Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ağustos '08

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
28148
 

İşkence karşısında bir direniş destanı yazan Hallacı Mansur

İşkence karşısında bir direniş destanı yazan Hallacı Mansur
 

Konuya Uygunluğu


858 yılında Tur şehrinde doğdu. Hallac "pamuk atan" demektir. Hallac'ın büyükbabası Zerdüştt inancına mensuptu. Hallac genç yaşında Kur'an'ı ezberlemişti ve sık, sık kendini dünyevi meşgalelerden uzaklaştırıp diğer sûfîlerin eserlerini incelemeye adamaktaydı.Evlendikten sonra bir sene kalacağı Mekke'ye Hac ziyaretinde bulundu. Daha sonra uzun seyahatlere çıktı ve eserini kaleme aldı. Hindistan ve Orta Asya'ya da ziyaretlerde bulundu. Abbasilerin başkenti Bağdat'ta ikamet etti.

Yukarıdaki bilgileri ve daha genişlerini internet sitelerinde bol miktarda bulabilirsiniz.

Artık resmi din tarihi dışında iletişimde bir devrim yaşadığımız bu dönemde bol miktarda bilgi bulmak mümkün. Bu yüzden ben yazımda Hallacı Mansur hakkında onun hayat hikayesinden farklı olarak daha çok düşüncelerini ve işkence karşısındaki tavrını söz konusu edeceğim.

Hallacı Mansur’da yaşamına klasik İslam öğretilerini özümseyerek başlamış ve özellikle Mısır ve Mekke ziyaretlerinde bu öğretiler onun için daha da yoğunlaşmıştır. Ancak yıllar geçtikçe artık gerçeğe ulaşmak için bu klasik öğretilerin yetmediğini fark etmiş özellikle “tanrı düşüncesinde” farklı bir konumda algılamış ve bu konudaki araştırmalarını derinleştirmiştir. Sonunda Hindistan ve Orta Asya’ya uzun süren bir yolculuk yapmıştır.Bu ziyareti sırasında Budizm düşüncesi ile tanışmış ve Budizmin mistik ögelerinden oldukça etkilenmiştir.Bu etkileşim sonucu günümüzde panteizm diye nitelendirilen “Tüm tanrıcılık yada doğa tanrıcılık” düşüncesini benimsemiştir.

Bu düşüncenin ana noktası şudur. Klasik İslam öğretisi Tanrı olgusunu Evrenin dışında bir yerlerde olduğunu kabul eder ve heme ez ost “Her şey ondandır”anlayışını öngörür. Fethullah Gülen’in dediği gibi heme ost “Her şey odur” anlayışı İslam anlayışına aykırıdır. Şimdi akıllara şöyle bir soru geliyor. Hallacı Mansur’un canını vererek ödediği bu anlayışın klasik İslam anlayışından farkı ne ki yüzyıllardır bunun kavgası yapılıyor. Burada önce Yunus Emre’ye bir kulak verelim.

"Ulvi vü süfli cümleten oldur bana gönnen"
"Dünya Ahiret ol Hak yir gökdoludur mutlak"
"Cümle yerde Hak hazır göz gerekdür göresi"
"Her kancuru baktımsa hep görinendür cümle hak"

Her yerde hazır gördüğü Allah'ı Yunus Emre görünen şeylerden ayırmıyor.

İşte bu anlayış klasik İslam savunucuları tarafından hazmedilemiyor ve ret ediliyor.Onlara göre böyle bir inanç Allahı ret etmektir ve ateizmin bir başka biçimidir. Çünkü Allah evrenle özdeş olursa onun erişilmezliği ve kutsallığı ortadan kalkar. Güçlü tanrı inancı yok olur. Sonunda bu anlayış güçlü feodal devlet ve güçlü hükümdar anlayışını da zedeler. Nitekim Abbasi yöneticileri Hallac'ın sözlerinin devletin güvenliğini tehdit ettiğini düşündüklerinden uzun bir mahkemeden ve onbir yıl Bağdat'da bir hapishanede tutulduktan sonra halkın gözü önünde işkence edilip öldürüldü. Bazı kayıtlar elleri ve ayaklarının kesildiğinden söz ederler. Yine bazı kaynaklarda Hallac'ın işkence sırasında bile sükûnetini bozmadığı ve kendisine işkence yapanlar için af dilediği yazılıdır. İnfazı 26 Mart 922'de gerçekleştirilmiştir.


Hallacı Mansur’un günümüze dek uzanan o meşhur Enel-Hak sözünü ve görüşlerini bizzat kendisi şöyle açıklar.


“Halkta yer alan Hak unsuru dolayısıyla Hak, Hak’la aynıdır.
Bir başka yerde şöyle diyor; “ Ben Hakk’ım, zira ben hiç bir zaman Hakk’la hak olmaktan vaz geçmedim”

Yine başka bir yerde de Allah’a yönelerek şöyle diyor;
“Seninle benim aramda İlahlık ve Rablik(el-ilahiye ve’r-rubiyye) yoktur. Ey ben olan O, ve ben O’ yum. Zamandaşlık ve ezelilik bir yana, benim benliğim ve senin O’ luğun arasında hiç bir fark yoktur.”

Hallaç; bunları söylerken, insanın değerli ve kutsal bir varlık olduğunu anlatmaya çalışmıştır. Hallaç ’ın benimsediği Tasavvuf anlayışına göre, ahlakın temeli sevgi ve saygıdır. İnsanın gönlü ‘Tanrı Evi’ olduğuna göre ona saygı duymak, sevgiyle yaklaşmak gerekir. Birbirini incitmek, birbirine karşı kötü davranmak, yalan söylemek, haksızlık yapmak, suç işlemek, hırsızlık yapmak, saygısızlık yapmak insana yakışmaz. Bu eksik eylemlerin kaynağı tanrısal sevgiden yoksun kalmaktır.


Hallaç-ı Mansur; idama getirilirken önce 100 kamçı vurularak kamçılandı sonra darağacında asılarak gövdesi param parça edildi. Caniler bu zulümle de yetinmeyerek, gövdesi param parça edilmiş Hallaç-ı Mansur’u halka teşhir için tüm Bağdat sokaklarında gezdirip ve halkı Hallaç ’ın kafasının kesilmesini seyre zorlanmıştır. Tüm bu olup bitenlere rağmen kafası kesilen Hallacı Mansur gövdesi yakılarak külleri suya serptirilmiştir. İşkence sırasında bile düşüncelerinden vazgeçmeyen Hallacı Mansur kendisine işkence edenler için bile Allahtan af dilemiştir.


Hallacı Mansur, Anadolu'nun iki büyük İslam düşünürüne de büyük etki yapmıştır, beni çok etkiler bu açıdan. Hacı Bektaş ile Mevlana, iki ayrı kutup gibi çeker insanları kendine, ikisi de derin bir şekilde etkilenmiştir Mansur'dan. Anadolu’nun karmaşa yaşadığı bir dönemde yaşayan Yunus Emre ise halkın çektiği sıkıntılara bizzat şahit olmuş ve belkide bu nedenle klasik İslam anlayışına isyankar bir tutum izlemiş ve şiirlerinde panteist düşünceyi ve Hallacı Mansuru bol miktarda kullanmıştır.


Bir Milliyet Blog yazarı olarak beni en çok etkileyen şimdilerde klasik İslam düşüncesi savunucularının Yunus Emre’yi Mevlana’yı kendilerinden gösterme gayretleridir. Baksanıza yeni çıkacak 200 YTL nin üstüne Yunus Emre resmi basacaklarmış. Eh, Alpaslan Türkeş Partisinin genel kurulunda Nazım Hikmet şiiri okumuştu bunlar da şimdi Yunus Emre’yi kullanıyorlar. Global sermaye de Che’nin resimlerinden milyonlarca dolar kazanmıyor mu? Demek ki mantık şu eğer halk birini benimsiyorsa o kişi düşmanın bile olsa onu kabullenmiş görün, onu kutsallaştır bu şekilde onu gerçek düşüncelerinden soyutlar içini boşaltırsın.


Kişisel olarak benim tanrı inancım yok Ancak çıkar gözetmeyen saf inanca saygı duymuşumdur. İşkence ile öldürülen ve ölüm anında bile düşüncesinden vazgeçmeyen işkenceye karşı bir direniş destanı yazan Hallacı Mansur gibi saf inancı taşıyanların önünde saygıyla eğiliyorum.


Ali İhsan Uğuz

23.08.2008

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Nedense insanoğlu ileriyi gören farklı düşünen kimselere tahammül edemiyor. Ama tarih tahammülsüzleri değil, ileriyi görenleri yazıyor.Yüreğinize sağlık. Saygılar..

izmirli97 
 07.09.2008 11:21
Cevap :
Yorumunuza ve ilginize teşekurler.  07.09.2008 14:49
 

"Hak insanda, insan hakk ta" İsraftinapolis in sessizliğinde Hallaç El Mansur un izini sürmeye beklerim. saygılar

hassan ali 
 05.09.2008 19:45
Cevap :
ilgi ve yorumlarınıza çok teşekürler. Saygılarımla.  05.09.2008 22:50
 

Hallacı okudum ben de kısa süre önce anlattıklarınıza katılıyorum, sade ve tarafsız bir bakış açısıyla anlatmışsınız, elinize sağlık...Sevgiler

Meyman 
 02.09.2008 13:24
Cevap :
İlgi ve yorumunuza teşekkür ederim. Özellikle tarihsel kişiklerle ilgili yazılarda mümkün olduğunca tarafsız olmak gerekir. Yoksa doğruyu ve o kişin yaşadığı çağı anlamak ve eylemlerini yorumlamak mümkün olmaz. Tekrar teşekkür edrim.  02.09.2008 15:17
 

Bir Tanrı inancınızın olmaması, tamamen sizi ilgilendiren bir şey... Ancak Hallac-ı Mansur'a olan saygınızın nerden kaynaklandığını pek anlayamadım. Biliyorsunuz onu bir "devrimci" ve "direnişçi" olarak kabul edenler de var. Eğer sizi heyecanlandıran olayın sadece bu kısmı ise, mesele çözülmüş demektir. Yunus Emre ve Mevlânâ, İslam'ı özümseyen ve onun emirlerini yerine getiren samimi müslümanlardı. "Klasik İslam düşüncesi savunucularının Yunus Emre ve Mevlânâ'yı kendilerinden gösterme gayreti" ne demek? Yunus ve Mevlânâ kimden yana? Paramızda Yunus'un resminin olmasından doğal ne olabilir? "Bunlar" da şimdi "Yunus'u kullanıyorlar" söylemi ne kadar talihsiz ve çirkin bir ifade? Halk Yunus'u benimsiyor da, iktidar partisi benimsemiyor mu? Bu kadar peşin bir hüküm olamaz. Yunus'u inançlarından soyutlarsanız geriye ne kalır ki? Partizanlığı bu derece ileri götürmek, dini milli ve ortak değerleri bu kadar tartışılır yapmak, ülkeye de topluma da bir şey kazandırmaz. Selam ve saygılarımla...

Ahmet YILMAZ 
 26.08.2008 23:22
Cevap :
Ahmet bey, bu yanıtı yazarken iyi niyetinizden şüphe etmediğimi belirtmek isterim.Fethullah Gülen, H.mansur ve karmatiler isimli yazımda bizzat F.Gülen'in dolayısı ile klasik islam anlayışının (Tabiiki bugün iktidarda olanların) H.Mansur'a bakış tarzını bizzat onların yazılarından alıntılarla ortaya koydum.Ayrıca Mevlana ve Yunus Emre'nin de H.Mansur gibi düşündüğünü örnekleri ile ortaya koydum. Eğer tarih boyunca din sömürüsünün ve bu uğurda mücadele etmiş direnmiş insanların sömürülmesine ve kullanılmasına izin verirsek işte asıl o zaman din düşmanlığı yapmış oluruz. Evet ben inançsızım ancak bu din düşmanlığı yapacağım anlamına gelmez. Resmi tarih gerçek tarihi o kadar çok tahrip ediyorki bunun örnekleri saymakla bitmez. Size önerim Yunus'u da Mevlana'yı da H.Mansuru da iyi anlamanız. Eğer onları iyi anlarsanız bugünkü iktidarın ABD patentli din anlayışının farkına varırsınız. Saygılarımla.  27.08.2008 10:14
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 88
Toplam yorum
: 305
Toplam mesaj
: 94
Ort. okunma sayısı
: 1609
Kayıt tarihi
: 11.04.08
 
 

3 Ocak 1958 doğumluyum. S.Muhasebeci Mali Müşavir olarak çalışmaktayım. Edebiyat ve sinema ilgim ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster