Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ekim '20

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
26
 

İspanyol Gribi Bab-ı Ali'de

Bab ı Ali de İspanyol Gribi-I          

Büyük salgın” ismiyle de anılan hastalık, Osmanlı topraklarında ilk kez başkent İstanbul’da görülür. 1918’de Osmanlı İmparatorluğu, Birinci Dünya Savaşı’ndan çıkmış, İstanbul İtilaf Devletleri’nin askerleri tarafından “fiilen” işgal altındadır. Geçirdiği yangınların sonucunda neredeyse üçte biri harap olmuştur, işsizliğin, açlığın yanı sıra salgın hastalıklarla da mücadele İspanyol Gribi etmektedir. Salgın bütün Avrupa’da dolaştıktan sonra Berlin ve Viyana üzerinden İstanbul’a ulaşır. İlk “İspanyol nezlesi” vakası Temmuz 1918’de Şişli’de görülür. İki ay içinde çok sayıda İstanbulluyu yataklara seren salgın hastalıktan ölenlerin sayısı başlarda çok azdır. Daha önceki “nezle” salgınlarına benzemeyen, hızla bulaşan hastalık bilinmezlerinden dolayı korkuyla karşılanır. İstanbulda yazarlar bu olayı nasıl görmüşlerdir;

1-Hüseyin Rahmi; ''Allah'a Sığındık'' romanından;

Hangi evde hastalık zuhur ederse orada düğün varmış gibi bütün komşu kadınlar hemen ziyarete, iyâdete, kendi tâbirlerince hatır sormıyakoşuyorlar ve ‘A! Dostluk bugünde belli olur’ nakaratiyle hastanın hizmetinde bulunuyorlar, bardağından içiyorlar, artığını yiyorlar, koynuna girecek gibi yatağına sokuluyorlar. İstanbul’da, Hoşkadem taraflarında İspanyol nezlesi, yangın gibi evden eve saldırarak aile fertlerinden üç dört cana kıymadıkça sönmüyordu. Hastalık zuhur eden evler ile imkân derecesinde ihtilâttan sakınılması hususunda doktorların tavsiyeleri, gazetelerin ihtarları tesirsiz kalıyor; bu nasayihin [öğütlerin] zıddına hareketten ileri gelme elîm vakalar birbirini velyediyor [takip ediyor], kimsede intibah [uyanış] eseri görülmüyor, cahil kafalar hep bildiğine gidiyordu.

Aman böyle yapmayınız, tehlikelidir.

Diyecek kadar basiretkâr [sağduyulu] olanlara:

- Hanım, Allah sekizde verdiğini beşte almaz. Kırk yıl kıran olmuş eceli gelen ölmüş… Zavallıcık evinde oturup dururken hastalık ona nereden geldi? Hastalık, sağlık Allahtan… Rabbimin takdiri ne ise o olur. Hekimler ne bilirmiş?.. Kelin medarı olsa kendi başına olur. Onlar ölmiyecek mi? Bu sene İspanyol’dan az hekim mi öldü? Ecele çare olmaz. O cahillere uyup da öyle söylemeyiniz. Rabbimin gücüne gider… Ona şirk koşmuş gibi olur…Diyorlardı.

Hüseyin Rahmi’nin İstanbul Aksaray Hoşkadem Mahallesi’nde başlayan romanında İspanyol gribinin nasıl yayıldığını, buna neden olan cehaleti anlattığı satırları okuyunca, bugün yaşadıklarımıza şaşırmıyoruz. Aradan yüz yıl geçmesine rağmen aynı cehalet, aynı kaderci anlayış hâlâ hâkim: “Bize bir şey olmaz!”

2-Yazar Refik Halid Karay da büyük salgının tanıklarındandır. İlk baskısı 1919’da yapılan Sakın Aldanma, İnanma, Kanma isimli kitabında yer alan “İspanyol Nezlesine Dair” başlıklı yazısından hastalığın belirtilerini anlattığı satırları birlikte okuyalım:

“Ben böyle ateş görmedim, sanki Cibali yangınından bir yanar kütük fırlamış da balkonun açık kapısından dosdoğru bizim yatağa düşmüş; elini vücudüme sürenin kazara mangala sokmuş gibi ‘ve of!’ diye parmağını ağzına götürmediğine şaşıyordum. Maazallah parlamama bir şey kalmamıştı. Şilte, yorgan, cibinlik, karyola, nagihan alev alıverecektik. (…)

Her neyse, bu çok ateşli bir illetti; yanıyordum; için için, inim inim yanıyordum. İstiyordum ki biri beni kocaman soba maşasile belimden tutsun, götürüp bahçede havuza daldırsın… Yanar bir kütük gibi vücudüme su dokundukça cazırdıyarak, hışıldıyarak beyaz beyaz dumanlar salıvererek orada söneyim, serinleyim!

Ya baş ağrısı! Ağız alışmış da ‘ağrı’ diyorum, yoksa ağrı ne kelime? Ağrı benim çektiğimin yanında şifa gibi kalır. (…) Şakaklarım öyle atıyordu ki benim kafamın içinde bayram davul bir saat, bir gün değil, köy düğünü gibi tam bir hafta vurdu. (…)

Ben şimdi hiçbir şeye ‘olmaz!’ demiyorum. Umumî Harp bize:

Olmaz olmaz deme, olmaz olmaz.

Hakikatini ne güzel öğretti… Hem dizüstü geldik de öyle öğrendik! (…)

Zihnimin içi hâlâ karmakarışık; hâtıratım yangından kurtarılıp cami avlusuna taşınıvermiş eşya gibi, bir türlü sırasını bulup çıkamıyorum; neydi o hal. Ben daha yatakta inlerken evin halkı birer birer yatağa düştü; beşikteki çocuktan mutfaktaki aşçıya kadar herkes hasta! Kim kime bakacak? Serildik kaldık… Bu harp senelerinde her millet ortaya bir marifetini koydu. İspanyollar da nezlelerini… Sanki cemiyeti beşeriyeye elbirliğile fenalık etmek şart, bitaraf kaldığına sevindiğimiz İspanya’nın da hiç olmazsa bu kadar zararını görmek… Ne de çabuk yürüdü geldi; daha dün ‘garip bir hastalık varmış!’ diye okuduğumuz illet bugün kanımıza karıştı.”

Uzun uzadıya “nezlenin” belirtilerini anlatan Refik Halid Karay, İspanyol nezlesinin kaynağının İspanya olduğunu sananlardan biriymiş belli..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 132
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 77
Kayıt tarihi
: 04.12.17
 
 

İlgi duyduğum alan tarih. Milli mücadele ve Osmanlı tarihine  odaklandım. Gözden kaçan tarihi şah..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster