Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Aralık '10

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
632
 

İşin sırrı metotta!

İşin sırrı metotta!
 

...


 

Öğrenme her halükarda bilinçdışı düzeyde gerçekleşir, ister eğitiminizde direkt olarak bilinçdışına hitap eden teknikler kullanın, ister bilinç düzeyinde çalışın beyin onu fırsatını bulursa bilinçdışı düzeye aktarsın. Bugüne kadar yapılmış sayısız araştırma gösteriyor ki, dil edinimini bilinçdışı düzeyde gerçekleştiren öğrenciler, geleneksel, analitik öğrenim metotları ile öğrenen öğrencilere göre çok daha zahmetsiz ve hızlı öğreniyor. 

Pek çoğumuz eğitimimizi okullarda uygulanagelmiş geleneksel metotlarla almamız sebebiyle, “bilinçli” öğrenmeye aşinayız. Eğer söz konusu dil öğrenimiyse, öğretmen gelir, bugünkü konuyu ve onu nerelerde kullanabileceğimizi anlatır. Daha sonra mevcut kitaptaki egzersizlerle pekiştirir ve son olarak da ödev verilir ki, bakalım evde de aynı performansı gösterebilecek miyiz? Oysaki kimi zaman derste anladığımız hatta egzersizlerini eksiksiz yaptığımız konuyu eve geldiğimizde hatırlamıyor oluruz. Acaba neden? Hiç çözemedik zaten bu sorunu, çözebilseydik şimdi çok farklı yerlerde olurduk belki de…  

Anlatılan gramer konusunu anlama, kelimeleri ezberleme ve özellikle ana dilinde eşdeğerini bulma öğrencide bir rahatlama sağlarken aslında çözüm olmadığını zamanla görmesine sebep olur, fakat öğrenmenin bugüne kadar farklı bir tekniğini görmediğimiz için sorunu kendimizde, öğrencide ararız. Oysa bu dili tıpkı bir araba gibi parçalara ayırmaya ve onları tek tek çalışmaya benziyor. Büyük resmi, arabanın kendisini görmemizi ve onu kullanmayı sağlamaması çok normal. Bunun için, bir eğitmen desteğiyle şoför koltuğuna oturmak ve kontağı çevirmek gerekiyor.  

Bilinçdışına hitap eden metotlarla öğrenme nasıl sağlanır? 

Bu metotlar daha etkilidir çünkü siz hedef dille çeşitli alanlarda ilgilenirken, doğru kitap, diyaloglar, hikayeler okur, oyunlar oynar, filmler izlerken aynı anda biliçdışınız kuralları sizin için çözmeye koyulur. Bu süreçte öğrenci çok daha güzel vakit geçirmekle birlikte duygularını ve geçmiş deneyimlerine olan bağını harekete geçirmesi nedeniyle öğrenme kalıcı olarak gerçekleşir. 

Ancak bu kendi kendinize ve gelişigüzel seçilen materyallerle (kitap, roman, film vb. gibi..) değil eğitim amacıyla seviyenize uygun hazırlanmış materyaller ve yine sizin için en uygun müfredatla mümkün olabilir. Bu süreci eğitim haline getirecek olan bir eğitmenin kontrolünde yapılan tüm bu uygulamaların bir bütünüdür. Böylelikle hedef dile olan tedirginliğiniz, onu konuşmaya olan korkunuz, kalp çarpıntınız yerini özgüvene bırakacak! Konuştukça tabiri caizse otomatiğe bağlayacaksınız ve o hep duyduğunuz İngilizce düşünme gerçekleşecek.  

Öğrenim gördüğünüz metoda dikkat edin, işin sırrı orada… 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kaleme aldığınız bu görüşlerin altına ben de imzamı basarım... Çok haklısınız ama şartlar uygun olmadığında öğretmenin eli kolu bağlı kalıyor, özellikle taşradaki devlet okullarında ingilizce öğretimi konusunda çaresiz kalınıyor. sınıflarda projeksiyon aygıtı yok örneğin, müdür fotokopi parası diye sıkıştırıyor, öğrenciler 10 kuruş fotokopi parası veremiyor, öğrencilerim sabahçı ders altı buçukta başlıyor, benim ingilizce öğrenmesini sağlayacağım çocuk, daha nasıl oturacağını nasıl kalkacağını nerde ne söyleyeceğini bilmiyor. SBS kalktı belki ama her iki haftada bir deneme sınavı yapılıyor ve müdür ve veliler SBS ingilizcesi anlatmamı tembihliyor. Bakın bunları bahane bulmak için yazmadım , ben başarısız bir öğretmenim, gerçi çiçieği burnunda bir öğretmenim ama olsun, gelenekselci bir öğretmen oldum çıktım. Kitabı açın deyip kitapta yazılanları çevirip, devamlı surette öğrencilerine susun diye bağıran bir öğretmen... halbuki ben yola böyle çıkmamıştım...

Masafuso 
 14.12.2010 19:13
Cevap :
Merhaba, mesajınızda isminizi göremedim ama bu konudaki duyarlılığınıza teşekkür ederim. Size ilk söylemek istediğim şey, kendinizi başarısızlıkla damgalamayın. Kafamızda tasarlağımız öğretmenlikle gerçek hayatta karşı karşıya kaldığımızın aynı olmaması çok doğal. Teoride öğrenilenlerin pratiğe geçebilmesi için asgari imkanlar gereklidir. İstanbul'daki birçok okulda bile bu imkanları bulmak mümkün değil. Eğitim hangi koşullarda mümkün olur?Ve biz şuan elimizdeki imkanlarla ne yapabiliriz? Öğrenci sayısının fazlalığı, maddi imkansızlıklar gibi pek çok engeli göz önüne alarak düşünmek, mutlaka onlara şimdiye kadar kattıklarımızı, tecrübe ve araştırmalarımızla bundan sonra da katacaklarımızı görmemize yardımcı olur. Bunlar belki ilk başlarda ingilizceyle bile ilgili olmayabilir, bizler önce öğretmeniz. Daha sonrasında ingilizceyle ilgili olumlu duygular geliştirmelerine, ilerleyen eğitimlerinde devam edebilmelerini tetikleyecek alt yapıyı oluşturmalarını sağlamak da büyük bir başarıdır.  15.12.2010 17:21
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 4
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 645
Kayıt tarihi
: 17.08.10
 
 

İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu olan GÜler, eğitimde 7 yıllık birikimine koçl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster