Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ocak '09

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
11466
 

İsmet İnönü'nün Hatıralar Kitabı

İSMET İNÖNÜ- HATIRALAR

Kitap 1985 yılında Bilgi Yayınevi tarafından basılmış. İsmet İnönü’nün bu anı kitabı kendi anlattıklarının kaydedilmesi ile Sabahattin Selek tarafından kaleme alınmış. Selek, tamamen İnönü’nün anlattıklarını yazmış, kendisi eklemlerde, açıklamalarda bulunmamış. Yani teybe yapılan ses kaydı kitaplaştırılmış.

Bu teyp kayıtlarının bir kısmı Selek tarafından 1968 yılında yayımlanmış .Teyp kaydının tamamı ise iki cilt halinde kitaplaştırılmış. Birinci kitap iki bölümden oluşuyor. Birinci bölüm olan “Genç Subaylık Yıllarımda” isimli kısımda, çocukluğunu, eğitim hayatını, İttihat ve Terakki’deki yıllarını, Yemen Seferi’ni, Birinci Dünya Savaşı’nı anlatıyor. İkinci bölümü ise “Milli Mücadele Yıllarım” oluşturmakta. Burada da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde mebuslarla olan mücadeleyi, Birinci ve İkinci İnönü Savaşlarını, Sakarya Savaşı’nı ve Büyük Taarruz’u anlatıyor.

İsmet İnönü hemen savaş sonrası anı yazma işine girişemediğini, buna vakit bulamadığını belirtiyor. Yaşadıklarının hemen kağıda dökülmeyip yıllar sonra hatırlanmasından olsa gerek; kitapta “hatırımda kaldığı kadarıyla” kelimesi dikkat çekiyor. Kitap yalın, açık bir üsluba sahip. Kitapta dikkat çeken bir nokta da İnönü’nün kendisine yapılan müdahalelerden duyduğu rahatsızlık. Mustafa Kemal Atatürk’e karşı şüphesiz ki derin saygı ve sevgi duyduğu anlaşıyor. Ancak Mustafa Kemal’in bazı müdahalelerinden rahatsızlık duyduğu izlenimi verecek anlatımları var.

İsmet İnönü kısaca özgeçmişinden söz ederek başlıyor anılarını anlatmaya. Bu kısımda çok mutlu ve huzurlu olduğunu belirttiği aile hayatına çok kısa değiniyor

İsmet İnönü, Milli Mücadele’nin kendisi 38 yaşında iken zaferle bittiğini belirtiyor ve bu dönemin şu sözlerle özetini yapıyor adeta: “ Bu devirden, amansız ve kuvvetli düşmanlar karşısında, kendi memleketimizi temsil yetkisi iddia edenlerin idam fermanını boynumuzda taşıyarak çıkabildik.”

İsmet İnönü kitabında, memleket idaresine başladığı yılı 1920 olarak belirtiyor. Görev süresinin 1950’ye kadar olan kısmı için ise, Türkiye’nin selameti ve ilerlemesi yolunda bir ödev yerine getirme şeklinde bir ifade kullanıyor. 1950’de çok partili hayata geçmemizi “yüz seneden beri hasretini çektiğimiz bir yaşam tarzı” olarak yorumlaması ise dikkat çekici. İsmet İnönü bu dönemleri tanımlarken, bu süreçlerde hangi görevi üstlendiğini de anlatmış oluyor.

İnönü, kitabında tabi ki sık sık Atatürk’e yer veriyor. O’nun mütareke döneminde İstanbul’a geldiğinde, asıl hedefinin savaşarak değil, siyasi yolla Türkiye’yi kurtarmak olduğunu belirtiyor. İsmet İnönü’nün Milli Mücadele öncesi döneme ilişkin anlarında Atatürk’ün affetmediğini söylediği İzzet Paşa’dan söz etmesi, İzzet Paşa’ya duyduğu saygıyı saklamaması da dikkat çekici. İnönü, siyasi olayları öğrenmek için iki kaynağının olduğunu, bunlardan birinin Mustafa Kemal diğerinin ise İzzet Paşa olduğunu söylemesi O’nun Atatürk’ten kopma gösterdiğinin bir kanıtı gibi karşımıza çıkıyor bu kitapta. İnönü, Mütareke döneminde Atatürk’ün İstanbul’daki siyasi mücadelesinden, buradaki Atatürk-İnönü görüşmelerinden uzun uzun söz ediyor. Bu anlatımlarımdan ise okuyucu şu sonuca ulaşabiliyor: Eğer İstanbul’daki siyasi mücadele olumlu sonuç verseydi, Kurtuluş Savaşı olmayacaktı, hatta yeni Türk devleti kurulmayacaktı.

Damat Ferit Paşa Hükümeti’nin iktidara gelmesi ile beraber hemen Mustafa Kemal’in evine polislerin gönderildiğini belirten İnönü’nün kitabının bu bölümü de çok dikkat çekici. Atatürk’ün İstanbul’da yakalanmamasını şaşılacak bir olay olarak ifade den İnönü, bu olayın nedenini ise ilginç bir şekilde açıklıyor; Atatürk’ün yabancılarla arasını çok iyi olduğunu belirterek şaşılacak olayın nedenini bu şekilde belirtmiş oluyor.

Bu mütareke döneminde kimsenin aklında savaşmak olmadığını belirten İnönü, bu fikrin önceleri sadece Kazım Karabekir’de olduğunu vurguluyor. Bunu vurgularken Kazım Karabekir’in Mustafa Kemal’i sevmediğini, O’ndan korktuğunu belirtmesi ise ayrıca dikkati çekiyor. Bu vurgunun ardından Milli Mücadele döneminde ise Kazım Karabekir’de bu olumsuz fikirlerin değiştiğini de hatırlatıyor. Düşmanla savaş fikrinin ise, düşmanın tavrını çok net biçimde ortaya koymaya başlamasından sonra oluştuğunu, mücadele fikrinin ise en net şekilde Mustafa Kemal’de oluştuğunu anlatıyor. Bu ifadelerinden de geçmişe ilişkin bazı sır gördüğü şeyleri açıklamakla açıklamamak arasında gidip geldiğini anlıyoruz.

İnönü’nün kitabında dikkati çeken üslup da “hepimiz vatan için savaştık, hepimiz gayret ettik, benim de büyük payım var” şeklinde kendini hissettiriyor. Hatta çoğu anı kitap yazarını yaptığı gibi yapmayarak bu dönemi ve Atatürk’ü övgü dolu sözlerle anlatmıyor, bundan kaçıyor.

İsmet İnönü, Milli Mücadele’nin Samsun, Amasya, Sivas, Erzurum aşamalarında bulunmamış. Bu sırada İstanbul’da olduğunu belirtiyor. Ama burada dikkati çeken şey, Anadolu’daki bu oluşumun İstanbul yansımalarına pek değinmemesi. "Bu görüşmeler, İstanbul’da nasıl yankılar uyandırmış?" sorusunu cevapsız kalıyor anılarında. Oysa ki hem bu görüşmeler sırasında hem de kısa bir süreliğine de olsa Kurtuluş Savaşı’nın en başında İstanbul’da bulunmuş. İstanbul’a bulunduğu sırada Fevzi Paşa Harbiye Nazırı imiş. Ancak İstanbul işgal edince çok uzun, yorucu bir yolculukla Ankara’ya gelmiş.

Ankara’ya geldiğinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki çekişmeler dikkatini çekmiş, uzun uzun bunları anlatıyor. Cephede düşmanla mücadele edildiğini, İstanbul’da padişahla ve hükümetle mücadele edildiğini, Meclis içinde de farklı görüşte kişilerle mücadele edildiğini anlatıyor. Yunan taarruzu başladığında mebusları yatıştırmak için hangi konuşmaları yaptığını uzun uzun anlatıyor.

Yeşil Ordu hakkında bilgiler verirken yine küçük dokundurmalar yaptığı gözden kaçmıyor. Rusya’daki Kızıl Ordu’nun Müslümanlardan oluşan hali gibi algılanan Yeşil Ordu’nun düzenli ordu kurma girişimini güçleştirdiğini belirten İnönü, Celal Bayar’ın da iyi niyetli olarak bu Ordunun kurulmasında rol oynadığını anlatıyor. Celal Bayar’ın mebus olması için Atatürk’ün kendisinden fikir aldığını ifade ediyor.

İsmet İnönü kitabında, Milli Mücadele’de siyasi ve askeri hareket bakımından en çok bunaldığı devrenin çete isyanlarının bastırılıp, düzenli orduya geçme aşaması olduğunu belirtiyor.

İsmet İnönü’nün kitabında dikkat çeken bir diğer bölümde Büyük Taarruz’u anlattığı cümlelerdir. Büyük Taarruz planın kendisine ait olduğunu, İzmir’e kadar gitmeye en başında karar verdiğini anlatırken, isyan edercesine, bu gerçeklerin saklandığını belirtiyor. Milli Mücadele’ye geç katıldığı yönündeki eleştirilere de kısaca yanıt veren İnönü, anılarının son bölümlerine doğru sinirli, isyankar bir tutum takınıyor. Milli Mücadele’ye ilişkin anılarının sonunda “Atatürk bana sordu, şöyle yanıtladım” tarzındaki cümleler dikkat çekiyor. İnönü ayrıca bu son kısımlarda esir alınan Yunan komutanları ile yaptığı görüşmeleri de anlatarak, düşmanın nasıl bir yol izlediği hakkında fikir sahibi olmamızı sağlıyor.

İsmet İnönü bu kitabıyla, İstiklal Savaşı’nın adeta içine sürüklüyor bizi. Savaşın her türlü teknik ayrıntısına giriyor. Duygu yoğunluğuna değinmiyor pek, askeri bir sert duruşla anlatıyor. Bize savaşın resmini çiziyor. O günlerin İstanbul’unu Ankara’sını anlatmıyor. Ama savaşın her ayrıntısına değiniyor.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 14
Toplam yorum
: 11
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 2399
Kayıt tarihi
: 04.11.08
 
 

Yazmayı seviyorum. Okumayı seviyorum. Uyumayı seviyorum. Klasik müzik konserlerine, tiyatroya ve ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster