Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Şubat '08

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
1236
 

İslam dini ve insanın özgür iradesi

Bundan önce yazdığım bir blogta genel anlamda "Din ve İnsanın Özgür İradesi" konusunu işlemiştim. Bu bloğumda da konunun sınırlarını biraz daraltıp, "İslam dini ve İnsanın Özgür İradesi"ne kısaca değineceğim.

İslam dininin itikat(iman ve inanç) ilişkilerini hem dinsel hem de akılcı yöntemlere başvurarak inceleyen Kelam Bilimi'nde(Kelam'ın, bilim olup olmadığı tartşılabilir; ancak şu anda konumuz bu değil) din, genellikle, "Doğrudan kendi iradeleri ile ilkelerini benimseyen ve gereklerini yerine getiren insanları, dünya ve ahiret mutluluğuna ulaştıran ilahi yasaların bütünü" şeklinde tanımlar; ve bu yasaları, özgürce isteyerek benimseyen kimseye de "dindar" denir.

İslam dininin muhatabı, akıl ve irade sahibi insandır. İslam bilginlerinin çoğu din duygusunun insanlarda yaradılıştan var olduğu görüşünü taşırlar(Bence bunun İslam dini olmaması gerekir; bu Tanrı kavramı öncesi genel bir inanma duygusudur). Kur'an'da Allah, insan benliğine "iyiliği ve kötülüğü, kendi iradesi ile tanıma ve seçme özgürlüğü vermiştir". Herhangi bir dini ya da İslamı tanımak ve benimsemek ya da aksine bir tavır sergilemek, tamamen insanın özgür iradesine bırakılmıştır. Peygamberler bile, insanın bu konudaki özgür iradesine baskı yapamazlar. Peygamberler, Allah'ın koyduğu dini, insanlara duyurmakla görevli elçilerdir. Ancak pratikte bu böyle değildir. Kur'an'da, inanç ve irade özgürlüğü insana tanınmış olsa da, din öğreticilerinin ve bu dini benimsemiş diğer insanların psikolojik baskısı her zaman vardır. Bunlardan bazıları, inanan insanlarımızın dinsel bilgisizliğinden yararlanıp, baskıyı özendirmeye çevirerek onları, İslamın özünden uzaklaştırmakta ve aşırılığa yönlendirmektedirler.


cdenizkent

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İnanmadığını söyleyen, yalan söyler; bir bakın... en azından, aciz nefsine inandığını göreceksiniz. Ne inanmak, ne de inanmaya ihtiyaç duymak bir zaaftır; aksine oksijen gibi, su gibi... bu da ruhun gıdasıdır. Aklı ve iradeyi kör eden bir inanç ise taassubu ve hurafeyi; dolayısıyla istismarları beraberinde getirir. İnanç sistemi istismarlarının acılarından ders çıkartan insanlık, bu nedenledir ki; inanç sistemlerini devlet işlerine sokmamak zaruretini idrak etmiş, çare olarak da Laikliği öne sürmüştür. Saygılarımla.

Kaliteli Yaşam 
 10.05.2008 0:12
Cevap :
Merhaba... Bloğumu okuduğunuz için teşekkür ederim. Evet,inançsızlık da bir inaçtır. Saygılarımla  10.05.2008 10:36
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 974
Toplam yorum
: 2477
Toplam mesaj
: 64
Ort. okunma sayısı
: 1404
Kayıt tarihi
: 11.12.07
 
 

İstanbul doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimi İstanbul'da tamamladım. İstanbul Üniversitesi'nde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster