Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Aralık '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
3189
 

Issız Adam - özgürlük - yalnızlık

Issız Adam - özgürlük - yalnızlık
 

Issız Adam - Özgürlük


Issız Adam filmini görmemek için haftalarca direndim, hele ki müziklerini dinledikten sonra içimdeki isteksizlik korkuyla birleşti. Filmin müzikleri bile içimi bu kadar sızlattıysa, filmin kendisi beni kim bilir nasıl etkilerdi, ne melem bir depresyona sokardı, zaten karışık olan kafamı kim bilir nasıl daha da karıştırırdı.

Başaramadım. Kız arkadaşlarımın baskılarına yenik düştüm. Aslında itiraf ediyorum, kız kıza gezmeyi özlemiştim. "Hadi gel, bu tam kız filmi" dediler, "Ağlarız açılırız" dediler. Dayanamadım. Kızlarla bir şeyler yapmak benim için biraz da özgürlük demekti. Özlediğim şey özgürlüğümdü. Bir tatlı huzur için vazgeçtiğim özgürlüğüm.....

İlişkiler, evlilikler özgür olmaya engel miydi? Özgür olmak yalnız olmak mı demekti? Peki yalnız olmak kötü müydü? Bu soruları sormaktan vazgeçeli çok uzun zaman olmuştu çünkü özellikle kadınlar (ben onları erkeklerden daha iyi tanıdığım için öyle diyorum belki de erkekler de aynı durumda bilemiyorum) bu sorular karşısında şaşırıyorlardı, dehşete kapılıyordu bazıları, her kadının bir gün evlenmesi ve bir gün çocuk sahibi olması gerektiğini savunuyorlardı. Buna gönülden inanıyorlardı hem de. Az sayıda kadın vardı bildiğim, bu teze karşı çıkmaya çalışan ama fazla dillendiremiyorlardı bunu çünkü onlar da içten içe bir gün yapayalnız kalmanın korkusu ile doluydular. Belki de haklılardı. Evlenmeliydik. Çocuk doğurmalıydık. Sonra ikinci çocuğu da yapmalıydık, her çocuk bir kardeşi hak ederdi. Zaten bunlar öyle güzel duygulardı ki özgürlük duygusu ile mukayese kabul etmezdi.

Çünkü, özgürlük yalnızlık demekti ve yalnızlık kötüydü.......

İşte böyle bir halet-i ruhiye içindeyken gittim "Issız Adam"a. Bir kadın, bir erkek ve İstanbul.. Otuzlu yaşlar, ya da yirmilerin sonları. Bu yaşlar bu şehirde yaşıyorsan neyin ne olduğunu anlamaya yetecek kadar yaşanmışlık demek. Attığın her adımın sonucunu az çok bilmek demek. Kendilerine öğretilen hayatı, annelerinin babalarının bir-iki üst modeli şeklinde yaşamayı tercih edenleri bir kenara bırakırsak "diğer" yolu seçenler için var olma mücadelesinin, daha doğrusu varlığını koruma mücadelesinin ileri safhaları demek. Artık eğitim, iş güç , para meselelerini çözmüş olmak, kimsenin desteği olmadan kafana göre yaşadığın bir hayatı ailene de topluma da kabul ettirmiş olmak, etmeseler de ne düşündüklerini umursamayacak seviyeye ulaşmış olmak demek. Gel gör ki bir yandan da acaba başka bir yol daha var mıydı, istediğim hayat gerçekten de bu muydu diye sorgulamak demek.

İşte bu diğer yolu seçenlerden bir kadın ve bir erkek birbirlerine aşık olursa neler olur, bunu izledik filmde. Özgürlüğümüzün, korkularımızın bize yaptıklarını. "Gül gibi kıza bu yapılır mı" dedi bir arkadaşım filmin ardından ağlamaktan şişmiş gözleriyle. Filmi izleyen kadınlar belli ki esas kadının yerine koyuyorlardı kendilerini. Esas oğlanı anlamaya çalışan yoktu. "Başkalarının çocuklarını seveceğine kendi çocuğunu yapsaydı aptal! "diye kızdı başka bir arkadaşım. Bağlanma korkusunun iki yönü vardı oysa ; biri özgürlüğünü kaybetmek, diğeri ise uğruna özgürlüğünü kaybettiğin insanı kaybetmekti. Onu mutlu edememek, ona layık olamamak da vardı bu korkunun içinde.

Korktuğum gibi olmadı, depresyona sokmadı beni film ama tek bir sahne gitmiyor gözümün önünden; esas oğlanın annesine "Çok zor anne çok zor" dediği annesinin "Nesi zor evladım nesi zor" derken anlamaz gözlerle oğluna baktığı sahne. Birini sevmek, hayatının sonuna kadar onunla olmak istemek, sevilmek çok güzeldi evet ama zordu işte, zordu. Korkuyordu esas oğlan.

Fakat annesi anlamıyordu onu. Çünkü özgürlük yalnızlık demekti ve yalnızlık kötüydü........

Peki ya böylesine bir aşkın ardından başkası ile evlenen bir de çocuk yapan yani her kadının yapması gerekeni yapan, "doğru yolu bulan" esas kız? Ya kızın yeni hayatında her şeyden habersiz oturan kocası?

Kim daha mutsuz, kim daha yalnız, kim daha ıssız?

........................

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

bu korkular her erkekde vardr sanırım kimisi yener bu korkusunu kimisi ALPER gibi hayata yenilir ve sevdiği kızı üzmemek için onun hayatınıda mahvetmemek için hatıralarla yalnız kalır halbuki içi yanar bu durumda en ufak bir hatıra onu ne büyük bi acı içinde boğar canını nasıl yakar hiç bi kız bilemez hiç kimse..çook zordr bu bir erkek için NİL BURAK , SEMİRAMİS PEKKAN VE AYLA DİKMEN içinizi yaralar her seferinde müzikleriyle şarkılarıyla bi erkeği ağlatan şarkılardr bunlarbence

celal turp 
 08.12.2008 17:49
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1758
Kayıt tarihi
: 03.12.08
 
 

Hayat bir gün o da bugün. Hukukçu ve denizci. İlgi alanları; Deniz, doğa, dünyanın güzellikleri ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster