Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Eylül '08

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
783
 

İslam'da felsefi düşünce akımları-1

Başlarken...

İnanç ve düşünce konularındaki görüş ve yorum ayrılıklarından doğan "mezhepler", insanın ve insan iradesinin özgürlüğü ile din sorunlarına akıl yolu ile çözülebileceği ve çözülemeyeceği yorumlarına göre dört ana başlık altında toplanabilir. Bunlardan,

* Kaderiye, insanın ve iradesinin özgür olduğunu; buna karşılık

* Cebriye, insan iradesinin özgür olmadığını savunur.

* Mutezile, din sorunlarının akıl yolu ile çözülebileceğini; bunun tam zıddı olan

* Eşarilik ise, insanoğlunun, akıl ve varlığın ne olduğu konusundaki soruya cevap verecek güçte olmadığını savunur(agnostisizm-bilinemezcilik).

Şimdi bu akımları, okuduklarımı, bidiklerimi ve yeri geldiğinde de özgün düşüncelerimi ortaya koyarak açıklamaya çalışayım.

KADERİYE:

Ansiklopedik açıklamaya göre, "kul"a her türlü işinde yapma ya da yapmama seçenek ve gücünü tanıyan İslami bir inan akımı olarak tanımlanan "Kaderiye" yorumunda, Tanrı, insana akıl ile birlikte bir de yapabilme gücü vermiş ve bu konuda onu özgür bırakmıştır.(1)

Acaba insan, bu konuda gerçekten özgür mü? Bu yorumdan, Tanrı'nın kul üzerindeki kontrolünün olmadığı ya da kulun her türlü davranışlarının Tanrı tarafından bilinmediği anlamı çıkarılabilir mi?

Bu akıma göre, Tanrı, insanı iyi ve kötü arasında tercih yapmakla başbaşa bırakmıştır; seçme özgürlüğünü insanın aklına ve özgür iradesine burakmıştır.

Kaderiye sözcüğünün içinde geçen "kader"(alınyazısı, yazgı) ana sözcüğü, "kader"in olması, şu soruyu akla getiriyor: Allah, bizim yaptığımız işleri, davranışlarımızı, eylemlerimizi önceden belirlememiş midir?

Bu soruya verilecek "evet" yanıtı, Kaderiye mezhebinin tam karşıtı olan ve sonraki konumuz "cebriye" mezhebinin yorumu olup onu doğrular.

Selahattin Hilav, buradaki "kader" sözcüğünün "alınyazısı" ya da "yazgı" anlamında değil de, "kudret, yapabilme gücü ve istenç" anlamına geldiğini belirtiyor.(2)

Buna rağmen, bu seçme özgürlüğünün tam olmadığı ve Tanrı'ya bağlı bir özgürlük olduğu da ileri sürülebilir. Bence, insanın seçme özgürlüğü, yalnızca Tanrı'nın ortaya koyduğu "iyiler"(hayır) ve "kötüler"(şer) arasında kullanılmaktadır. Bu seçme özgürlüğünün kaynağı olan akıl ve iradenin de Tanrı tarafından verildiği düşünülürse taşlar yerine oturur, gibime geliyor.

Dünya bir sahnedir ve kullar da, kuralları Tanrı tarafından konulmuş bir oyun oynamaktadırlar. Rolünü iyi oynayanlar kazanacak; iyi oynamayanlar kaybedecektir. Bu oyunun kuralları kıyamete kadar geçerlili olacaktır.

"Kaderiye" akımı, yorumunu Kuran'daki bazı ayetlere dayandırarak güçlendirmektedir. "Kim doğru yola gelirse, ancak kendi lehine yola gelmiş ve kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapmıştır..."(İsa Suresi, 15.Ayet)

Başka bir ayet, "İyilik ederseniz, kendinize iyilik etmiş olursunuz.Kötülük ederseniz o da kendinizedir"(İsa Suresi, 7.Ayet)

Kuran'daki bu ve benzeri ayetler, insana iyiyi ve kötüyü seçme özgürlüğü vermiştir. Ama yukarıda belirtildiği gibi, iyiyi ve kötüyü ortaya koyan Tanrı'dır. İyinin ve kötünün bizim dışımızda belirlenmiş olması, özgürlüğümüze engel değildir. Eğer insanın özgür iradesi kendi dışında - Tanrı tarafından- belirlenmiş olsaydı yaptığı iyi ve kötü işlerden sorumlu tutulmazdı.

Bitirirken : Yaşamımız içinde iyiyi seçtiğimiz zaman Allah'tan; kötüyü seçtiğimiz zaman da şeytan dürttü deyip, suçu şeytana atmayalım. Her iki seçimde de etkin rol oynayan aklımız ve özgür irademizdir.

cdenizkent

Not : Cuma gününün konusu "cebriye"

______________________ :

(1) "Kaderiye", Büyük Larousse Sözlük Ansiklopedisi, Cilt-12

(2) Selahattin Hilav, Felsefe El Kitabı, s.66

Not: Ayetlerin alındığı kaynak, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın, 1983 yılında yayımladığı Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı(Meal)'inden alınmıştır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Eğer anlamı buysa bana kaderiye daha yakın...

Kerim Korkut 
 15.11.2016 18:50
Cevap :
Merhaba Kerim Bey...Bu konuları araştırır ve toparlarken, bana da "Kaderiye" ve "Mutelize" yakın gelmişti...Aleviliği araştırırken de "Türk İslamlığı" yakın gelmişti...Cennneti ve Cehennemi olmayan bir inanış...Teşekkürler ve selamlar.  16.11.2016 11:14
 

Mikail bey başkalarının bloglarını işgal etmeyi pek sever. Kendi yazdığı saçmalıkları kimse okumayınca başkalarının bloglarını işgal ediyor. Hatta son yazdığı blogdaki çelişki ve sapmaları ortaya koyunca benim mesajımı kayda bile almadı. Deniz bey böyle bir tatsızlığa sebeb olduysan özrümü kabul edin lütfen. Saygılar.

Ali İhsan UĞUZ 
 21.10.2008 17:49
Cevap :
Merhaba Ali İhsan bey...Ben, bloglarımla ilgili yorumlar yapan Mikail Bey'e gereken yanıtları verdim. Sizin benden ne diye özür dilediğinizi pek anlayamadım. Özür dileyecek ne var ki? Selamlar.  21.10.2008 18:50
 

Hadiseler konusunda elbette haklısınız.Her söz hadis olarak kabul edilemez.Siz de bilirsiniz Kütüb-ü Sitte adı verilen 6 hadis kitabımız vardır.Bu kitaplarda yazan hadislere İslam dünyasında(ehli sünnet tabiki,şiiler ve diğer bidat fırkaları bunları kabul etmezler)kabul görmektedir.Bu kitaplarda yer alan hadislere güvenebilirsiniz.

Cebrail AKBAŞ 
 26.09.2008 17:05
Cevap :
Merhaba...Geçenlerde, bir blog arkadaşım, kan aldırma ile ilgili olarak onlarca hadis yazdı ve kaynağını da belirtti. Kendisine de söylediğim gibi, hiçbirine inanasım gelmedi. Hadisler konusundaki görüşlerim devam ediyor. Selamlar.  27.09.2008 8:32
 

Ben zaten aklımızı kullanmayalım demiyorum.Zaten Kur an da Allah kendisi tekrar tekrar ''Aklınızı kullanmazmısınız,yarattığım varlıklar üzerinde düşünmezmisiniz''buyuruyor.Ayrıca günümüze kadar yazılan binlerce tefsir kitabı da akıl kullanarak yazılmıştır.Fakat şunu diyorum.Her şeyin bir usülü,adabı vardır.Mesela bir tefsir yazan müfessir,önce medrese okuyor,onlarca ilmi tahsil ediyor(fıkıh,hadis,kelam..)sonra kendinden önceki tefsirlerin nerdeyse hepsini okuyor,Peygamberimizin sözlerini nazara alarak aklıyla Kur anı yorumluyor.Benim karşı çıktığım şu ki;Sıradan bir bilimde tıpta,hukukta,biyolojide..bile o işin ehli deniliyor ve dinleniyor.Şimdi Allah ın ayetleri haşa çok mu değersiz ki her önüne gelen,o konuda eğitimi de olmamasına rağmen yorumda bulunuyor,benim ''aklıma göre''böyle deyip,nefsine uyuyor.Ve yıllarını bu işe vermiş din Alimlerimize siz bilmiyor ve ben biliyorum diyor.Siz gidip bir Tıp,Hukuk Profesörüne siz değil ben biliyorum diyebirmisiniz.Haddini bil demezler mi?

Cebrail AKBAŞ 
 26.09.2008 16:55
Cevap :
Merhaba...Son bloğumun "değerlendirme" kısmında da belirttiğim gibi, dini düşünce akımlarını(felsefe yaparak) yorumlayan ve farklı düşünceler üretenlerin hepsinin Müslüman olduklarını; bütün farklı düşünmelerine rağmen Allah'a ve Peygambere inandıklarını yazdım. Dini nakle önem vererek algılayanlara nasıl bir hoşgörü ile bakıyorsak, dini akıl yolu ile yorumlayanlara da (zaman zaman aşırıya kaçsalar da) aynı hoşgörüyü göstermemiz gerekir diye düşünüyorum. Ayrıca, uzmanlık alanım olmadığı halde, bunları yazabilmemin de önemli bir husus olduğunu düşünüyorum. Tıp, hukuk bilmem ama, genel kültürüm o konularda görüş bildirmeme mani değildir. Sinemacı değilim ama, filmleri çok iyi eleştiririm. Bunlar çok yönlü bilgilenmenin getirileridir. avsiya ederim. Selamlar  27.09.2008 8:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 908
Toplam yorum
: 2400
Toplam mesaj
: 64
Ort. okunma sayısı
: 1313
Kayıt tarihi
: 11.12.07
 
 

İstanbul doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimi İstanbul'da tamamladım. İstanbul Üniversitesi'nde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster