sayılıyor olduğuna ya da yapacağın görüşmenin pasif tarafında olan kişi olduğun için karşı tarafın böyle rahat davrandığına yormazssın.
Takıldığın şey herşeye rağmen anlamsız bir ihanet içinde olduğun duygusu ve bir an önce bu ruh halinden kurtulmak isteğidir.
Sanki kötü birşey yapıyormuşcasına içine saplanan bu yanlış düşünce içselleştikçe içselleştirir.
İtrahı mümkün gözükmeyen bir safradan kurtulup bir ferahlama arayışı içerisindesindir ve bir şekilde iflah olmak istersin.
Kafandaki yegane şey bu görüşmeyi biran önce bitirip belki de iyi geçip geçmeyeceğini de çok önemsemeyerek, kendini yalıttığın gününün içine geri dönmek kaygısıdır.
Öyle ki; görüşmenin iyi geçmesi ordan bir an evvel kurtulmak arzusunun bonusu haline gelmiştir.
Tam da bu esnada aklından geçmesi gereken soru şuyken içinde bulunduğun akıl tutulması aklına hiç o soruyu getirmez. " Acaba aynı durumda işverenin olsa yani kendine daha çok kazanç sağlayacak ve daha verimli olacağını düşündüğü biri ile bu kadar derin bir suçluluk duygusu içinde görüşüyor olur muydu? "
Cevabı belli olan bu soru, binbir canbazlıkla o görüşmenin hiç olmadığı hayatına geri döndüğünde aklına gelir ve onca incelikli düşünceler yerini " böyle aşkın ızdırabının varya ......." diye başlayıp çok rahatlatıcı bir şekilde devam eden sinkaflara bırakır.
Çünkü zamanladığın planın gerisine düşmüş durumdasındır.
Görüşmeye gittiğin yer ile ilgili bir ön çalışma yapmak, görüşmede önüne gelecek olan " peki ama neden biz " gibi efsane bir soruya aynı oranda efsane cevaplar verebilmek için yaptığın rutin bir hazırlıktan ibarettir.
Bu ön hazırlık esnasında okudukların, o görüşmenin pasif tarafının sen olduğunu hissettirbilmek için son derece kurumsal ve bir o kadar da endüstriyel cümlelerden seçilerek hazırlanmıştır.
Bu noktada gösterilen hassasiyetin öncelikle nedeni o firmanın şirket olarak bilinirliğini sağlamak yönünde bir önceliğe sahipmiş gibi görünse de en az onun kadar ön planda olan ikinci bir neden de iş başvurusuna gelenlere " vay anasını lan nereye gelmişim de haberim yokmuş " düşüncesini ittirivermektir.
Bu ön hazırlık sürecinde önüne koydukları o kurgusal imaj aslında bir bilinç altı oltasıdır. Sen de bu imaj yemine takılmasını bekledikleri kılçığı kıçına kaçmış sazan balığı.
Bu sayede elde edeceklerini düşündükleri şey, onların sana değil; senin onlara ihtiyacın olduğu kabulünü tartışmaya açık olmayan bir şekilde dikte ettirmek ve bir çalışan olarak beklentilerini minimize etmek açısından içinde sanal bir kompleks meydana getirmektir.
Görüşmeye gittiğin firmanın insan kaynakları departmanları tarafından hazırlanmış olan tüm bu hazırbuluşluklarınla görüşmenin sonuna gelirsin.
Bu noktada yine o endüstriyel lisanla fiyatının ne olduğu sorulur.
Yani isminin, cisminin kısaca tüm esamenin ederinin ne olduğuna karar vermen istendiğinde, içinde bulunduğun ruh hali kendini beğenmişlikle kendini azımsamak arasındaki o balık sırtı vaziyettedir.
Lakin unutmamalısındır ki; onların sana değil, senin onlara ihtiyacın vardır. Ve vereceğin yanıtın görüştüğün kişi tarafından " Hoppala Paşam Malkara Keşan " kabilinde anlaşılmaması için çok kısa zamanda inanılmaz hızlı fikri muhakemelerde bulunman beklenir.
Sırf bu kadar çoklu düşünce biçimini aynı anda yönetebildiğin için bile aday olduğun o pozizyonu çoktan hak ediyorsundur da odağına insanı koyduğu söylenen o merceği bozuk departman bunu görmezden geliyordur.
Görüşeceğin kişilerin üzerindeki eğreti durmayan özgüven o an için fazlasıyla rahatsız edicidiyken; üzerlerinde eğreti duran sahte kabadayılık dakka dokuz sinirlerini bozmaya başlamıştır.
Seni yıldırmaya dönük olarak önüne konan tüm bu kurgusal benlik bilincine bir şekilde mukavemet etmek için bir hamle yapman gerektiğini düşünürsün.
Aldığın onca eğitim, yaşadığın onca badire ve ertelediğin tüm şeyler gözünün önünden geçerken kendine biçtiğin insani tüm değerlerin, içinde insan geçen bir departman tarafından ketenpereye getirilmeye çalışılıyor olmasına karşı birşey yapma dürtüsü artık kontrol edemeyeceğin bir hal almaya başlamıştır.
Fikrinin kılıcını kınından, cesaretinin kalkanını da omzundan çıkarmak üzeresidir.
Ve birdenbire, yapmak üzere olduğun şeyin cami avlusunda dişisine kur yapmak için boynunu kabartan erkek güvercinin aslında cami avlusuna işediğinden bihaber olduğu durumdan bir farkı olmadığını anlarsın.
Ve yarınının bir kaygılar yumağından başka bir anlam ifade etmediği bir memlekette bir şekilde var olmaya devam etmek için şahsiyetini bir kebaba dönüştürüp ne şişi ne kebabı yakacak olan bir mebla söyleyiverirsin.
Aldıkları notlar arasında aldıkları cevaba sevindiler mi, üzüldüler mi' yi gizlemekteki ustalıkları sana göre bu dünyada usta oldukları tekşeydir o anda.
Yer altı kahvelerinde çanak oynayan kumarbazların hep masayı galip çıkardıkları o kısır döngünün bir başka versiyonu seni vurmuş durumdayken sahte bir gülümsemenin sahibi olan sahte eli sıkarken dahi kendine olan güvenin test ediliyor olabilir mi acaba endişesiyle kurbanlık satıcısının elini sıkar gibi tokalaşarak ayrırlırsın yanlarından.
Normal yaşantında kimsenin elini bu şekilde sıkarak tokalaşmıyorsundur.Zaten bu da normal bir yaşantı değildir sen için.
Netice-i kelam bir iş görüşmesi öncesinde lüzümundan fazla bekletilmiş olmak sağ yanağına tokat atan birine sol yanağını çevirdiğin bir iyi niyetin göstergesinden başka birşey değildir.
Bu durum ne seni daha iyi yapar; ne onları daha kötü.
Böylesi bir gerçeklik anına ait, en akılda kalan şey de pek tabi ki : " Onların Sana Dönecek Olmalarıdır. " 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 70
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 233
Kayıt tarihi
: 26.07.14
 
 

Sapancalı, Üniversite mezunu, satış pazarlama sektöründe çalışan Errare Humanum Est ve Dum Spiro ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster