Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Ağustos '11

 
Kategori
Yurtdışı Tatil
Okunma Sayısı
391
 

İsfahan’a doğru yol alıyoruz.

Aksam saat 23:00'da bizi Tahran’dan İsfehan’a götürecek trene bindik. Kompartımanımız 6 kişilikti. Kompartımanın yan duvarlarnda ranza usulü üçer yatak üst üste yerleştirilmişti. Ben ortadaki yatağı seçtim. Yatak çarşaflarımızı serip yataklarımıza uzandık. Sabah saat 6.00’da görevlinin kompartımanın kapısını vurmasıyla uyandık. Görevli İsfehan’a geldiğimizi haber veriyordu.

İsfehan’a varır varmaz direk otelimize gittik. İsfehan’da kalacağımız otelin ismi Jemşit Oteldi. Jemşit otel yeni yapılmış bir oteldi. Sabah çok erken geldiğimiz için odalarımız henüz hazır değildi. Bavullarımızı otelin bavul odasına bıraktıktan sonra açık büfe kahvaltısı ile meşhur olan başka bir otele gittik. Yolda elinde sevgili Zafer’in yazmış olduğu İran gezi kitabı olan bir çifte rastladık. Türkiye’den otobüs ile İran’ın sınır şehri Tebriz’e gelmişler. Tebriz’den Tahran’a, Tahran’dan da İsfehan’a geçmişlerdi. Tebriz’de birçok Türk ile karşılaşmışlardı. Bizim gibi İran’ın önemli şehirlerini gezeceklerdi.

Kahvaltı yapacağımız otele onlarda bizimle birlikte geldiler. Sevgili Zafer akşam Zurhane’de yapılan özel bir gösteriyi izlemeye gideceğimizden bahsetti. Dualar ile birlikte zor hareketlerin yapıldığı özel bir gösteri olacaktı. Genç çift de bizimle birlikte Zurhane’ye gelmeye karar verdi. Hurma ve helvalar ile birlikte zengin bir sabah kahvaltısı yaptık. İran’nın ünlü aş çorbasını denedik. Keyifli bir kahvaltıdan sonra otelimize gidip odalarımıza yerleştirdik. Odamızda bir saat kadar dinlendikten sonra eski adı Şah Meydanı, şimdiki adı ile İmam meydanı olan bölgeye doğru yürümeye başladık.

İsfehan’da da aynı şekilde sokaklarda yürürken birçok meraklı insanın bakışlarına maruz kaldık. O gün belki yüz milyon kere “Hello” demişsizdir. İsfehan önemli tarihi eserlerinin bulunduğu bir şehirmiş, bakalım burada neleri göreceğiz. İmam Meydanına vardığımızda meydanın tam ortasında diğer tüm yerler gibi su fıskiyeleri olan dikdörtgen şeklinde bir havuz gördük. Havuzun kenarında ise insanların oturmaları için banklar, çayır alan, yol ve sonrasında sıra sıra dükkânlar ile yer alıyordu. Bu meydanın uzunluğu 512 m, eni ise 162 metreymiş. İlk yapıldığında polo sahası olarak kullanılıyormuş. İmam meydanının dört ayrı giriş kapısı vardı veh er biri sırayla ekonomi, ilmi, siyaset ve dini temsil ediyordu. İmam meydanı aynı zamanda Unesco’nun dünya mirasları listesinde de yer alıyordu. İsfehan'nın yay burcu olması sebebiyle meydana açılan kapılarda ana figür, yay burcu motifleri idi. Yay burcu mitolojideki sembolü gibi keçi bedenli ve yılan kuyruklu ejderha olarak gösterilmişti. Meydanın etrafındaki dükkânların arka kısmından şehrin önemli tarihi eser ve kapalı çarşılarına açılan dar sokaklar yer alıyordu. Anlayacağınız bir günde imam meydanının tamamını gezip görmek imkânsız gibi görünüyordu.

İsfehan’daki kapalı çarşıdan almak istediğim iki şey vardı. Bir tanesi Şerif-i Şems diğeri de İran sürmesiydi. Şerif-i Şems, anlamlı bir taştı. Yılda sadece bir günde (8 Nisan) çölde yaşayan insanlar tarafından Sarı agad taşının üzerine “şerif-i şems” yazısı yazılıyormuş. Bu taşa sahip olanların hayatı o günden sonra artık eskisi gibi olmuyormuş. Ayni zamanda bolluk ve bereketin sembolüymüş. Birkaç tane(!) alıverdik tabii. Çarşı içinde biraz dolaştıktan sonra Azadegan isimli bir çay bahçesine gittik. Çay bahçesi içinde rengârenk farklı şekillerde ve değişik bir sürü fanuslu lamba vardı. Nargile, çay ve kahve ikram ediliyordu. Biz de birer çaydanlık çay ısmarladık. Çayımızı içerken bende aldığım sürmeleri denedim. Sürmeler fena olmamıştı. Kara kara gözlerle İranlılara benzemiştim. Bu arada sürme ile ilgilenenler için önemli bilgi : Sürmelerin güzel görünmesi için ucu sivri tahta çubuk ile göze sürülmesi gerekiyormuş.

Çayhaneden çıktık. İmam meydanındaki kapalı çarşıyı şöyle bir gezdikten sonra dünyanın en ince işleri ile dekore edilmiş olan İmam camii’nin kapısından içeriye girdik. Bu camiinin yapımına 1612 yılında başlanmış, 1638 yılında da tamamlanmıştı. İmam camiinin avlusu 20 bin m2 imiş. O zamanlardaki kısıtlı imkânlarla bu kadar yüksek tavanlı ve ince çini işleri olan binaların yapılmış olması gerçekten enteresandı. Kesinlikle bir tılsım kullanılmış olmalıydı. Veya başka bir diyardan gelip bu güzel eserleri yapıp gitmiş olabilir veya halen aramızda yaşıyor olabilirlerdi. İmam camiinin akustiği ise muhteşemdi. Şöyle ki; Camiinin 38 m yükseklikteki 10 m2 alanı olan özel bir giriş bölümü vardı. Bu bölümün bir köşesine gidip kısık sesle konuşmaya başladığınızda tam karşı köşede duran bir insan söylediklerinizi net bir şekilde duyabiliyordu. Ayrıca Camiinin içindeki kubbenin tam ortasında da başka bir akustik harikası daha vardı. Bu akustik harikası yere kare şeklinde siyah taş yerleştirmişlerdi. Bu taşın üzerine basıp yukarı doğru bir şeyler söylediğinizde tüm binada sesiniz yankılanabiliyordu. Bu bölgede 49 farklı yerden ses yankılanıyor olmasına rağmen biz insanlar sadece 12 tanesini duyabiliyormuşuz. Bu da bir takım insanların farklı diyarlardan gelip bu binaları yaptıklarının bir başka kanıtı olabilir. Ne dersiniz.?

İmam camiinden sonra Ali Gapu Sarayına gittik. Burası 48 m yükseklikte 7 katlı bir binaydı. Buradan imam meydanına tepeden bakılabiliyorduk. Özellikle 6.kattaki akustik özelliği ve o zamanın yüksek binası olması ile biliniyordu. Şah burayı hem çalışma ofisi olarak kullanmış hem de yabancı konuklarına burada özel konserler verdirmişti.

Ali Gapu sarayından sonra 40 sütun sarayına gittik. Aslında bu binanın toplam sütun sayısı 20’ydi. Ancak binanın önündeki havuza 20 sütunun yansımasından dolayı 40 sütunlu saray deniyordu. Akşam üstü meşhur Cuma camisini gezmeye gittik. Bu arada yolumuzun üzerinde Selçuklulardan kalma 1000 yıllık minareyi görme fırsatını da elde ettik. Cuma camii, İsfehan’ın en eski eserlerinden biriymiş. Burası da Unesco’nun dünya mirası listesinde yer alıyormuş. İlk yapıldığında Zerdüşt dinine ait bir tapınakmış. İslam’ın gelmesi ile bu yapı camiye çevrilmiş. Camiinin içinden yer altına inen bir merdiven vardı. Bu merdivenden aşağı doğru indiğimizde kışlık namaz salonuna vardık. Buranın enerji gerçekten enteresandı. Meditasyon denemesi yaptığımda normale göre daha çabuk odaklanabildiğimi fark ettim. Kişiyi hızlı bir meditasyona sokan enerjisi vardı. Akşam yemeğini Bastani denilen çarşı içindeki güzel bir restaurantta yedik. Ben yine her zamanki gibi dizi ısmarladım. Akşam yemeğinden sonra ise Zurhane gösterisine katılmak üzere yola çıktık. Gösteri 20:30 gibi başlayacaktı. Zurhane spor hareketleri ile birlikte duaların edildiği özel salonlardı. Zurhane’de gösteriyi yöneten kişiye mürşit adı veriliyordu. Mürşit davulu ile birlikte gelerek salondaki yerini aldı ve dua ederek elindeki davulla ritim tutarak gösteriyi başlattı. “Ey Ali Ey Ali, Her ne yaparsan Ali, Sen Bana Allah adına yardım et” şeklinde dua ettikten sonra teker teker güç gerektiren hareketlere başladılar. Hareketler güçleştikçe aynı dua tekrarlanıyordu. İlk olarak zayıf çelimsiz bir İranlı adam dua ederek gösteri alanına geldi. Arka üstü yere yattıktan sonra iki büyük kapıyı yere değdirmeden ahenkli bir şekilde hareket ettirmeye başladı. Kapılar bayağı ağırdı ve adamın boyuna göre büyüktü. Kalkanı eline aldığında “ Her nefes alışımızda tekrarlayın, Sadece Allah kuvvetin kaynağıdır “ şeklinde dualar okuyorlardı. Hareketlerin arasında da mürşit, çeşitli süreler okuyordu. Surelerin sayısı Hz Ali’ye ilk olarak inanan insanların sayısı kadardı.

Kapılar ile ilgili gösteri bittikten sonra diğer sporcular yavaş yavaş gösteri yapılan bölüme gelerek kendi güçlerine uygun lobutları seçtiler ve lobutları ahenkli bir şekilde hareket ettirmeye başladılar. Lobutların ağırlıkları 1-40 kilo arasında değişiyordu. Lobutlar ile ilgili çalışma bitince üzerinde zilleri olan demir yaydan yapılmış aletleri hiç yere indirmeden ellerini yukarıya kaldırarak sallamaya başladılar ki gösterinin bu kısmı gerçekten büyük güç gerektiriyordu. Onca ağır aletleri sanki içleri boş pamuktan yapılmış gibi hareket ettiriyorlardı. Çalışmanın sonunda Hz Ali, Muhammed ve Allaha şükran duası yaptılar ve sonrasında teker teker sema dönüşü yapmaya başladılar. Buradaki sema dönüşü bizim bildiğimizden farklıydı. Yumuşak yavaş dönüşler yerine hızlı dönüşlü sema yapıyorlardı. Bazı İranlılar bu hareketi yaparken sanki iki kolları birleşiyor, pervane haline görünüyordu. Akşam özel aydınlatması olan ünlü Sio Se pol köprüsünü görmeye gittik. Köprü 300 metre uzunluğunda 33 ayrı taş kemerden yapılmıştı ve İsfehan’ı boydan boya ikiye bölüyordu. Köprünün üzerine kurulduğu nehir yılın bu zamanında kurumuştu. Sadece yayalar tarafından kullanılan bir köprüydü. Köprü gezimizden sonra otelimize döndük.

Ertesi gün sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra saat 16:00’a kadar herkese serbest zaman verildi. Ben de İmam Meydanındaki çarşının daha önce uğramadığım bölümlerini gezdim. Akşam üstü 16:00’da buluştuğumuzda hep birlikte Minare-i Junban ( Sallanan Minare) yi görmeye gittik. Burası İsfehan şehir merkezine 6 km uzaklıktaydı. Binada 2 tane minare vardı. Günün belli saatlerinde oradaki görevlilerden biri minarenin içine giriyor bedeni ile minareyi sallıyordu. Hep birlikte bu tuhaf olaya şahit olduktan sonra İsfahan şehir merkezinin dışındaki yapay şalelerin olduğu bir yere gittik.

İsteyen buradaki tepeye teleferikle çıkabiliyordu. Hava o kadar sıcaktı ki teleferik ile tepeye çıkmak yerine havalandırması olan bowling salonunda grubu beklemeyi tercih ettim. Gruptakiler teleferik gezisini tamamladıktan sonra beni bowling salonundan aldılar. Ve o bölgedeki Zagros restaurantına gittik. Buradan İsfehan şehrine tepeden bakıyor gibiydiniz.

Yemekler de çok güzeldi. İsfahan’daki son akşam yemeğimiz bayağı keyifli geçmişti. Tam karşımızda ışıl ışıl İsfahan, lezzetli yemekler, püfür püfür esen keyif veren bir rüzgâr vardı. Akşam yemeğinden sonra İmam meydanı gece ışıklar altında son bir kez gördükten sonra kaldığımız otelden bavullarımızı alıp taksi ile otobüs terminaline gittik. Otobüsün koltuklarının arası genişti ve istenir ise yatar pozisyona geliyordu. Benim şansıma tekli koltuk düştü. İran’da bu derece lüks bir otobüse binmeyi hiç beklemiyordum. 5 saat sonra Yezd’e vardık. Yezd'e düşündüğümüzden de erken varmıştık, otobüs garından taksiye binerek burada kalacağımız otele geldik. Artık İsfehan günleri bitmiş. Yezd günleri başlıyordu. Sevgiler 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 553
Toplam yorum
: 64
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 261
Kayıt tarihi
: 09.11.10
 
 

Geçmişte finans sektöründe ağırlıklı olarak iyileştirme ve geliştirme projelerinin hayata geçiril..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster