Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Temmuz '13

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
1262
 

İslam teolojisinde cinler ve şeytanlar (1)

İslam teolojisinde cinler ve şeytanlar (1)
 

Cinlere ve perilere inanış, cinlere ibadet, cincilik (demonoloji) tüm eski halkların mitolojilerinde vardır. Demonolojiye, cinlerle iletişim kurmaya izin veren ve hoşgören  İslam inancına göre cinler insanlar gibi evlenirler, çocuk sahibi olurlar, içlerinde iyi veya kötü olanları, iyi huylu “mümin cinler”,  kötü huylu “kafir cinler” vardır. "Huddam" (hizmetçi) denilen iyi cinler "cinci hocalar" ile birlikte çalışarak hastalıkları iyileştirir, büyüleri çözer, kötülükleri kovarlar. Abdülkadir Gölpınarlı'nın İslam alimi Saidin İbni Abbas'tan aktardığına göre Muhammet sahabesiyle [1] Mekke'de Ukâz bölgesine giderken sabah namazını kılmış, bu sırada cinler Kuran'ı duyup kendi cin topluluklarına haber vermiş, Allah da bunu, Cin Suresiyle Peygambere bildirmiştir.

Abdullah İbni Mesut ise Peygamberin bir gece Mekke'de kaybolduğunu, sabahleyin Hira dağı tarafından geldiğini ve "cinlerden bir elçi geldi, beni çağırdı; gittim, onlara din tebliğ ettim, Kuran okudum" dediğini rivayet eder. (Mecmua, 2, 538-539). [2]

CİNLER NASIL MÜSLÜMAN OLDU?

İslam’a göre Cinlerin bir bölümü Allah' ın yönlendirmesiyle Kuran'ı dinleyip Müslüman olmuş, daha sonra kendi cin topluluklarına gidip onları da Muhammet'e uymaya, Müslüman olmaya davet etmişlerdir. Bu konuda Cin ve Ahkaf Suresinde şunlar yazılıdır:

"De ki: Hakikat bir takım cinin Kurân dinleyip şöyle dedikleri bana vahyedildi: Şüphesiz biz, hayret verici bir Kurân dinledik. O Kurân hidayete erdiriyor, biz de ona iman ettik.  Meğer bizim beyinsiz (İblis), Allah hakkında saçma şeyler söylüyormuş. (...)  Doğrusu bizler; bizden iyi olanlar da var, olmayanlar da var. Biz çeşitli yollara ayrılmışız.  Ve biz, bizlerden Müslümanlar da var, hak yoldan sapanlar da var. Müslüman olanlar, işte onlar doğru yolu arayanlardır. Ama yoldan çıkanlar, işte onlar cehenneme odun olmuşlardır.” (Cin Suresi: 1-2, 4, 11, 14-15)

 

"Ey Muhammet! Hani biz cinlerden bir grubu Kurân'ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Onlar Kurân'ı dinlemek için hazır bulundukları zaman birbirlerine "susun" dediler. Kurân'ın okunması bitince de birer uyarıcı olarak kavimlerine döndüler. Onlar kavimlerine şöyle dediler: "Ey kavmimiz! Gerçekten biz Musa'dan sonra indirilen ve kendisinden öncekileri tasdik eden bir kitap dinledik. O kitap gerçeği ve doğru yolu gösteriyor. Ey kavmimiz! Allah'ın davetçisine uyun ve O'na iman edin ki, Allah da sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi acı bir azaptan korusun." (Ahkaf: 29-31)

SÜLEYMAN VE CİNLER

Allah ve cinlerin işbirliği başka ayetlerde de anlatılır. Kuran'a göre İsrail kralı peygamber Süleyman'a rüzgarlara hükmetme yetkisi verilir. Bundan başka Süleyman’a yardımcı olmak üzere  dalgıç ve yapı ustası olan “şeytanlar” verilir. Kral Süleyman ünlü mabedini cinler ve şeytanların yardımıyla inşa edecektir! Hatta öyle ki şeytanlar kaçmasın diye zincirle bağlanır:

"Süleyman: "Ey Rabbim! Beni bağışla ve bana öyle bir mülk ihsan et ki, ardımdan hiç kimseye yaraşmasın. Şüphesiz, bütün dilekleri veren sensin." dedi. Bunun üzerine biz rüzgarı onun emrine verdik. Onun emriyle istediği yere yumuşacık akardı. Dalgıç ve yapı ustası şeytanları da. Ve daha diğerlerini de zincirlere bağlı olarak (Onun emrine verdik). "İşte bu, bizim ihsanımızdır. Artık sen dilersen başkalarına ver veya verme. Bundan hesaba çekilmeyeceksin" dedik." (Sad: 35-39)

Süleyman'ın şeytanlar ve cinlerle işbirliğine Allah'ın "İşte bu, bizim ihsanımızdır" diye açıkça onay vermesi de etik ve teolojik açıdan tartışmaya açıktır. Neml suresinde ise Süleyman'a "ilim" olarak "kuş dili" öğretildiğinden, hizmetindeki cin, insan ve kuşlardan oluşan ordularından bahsedilir. Süleyman'ın bu müthiş orduları ilerlerken karıncalar bile yuvalarına saklanırlar:

"Andolsun ki biz, Davut'a ve Süleyman'a bir ilim verdik. Onlar: "Bizi mümin kullarının birçoğundan üstün kılan Allah'a hamt olsun" dediler. Süleyman Davut'a varis olup dedi ki: "Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize her şeyden (nasip) verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur." Cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil orduları Süleyman'ın hizmetinde toplandı, hepsi bir arada (onun tarafından) düzenli olarak sevk ediliyordu. Nihayet karınca vâdisine geldikleri zaman, bir karınca: "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin; Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin!" dedi." (Neml: 15-18)

Oysa, Tevrat'ta Süleyman'ın cinlerden değil Sur kralı Hiram'dan yardım isteyerek tapınağı inşa hazırlıklarına başladığı ve emrinde 180.000 bin işçi ve 3.300 yönetmen çalıştırdığı yazar:

"Süleyman Sur kralı Hiram'a şu haberi gönderdi: (...) RAB'bin adına bir tapınak yapmaya karar verdim. Şimdi bana Lübnan'dan sedir ağaçları kesmeleri için adamlarına buyruk ver. Benim adamlarım da seninkilerle birlikte çalışsın. Adamların için istediğin ücreti vereceğim. Aramızda Saydalılar kadar ağaç kesmede usta adamlar olmadığını biliyorsun. Sonra Hiram Süleyman'a şu haberi gönderdi: Gönderdiğin haberi aldım. Sedir ve çam ağaçlarıyla ilgili bütün dileklerini yerine getireceğim. Adamlarım tomrukları Lübnan'dan denize indirecekler, ben de onları sallar halinde bağlatıp belirteceğin yere kadar denizden yüzdüreceğim. Orada adamlarım onları çözer, sen de alıp götürürsün. Sarayımın yiyecek gereksinimini karşılamakla, sen de benim dileğimi yerine getirmiş olursun.

Hiram Süleyman'a istediği kadar sedir ve çam tomruğu sağladı. Süleyman her yıl Hiram'a sarayının yiyecek gereksinimi olarak yirmi bin ölçek buğday, yirmi kor saf zeytinyağı verirdi. RAB, verdiği söz uyarınca, Süleyman'a bilgelik verdi. Kral Süleyman angaryasında çalıştırmak üzere bütün İsrail'den otuzbin adam topladı. Sırayla her ay onbinini Lübnan'a gönderiyordu. Bir ay Lübnan'da, iki ay evlerinde kalıyorlardı. Süleyman'ın yük taşıyan yetmişbin, dağlardan taş kesen seksenbin adamı vardı. Ayrıca, işin yürümesini sağlayan ve işçileri yöneten üçbinüçyüz görevlisi vardı. İşçiler, kralın buyruğu uyarınca, tapınağın temelini yontulmuş taşlarla atmak üzere ocaktan büyük ve kaliteli taşlar kesip çıkardılar. Süleyman'ın ve Hiram'ın yapıcılarıyla Gevallılar, tapınağın yapımı için taşlarla keresteleri kesip hazırladılar" (I. Krallar 5: 1-18). [3]

Tevrat'taki bu gerçekçi anlatıma karşın Kuran'daki anlatım çok masalsı, gerçek dışı ve mitolojik kalmıyor mu?

HÜTHÜT VE SÜLEYMAN

 Kuşdili öğrenerek ilim ve irfan sahibi olan Süleyman  kuşların başı Hüthüt kuşunun kaçtığını zannedip çok sinirlenir ve ona ağır bir ceza vermenin planlarını yapar. Oysa zavallı Hüthüt Saba Melikesinin haberini getirecektir:

"(Süleyman) Kuşları gözden geçirdikten sonra şöyle dedi: "Hüthüt'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı?" "Ya bana (mazeretini gösteren) apaçık bir delil getirecek, ya da onu şiddetli bir azaba uğratacağım, yahut boğazlayacağım!" Çok geçmeden (Hüthüt) gelip: "Ben, dedi, senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sebe'den sana çok doğru (ve önemli) bir haber getirdim." Neml: 20-22

Hüthüt'ten Habeşistan prensesi Saba Melikesi'nin geleceği bilgisini alan Süleyman, kendisine danışmanlık (müşavirlik) yapan cinleri "ey ulular" diye yücelterek onlardan Saba Melikesi'nin tahtını getirmelerini talep eder ve, kilometrelerce uzaklıktaki taht bir göz kırpmasında Kudüs'e Süleyman'ın yanına gelir. Cinlerin gerçekleştirdiği bu mucizeyi Süleyman Allah'ın lütfu olarak yorumlar:

"(Sonra Süleyman müşavirlerine) dedi ki: "Ey ulular! Onlar teslimiyet gösterip bana gelmeden önce, hanginiz o Melike'nin tahtını bana getirebilir?" Cinlerden bir ifrit, "Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm ve güvenim var." dedi. Kitaptan ilmi olan kimse ise, "Gözünü açıp kapamadan, ben onu sana getiririm" dedi. (Süleyman) onu (Melike'nin tahtını) yanı başına yerleşivermiş görünce, "Bu, dedi, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfundandır." Neml: 38-40

Buhari'nin hadislerine göre, vaktiyle ünlü büyücülerin merkezi sayılan Nasibin (Nusaybin) kentinden bir cin heyeti Muhammet'i ziyarete gelmiş, Muhammet de kendisini ziyarete gelen bu sevimli cinlerin yiyeceği olan kemik ve tezeği bulmaları için dua etmiştir:

"Bu ikisi cinlerin yemeklerindendir. Gerçekten bana Nasibin cinlerinden bir heyet geldi. Bunlar ne hoş cinlerdir ! Benden azık istediler. Ben de onlar için Allah'a cinlerin önüne çıkan her kemik ve tezek toprağında kendileri için muhakkak bir yiyecek bulmaları için dua ettim." (Buhari, Menakip 31: 80) [4]

Muhammet dua veya ibadet ettiği zaman cinlerin de onun çevresinde büyük bir kalabalık halinde birbirini ezercesine, coşkuyla toplandıkları Kuran'da açıkça yazmaktadır:

"Ve şüphe yok ki Allah'ın kulu, ona çağırmaya kalktı mı cinler, öylesine toplanıyorlardı etrafına ki neredeyse birbirlerini ezeceklerdi." Cin Suresi: 19

Diyanet İşlerinin çevrisi daha açıklayıcıdır:

"Allah'ın kulu (Muhammet), O'na ibadet etmek için kalktığında cinler nerede ise (Kuran'ı dinlemek için kalabalıktan) onun etrafında birbirlerine geçiyorlardı." Cin Suresi: 19

TEVRAT VE İNCİL’E GÖRE CİNLER

Tevrat ve İncil’de ise cinler Tanrı'ya başkaldırmış ruhsal varlıklar olarak kabul edilir. İblis veya Şeytan denilen varlık da bunların başı olup Tanrı ve insanların düşmanı olarak görülür. Tevrat ve İncil'de tüm cinler “murdar ruhlar” olarak tanımlanır. İncillerde cin etkisi altında olan bir çok insanın İsa tarafından kurtarılması anlatılır. Cin ya da şeytan çıkarma veya kovma (exorcism) olarak tanımlanan bu eylem günümüzde filmlere bile konu olmuştur. Cincilik ve benzeri işlerle uğraşanların iğrenç (mekruh) oldukları Tevrat'ta açıkça yazar:

"Aranızda oğlunu ve kızını ateşten geçiren, veya falcı, veya müneccim (astrolog), veya sihirbaz, veya afsuncu, veya büyücü, veya cinci (medyum), veya bakıcı, veya ölüleri çağıran bulunmayacak. Çünkü bu şeyleri yapan Rabbe mekruhtur." (Tevrat, Tesniye 18: 10-12)

İsa, Muhammet’in aksine hiçbir zaman cinlerle iletişim kurmamış, onlara hoşgörü ve sevecenlik göstermemiş, tam tersi, onları sürekli kovmuş (Matta 10:8), Tanrı ile cinlerin işbirliği yaptığı yolundaki iddiaları Kutsal Ruh'a karşı en bağışlanmaz günah olarak belirtmiştir. (Matta 12: 27-31) Kuran'daki cinlere yönelik bu sevecen yaklaşıma karşın Tevrat ve İncil'de tamamen karşıt bir durum görülür. İsa'nın yoldaşlarından Pavlus ilk Hristiyanların cinlerle paydaş ve ortak olmasını istemez:

"Dediğim şu: putperestler kurbanlarını Tanrı'ya değil, cinlere sunuyorlar. Cinlerle paydaş olmanızı istemem. Hem Rabbin kâsesinden, hem de cinlerin kâsesinden içemezsiniz. Hem Rabbin Sofrasına, hem de cinlerin sofrasına ortak olamazsınız." (İncil, 1. Korintoslular 10: 20-21 ).

Tevrat'ta cinlerle ilişkide bulunan veya cincilikle uğraşanlara karşı çok ağır yaptırımlar vardır:

"Kim cincilere, ruh çağıranlara akıl danışır, bana ihanet ederse, ona öfkeyle bakacak, halkımın arasından atacağım. (...) Ve cinci yahut bakıcı olan erkek veya kadın mutlaka öldürülecektir." (Tevrat, Levililer 20: 6, 27)

Tevrat ve İncil cinleri mekruh gördüğü halde Kuran’ın cinleri yüceltmesi ve Allah ile işbirliği yapar bir konumda göstermesi çok yaman bir çelişki ve teolojik ve ahlaki açıdan tartışmaya açıktır. Cinler mekruh varlıklar ise nasıl olur da İslamiyet onlara sevecenlik ve hoşgörüyle yaklaşır? Allah ve cinlerin işbirliği ne kadar ahlakidir?

Ne dersek diyelim  Müslümanlıktaki bu cin sevgisi ve hayranlığını en güzel ve en açık şekilde İslamcı şairlerden Necip Fazıl Kısakürek (1904-1983) “Cinler” şiirinde dile getirir:

"Ne derlerse desinler

Yakın dostlarım cinler

Havanın ve alevin

Kemiksiz çocukları

Yüz bir odalı evin

Haşmetli konukları

Rüzgardan topukları

Yakın dostlarım cinler…

 

Kum gibi kalabalık,

Bin şekil ve bin kılık;

Suda bir gümüş balık,

Postacı güvercinler,

Zümrüt yüklü hecinler,

Yakın dostlarım cinler…  [5]

 

 

 



[1]   Sahabe: Muhammet'in yakın dostları, ilk Müslümanlar.

[2]  Kuranı Kerim Abdülbaki Gölpınarlı, 2 cilt, İstanbul, 1968. S: 348 1.no.lu dipnot.

[3]  Tevrat metni çok uzun olduğundan kısaltılarak aktarılmıştır.

[4]   Anadolu İnançlarında Cinler ve Cincilik, Haluk Akçam, 1996

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Cinlerin dumansız ateşten yaratıldığını belirtir Kuran bir ayetinde...Şeytanların ise sadece ateşten yaratıldığını söyler. Balçıktan insan ateşten cinler ve şeytanlar yaratan Yaradan taştan, havadan, sudan ve daha nelerden neler yaratabilir. Eski mitolojik iyi ve kötü etkenler İbrahimi dinlerde şeytan,cin ve melekler olarak tekrar vuku bulur. Amaç insana insanı ve yaratılışı anlatmaktır. Mitolojik olsun teolojik olsun her inanış insana doğru ve yanlışı anlatmak için vardır. İnsanlar anlamak yerine direk mükafata baktıkları için ezbere okuyorlar kitapları ve ne kendilerini ne de yaratılışı anlıyabiliyorlar. Gerçi anlamakta bir an meselesi... sonrasında yine bir uzun yol o "an" a tekrak gelmek için! İslam niyet ve sabırdır o yüzden ne cinler ne de şeytanlara önem vermiyorum...ister olsunlar ister olmasınlar... Bu arada bu analiz yazınızda kesinlikle bir kötüleme ve ötekileştirme görmedim. yeni yazılarda buluşmak dileği ile saygılarla...

Süleyman Akyürek 
 20.07.2013 13:23
 

Sn. İrdelmen sanırım Müslüman değilsiniz. Kuran-ı kerimde cinler ve şeytanlardan bahisleri işinize geldiği gibi ya da geniş anlamını yazmadan yüzeysel geçmişsiniz. Konuları detayları ile öğrenmek isterseniz Diyanet işleri başkanlığının sitesinden bilgileri alabilirsiniz. Şeytan cinler den de insanlardan da olur. Müslümanlar Amentülüdürler (Allah'ın birliğine, kitaplarına, peygamberlerine, meleklerine, hayrın ve şerrin Allahtan geldiğine ve ahirete inanırlar.) Değişmemiş Tevrat, İncil, Zebur da bizim kitabımızdır tıpkı Kuran-ı Kerim gibi. Bir de insanlık gereği kendi inanışını doğrulamak ve yaymak için çamura tapanı(inanç) dahi kötülemek pek etik (doğru, ahlaklı,düzgün) bir davranış olmasa gerek. Ne söylenecekse inançları kötülemeden ötekileştirmeden söylenmesi erdemdir.

E Ruhi YALÇIN 
 18.07.2013 19:04
Cevap :
Sn Yalçın yorumunuza teşekkürler. Diyanet yayınları dahil bir çok İslami kaynak hakkında bilgi sahibi olduğumu belirteyim. Kuşkusuz inançları kötülemek, ötekileştirmek etik bir tutum değildir ve sizle aynı fikirdeyim. Ancak, ben burada İslam teolojisini ve öğretisini felsefi açıdan ele alıyorum, sorguluyorum ve eleştiriyorum. Eleştirmek,sorgulamak, araştırmak başka, kötülemek, ötekileştirmek başkadır. Galile kilise öğretisini kötüledi mi? Ya da ötekileştirdi mi? Hayır. Sadece eleştirmiş ve yanlışlarını ortaya koymuştur. Bu yapılmasaydı, bilim de gelişemez ve hala dünyanın tepsi gibi olduğuna inanırdık.  20.07.2013 9:02
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 129
Toplam yorum
: 179
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 1762
Kayıt tarihi
: 27.07.06
 
 

1968 yılından bu yana dinler tarihi, mitoloji, sosyoloji, antropoloji, dinbilim, teozofi, metafiz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster