Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Aralık '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
390
 

İş seyahati

İş seyahati
 

Dün akşam iki günlük iş seyahatinden dönmeye çalışıyordum. Hatay’dan sabah dokuz’da yola çıktık, oradan İskenderun’a geçildi. İskenderun'dan Mersin’e devam ettik ve Mersin’den Adana havalimanına geçtik. Bulunduğumuz dört ilde de çok önemli iş toplantıları gerçekleştirdik. Burada, iş gezimize dahil olan illeri okuduğunda dudaklarında müstehzi bir tebessüm oluşan okuyucuya ve kendilerinin katılamadığı bu iş gezisinin profesyonelliğine talihsiz açıklamalarıyla gölge düşürmeyi amaçlayan bir kısım çalışma arkadaşlarıma adı geçen illerin yemekleri ve sofra kültürleri ile ünlü olmalarının bir rastlantıdan öte olmadığını tekrar tekrar hatırlatmak isterim. İş yemekleri, tabiatları itibarıyla insanların kendilerini iyi hissetmelerini sağlayan bir faaliyet olan “yeme” ve yine aynı insanların kendilerini rahat hissetmelerini, gün boyu profesyonellik gereği takınılan poker suratlarının düşmesini, boyunlarını sıkan kravatların gevşemesini sağlayan “içme” faaliyetlerinin bir arada yaşandığı, iş yaşamında çok ciddiye alınması gereken faaliyetlerdir. Biz bugün bu geziden başarılı bir şekilde ayrıldıysak burada Hatay’da yediğimiz künefenin, İskenderun’da geceyarısı gittiğimiz Petek pastanesinde bize sunulan börek ve tatlıların, Mersin’de yediğimiz o nefis tantuninin bu başarıda önemli paylarının olduğunu kabul etmemiz gerektiği düşüncesindeyim. Hatta şimdi düşününce “İş yaşamında iş yemeklerinin önemi ve ekonomimize katkıları” başlıklı bir yazı yazarak bu konunun müstehzi tebessümlere ve talihsiz açıklamalara yer bırakmayacak kadar önemli ve bilimsel bir temelde ele alınabilecek bir konu olduğunu ortaya koymamın artık boynumun borcu olduğunu, hatta son iki günde naciz boynumu borç sahibi yapan o muhteşem yemeklere bir vefa borcu olduğunu düşünüyorum. Önümüzdeki haftalarda tamamen rakamlara dayananan ve matematiksel modellemeler içeren bir yazımı okursanız şaşırmayın...

Havalimanındaki LCD göstergelerde uçağımızın TK numarasının karşısında yazan “1.45 dk gecikme” ibaresi son iki günde ortalamanın üzerinde gezen yaşam standartımızın eninde sonunda rutin ortalamasına çekileceği gerçeğini gözlerimizin önüne serdi ve yaşamın bir denge üzerine kurulu olduğunu bizlere tekrar hatırlattı. İlk aklımıza gelen İstanbul’daki yoğun yağış dolayısı ile gecikme yaşandığı idi fakat yine de iki saatlik bir gecikmeyi gerektirecek bir hava muhaleferinin varlığına pek de ikna olamıyorduk. Yetkililer bize gecikmenin Avrupa’dan gelen uçakların yoğunluğuna bağlı olduğunu bildirince işin aslı anlaşıldı. Canım ülkemin yöneticileri dışarıdan gelen döviz sahibi misafirlerine maksimum konforu sağlamak için kendilerine iniş önceliği tanımayı ve biz cebinde yerel para birimi ile dolaşan değersiz vatandaşlarına da iki saatlik gecikmeyi uygun görmüştü. Kendimi, vatandaşına ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapmayı devlet politikası haline getirmiş bir ülkenin bağımsızlığını sorgularken buldum. Bu kasvetli ve sakıncalı düşüncelerimin millet olarak birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde kimseye faydası olmayacağının bilinciyle, Avrupa’dan gelen uçaklara öncelik tanınmasının dış ticaret açığımızın bir türlü kapanmaması ile birebir ilişkili olduğu şeklindeki daha yumuşak bir kurgu ile düşünme faaliyetimi sonlandırdım.

Saat 19.00... Tam iki saat onbeş dakikalık gecikmeden sonra artık kalkışa hazırız. Üçlü sıra koltuğun ortasına oturdum. Sabah dokuzdan beri yollardayım ve hesapta olmayan bir şekilde karşıma çıkan iki saati aşkın bir rötarın sonundayım. Geçen iki günün neşesi yok artık gözlerimde. Ayaklarım ağrıyor, sinirlerim yıpranmış halde ve yorgunum. Artık hostesler bagaj kapaklarını kapatsın da yola çıkalım derken yanımdaki yaşlı bir bayanın sırtına üzerimizdeki bagaj bölmesinden bir laptop çantası düştü. Kadıncağız acıyla bir çığlık attı ama neyseki önemli birşeyi yoktu. Yere düşen laptop çantası bir süre sahipsiz kaldı... Hemen yanımızdaki sıra koltuklarda oturan bir bey dayanamayıp laptopunu sahiplenmeye karar verince yanımdaki bayanın haklı tepkisiyle karşılaştı. Bunun üzerine beyefendi de kendisinin laptop çantasını düzgün bir şekilde yerleştirdiği, bir başka kişinin kendi bagajını yerleştirirken laptop çantasını bu şekilde bıraktığı şeklinde savunmaya geçti. Haklıydı, ben de görmüştüm o kişiyi. İki sıra önümüzdeydi, tüm konuşmalardan haberdardı ama beklediğim gibi hiçbir şekilde renk vermedi. Yanımdaki bayan bir hostesi çağırdı ve kendisine şikayetini belirtti. Bagajların doğru şekilde yerleştirilmiş olmasının, yolcuların güvenliği açısından, kendilerinin asli sorumluluklarından biri olduğunu ifade ettiyse de hostes hanım kendilerinin herkesin başında duramayacağı şeklinde bir savunmaya geçti. Hanımefendi bunun üzerine kendisinden bir şikayet formu talep etti. Bir süre sonra form yerine kabin amiri geldi yanımıza. Hanımefendi aynı şikayeti kendisine ilettiğinde, kabin amiri bayan, hostes hanımın benzeri bir savunmaya geçti, tek fark kendisi daha yumuşak tavırla ve güleryüzle konuşuyordu. Sağımda oturan, sinirli bir mizacı olduğu çok açık bir bey ise sert bir tavır ile bu durumun çok daha şiddetli bir yaralanmaya da yol açabileceğini kendisine anlatmaya çalışırken, arka sırada oturan bir başka bey hosteslerin herşeye yetişmesinin mümkün olmadığını söyleyerek kendilerine destek verdi. Bunun üzerine yanımdaki bey iyice sinirlenerek "Keşke çanta sizin kafanıza düşseydi..." şeklinde bir cümle kullanarak ortamı iyice gerince müdahele etme gereği hissettim. Sesimi biraz yükselterek kabin amirine uçakta bir sağlık ekibi olup olmadığını sorarak konuyu başka bir yöne çektim. Kendisi böyle bir ekibin olmadığını ama kendilerinin temel bir eğitimi olduğunu belirtti. Ben de kendilerinde asıl beklentimizin böyle bir olay karşısında savunmaya geçmek yerine yapıcı bir tavır takınmaları olduğunu, halen yanımdaki bayana sırtında bir acı hissedip hissetmediğini bile sormadıklarını belirttim. Kabin amiri bunun üzerine “Ama ben geçmiş olsun demiştim” şeklinde bir başka savunmaya geçince kendisi ile aynı noktada buluşamayacağımız anladık. Yanımdaki bayan form talebini yineledi ve ben de “Benim kabin amirim değil...” başlıklı bir yazı yazmayı kafama koydum, ama sonra vazgeçtim. Kabin amiri Sky dergisinin içinden üzerinde bir anket formu olan bir sayfayı yarım yamalak yırtarak yanımdaki bayana uzattı. Devletin tüm kademelerinde olan eleştiriye karşı hoşgörüsüzlük ve “Bana nasıl olsa birşey olmaz” cüretkarlığı ülkemizin en büyük havayolu şirketinde de bu şekilde tezahür ediyordu. Yanımdaki bayan kendisinden doğru düzgün bir şikayet formu getirmesini talep etti. Kabin memuru uzaklaşınca avukat olduğunu öğrendiğim yanımdaki bayanla ülkemizi teorik bağlamda muasır medeniyet seviyesine çıkartmayı amaçlayan bir diyaloğa başladık. Benim tezim, bu gibi kaza durumlarında standart bir prosedüre sahip olunmasının profesyonel bir şirket olmanın gereği olduğu idi. İnsan hayatına değer verilen ülkelerin havayolu şirketlerinde bu gibi durumlarda hosteslerin ve kabin amirlerinin kazanın raporunu tutup üst yönetime bildirmeleri ve kazayı geçiren yolcuya tıbbi müdahele için standart bir sorgulama yapmalarının işlerinin gereği olduğunu belirtirken, uçtuğumuz uçağın büyük ihtimalle uçağın standartında olmayan üçüncü sıra koltukların eklenmesi ile (bagaj kapakları ancak ikinci sıra koltuklara kadar uzanıyor) uçuş güvenliği prosedürlerinin tamamen dışında bir yapıya sahip olduğunu aklımdan geçiriyordum. Ben kasvetli ve sakıncalı düşüncelerimi aklımdan geçiririm önce, ağzımdan çıkanlar ise aklımın içindeki “ortama uygunluk filtresi”’nden geçebilenlerdir. Yine öyle oldu. “ İyi olacak inşallah...” dedim yanımdaki bayana. “Yaşam denge üzerine kuruludur. Gün gelecek bir cambaz maharetiyle yürüdüğümüz bu ipte dengeye oturacağız...”

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 89
Toplam yorum
: 60
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 612
Kayıt tarihi
: 16.12.06
 
 

İlk kitabımı, 'Pal Sokağı Çocukları'nı okuduğumdan beri yazıyorum. Yazmak beni o çocuklar gibi öz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster