Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Mart '10

 
Kategori
Ruh Sağlığı
Okunma Sayısı
654
 

İsimlerin intikali ve varoluşun onaylanması

İsimlerin intikali ve varoluşun onaylanması
 

Amerikan yerlisi çocuk


İnsan bir nesne olmadığından olsa gerek, insana koyulan isim, “bir kimseyi, anlatmaya, tanımlamaya, açıklamaya, bildirmeye yarayan söz” anlamında sadece bir gösterge değil değil, aynı zamanda gösterilenin kendisiyle özdeştir, yani “kişinin kendisidir” de (1)… Tesadüf değildir ki değişmek isteyen veya dönüştüğüne inanan insanlar, ilk başta isimlerini değiştirirler.

İsimler, çoğunlukla onları doğuranlar tarafından verilirken, kurumda yetiştirilmiş çocuklara karakoldaki bir polis, çoğunlukla yasal olarak bakımla yükümlü olanlar, kimi zamansa asimilasyon politikalarının bir sonucu olarak, devlet eliyle verilir. Ama her halükarda ismi konulanın bu durumda söz hakkı yoktur.

Bazen bir diktatörün veya bir liderin (Cengiz Kağan, Ata), bazen ölmüş bir yakının, bazen dini bir portrenin veya dini bir kavramın (Hasan Hüseyin, Ramazan), bazen bir ideolojinin (Mücahit, Devrim, Eylem), bazen de sevilen bir sanatçının, hatta komşunun mirasıdır bu…

Görünürde sadece bir isimdir ama arkasında oldukça ağır bir yükle taşınır yeni doğana... Böyle durumlarda, yeni doğan, varoluşuna bir ölünün, kendisi olmayan bir diğerinin veya bir kavramın mirası ile başlar. Lacan’ın tabiri ile “intikal” sürecinin “onaylanması”, ismin çocuğa konulması ile devreye girmiştir. (Aslında intikal, anne karnından bile çok önce başlar, ama şu anda, ismin konulması ile sınırlı tutuyorum)

Çocuk o andan itibaren, artık sadece kendisi değildir. Kendisinin dahil edilmediği bir anlaşmaya zorlanmıştır, ismi, bir mühürdür. Bu isim ve intikal ettirdikleri ile ne kadar bütünleşeceği ya da sindiremeden onları ne kadar dışarı atabileceği ise, onun varolduğu aile ve toplum içinde kendini nasıl konumlandırmayı seçeceği veya bu fırsatın ona verilip verilemeyeceğine bağlı olduğundan, muğlaktır.

İntikal, sadece varlığını dünya üzerinde bir dönem sürdürmüş/sürdürüyor olan birinden değil, anne veya babanın bilinçdışından gelen bir arzunun nesnesi olarak da yerini bulur. Bazen, anne babanın gerçekleşmemiş arzularının yansıması bazen de benlik idealine uygun “sıfatlardır” bunlar: “Zeki, Mert, Ece (kıraliçe demek), Adil, Görkem”

Annanem, “Adalet” gibi ağır bir ismin yükünü çocukluğundan beri taşıdığını hep söylerdi. Genco Erkal, Hıncal Uluç’la yaşadığı bir tartışma sonucu sormuştu bir gün “neden bir baba çocuğuna Hıncal (Hınç-al) koyar?” diye...

Bazen de konulan isimlerde anne babanın önceki kuşaklardan getirdiği mirasın veya toplumla bağının reddine rastlanır. Çocuklara öyle isimler bulunur ve onlar öylesine türetilmiş isimlerdir ki, çocuğun önceki kuşaklarla ilişkisini keser atar, toplumun hafızasında da bir yerleri olmadığından çocuğu kendisinin de tam olarak anlamadığı bir yabancılaşma duygusu ile baş başa bırakırlar: “Berke Can, Sude Naz”.

Kimi yerli veya göçebe modernleşmemiş toplumlarda ise, çocuk belirli bir yaşa geldikten sonra isim konulur (2). Bu isim, çocuğa intikal etmez, çocuğun ruhsal gerçekliğinden beslenen deneyimleri ile yaratılır. Çocuğun doğuştan getirdikleri ve yaşadığı deneyimler karşısında nasıl konumlandığı ile şekillenir. Öyle ki bunlar, içinde var olduğu topluluk tarafından yadırganmaz, hor görülmez veya övünç sebebi olmazlar.

Çocuk tembelliği veya korkaklığı nedeniyle hakir görülmek yerine, bu özelliği, isminde yer bulur: “Sisten Korkan, Annesiz Durmaz, Diğerlerini İzleyen”.

Öfkesi, isyankârlığı veya alışılmamışlığı, dışlanmasına sebep değildir. “Sert Rüzgar, Meydan Okuyan, Huzursuz, O Öyledir (he is so)”

Hapishaneleri yoktur, sadece o kişinin başkalarına zarar verme potansiyelini bililer: “Şeytan Kalpli, Çok Kişiyi Öldüren”

Kilolu olduğu için kız çocuklarını diyet programlarına, zayıflama haplarına başlatmaz, standart güzelliğe sahip olmadıkları için estetik cerraha sevk etmezler : “Koca Memeli, Koca Ağız”

Sahip olduğu özellikler her ne olursa olsun, onun varoluşunun kutsanması ya da yerilmesi de değildir, sadece onaylanmasıdır, kabulüdür… Onlar, çok hareketli, isyankâr ve neşeli bir çocuğa “Munise”, sessiz bir çocuğa “Cabbar” ismi koymazlar.

Çocuk ya da yetişkin olsun, yeni deneyimler karşısında yeni duruşlar sergilediğinde ise, isim yeniden değiştirilebilir. Ruhsal yapı gibi, isim de dinamiktir.

Kendi ismimizle ne kadar barışığız bilmiyorum ama hepimizin sadece kendimizin bilip, onayladığı sessiz bir ismimiz olmalı. Varoluşumuzu bir kez olsun kendi ellerimize teslim etmek için…

Eda Erdener

1: Türk Dil Kurumu Sözlüğü: İsim: 1. Ad (I). 2. mec. Kişi, insan Ad: 1. Bir kimseyi, bir şeyi anlatmaya, tanımlamaya, açıklamaya, bildirmeye yarayan söz, isim, nam: 2: Amerikan yerlilerinde isimler: http://www.snowwowl.com/swolfNAnamesandmeanings.html

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 13
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 1936
Kayıt tarihi
: 22.02.10
 
 

Klinik Psikolog Eda Erdener, 1998 yılı İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü Lisans, 2002 yılı İ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster