Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Nisan '10

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
1330
 

İsimler, resimler, bir yıllık ve bir tutam tarih

İsimler, resimler, bir yıllık ve bir tutam tarih
 

Görsel: Adnan Durmaz, "El"! Bu vatan, bu güzel coğrafya bizim...


İki yakın arkadaş, Erdem ve Erdi, dostluklarından önceki dönemin uzun tüneline ışık tutarcasına önce fotoğraf albümlerine ardından da fakülte mezuniyet yıllıklarına bakıyorlardı. Erdem ev sahibi, Erdi misafiri. Bir kısmı sararmaya yüz tutmuş siyah-beyaz fotoğraflara ve ömür boyu orada kalacak olan tanıtım yazılarına dalmışlardı. İnsanın kendi geçmişiyle tebessüm ederek vedalaşmasına benzer birer tebessüm yayılmıştı her ikisinin de dudaklarına... Erdi, Tıbbiye mi, Harbiye mi yoksa Mülkiye yıllığı mıydı şimdi anımsayamıyordu. Fakat son dönem Osmanlı modernleşmesinin ve Türk rönesansının bu üç güzide okulundan birisine ait olduğunu çok net olarak hatırlıyordu. Bir de çok ilginçtir isimleri hatırlıyordu teker teker ve hatta okul numaralarını...

Nasıl mı?

İlkinin adı Cumhur'du, okul numarası da 1920. Diğeriyse Kurtuluş. Onunki ise, 1923. Avrupa ortalarından, Balkanlar'dan, Kafkaslar ve Orta-Doğu'dan onca kırım sonrası son anayurt diye nasıl Anadolu'ya bin bir güçlükle ulaşmışsa ataları, onlar da çocukluktan beri süren yorucu bir maratonun yorgun savaşcıları gibi ulaşmışlardı üniversite amfisine... Amfinin adı Anadolu... Yüzlerinde vakur, onurlu bir zafer ifadesi vardı. O ifade, Cumhuriyeti kurmuş, o güçle özverili ve tüm mazlum uluslara örnek bir kurtuluş mücadelesi sonrası çağdaşlık ve bağımsızlık yolunda yeniden bir kuruluşu gerçekleştiren devrimci kadroların resim karelerine yansıyan yüzleri gibiydi. Onlar, mücadelenin güzel sonuçlarını gören, göreli özerk bir dönemin özgüvenli çocuklarıydılar.

Albümdeki diğer arkadaşın adı Savaş'dı. Okul numarası ise 1939. Cumhur ve Kurtuluş kendilerini var etmeye, eski topraklarda yeni gülfidanları gibi tutunmaya çalışırken yanıbaşlarında bulmuşlardı onu. 1938 numaralı Ogün'le, o en yaslı günü temsil eden arkadaşıyla yan yana. Bu iki vesikalık resim isimlerle yarattığı çağrışımlarla bir film şeridi gibi geçmişe kaydırdı Erdi'nin zihnini. I. Büyük Savaş'ın mağlubu Almanya, ona dayatılan ağır ve onur kırıcı koşullarıyla Versay Anlaşması. 1929 yılında dünya ekonomisini sarsan büyük buhran ve yükselişe geçen faşizm! Kutuplaşan dünya... Bir tarafta SSCB, diğer yanda Batı dünyası. Batı, tek bir batı değildi. Gırtlak gırtlaya iki batı. Bir yanda Mihver devletleri ( Almanya, İtalya ve japonya) diğer tarafta Büyük Britanya ve ABD. Tüm yurtta savaşa ha girdik, ha gireceğiz korkusu! Karartma geceleri, yokluk ve kıtlık günleri... 50 milyonu aşkın can kaybı, yerle bir olan Avrupa ve Rusya'nın yarısı. Japonların başında patlayan iki atom bombası.

Yıllıkta diğer bir resim, onun adı Barış. Numarası 1945. Yüzünde isminin aydınlığı değil, karmaşık bir ruh halinin tedirginliği yansımış. II.Büyük Savaş yılları ve ardısıra süren kaos yıllarının memleket manzarası gibi bir ifade. Gözlere gece karartması uygulan araç farları gibi inen iki siyah perde... Karaborsa, vurgunculuk, (spekülasyon) ... Bu eylemleri yapan sınıfın yükselişi. Birleşmiş Milletler'e kabul edilmek için şart koşuluyor diye, 1946'da, bir gecede paldır küldür "demokrasiye geçiş ". Ülke genelindeyse fakirlik ve yoksulluk diz boyu! Babası komisyoncu, amcası taşra avukatı, dayısı ise toprak ağasıydı Barış'ın. 1950 genel seçimlerinde bu sınıfların siyasi zaferi...

Barış'ın ardından 1950 numaralı Halis yer almaktaydı yıllıkta. Erdem'in kulağına fısıldağına göre, akrabaları dededen, babadan kalma ne varsa satıp savdıkları, ele geçeni de gösteriş içerisinde yiyip bitirdikleri için kendisi okulda "Satılmış" lâkabı ile de anılırmış. Bu lâkab ile kafiye yaparcasına resmindeki pozu alaycı bir ifade ile sırıtmış gibi durmakta. Bu ifadenin çağrıştırdığı film şeridi ise daha dramatik. 1950-60 arası yılların dış bağımlılıktan medet uman, savaş yıllarında bin bir fedakârlıkla biriktirilmiş dövizleri har vurup harman savuran siyasilerinin basına yansıyan pozları gibi. Truman doktrini çerçevesinde Marshall yardımı alınmış, savaş sonrası egemen güce hoş görünmek ve NATO'ya kabul edilebilmek uğruna Kore'ye gidilmiş, 741 şehit ve bir o kadar da gazi verilmiş. NATO'ya girildiği gibi IMF'e de o dönem girilmiş. Türk Hava Kurumu ve Demirağ uçak fabrikaları kapatılmış. İthalat ve ticaret çok popüler ve erbabını da yedi kuşağa yetecek bir servete kavuşturmakta... Uluslararası dış politikada bir güç dengesi var fakat bu durum bağımsız bir bölge gücü olabilmek için kullanıl(a)maz. 1946 sonrası İlk devalüasyonumuz da bu dönemin sonlarına (1958) denk gelmekte. Ağustos 1958'de yüzde 221 oraninda devalüasyonla 1 ABD Doları 2,8 TL. olmuş.

Halis'in hemen ardından 1960 okul numarası ile Devrim, 1961 ile Çağdaş gelmekte. Onlar da Cumhur ve Kurtuluş gibi pırıl pırıl ve aydınlık bir yüz ifadesi ile yer almışlar yıllıkta... Devrim'in adı, kıt kaynaklar ve büyük özverilerle gerçekleştirilen ilk yerli malı arabaya da verilmiş. Seri üretimi olmasa bile yarım asır sonra filmi bile yapılmış. Sinemalar dolmuş, taşmış. Çağdaş ismi ise ona temenni manasında konmuş. Bu isimlerin arkasından gelenlerse; özgürlükçü, çağdaş ve demokratik yeni bir Anayasa, ekonomide planlı dönem, işciler başta olmak üzere tüm toplumsal kesimlere tanınan sosyal haklar! Tüketim ve ara mallar üretiminde başlayan güçlü bir yatırım hamlesi. Bu çerçevede oluşan ulusal sermaye ve ona dayalı ulusal sanayi ve burjuvazinin yükselişi...

Dış politikada 1923 - 39 dönemine benzer göreli bir özerklik. Buna bağlı olarak bu coğrafyada ilk kez bu denli güçlü esen ulusal ve sol rüzgarlar... Bu gidişe dur diyen bir muhtıra. Anayasa elbisesinde sıkı bir daraltma ve bu kargaşa içerisinde solup toprağa düşen üç fidan... Güçlü OPEC ve dünya genelinde ilk büyük petrol krizi! İki kutuplu dünyanın liderleri kazaklar içinde, battaniyelerine sarılı otururlarken Kıbrıs'ta artan gerginlik ve oldu bittiye getirilmeye çalışılan 'Enosis'... Barış kuvvetlerimizin haklı ve başarılı müdahalesi. Yeniden kalplerde taht kuran 'Yavru Vatan'. Ardından gelen silah ambargosu, Dışişleri camiamızı hedef alan Ermeni terörü, karışan yurt içi siyaset, sağ-sol kavgaları, Milliyetçi Cephe Hükümetleri, kurtarılmış bölgeler ve yeniden dar boğaza giren ekonomi: "70 Cente muhtacız" nidaları!...

Ve 1980, 24 Ocak'ta alınan, vahşi liberalizmin öncü iktisadi kararları. Türkiye'ye iktisadi anlamda aks değiştirten kararlar! Artık sağ-sol, Cem Karaca- Barış Manço diye değil Ferdi Abici ve Orhan abici diye ayrılan sokaklara, varoşlara doğru uzanan yeni bir zaman tüneline giriş!

Hiç şüphesiz ki Devrim'de biliyordu... Boyu, posu, özlemleri, ömrü ve ilişkileriyle asıl devrimin bu olmadığını. Kuzeyindeki, doğu ve batısındaki, hatta Latin Amerika'daki akranlarına baktıkça! Fakat "Demokrasi dönemi" denilen zamanların yüzde 85'inde, yüzde 70-75 oranında sağ rüzgârların egemenliğindeki Anadolu bozkırında "Devrim" de ancak bu kadardı işte...

Devrim'den ters giden bir Evrim'e,

Evrim'den de Evren'e...12 Eylül 1980'e!

Erdem zihninden geçen her şeyi âdetâ okumuşcasına Erdi'ye dönerek şöyle der: "Evrim bir yaşama zorunluluğudur. Her zaman ilerleme anlamına gelmez. Değişim bir gerilemeye de yol açabilir. Çevre ve koşullar da tümüyle değişebilir!" O tarihten sonra olacak olanları, son 30 yılda olup da biteni kâhince özetlercesine... 1980 sonrası küreselleşme, 2002 sonrası da hem küreselleşme hem de BOP ekseninde savrula, silkelene yol alan Türkiye'sini...

Ürettikçe değil, daha çok tükettikçe varolacaklarını sananların, yeni ve çağdaş olanla el ele kol kola ekollerin değil muhafazakâ rlığın kısır döngüsünde çırpındıkça çırpınanların, tüm çağdaş kazanımlarını birer birer ellerinden bırakanların Türkiye'sini... O tarihten sonra, artık onların değil, değişen isimleriyle; Furkan'ları, Büşra'ları, Bengisu ve Aleyna'larıyla...

Onlar, bir zamanlar en ak olan, şimdilerde yaprakları sararmaya yüz tutmuş, hüzün kokan bir yıllığın sayfaları arasındaydılar.

Kendilerine benzeyen herkes gibi!

Erdem, yıllığın sahibi, Erdi, onunla yıllığa bakan ve zihninde yakın tarihe dalan, Çağdaş'lık büyük ölçüde bir temenni halinde, Devrim ise yarım hatta çeyrek kalan... (*)

İsimler, resimler, bir yıllık ve bir tutam tarih!

Blognot:

(*) : İsimlerle ilgili diğer bir bloğum için bkz. http://blog.milliyet.com.tr/_Pardon____Isminiz_lutfen__/Blog/?BlogNo=88403

Akın Yazıcı, zeki etferat bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

"İsimler,resimler,bir yıllık ve bir tutam tarih" akışında isimlerle simgelenen devirler geçidi.Cumhur,Kurtuluş,Barış,Halis,Devrim Ve Evrim'le akıp geçen yılların gelip Hacı ile sonlanması. İyi ki önermişsiniz harika bir değerlendirme yazısı okudum.İzninizle paylaşıyorum. Sevgiler... Akın

Akın Yazıcı 
 26.09.2014 15:29
Cevap :
Güncele dair tarihsel içerikli bir mesaj içeren "Kırık Hava" başlıklı değerli ve birikim yüklü bloğunuz benim de epey önceki bu bloğumu anımsamama vesile oldu. Yazımı önerileriniz arasına alarak paylaşıma sunduğunuz için de çok teşekkürler değerli Akın bey. Yazınız vesilesiyle yarattığınız güçlü çağrışımlara, usta kaleminize ve şahsınıza içten saygım ve selamlarımla...  27.09.2014 14:04
 

Ne kadar önemli aslında. Epeydir uğramıyorsum saydfanıza iyi ki gelmişim:)

Özlem Akaydın 
 18.04.2010 9:15
Cevap :
Aydın bir "Cumhuriyet öğretmeni"nden gelen bu saptama da ne kadar önemli ve değerli! İçten teşekkürlerimle...  19.04.2010 16:59
 

iyi dayanıyor bu sararmış, solmuş, kıyısından köşesinden yırtılmış, lekelenmiş fotoğraflara! Fotoğrafları çekip, geçmişi bugünlere belgelendirenlere saygı, kenarını köşesini yırtıp, hatta masumların kanını ve kendi vahşetlerini bulaştıranlara lanet olsun! İnsan, bunca bedel ödemeden de insanlaşma sürecinde yol alabilir. İnsanca... Sevgi ve saygıyla..

zelinartug 
 14.04.2010 16:43
Cevap :
İnsanlık adına soylu tarihsel adımların tertemiz, saf, mücadeleci ve etkin bir aktörü olabilen "halk", bazen de zaman yayılmış ve uyuşturulmuş çaresizlik zemininde kısman yozlaşarak "kırışabilen" bir kitle haline de dönüşebiliyor. Güçlü ve adil bir toprak reformu talep etmek yerine beleş hazine arazileri üzerinde -rant avcısı-gecekondular konduran, imar, vergi, SSK, öğrenci afları ile kırışa, kırışa, karşı çıkanları da öteleye, eze, yo ede ede uyşabilen "halk" haketmediği yarınlarla da yüz yüze kalabiliyor sevgideğer. "İnsan, bunca bedel ödemeden de insanlaşma sürecinde yol alabilir..." demişsin "...Bunca küçük şeyler için kırışmayarak da bu süreç yaşanabilir..." diyorum. Dostça sevgi ve selamlarımla...  15.04.2010 15:45
 

Bu günlerde Kurtuluş, Cumhur gibi söylemler çok tehlikeli! Bildiğiniz gibi normalleşirken, başkalarına hayat hakkı yok! Deneme bile olsa, ülkenin kurtuluşuna kadar gitmemek lazım! Selamlar...

Mesut KARİP 
 12.04.2010 17:01
Cevap :
(A)normalleşirken... Siyahın beyaz, yassının dik, dik olanın yassı, doğrunun eğri, eğrinin doğru diye sunulduğu günümüzün post-modern dalgalarında çırpınan bir fındık kabuğu da sorun yaratacaksa anlamlar okyanusunda varsın olsun değerli Mesut bey. İçten teşekkürler ve dostça selamlarımla...  13.04.2010 9:01
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 338
Toplam yorum
: 3218
Toplam mesaj
: 251
Ort. okunma sayısı
: 2368
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster