Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ekim '06

 
Kategori
İş Yaşamı - Kariyer
Okunma Sayısı
1498
 

İş kıyafetlerini kapıda bırakmak...

İş kıyafetlerini kapıda bırakmak...
 

Bir filmde duydum ya da bir kitapta okudum, tam olarak anımsamıyorum ama şöyle diyordu: "İşinden çıktığın vakit, evine girmeden önce iş elbiselerini dışarda bırak." Ne kadar doğru bir söz diye düşündüğümü anımsıyorum, iş yerindeki tüm gerginliklerini, öfkelerini, çatışmalarını üzerinde eve taşıyan biri olarak.

Ne büyük hata... Oysa evlerimiz bizi dış dünyanın çatışmalarından koruyan, üzerimizdeki o negatif elektriği alarak sevgiyle, güvenle, şefkatle sarıp sarmalayan yegane mekanlar değil mi? Gün boyu yaşadığımız huzursuzluklar yetmiyor mu ki bir de onları eve getiriyoruz? Kafanda iş arkadaşınla tartışmaya devam ediyorsun, bu arada ev halkından biri sana gününün nasıl geçtiğini soruyor, ters bir bakışla, bazen içini çekerek "Nasıl geçsin işte.." diye kestirip atıyorsun. Evin içini misler gibi çay kokusu sarıyor sen hala, hayatın o berbat kokularını burun deliklerinde taşıyorsun. Hatta ve hatta o kadar bağlanmış oluyorsun ki bu gerginliklere yatağına bile onlarla giriyorsun. Tüm günü, güzel şeyleri görmeden, o çatışmaların kara bulutlarıyla örtüp hayatını cehenneme çeviriyorsun. Derler ki "İnsan kendi cennetini de kendi cehennemini de kendisi yaratır." Sen yarattığın cehennemden ayak parmağını bile çıkaramıyorsun. Onun o ağır havasını gittiğin her yere birlikte götürüyorsun. İşin tuhafı hayatından sürekli şikayet ediyorsun. Dünyanın sana karşı olduğunu, hep şanssız olduğunu, olumsuzlukların yakanı bırakmadığını anlatıp duruyorsun etrafındakilerle. Kendi kendine acıdığın yetmezmiş gibi onların da sana acımalarını, senin derdine yanmalarını, seninle oturup ağlamalarını bekliyorsun.Oysa gerginliğin düğümü başka gerginlilerle çözülmez bunu bilmiyorsun ya da biliyor hayata geçiremiyorsun...

Hayat her zaman çözüm üretme konusunda yaratıcılık gerektiriyor oysa, sorunların içinde kendini kaybedip, örümcek ağına düşmüş bir böcek gibi debelenip durmayı değil... İş yaşamında elbet çatışmalar, fikir uyuşmazlıkları, beklentilerin boşuna çıkması, hayal kırıklıkları yaşıyor her insan. Hiç bir nehir sakince akmıyor, zaman zaman kabarıyor, zaman zaman taşıyor. Sana ise gerekli önlemleri almak, önleyemediğin durumları ise bir şekilde yoluna koymak kalıyor.

Günün 8 saati çalışıyor, hem ruhen, hem bedenen yoruluyorsun. Zihnin sürekli iş ile meşgul bir halde öğle yemeğini yiyor ve tad almıyorsun. Karnını doyurup, deli gibi çalıştığın ofisine dönüyorsun. Öğleden sonrası da aynı tempoda, kendini kaybetmiş bir şekide geçiriyor ve yarın sabah aynı şekilde bir güne başlayacak olduğunu biliyorsun.

Kaç gün dayanabilirsin peki her dakikanın işle dolu olmasına? Kaç gün dayanabilirsin zihninin gündüz yaşadıklarınla gece savaşmasına? Bu bir strateji mi? Geceleri, günün analizini yapmak, hatta yatağa bu analizin sonuçları elinde girmek. Rüyalarında çözüm yolları aramak, tartışmalarda boğazına düğümlenen sözcükleri susmamacasına karşındakine sıralamak...

Akşamları, iş kıyafetlerini kapıda bırakıp eve girdiğini varsay bir de. Kapının ziline dokunmadan, hepsinden soyunduğunu... Boş bir zihin ve arınmak, dinlenmek, biraz gülmek, biraz gevşemek üzere hazırlanmış bir zihinle merdivenleri çıktığını varsay... Tüm sorunları o gece karanlığında kalmış ofisin içine hapsettiğini varsay mesela. Güzel sıcak bir yemek, bir bardak demli çay, biraz okumak, bir film izlemek, ev halkı ile biraz sohbet ve gece sıcak yatağında derin bir uyku...

Sabah uyandığında, kapıdan çıktığın vakit, arabanda ya da dolmuşta, dün çözemediğin düğümlerin tek tek açıldığını farkedeceksin. O düğümlerin aslında hiç de o kadar sıkı atılmış düğümler olmadığını, senin kenetlenen dişlerinin onları sertleştirdiğini fark edeceksin. Sabah taze ve yenilenmiş bir zihinle çok daha kolay geçeceksin engellerin üzerinden.

Tüm bunlar için bir tek yapman gereken şey var: "Akşamları iş giysilerini, bahçendeki ağacın dalına asmak." Hepsi bu...

Resim:Fernando Botero

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Blogunuzu okurken bir şarkı mırıldanmaya başladım. Öylesine istemsiz olarak yani. Öylesine aklıma gelen bir şarkı hatta sonradan blogunuzun müzikli olduğunu ve kulağıma bu müziğin geldiğini de düşündüm... :) Burcu Güneş'ten bir şarkı vardı hani sahilden isimli bilmem hatırlarmısınız. İş yaşamımızda meydana gelen olumsuzlukları da sahilden bırakmak gerekiyor. Zaman hızla akıp giderken ve bizleri bu keşmekeşin içine an be an çekmeye çalışırken neden sahilden bırakmayalım. Oh be tatil moduna girmiş oldum böylece. Sahilden bırakıyorum iş yaşamını ve tatil moduna hazırım artık. Yılbaşını sevdiklerimle geçireceğim olgusuda eklendiğinde gerçekten doyumsuz bir blog. Teşekkürler.

_______ Serkan 
 29.12.2006 13:55
Cevap :
Sevgili Serkan Bey, Yazdıklarım size şarkı söylettiyse bu beni çok mutlu eder...Yorumunuz da beni çok mutlu etti...Çünkü insanlara olumlu bir şeyler hissetirebilmek, ki bu yazı ile bile olsa, çok güzel bir duygu.Size ailenizle mutlu bir bayram ve yeni yıl diliyorum. Sevgiler...  29.12.2006 14:45
 

ben bunu hiç beceremiyorum.....yani iş kıyafetlerimi iş yaşamım boyunca hiç asamadım bahçedeki ağacın dalına...izinli olduğum halde şuanda aklımda pazartesi yapacağım işler var.

eda iltersu 
 27.10.2006 12:55
Cevap :
Sevgili Eda, Aslında bu o kadar zor değil. Sadece biraz zorlamak gerekiyor kendini, kendin için. İşi sürekli kafada taşımak ne kadar yorucu bilirsin. Ben de hep uzun zaman aynı şekilde taşıdım ama bir zaman sonra hayatının her yanını işin kapladığını görüyor ve "ne yapıyorum ben? "diyorsun. Bu nedenle kendimize biraz nefes alma şansı vermeliyiz diye düşünüyorum.Sevgiler...  27.10.2006 18:25
 

Çalışırken en azından eve iş ve onunla bağlantılı sorunları taşıma tehlikesi var Fulya'cığım ve çok nahoş bir durum, haklısın..Ama işsiz vaziyette eve tıkılıp, evin duvarlarının senin üstüne üstüne yürümeye başlaması gibi bir durum da var ki, o çoook daha berbat inan. Yaşamış olanlar bilir.. O dönemlerde iş yerinde yaşanması muhtemel sorunlar dahi özlenebiliyor..Farklı bir bakış açısı getirmek istedim sadece..Yoksa tüm yazdıklarına sonuna kadar katılıyorum arkadaşım! Bu arada?!! Uzun blog yazmak sana ne kadar da yakışmış! :))

Leyla ÖNDER 
 19.10.2006 1:09
Cevap :
Leylacığım, Anlattığın durumu yaşadım. Bilirim. Haklısın işte o zamanlar o sorunlar bile özleniyor... Sağol Leyla'cığım uzun blog iyi durmuş mu bende:)) İlk başta tuhaf geldi ama..Sevgiler...  19.10.2006 14:53
 

yazını çok beğendim. her zaman ki harika. ben bu yaz iş yerimde ciddi sorunlar yaşadım ve her gün eve ağlayarak geliyordum. ne oldu dedikleri zaman hıçkıra hıçkıra ağlayıp olan biteni anlatıyordum. ailem ve kuzenlerim oldu beni kendime getiren. onlar öyle destek oldularki bana. o sıcak sohbetleri beni neşelendirmek için yaptıkları oyunlar. şimdi senin yazını okuyunca düşünüyorum. iş sıkıntılarını eve getirip herkesi birden üzmenin anlamı yok. sıkıntının çözümüde değil. hem kendi huzurn hem sevdiklerin için söylediğin yapılmalı. çıkarıp iş giysileri asılmalı bahçendeki ağaca.. sevgiler.

Hoşsada 
 18.10.2006 22:04
Cevap :
Sevgili Hoşsada, Elbet iş giysilerini çıkarıp asmak kendimize yeni taze bir bakış sağlar ama şunu unutmamalı, keder varsa içinde ya da büyük bir sıkıntı onu seni sevdiklerinle bir ölçüde paylaşmalısın. Elbette tüm hayatını ona odaklayarak değil. Çünkü sevdiğin insanların sana yeni bir bakış kazandıracağını düşünüyorum. Sevgiler...  18.10.2006 23:14
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 408
Toplam yorum
: 4068
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 1085
Kayıt tarihi
: 17.06.06
 
 

Gazetecilik okudum... Ama gazeteciliği sırf yazabilme serüvenine bir adım daha yaklaşabilmek için ok..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster