Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Kasım '08

 
Kategori
Ekonomi - Finans
Okunma Sayısı
1845
 

İslam ve ekonomi anlayışı (9) birleşmeyi öğrenmiş, paylaşmayı öğrenememiş "Birleşmiş Milletler"

İslam ve ekonomi anlayışı (9) birleşmeyi öğrenmiş, paylaşmayı öğrenememiş "Birleşmiş  Milletler"
 

"Alo baba! Ben hayvanat bahçesinde "URSUS ARCTOS" Oldum. "Ne demekmiş bu?" Şey, bildiğin Ayı işte


"Birleşmiş Milletler" Barış ve paylaşmak için değil; Güçlülerin, zayıfları daha güçlü ve anlamlı! Ezebilmeleri için bir araya gelmeyi akıl edebilenlerin sermaye şirketidir. Ancak parası olanların katılabilirler. "Aaa... Cahilinde böylesini evvelce görmemiştim! Orada herkes var ayol... Kenya'lılar bilem akıllım..." Haklısınız, Tır şoförü olarak!

Yıl 632; “Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur.” İnsanlar tarağın dişleri eşittir. Demektedir. Hz. Muhammed (s.a.v).

Yıl 1948; “Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir görüş, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğuş veya herhangi başka bir ayrım gözetmeksizin bu bildirge ile ilan olunan bütün haklardan ve bütün özgürlüklerden yararlanabilir."

Bu nerede yazmaktadır? "İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi"nde. Ne zaman? Aslından, orijinalinden tam; 1316 yıl, (bin -üç -yüz- on- altı yıl) sonra.

Bu birleşmiş, modern, medeni milletler; Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarını yapmadan evvel hiç akıl edememişler mi? İnsanların eşit olduklarını ve aralarında hiçbir ayırım yapılmaması gerektiğini?

* * *

Ve hala (Birilerini yok etmek adına) birleşmenin yanında paylaşmayı akıl edemeyen insan; paylaşmayı akıl edebilmek, daha doğru olan bir yolu bulabilmek için, taş üzerinde taşın kalmayacağı bir üçüncü dünya savaşını mı beklemektedirler?

* * *

-“Aspirin” Tıp ilminin insanlığa sunduğu ilaçların ön sıralarında yer almaktadır.

“Asetilsalisilik asit (kısaca ASA), genellikle ufak ağrı ve sızılar için kullanılan ağrı kesici ve ateş düşürücü bir ilaçtır…”

-Ve Aspirinin hammaddesi bilindiği gibi söğüt ağacıdır...

* * *

-Söğüt ağacının kabuklarını ağızlarında çiğner, ağrılarını hafifletirmiş, Eski Mısırlılar…

-Sonraki dönemlerle de hekimler, Söğüt kabuklarını ağrıların azaltılmasında kullanmaya başlamışlar…

-Ve 1897 Yılında Alman kimyager Felix Hoffmann, etken madde olan “asetilsalisilik asitini” bulur ve bildiğimiz söğüt, bildiğimiz “aspirin” ilaç haline dönüşür.

-Söğüt, şimdi artık “Aspirin”dir…

-Aspirin; Ağaçtadır… Laboratuardadır… Kutusunda, ambalajındadır. Eczanenin vitrininde, evindeki ecza dolabındadır… Cebindedir ve nihayet ağzına alır bir miktar su yardımı ile yutarsan kanına karışır, kanı inceltir veya ateşini düşürür veya diş ağrısını hafifletir…

Özetle Aspirini yutarsan; sana bir ilaç olarak yarar sağlamaktadır.

Diğer ifadesiyle; bir bilgi uygulama alanına girmemişse, söğüt ağacının kabuğu değerindedir...

Falan aşırmış, falan da şaşırmış. Falan uçmuş, falan da kaçmış. Falan seksenlik miş... Filan da onbeş....

-"İnsanların en kötüsü; maksat ve davasını hile yoluyla yapandır."

-Söğüt "odun"dur.

-Söğüt ne zaman ki ilaç olarak kanına karışırsa işte o zaman "şifa" olmaktadır.

-"Allah, "Ben kullarımın samimiyetine bakarım demektedir."

-Acaba neden?


* * *

Fıkrayı hepimiz biliriz; Nasrettin Hoca çok sıcak bir yaz günü evinden uzak, bir yerden geçmektedir; Birkaç kişi bir şerbet kazanının başındadırlar ve ellerindeki kepçelerle buz gibi soğutulmuş şerbeti içmekte; ve her içtiklerinde de keyifli bir şekilde; “Ohhhh Öldüm yahu….” Demektedirler.

-Hava çok sıcak ve Hoca aşırı susamış, adeta dili damağına yapışmıştır. Bir kazana, bir içenlere, bir de çevreye bakar, ancak kimse hocayı, ” Buyur” etmez...

-Hoca dayanamaz ve yanlarına gider; “Yahu! Baba erenler şu kepçeyi bana verseniz de, birazda ben ölsem….!”

* * *

-İnsanları tüm ürettikleri; insanlar için bir hedef amaç değil, araçtır. Bakalım insanlar ne amaçlayıp neyi üretmektedirler;

-Önce silah üretilmekteydi. Ne için? Belki kendini korumak, belki de öldürmek için.

-Sonraları; Kimyasal ve Nükleer bombalar üretilmeye başlar. Ne için? Elbette öldürmek hatta daha fazla öldürmek için. Daha fazla silah, daha fazla işgal, acı ve ölüm demektir. Ne için? Daha güçlü olabilmek için.

-İnsanlar neden daha fazla güçlü olmak isterler?

-Bunu ilgilisine sormak gerekir de; herhalde Firavunlar gibi öldüklerinde, yanlarında gücün kaynağı olarak bildikleri altınları öte tarafa götürmek için!

* * *

-Dün ve bugün silah üretenler, peşinen paylaşmayı değil, öldürmeyi, işgali yok etmeyi amaçlamaktadır. Adının başına; “Modern, Medeni, İnsan Hakları, Birleşmiş Milletler, Unesco, ” getirsen de bir şey değişmemekte, amaçlanalar, düşünen insanlardan gizlenememektedir.

-Ayının kırk türküsü vardır; Kırkıda armut üzerine…

* * *

Kaldığımız yerden devam edelim.

Bu yazı sonuncusudur. Sonraki yazı da; Komünizm, Kapitalizm ve İslam ekonomi anlayışlarının kısa bir özeti yapılarak benzer konular karşılaştırılacak ve sonlandırılacaktır.

-“Bugün devletler, ekonomileri yönlendirici bir rol üstlenmiş gibi gözükmektedirler. İşte bu görev İslam’da hiç olmayan bir şeydir. İslam’da devletin müdahale hakkı ancak bünye hastalanmaya başladığı, işler kötüye gitmeye başladığı zaman doğar.

-“İslam’da Allah'ın helal kıldığı bir şeyi yasaklayacak hiçbir kurum yoktur. Üretim ve tüketim serbest ve helal olan bir malın yasaklanması veya izine tabi tutulması haksızlıktır.

-Hz. Peygamber bir sebepten dolayı bal şerbeti içmeme kararı aldı. Bunun yanlış olduğunu göstermek için şu ayet geldi. "Ey Peygamber, eşlerinin rızasını gözeterek, Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin kendine yasak ediyorsun." (Tahrim 66/1). Bu sebeple helal ve serbest olan bir malı yasaklamak İslam hukukuna göre caiz değildir. Üretimi, dağıtımı veya satımı izne tabi tutulamaz.

-“Karşılıksız para basmak da hukuka aykırıdır. Çünkü tedavüle fazla para sürüldüğü zaman malların fiyatları yükselmekte, paraların değeri ise düşmektedir. Ayette "ölçüyü ve tartıyı tam yapın, insanların eşyalarının (mal ve paralarının değerini) eksik etmeyin" (Araf 7/85) buyrularak hukuka saygıyı vurgulamaktadır.

-Para basmak halktan gizlice vergi almak demektir. Vergi vermemesi gereken kimseler bile bu yolla vergi vermiş olurlar ki bu bir haksızlıktır. Para basmak enflasyona, enflasyon da haksızlığa, ekonomideki haksızlıklar da toplumda anarşi ve çözülmelere sebep olur.

-“İslam ekonomisinde memurlar yani kamu görevi ile uğraşanlar devletten maaş alırlar. Maaşın kaynağı devlet gelirleridir. Ancak bugünkü ekonomilerle İslam ekonomisi arasında büyük bir fark vardır.

-İslam ekonomisi mal ekonomisidir, diğer ekonomiler ise para ekonomisidir. Yani maşlar devletin gelirlerine göre değişir; eğer bu yıl bolluk olup devletin gelirleri çok olmuşsa memurlar da fazla maaş alırlar. Eğer kıtlık olmuş olsaydı gelir az olacağından maaşlar da az olacaktı. Yani bir nevi Eşel-Mobil adı verilen sistem gibi…

-“Bugünkü ekonomi kültürü ekonominin kalıcı kanun ve kuralları ile geçici kanun ve kurallarını karıştırmaktadır. İslam ekonomisinde gümrük yani mal ithalat ve ihracatını kısıtlama düşüncesi sadece memleket için tehlike söz konusu ise su ise ve bir de başkaları bize gümrük uyguladığı zaman söz konusudur. Yani gümrük uygulaması kalıcı ve devamlı değil, geçici bir kuraldır veya öyle olmalıdır...

-“Hâlbuki bugünkü anlayışta nasıl fiyatlara müdahale bir prensip ise gümrük vergisi koymak da öylece değişmez esaslardan birisidir...

-"İslam ekonomisi her türden ve her dinden vatandaşlara açık olduğu ve ekonomik faaliyette din ayrımı gözetmediği gibi; alan olarak da bütün yeryüzünü içerisine alır...

-"Toplumda fertler arasındaki iş bölümü bireylere mutluluk getirdiği gibi; devletlerarasındaki iş bölümü de dünya toplumlarına refah getirecektir. Onun için gümrük felsefesi her zaman geçerli olan bir husus değildir. Sadece gerektiğinde başvurulacak bir konudur...

-“Bugünkü güçlü ekonomiler kendi iç rahatsızlıklarını, başka devletlerin rantları (getirim) ile tedavi etmeye çalışıyorlar. Mesela bir devletin parası hem içerde ve hem de dışarıda tedavül edebilir. Ancak devlet, üzerinde imzası bulunan para işleme konulduğunda karşılığında her zaman mal veya kıymetli eşya verebilecek bir durumda olmalıdır...

-"Mesela, bugün ero (Euro) ve doları ele alacak olursak, dünyada dolaşan bütün ero'ların bir anda Almanya'ya girdiğini düşünelim. Acaba Almanya, bu paraların karşılığı olarak mal bulabilecek mi?

-“İslam ekonomideki serbestliği yalnız kendi vatandaşları için değil, başka devletler için de öngörmektedir, onun için ekonomik haksızlıkların sadece içerde değil, dışarıda da yapılmamasını ister. İslam dinde de serbestlik getirmiştir.

-“Ayette "Dinde zorlama yoktur." (Bakara 2/256) buyrulmaktadır. Herkes serbest bir şekilde inanacak ve yine serbest bir şekilde inancıyla amel edecektir. İslam’da diğer hiçbir dinde olmayan bir husus daha vardır. İslam din konusunda kendi inananlarına tanıdığı hak kadar diğer bütün dinlere de aynı hakkı tanımaktadır...

-"Cami, kilise, havra ve sinagog gibi çeşitli dinlerin ibadet yerleri dokunulmazdır.

-“Kuran’da "Eğer Allah'ın bazı insanları diğer bazılarıyla savunması olmasaydı, içlerinde Allah'ın ismi çok anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler yıkılırdı" (Hac 22/40) buyrularak, bu yerlerin korunduğu ifade edilmektedir.

-"İşte İslam din hususunda da tüm insanlara ayrıcalık, yani seçme hürriyeti tanırken diğer taraftan da ekonomide bütün insanlara da aynı hakları tanımaktadır. Yeter ki bugün dünyada olduğu gibi birtakım arızalar olmasın...(1)


(1)Prof. Dr. Osman Eskicioğlu, Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi

Resim:www.kokomik.net’den alıntıdır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ahlaki yanı bir yana, köle dedin mi üretim ve işle ilgili her anlamda kullanılan bir iş gücünden söz ediyoruz. Alınıp satıldığı için kendi başlı başına ticari bir maldı; at, öküz veya araba gibi bir yatırım aracıydı. Çoğunlukla savaş ganimeti olarak devşirilirdi (bu savaşta yağmacılığın caiz görülmesi konusu da ayrı bir sorun). Kölecilik Müslüman toplumlarda 19. yüzyıla kadar görülen bir uygulama. Şimdi... Kuran'ın içindeki hükümler evrensel ve tüm zamanlara hitap ediyorsa bu o zamanın toplumuna göre olan olmayanı neye göre ayırt edecek Müslümanlar? Mesela, artık kölecilik bize lazım değil noktasına gelmek için neden o kadar zaman beklemeleri gerekti?! Allah'a güçlük mü vardı, çok mu zordu Kuran'da bir ayetle kölecilik bitmiştir, yasaktır, haramdır demek? Örnek olarak Muhammed ve yakın çevresi tüm kölelerden ve cariyelerden vaz geçemez miydi?! Konunun alkolün yararları ve zararlarıyla ilgisini de çözemedim ya, neyse.

Meteor 
 17.11.2008 10:29
Cevap :
Saygıdeğer Meteor, İslam'ın ilk dönemlerinde gerek alkol gerekse köle toplumda ağırlığı olan uygulamalardır. İnsanın alışkanlıklarını (çok istemesine rağmen) bıçak gibi kesmesi, tabiatına, yaradılışına aykırıdır. (psikologlar bilecektir) Bu nedenle sigarayı bırakacak birine, geçiş döneminde, çekirdek yemesini önerilir. Fena alışkanlık yerine yararlı alışkanlık kazanılmalıdır. Ve alkol bu anlamda zaman içerisinde yasaklanmıştır. Köleliğinde o dönem toplumda ağırlığı vardır. Bırakılması, kuvvetli bir şekilde önerilmiş ve övülmüştür. Peygamberimizin; "sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz" anlayışını bilirsiniz. Ve Köleliğin kaldırılması için tüm şartlar hazırlanmıştır. ""Kim kölesini öldürürse, hapseder, gıdasını keserse onu hapsedin, gıdasını kesin öldürün; Sizden biriniz bu kölemdir, bu cariyemdir demesin. “Kızım veya oğlum yahut kardeşimdir.” Desin. İlginiz için teşekkür ediyorum. Konu ile ilgili yazıda yer vermeye çalışacağım. Sorularınızı da bekleyeceğim. Sağlıcakla kalınız.  17.11.2008 15:07
 

Kur'an dolayısıyla İslam'ın köleciliğe yaklaşımını nasıl yorumluyorsunuz?! Bununla beraber hür - köle, cariye - hür kadın, kadın - erkek (cinsiyetiyle birlikte akli meleklerinde ayrımcılık; mesela şahitlik hususunda) gibi ayrımcı yaklaşımlar yok mu sizce Kur'anda?! Saygılar.

Meteor 
 15.11.2008 20:57
Cevap :
Saygıdeğer Meteor, "Uçucu rüzgarlar çiçekler için yaratılmışlar" Veya "Alkolün faydası vardır." Bunları "nedir?" diye 620 yılındaki yaşayan insanlara sorsam; Çiçeklerin çoğalmalarını tozları aracılığı ile olduğunu bilmeyen bize ne anlatacaktı? "Hiç bir şey" "Alkol faydalıdır" desem. eğer, elbette yaraların pansumanında. Eksik bilgiyle veya farklı değerlendirmek isteyen cümlenin önüne veya arkasına bakmaz veya kölelerin 1400 yıl evvel toplum içerisindeki durumuna veya kız çocukların diri gömüldüğüne veya "insanlar tarağın dişleri gibi eşit" anlayışına; Kur'an'ı sadece "kendi" anlayışı ile değerlendirirdi. Bu yazı ekonomi ile ilgiliydi. Yayınlanırsa, anlaşılan "İslam ve insan" konulu bir seri daha yazılması gerekiyor. Konular, kendi zamanında ve olayları içerisinde de değerlendirilmelidir. İslam özetlemiştir; "Bana başkasının hakkı ile gelme" Bu başkası; "köle" veya "kadın" veya "şahit" farketmemektedir. Sizin üzerinizde başkasına ait maddi veya manevi bir hak ve niyetiniz olmamalıdır.  16.11.2008 8:46
 

İslam insanları rengine, ırkına, soyuna sopuna göre sınıflamaya kökten karşıdır. İnsanlar kanunlar karşısında eşittir. Herkesin teşebbüs hürriyeti vardır. Teorik temel bunun üzerine oturmuştur. Bunu zaten siz de belirtmişsiniz. Mülkiyet meselesinde ise bir eşitlik sözkonusu değildir. Herkesin kazandığı kendinedir. Kazanç meşru ise bildiğim kadarıyla bir sınırlama da yoktur. Tabi ki devletin bunlardan belli miktarlarda vergi alması gerekiyor. Yalnız islam haklar konusunda eşiklikten bahsederken Marks galiba hem hak, hem de mülkiyet eşitliğinden bahsediyor. Herkesin üretim araçlarına ve belki de üretime ortak olduğunu söylüyor. Demek istediğim durum böyle ise, Marks'la islam bu noktada birbirinden ayrılıyor. Sanıyorum, ekonomiyle ilgilenen bir birey olarak, bizim tereddüt ettiğimiz konulara açıklık getirmek size düşüyor. Selam ve saygılarımı sunar hayırlı işler dilerim.

Hüseyin Atacan 
 09.11.2008 22:49
Cevap :
Saygıdeğer Hüseyin Bey, Temel değerleri ve anlayışlarına bakıldığında; kapitalist ve komünist sistemler bir yerlerden alıntı yapılarak ortaya konulmuş gözükmektedir. Günümüzün moda tabiri ile "kopyala-yapıştır." İnsanı ilgilendiren bir düzen, insana özgü tüm gereksinimlere de cevap verebilmelidir. Bu anlamda Kapitalist Smith ve Komünist Marx, din anlayışını (Üzerinde oynanmış) hıristiyan anlayışa göre düşünmüş ve dışarıda tutmuşlardır. Bir insanın önceliği beslenme, barınmasındadır. Sıra da konforu, eğlencesi vardır. Oradan da (Şeytanla işi biter ve Allah'a dönme dönemi gelir) boşluğa düşer. Siz çok iyi bilirsiniz ki; insanın huzuru için; düşünmeye başlaması ile birlikte Allah'a sığınması gereklidir, ki; her zaman güvenli bir limanı olabilsin. İşaret ettiklerinizde haklısınız, son bölümde açıklanacaktır. Katkınıza teşekkür ediyorum. Sağlıcakla kalınız.  10.11.2008 11:32
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1064
Toplam yorum
: 2681
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1710
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisindeki öğrenciliğim sırasında, bir kamu iktisâdi kuruluşunda başladığım ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster