Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Eylül '07

 
Kategori
Bilim
Okunma Sayısı
866
 

İslam’ı özünden saptırmak

İslam’ı özünden saptırmak
 

İslam’ı özünden saptırmak her birimizin malumudur ki mümkün değildir. Özden sapan İslam değildir, özden sapanlar İslam’ı yaşamaya çalışırken, İslam öğretisini yanlış anlayıp bambaşka yollara sapanlardır. İslam aslında çok basit bir ilkeler manzumesidir. Bu ilkeler o kadar basittirler ki, İslam üzerinden avamı yozlaştırmak isteyenler, ilk önce avamı ondan uzaklaştırmakla işe başlamışlardır. Peygamber Muhammed’in ölümünden hemen sonrasında İslam’da yozlaşma işlemi devreye sokulmuştur.

Metodu gayet basittir. Olay Kuranla başlamaktadır. Yozlaştırıcılar eğer Müslümanları bu kitaptan uzak tutmayı başarabilirler ise, bu basit olan, her şeyin açık ve seçik olarak yazıldığı bu kitaba insanlar “kutsal” payesi verirler ise, işte o zaman mücadeleye zaten galip olarak başlamış olacaklardı. Bunu çok net gören yozlaştırıcılar, Kuranda “âlim” kelimesi geçtiği için, ilk başta “din âlimi” kavramını devreye sokmakla başladılar işe. Din âlimi olmayan kişi bu kitabı anlayamaz idi. Sonrasında bu iddiaları çürütülmesin diye, kitabı anlayamamaları için, onu okutmama yollarını araştırdılar. Önce Vakıa:79 ayetini sebep gösterdiler.

56:79 Ona, arındırılmışlardan başkası dokunamaz.

Demek ki, Kuran okumak için, ona dokunmak için, abdest alınmalıydı. Ayetler böyle cımbızlayarak alınıp kitlelere aktarılınca, kitleler ne yapsındı? Onlar da öyle olduğunu zannettiler. Hâlbuki ayette gecen “ona” zamiri Kuranı değil Kitabı işaretliyor idi. Burada Kitap Levh-i Mahfuz yerine kullanılmış idi,

56:77 O, kesinlikle şerefli bir Kur'an'dır.

56:78 Titizlikle saklanan bir Kitap'tadır.

56:79 Ona, arındırılmışlardan başkası dokunamaz.

ve Levh-i Mahfuza arındırılmışlardan başkası dokunamaz idi ve tabii ki Levh-i Mahfuz katında arındırılmış olanlar insanlar olamaz idi, insanlar arzda ikame etmekteydiler. Ama o cahiller topluluğu, o “din âlimleri”ne inanmış olanlar, Kurana dokunmak için abdest almak gerekliliğine sonuna kadar sarıldılar. Yozlaştırıcıların yüzleri gülmekteydi. Daha bitmemiş idi, sıra şimdi abdestteydi. O kadar basit olan “abdest” kavramını bu sefer de zorlaştırmak gerekiyor idi. Merak edenler herhangi bir “Namaz Hocası” veya herhangi bir “İlm-i Hal” kitabına bakabilirler, abdesti alınamaz hale soktular. O kadar ki, dört uzvun yıkanması yerine neredeyse her eklem yerini üçer defa özel dualarıyla yıkama kavramını getirdiler ve bu “savaşın” adına abdest dediler. Hâlbuki Kuranda, Kuran okumanın bir tek şartı var idi:

16:98 Kur'an'ı okuduğun zaman, o kovulup taşlanmış şeytandan Allah'a sığın!

16:98 Fe iza kara'tel kur'ane festeız billahi mineş şeytanir racım

Yani din jargonunda “eüzü-besmele” çekmek denen şeyi yap emrinden başka bir şey yok idi Kuran okuma şartında. Ama bunu bilmek için Kuranı okuyabilmek gerekiyordu. Hedefe yaklaşılıyordu.

Şimdi Kuranı uzak tutmak gerekiyordu. Onu kutsal kılmak, pislenmesin diye örtülere sarmak, kılıflara geçirmek, onu putlaştırmak ve yüksek yerlere astırmak gerekiyor idi. Bu nasıl yapılacak idi?

Kitleler Arapça bilmekteydiler. Ama Kuran ayetlerinin iç içe geçmiş yedi deruni manaları var idi. Maazallah bir tek kelime yanlış okunur veya telaffuz edilir ise, bu durum tehlikeli mana kaymalarına yol açabilirdi. Dolayısıyla işi garantiye almak için, iyisi mi, hiçbir şekilde Kuranı okumamak, onun sadece varlığından yararlanmak için kutsamak ve evimizin en nadide köşesine asmak gerekliydi. Ve öyle de yaptık, tam 1400 sene boyunca. Halbuki Furkan:30 bakın neler diyordu Resulün ağzından:

25:30 Resul de şöyle der: "Ey Rabbim, benim toplumum, bu Kur'an'ı terk edilmiş ve dışlanmış halde tuttular."

Nasıl ama? Muhteşem değil mi?

Bu da başarıldıktan sonra, şimdi imam yani önder efendilerin kendi işlerini kolaylaştırması gerekiyor idi. Nasıl o duvarlara çivilenmiş Kuranın içeriğini halka anlatacaklardı, çok uzun işti bunu yapabilmek. Her ayeti alacan, hiç işin gücün yok teker teker millete anlatacan. Ne lüzum vardı buna. Ufak bir özet yapsalardı ne kadar da iyi olurdu. Bunun için İslam’ın şartlarını yazdılar.

1- Kelime-i şahadet getirmek
2- Namaz kılmak,
3- Oruç tutmak,
4- Hacca gitmek,
5- Zekât vermek

Bu şartları yerine getirdiniz miydi, hoop Müslüman oluyordunuz, hem de iyi Müslüman. Düşünebiliyor musunuz, çalacan çırpacan, yalan, riya, adam öldürecen, paylaşmayacaksın (infak yok yani), riba (haksız kazanç-tefecilik) yapacan, bunların hiçbiri şartların içerisinde yok, demek ki yapabilirsin; sen şartları yerine getir, hem de imam efendilerin tariflerine göre yerine getir, gerisini zaten anlayamazsın, müteşabihlere giriyor, yani hesapta “yoruma açık olanlar”a giriyor. Onları da ancak “ilimde ilerlemiş olanlar” anlayabilir, sen zinhar, hiç anlayamazsın.

İşte böyle yaptılar. Ve de böyle yaparak bir meslek yarattılar, bir ruhban sınıfı yarattılar: İLAHİYATÇI

Ne demektir ilahiyatçı? Aynen simitçi gibi bir kavram, simitçi simit satar, ilahiyatçı da İlah ile ilgili “şey”leri satar. Nedir bu “şey”ler? Kuran işte, başka ne olsun?

Vahiy verilerinde İslam’ın şartları diye bir deyime rastlanmaz. Yani vahyin kabulüne göre, şartlar Kurandaki buyrukların tamamıdır. Bu senin şart dediklerin ancak İslam’ın işaretleri, alametleri olabilir. Yani bir toplum ki orada halkın geneli namaz kılmaktadır, o halde, o halkın çoğunluğu Müslümanlardan oluşmaktadır. Birileri bir yerlerde oruç tutuyorlar ise, diyebileceğiz ki onlar müslümandırlar. Bu tür bir yaklaşımda hiçbir gariplik yoktur. Ancak o işaretleri “şart” olarak nitelediğimizde, bunun sonucu, “ötekiler olmasa da olur”a çıkar ki, işte bu İslam’a iftira olur ve bu iftira 1400 sene boyunca mütemadiyen atılmıştır, atılmaya da devam etmektedir.

Koskoca Kuran içeriğini beş adet ritüele indirgeyeceksin, o beş adet ritüeli de olduğunca zorlaştıracaksın, sonra da geçip bu beş ritüeli yerine getirmezseniz CEHENNEME gidersiniz diyeceksin. Oh ne ala.

Hâlbuki bizim yapmamız gereken şu olmalıdır: Kuranı dikkatle okuruz. İnsandan istediklerini dikkatle not ederiz. Sonra dönüp dünyaya bakarız: hangi toplum bu değerlerin daha fazlasını hayatına sokmuş ise o toplumun İslam’dan nasibinin daha çok olduğuna hükmederiz.

Bunu yaptığımızda karşımıza çıkacak olan tablo ürpertici olacaktır. Koskoca “İslam âlemi” diye adlandırdığımız toplumların yerlerinde saydıklarını, gayri Müslim toplumların ise nasiplendiklerini göreceksiniz. Kuranı ciddiye almanın ilk adımı işte bu tespiti yapmaktır. Çünkü ak ile kara, aldatanla aldanan, uyuyanla yürüyen ancak bu ciddi tespitin yapılmasıyla ortaya çıkacaktır.

Burada İslam’ın bir yamukluğu yoktur. Yamukluk uygulamada ve uygulatanlardadır. Uygulayanlar ise sadece kutsamaya kanmış, okumayı ve anlamayı sevmeyen, garip yolculardır. Binmişlerdir bir alamete, gidiyorlardır selamet sandıkları husumete.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Haklı olabilirsiniz, kitabın detaylar üzerine bir bildirimde bulunması beklenmeyebilir. Ama Cihan beyin söylediği mantıklı gözüküyor, köle sahibi olmadan köle azat edilemez, ayrıca benim hatırladığım, (yanılıyorsam düzeltin) "kölelerinize iyi davranın" şeklinde bir cümle var, bu durumda kölelik müessesinin kabulü anlamına gelmez mi? Kölelerinize iyi davranın yerine külliyen yasaklanabilirdi, yanılıyor muyum?

Sinan Kaleli 
 10.08.2008 11:10
Cevap :
Sinan Bey, Yine katkılarınız için teşekkürler Hemen düzelteyim, Kuranda "kölelerinize iyi davranın" diye bir ayet veya cümle yoktur. Zaten böyle bir ibarenin olması köleliği alkışlamak olurdu ki Allah kelamının tümünde kölelik müessesesinin karşısında durmuş, köleliğin doğru yol olmadığını belirtmiş ve hatta bir takım toplumsal konularda, ki bu konular insanlığın ayağa kalkmasını takip eden süreçlere rastlayan konulardır, tavsiye edilen emirlerin yerine getirilmemesi durumunda karşılıklarının köle azat etmek olduğunu özellikle belirtmiştir. Tarihin o bölümünde kölelik müessesesi tabii ki vardı. Şimdi "kölelik olmasaydı nasıl köle azat edilebilir" söylemi zaten abesle iştigal değildir de nedir? Köleliği yasakladığınızda bir tek iş yapmış olursunuz. Halbuki bir "günah" işlediğinizde bunun kefareti olarak köle azad ederseniz, hem peyderpey kölelik yok olur hem de bir sevap müessesesi kurgulanmış olur. Kölelik konusu Kuranda topu topu 4 ayette geçer. Bunlar 2:178 2:221 4:25 ve 58:3 tür.  14.08.2008 13:50
 

Yazınız güzel bir üslupla yazılmış ve içeriği dolu biryazı. Benimim de zihnim dinimizin bizden ne istediği konusunda kafam daha net son yıllarda artık.A llah heranımızda bizimleyken bizi izlerken, namaz kılışımız sırasında ayağımızı yanlışlıkla bir santim ileri ya da geri koyduğumuza mı bakar Allahaşkına.Biz kullar küçük akıllı o mükemmel akıllı.Zaten hareketlerimiz şekle değil, niyetimiz ve inancımıza göre değerlendirilecek. Onun bizden beklediği kendine iman ve şükür edip yarattıklarını sevmemiz ve kendimize ve insanlığa yararlı ahlaklı birey olmamız. Sağlıcakla kalın

beyazışık 
 04.10.2007 10:56
Cevap :
Teşekkürler, Dileğiniz tüm insanımız için olsun Daim olsun  04.10.2007 21:22
 

Merhaba, bu yazınızla sizi tanıdım. Önyargıdan uzak bilgilendirici bir yazı... Tebrikler...Selamlar..

murat ertaş 
 03.10.2007 15:17
 

Yazınızı okudum. Kur'anın kılıfa sokulup duvara asılması ve ona hürmetin bu yolla gösterilmesi hala uygulanan bir yanlıştır. İnce detayları yok sayarsak, anlattıklarınız doğrudur diyorum. Daha sonraki benzer konulu yazılarınızı takip etmeyi düşünüyorum. İyi çalışmalar diler selam ve saygılarımı sunarım.

Hüseyin Atacan 
 29.09.2007 0:52
Cevap :
Teşekkür ederim, sevgilerimle  01.10.2007 16:51
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 24
Toplam yorum
: 55
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 2606
Kayıt tarihi
: 10.05.07
 
 

Rumî takvimin 1900+55 senesi sonunda nüfusa katkıları olsun diye annem ve babam oturmuşlar, benim il..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster