Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Ocak '10

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
2341
 

İslam'a göre eşcinsellik

İslam'a göre eşcinsellik
 

Hintli eşcinsel


<ı>“Kadınlarınızdan eşcinsellik/sevicilik yapanlara karşı içinizden dört tanık getirin; eğer tanıklık ederlerse o kadınları, ölüm canlarını alıncaya ya da Allah kendilerine bir yol açıncaya kadar evlerde tutun. Eşcinselliği içinizden iki erkek yaparsa onlara eziyet edin. Bu ikisi tövbe eder, durumlarını düzeltirlerse onlara eziyetten vazgeçin. Allah Tevvab’dır, tövbeleri çok kabul eder; Rahim’dir, merhametine sınır yoktur.”(Nisa, 98/4, 15-16)

Pek çok canlı için neslin devamı, yaşamın devamından bile önce gelmekte, yavruları korumak söz konusu olduğunda yaşamlar bile feda edilebilmektedir. İnsan bu konuda bir istisna olarak kabul edilmemiştir.

Kur’an’da sonraki neslin sağlıklı ve iyi yetişmesi için bir dizi öneriler ve önlemler sıralanmıştır. Dolayısıyla neslin devamını tehdit eden, yeni yavruların doğması mümkün olmayan homoseksüel ilişkiler yasak edilmiştir.

Toplumlara ve kişilere göre bu konudaki kabul ve tepki çok farklıdır: Ancak,

cinselliği sadece üreme ve doğumla sınırlamak bir uçtur. Ama örneğin, sindirim sisteminin sadece lezzetli yemekler yemek için var olduğunu kabul etmek gibi, sadece eğlence olarak görmek ise, yine temelden yoksun, bir başka uçtur!

Homoseksüelliği ölümle cezalandırmak bir uç ve suçtur; insanların önüne bir seçenek olarak koymak, herkeste olmayan bir yetenek veya bazı yeteneklerin kaynağı olan bir özellik olarak göstermek ve insanları ona özendirmek de bir başka uç ve suçtur.

Kendini dindar kabul eden bazı insanlar nasıl sadece Müslüman imajına uygun giyimleriyle cennetlik iyi Müslümanlar olduklarını sanıyorlarsa, başka birileri de sadece seksi tavırlar, giysiler, zinaya ve homoseksüelliğe sempati beslemekle çağdaş fikirli ve hatta entelektüel olduklarını zannediyorlar.

Bu insanların kafa yapısı zıt uçlarda ama aynıdır. Eğer sabit fikirlilik tartılabilir bir şey olsaydı, bu her iki gruptan insanların fikirlerinin ayrı kefelere konulduğu bir terazide ağırlıkların eşit olduğu görülürdü.

Örneğin, bazı dindarlara göre, şeyhlerin veya bazı tarikat önderlerinin kerametleri veya kehanetleri olarak anlatılan hikâyelere, hadis olduğu iddia edilen söylemlerin hepsine inanmamak dinsizliğin göstergesidir. Anlatılanlar saçma olsa da, “çarpılma”, “cemaatten dışlanma” korkusuyla saygı gösterirler. İkinci grupta yer alanlara göre ise, adı tabuları kırmak veya sanat konulan her şeyi kabul etmek, “tabu kıran”lara değer vermek gerekir. Aksi, sanat veya sanatçı düşmanlığı, gericiliktir.

Birinci grupta yer alanlar içindeki bir kesime göre kadınların erkeklerle tokalaşması, saçının tek telini göstermesi bile sapmadır. Bunun olabileceğini söyleyebilecek biri ancak dinden çıkmış ve diğer insanları da yanıltmaya uğraşan bir kâfir olabilir. Dini konularda konuşmaması, hatta Allah adını bile ağzına alamaması gerekir.

İkinci grupta olanlar için ise, zinanın cezasının olabileceğinin kabul edilmesi veya eşcinselliğin düzeltilmesi gereken bir bozukluk veya kötü bir örnek olarak değerlendirilmesi inanılmaz bir çağ dışılıktır. Bunları söyleyebilen bir insanı dinlemeye ve başka konulardaki fikirlerini öğrenmeye de gerek yoktur. Mutlaka onlar da saçma sapandır ve çağdışıdır.

Kafa yapısı, belli kalıplarda takılıp kalmış -her iki gruptan- bu bağnaz insanlara bir şeyler anlatmaya ve yanıldıklarını söylemeye çalışmak çoğunlukla duvarla konuşup onu eğitmeye çalışmak gibi boşuna emek ve zaman kaybıdır. Onları kazanmak için çaba harcamak yerine, gelecek kuşakların ruhsal, bedensel, zihinsel, cinsel yönden sağlıklı olmaları için çaba harcamak çok daha doğru bir yoldur.

İslam insanların yaşamdan zevk almasını, cinselliğini yaşamasını yasaklamış değildir! Ayrıca cinsellik kötü, pis, günah olarak da nitelenmemiştir.

Kur’an’ın yasakladığı davranışlar toplumda sayılarının artması istenmeyenler, önerileri ise toplumda bu davranışlarda bulunanların sayılarının artması istenenlerdir. Önerilenlerin ve kabul görenlerin de ailede veya okulda, çocuk eğitiminde mümkün olduğunca uygulanması gereken doğru tutumlar olarak öğretilmesi gerekir.

Zina ve homoseksüellik hak ve/veya seçimse, çocuklara verilen eğitimde bunu da göz önüne almak, bu “hakları ve seçimleri” konusunda onları bilgilendirmek ve cesaretlendirmek gerekir. Hem savunmak, hem kendine yapılmasını veya çocuğunun öyle olmasını istememek dürüst bir yaklaşım tarzı değildir!

Kur’an’da eşcinselliğin normal görüldüğü toplumlarda eşcinselliğin süreç içinde yaygınlaşarak, sonunda çoğunluğu oluşturup, kendileri gibi olmayanları aşağılama aşamasına gelebilecekleri konusundaki uç örnek Hz. Lut’un kavmidir: Onlara göre kendi davranışları doğru olandır. Aynı şekilde davranmayanlar, artık aynı şehirde birlikte yaşanmak istenmeyen ve şehir dışına sürülmesi gereken “temizlik tutkunu” bir çeşit hasta ruhlu insanlardır.

<ı>“Ve Lut... Toplumuna söyle demişti:’Sizden önce âlemlerden hiçbirinin yapmadığı bir iğrençliğe mi girişiyorsunuz? Siz, kadınları bırakıp şehvetiniz yüzünden erkeklere gidiyorsunuz. Doğrusu siz sınır tanımayan bir topluluksunuz. Toplumunun cevabı sadece şunu söylemeleri oldu:’Çıkarın şunları kentimizden. Çünkü onlar, temizlik tutkunu insanlardır.’ Biz de onu ve ailesini kurtardık. Karısı müstesna, O, geriye kalıp yeregeçenlerden oldu.” (A’raf, 39/7, 80-82)

Kur’an’ın eşcinsellik olarak nitelendirdiği, etki veya ikna ile normal kabul edilerek değil, ayıplanarak vazgeçirilmeye çalışılacak, çevrelerini genişletmelerine izin verilmeyecek, “cinsel tercih” olarak açıklanan ilişkiler gibi görünmektedir.

(Sigara, alkol, uyuşturucu, kumar, fast food ve benzeri bütün kötü alışkanlıkları bırakmaya çalışmak, alışmış olan için zorlayıcı ve eziyet vericidir. Bir çok yerde sigara içme yasağı olması sigara içenlerin bir anlamda dışlanmasına, sigara içmek için bulunduğu mekanın dışına çıkma zorunluluğu olarak onlara eziyet etmek olarak yorumlanabilir. Ama diğer insanlara zarar vermeyi önlemede etkili bir yoldur.)

Ancak eziyet etmek bu insanları iş ve toplum yaşamından uzaklaştırmak değildir. Bu o insanların bir araya toplanmasına, birbirlerinden aldıkları güçle etki alanlarını genişletmelerine, herkesin çalışabildiği işlerde çalışamamaları fuhuşa yönlenmelerine neden olabilir. Doğru olan onları toplum içinde eritmek ve davranış, alışkanlık biçimlerini değiştirmelerini sağlamaktır.<ı>

Eşcinsellik bir seçim değil, bir sonuçtur. Heteroseksüellerin niye karşı cinse ilgi duyduklarını açıklamak için bir hikâyeleri yoktur. Ama pek çok eşcinselin anlatabileceği bir hikâyesi veya davranışlarını açıklayacak tıbbi nedenler vardır.

Eğer kişiyi eşcinselliğe iten psikolojik veya tıbbi bir neden varsa, doğru yöntem, durumu o kişinin normali olarak kabul etmek yerine, tıptan yardım almak, tedavi etmek, eğer dış görünüm ve ruhsal, hormonsal yapı uyumsuzsa baskın cinsiyeti normalleştirmek için uzmanlardan yardım almak, kişiyi baskın cinsel kimliğine kavuşturmak olabilir.

Sindirim, dolaşım vs. sisteminde doğuştan var olabilecek bütün hastalıkları normal kabul ederek tedavi etme yoluna giderken, cinsellik veya hormonsal yapı söz konusu olduğunda bunu günah, suç veya seçim olarak kabul etmek saçmalıktır.

Cinsel davranış bozuklukları nedeni bilinmeden suç olarak cezalandırıldığı veya “tercih” olarak adlandırılıp özendirildiği sürece tedavi için ilaçlar veya yöntemler de gelişmeyecektir.

Bazı ülkelerde geçerli yasalara göre eşcinsel evlilikler yapılmakta ve hatta evlenenlere evlat edinme hakları verilmektedir. Bu çağdaşlık ve özgürlük adına saçmalamaktır. Yasa çıkması bunu normalleştirmez. Parlamentoların çıkardıkları yasalar doğa kanunlarını değiştiremezler. Yağmurun ve karın oluşma sebeplerini parlamentoda düzenlemek veya değiştirmek olanağı yoktur. Bir yasa çıkararak suyun artık sadece H2O değil, istendiğinde H2H2 veya OO olarak formüle edilebileceğini iddia etmek ne kadar anlamsız ve imkânsız ise, hiç bir insanın iki annesi veya iki babası olamayacağı için eşcinsellerin evlenmelerinden sonra bir de evlatlık edinmelerini kabul etmek o kadar anlamsızdır.

Bu ayrıca çocuklara da haksızlık etmektir. Çocuklar öncelikle kendilerini yetiştirenleri örnek aldıkları için, hem böyle bir aile (!) içinde büyümenin çocukların gelecekteki ilişkilerine olumsuz etkileri olacaktır, hem de bütün çocukların bir anne ve bir babaları varken, evlat edinilen çocuklar bu tuhaf birlikteliğin, iki kadın veya iki erkeğin çocuğu olarak kendilerini özel değil, toplumun dışında hissedeceklerdir.

Bu yasaların kabul edildiği Avrupa toplumlarında, sırasını bekleyen gelişme(!) çocuklarla cinsel ilişki yaşının kademeli olarak düşürülmesi isteğinin (gerçekte pedofili, sübyancılığın) kabul edilip yasallaşması olacak gibi görünmektedir. Bu ülkelerde kadınların eşlerinden veya birlikte yaşadıkları erkeklerden değil, başka erkeklerden hamile kalarak dünyaya getirdikleri, ama biyolojik babanın kimliğini eşlerden ve çocuklardan gizledikleri, çocuk sayısı da artmaktadır. Örneğin, Almanya’da doğan çocukların yüzde 15’inin “guguk kuşu çocukları” olduğu tahmin edilmektedir.[1]

Müslümanlığın, erkeğin birden fazla kadınla evlenmesine izin vermesini korkunç ve çağdışı bulanların, eşlerinden gizli olarak bir başkası ile cinsel ilişkiye girmesini ve kadının hamile kalmasını normal bulması ve hatta buna biyolojik gerekçeler bulmaya çalışması ciddi bir çelişkidir: Buna göre eşi aldatmaya olanak varsa, bu olanağı değerlendirmek çağdaşlıktır!?

Biyolojik babasının kim olduğunu bilmek de, baktığı çocuğun kendi çocuğu olup olmadığını bilmek de her kişinin temel insanlık haklarından biridir. (Bu konuda bkz. blog-İslam ve zina) Yasaların gerçekte bunu koruma altına alması gerekir.

Ayrıca, bu ülkelerin farklı ülkelerden göçmen olarak veya evlenerek ülkelerine gelecek Müslümanlara uyguladıkları testler ve karşı cinsten eşlerin bir araya gelmesinde çıkardıkları zorluklarla “temizlik tutkunlarını” ayıklamak istedikleri gibi bir görüntü oluşmaktadır.

Bunun ötesinde, yasalar nasıl herkesin tek tek fikri alınarak yapılmıyor ve toplum düzenini sağlamak için herkesin uyması bekleniyorsa, dinde de Yaratıcı’nın öyle uygun gördüğü ve yaratılanın uyması gereken kurallar vardır.

(Kırmızı ışığın veya emniyet kemeri kullanmanın gereksiz olduğu da iddia edilebilir. Kırmızı ışıkta geçen veya emniyet kemeri takmayan herkes hemen kaza geçirip ölecek değildir. Buna ilişkin milyonlarca örnek de verilebilir. Ama tecrübelerden çıkan sonuçlarla kırmızı ışıkta geçmemek ve emniyet kemeri takmak kural haline getirilmiştir.)

Tek hücrelisinden en gelişmiş organizmalarına kadar bütün canlılar için farklı biyolojik yapı, yaşam, üreme ve cinsellik biçimlerini belirleyen, insanlara aşk ve sevgi duygusunu veren, eşler olarak iki ayrı cins olarak yaratan Allah’ın, insanlara eşcinselliği ve zinayı yasaklamasının nedeni insan yapısını ve gereksinimlerini bilememiş olması, milyonlarca canlı içinde sadece insan yapısı konusunda yanılmış olması olamaz. Şimdiki ve sonraki insan nesillerinin sağlıklı, mutlu ve başarılı olması için ideal ortam, birbirini seven, değer veren anne-baba ve çocukların birlikte yaşadıkları aile ve buna göre şekillenmiş olan toplumdur.



[1] Guguk kuşu yumurtasını başka kuşun yuvasına koyar. Kuş kendi yavrusu olduğunu zannederek guguk yavrusunu besler. Guguk yavrusu büyük olduğu için annenin getirdiğini besinin çoğunu o yer ve çoğunlukla anne kuşun kendi yavruları ölür. Eşleri tarafından aldatıldığını bilmeyen erkekler, kendi çocukları olduğunu zannederek bu çocuklara baktıkları için, bu çocuklara “guguk kuşu çocukları” denmektedir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 174
Toplam yorum
: 110
Toplam mesaj
: 22
Ort. okunma sayısı
: 4384
Kayıt tarihi
: 19.06.09
 
 

1958  doğumluyum. Arkeologum. Evliyim. Çocuğum yok. Çalışmıyorum. Yıllarca çalıştıktan sonra, zam..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster