Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Kasım '08

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
5707
 

Issız Ada(m)ı Issız Adam mı ?

Issız Ada(m)ı Issız Adam mı ?
 

Hasret gider ben giderim...


"Çılgın Kalabalıktan Uzak" eski bir kitapçıda kesişir kahramanlarımızın yaşamları.

Başarılı, kentli, özgüveni had safhada, bir o kadar da bencil bir karakter Alper. 30'lu yaşlarını sürdürmekte ve yeni tadlar yaratıcılığı yapmaktadır işlettiği butik restoranında. Hani şu magazin sayfalarında merakla başarılı hayatları takip edilenlerden... Paraları var, görgüleri var, pek okumuyorlar (kitapçıya da eski plaklar aramak için gitmiştir) ama iyi müzik dinliyorlar hatta eski 45'likleri var nedense! Lambayı gecelik paralı ilişkilerde söndüren ama birlikte uyumayı hatta dokunmayı bilmeyen postmodern tiplerden. Pek okumuyorlar ama eski 45’likler nedense ellerinde dedik ya...ağlarına düşüreceklerini böyle kandırıyor olmalılar. Geçmişlerinden en çok ta annelerinden korkuyorlar ve korktukları için tüketiyorlar. Anne, sevginin sembolü çünkü onlar için. Sevgi, vefa, bağlılık ise özgürlüklerinin düşmanı. Onlar hep yeni tatlar denemeli ve tüketmeli. Romantik bir aşk da denenecek ve hızla tüketilecek yeni bir taddır sadece onlar için. Yeni bir makarna sosu gibi yani...Zaten gerçek hayatta yeterince nefret ettiğimiz türden bir karakteri beyazperdede görmek, insanı asabi bir ruh haline büründürmeye yetiyor. Hatta giderek kızdırmaya ve öfkelendirmeye...

Ada ise 20'li yaşlarda, çocuklara masal kahramanı kostümleri tasarlayıp hazırlayan ideallerini, değerlerini, masumiyetini, tüketmemiş, kendine korumaya almış gibi görünse de aşka hazır, duygusal, sevecen ve filmin romantizm kanadının simgesi.

Ada, saf ve yalın güzelliği ile Alper için yeni bir tad, denemeye değer bir avdır.

Aşk oyunu bu kez perdelerini postmodern Alper ve romantik Ada için açacak ama ava giden avlanacaktır. Aşkın o çekici ve tutkulu girdapları Ada ile birlikte Alperi de tutsağına almıştır artık.

Ta ki, Tarsus'tan Alper'in annesi Müzeyyen Hanım gelip de Alper'e ;

"Ömrü hayatında Ada, sana Allahın verdiği en büyük hediyedir " diyene dek...

Konu öylesine bildik, kadın öylesine aşina, adam öylesine tanıdık ki...

Ama Çağan Irmak yine yapmış yapacağını. Bildik ve nerdeyse demode bir konuyu; bilinmedik ama iyi oyuncu seçimleri, Beyoğlu'nun az bilinen arka sokakları, eski kitapçıların tozlu anılar ile yüklü mekanları, özellikle de dağları deviren aşkların ve romantizmin doruğunun yaşandığı 70'li yılların o güzelim melodileri ile ince ince, nakış nakış dokumuş ki... Her şeyi yerli yerinde, gençlerin biraz burun kıvırdığı, orta yaş kuşağının özlem, beğeni ve ıslak gözlerle izlediği, salonların dolup taştığı sezonun en iyi filmlerinden biri çıkmış ortaya.

Alper'e duyduğumuz bunca kızgınlık hatta öfke içinde, aslında onu anlamamızı istiyor sanki. Küreselleşen dünyanın, aşkı da küreselleşmiş hikayelerinden birinde...

Çağın yeni vebası yalnızlık.

Herşeyi hazır gıdalar gibi emeksiz, bedelsiz ve hızla tüketirken...

Aslında tükettiğimiz kendimiz değil miyiz ?

Özgürleştiğimizi sanarak; yalnızlaşmak, yabancılaşmak...Herşeyle ama kimsesiz.

Donarak ölmek gibi,

öldüğünün farkına bile varamadan...

Sedasız ve akissiz, yavaş ve sessiz.

Egemen erkek küreselleştikçe evrim geçirdi ve

Issız adam oldu !

Seç seç beğen yani...

Ya feodal erkeğin malı olacaksın, ya da ıssız adamların terkettiği ıssız adalar olarak kalacaksın...

Onlar korkularına yenik düştükleri için terkederler aslında. Bedeli göze alamadıkları için. Özgürlük sandıkları ıssızlıktır. Herşeyle ama kimsesiz...

Postmodern yaşamla birlikte aşkın kabuk değişimi mi ıssızlaşmak?

Yani özgürlüğün bedeli...

Issızlaştıkça , ruhu çoğalır mı insanın ?

Çoğalan ruhların içinde kaç ölü insan/kadın yüreği vardır ?

Bir kere gerçek aşkı tadan insan, bir daha ıssız kalabilir mi hiç?

Issızlaşan adam mıydı ?

Yoksa adalar zaten hep ıssız mıydı ?


Sorular sorular... Alperleri anlamaya yeter mi ?

Ya da onları anlamaya yetecek kadar zaman var mı ?


Filmin en çok sevdiğim yanlarından biri de 70'li yılların unutulmaz, duygu yüklü, romantik müzikleriydi. Senaryosunun hazırlanmasında da büyük payı olduğunu düşündüğüm melodiler ve özellikle Michel Fugain'in Une Belle Historie (Güzel Bir Hikaye), Ayla Dikmen-ANLAMAZDIN , Semiramis Pekkan- BANA YALAN SÖYLEDİLER olmak üzere ve en çok da Nil Burak'tan-YALNIZIM BEN' i sevdim ve sizin için seçtim.


Yalnızım ben çok yalnızım
Buymuş benim alın yazım
ister uzak ister yakın
Anılar beni rahat bırakın

Artık dönsen de dönmesen de
Ne çıkar beni sevmesen de
Bir kadehim var bak elimde
Hasretini içiyorum

inan sevgiye küskün değilim
Yalnız hayatta tek isteğim
Gönülden bana uzanacak
Dost elinin delisiyim

Artık dönsen de dönmesen de
Ne çıkar beni sevmesen de
Bir kadehim var bak elimde
Hasretini içiyorum

Yalnızım ben çok yalnızım
Buymuş benim alın yazım
ister uzak ister yakın
Anılar beni rahat bırakın


İstiklal Caddesi filmin müzikleri ile çınlıyor şimdilerde. Ama İstiklale çıkmak kolay mı Anadolu'da yaşayanlar için . Ya o güzelim melodileri bulmak ? Hepsi ve daha fazlası var filmde.

Yoksa siz hala seyretmediniz mi ?


Hani benim sevdiklerim
Hani gönül verdiklerim
Hasret gider ben giderim...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ancak dün akşam olanak bulduk filmi izlemeye. Sinema dönüşü ilk işim senin yorumunu okumak oldu diyebilirim. Aklımdaydı çünkü. İsabetli saptamaların var. Bir yerlerde adamın mı Ada'nın mı otistik filan olduğunu okumuş olarak gitmiştim filme. Karakterin duygusuzluğunu yeterince vermiş hatta ürkütücü biçimde diyeceğim ama bu otizm olabilir mi diye düşündüm. Sinemadan çıkarken ellerinde kağıt mendiller göz yaşlarını kurulayan pek çok kadın gördüm. Gülmek geldi içimden. İnsanlar nelere ağlıyor dedim. Bizim gençliğimizde çok ağladığım film hatta çocuktum ben Dr Jivago olmuştu sonra da Love Story. AliMc Graw'ı, Ryan O Neal miydi erkek? herkes kızcağız öldü diye ağlamıştı. Yine de izlenmesi gerek Issız adam'ın . Günümüzde aşk adı verilen şeyin hali bu mudur acep ? Kız da o müthiş bilinciyle yine de gitti o ağa takıldı. Burası da aslında gerçekçi. Kardeşim filmi izleyen küçük çocukları görünce abla 13 yaş üstü değil miydi diye sordu. İşte böyle sevgili Neşe. selam ve sevgilerimle.

Ezgi Umut 
 30.01.2009 13:53
Cevap :
Sevgili Ezgi, filmin sonunda gördüğün o ağlayan kadınların esasında kendilerine ağladıklarını düşünüyorum. Çünkü her kadının yaşamında mutlaka bir ıssız adam/ duygusuz ya da duygularını saklayan/tüketmiş bir adam mutlaka vardır. Hani ölümlerde ağlayan insanlar aslında kendi yitimleri için ağlarlar ya, onun gibi bir şey. Yoksa Alper'in otizme varan tükenmişliği, tepkisizliği ya da Ada'nın bile bile bu ağa takılışı, aşk arayışı sahnelerinin hiç biri Babam ve Oğlum'daki ağlangaçlık(!) duyggusunu veremiyor elbette. Esasında aptalca bir aşk ama o kadar gerçekçi , öylesine günümüze ve tüm tüketilmiş yaşamlara uygun ki...Belki de bunun için haftalardır oynuyor ve senenin filmi. Hangi kadının yaşamında ıssız adamlar yok ki... ya da hangi adamın ıssızlaştırdığı kadınlardan geçilmiyor ki ortalık...İşte böyle sevgili Ezgi. Özlemişim seni. teşekkür ve sevgiyle  02.02.2009 16:48
 

çok hoş bir yazı olmuş.
yüreğinize sağlık..

Dorian 
 13.12.2008 18:30
Cevap :
Sevgili Dorian, sizin film hakkındaki yorum yazınızı okudum şimdi, yorumunuzu okuduktan sonra. Filme belki de Issız Adam'a öfkeli gibisiniz...Belki de çağımızın hızla tüketen, tükettikçe de ıssızlaşan erkek tipini Çağan Irmak genç yaşına rağmen öyle iyi ve objektif yansıtmış ki perdeye... Ve günümüzün ne yazık ki erkekten kaynaklı aşk sorunsalını çözmüş bana göre. Bunun için herkes kendrinden bir şeyler buldu. Kadınlar artık hiç bir zaman yaşayamayacakları aşklar için, erkekler de çırılçıplak yakalandıkları için....Yorumunuz ve paylaşımınız için teşekkürlerim sevgi ve selamlarımla...  16.12.2008 10:48
 

konu bildik ama yinede zülfü yaremize dokunamadan geçemedi. Yalnızlık böyle boynumuzda asılı kaldı. Sevgiler...

Ruksan İLDAN 
 22.11.2008 12:26
Cevap :
Konu öylesine bildik ki, kadın cephesi de ve tabii erkak cenahı da kendinden ve yaşamından bir şeyler buldu filmde. Adeta çırılçıplak kaldı. Hangi kadının geçmişinde kırık bir aşk hikayesi , hoyrat bir ıssız adam yok ki ! Herkes kendi gerçeği ile yüzleşiverdi aniden. Yine de ne kadar değil nasıl yaşandığı önemli değil mi ? sonu ıssızlık da olsa, kısacık da olsa tüm ömrü doldurmaya yeterdi...Teşekkürlerim ve segvilerimle canım Ruksanım  22.11.2008 13:56
 

"Çağın vebası yalnızlık" o kadar hoşuma gitti ki ve ne güzel anlatıyor Issız Ada ve Issız Adamları. Sevgilerimle...

Özlem Akaydın 
 20.11.2008 18:15
Cevap :
Hep seksenden önce ve seksenden sonra diye takılıp kalıyorum sevgili Özlem.Belinm miladım seksen yani...Filmdeki o duygu yüklü güzelim melodiler gibi ritmleri sağlam, sözleri anlamlı şarkılar yapılmıyor mesela ? Bir tek Sezen AKsu...Onun için O'nu böylesine seviyoruz. Bir tek O inanıyor aşka. Ya onu dinleyenler ?Tümünün hissederek dinlediğine inanmıyorum ben.Nerede olursam olayım sevdiğim, güzel bir melodiyi dinlerken ritm tutar (ayaklaırmla, ellerimle)sessizce eşlik ederim. Çevremi izlerim sonra, çoğu gencin put gibi durduğunu görür üzülürüm.Nasır yürekli insanlar yetişiyor me yazık ki...Nasır yürekli ıssız insanlar...Teşekkür ve sevgilerimle canımmmmm  21.11.2008 11:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 172
Toplam yorum
: 3375
Toplam mesaj
: 406
Ort. okunma sayısı
: 2255
Kayıt tarihi
: 15.02.07
 
 

Düşünen, üreten, kendine, insana, çağına sorumlu, tavırlı, taraflı , çağdaş ve yüzü aydınlığa dön..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster