Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ocak '07

 
Kategori
Ekonomi - Finans
Okunma Sayısı
446
 

İşsizlik ve yeni bir model

Günümüzde çözüm getirilemeyen ve uzun süre devam ettirilmesinin sosyal ve iktisadi anlamda bunalımlara yol açacağı anlaşılan temel sorun işsizliktir. Türkiye’de son 5 yılda kümülatif bazda %40’lar civarındaki büyümeye karşın istihdam düzeyinde olumlu gelişmelere tanık olamamaktayız. 2001 krizinin ardından işletmelerin verimlilik düzeyini arttırma ve maliyeti kısma amacıyla teknolojik ilerlemelere de paralel şekilde daha az işgücüyle üretimlerini sürdürmelerinin yanısıra ithalata dayalı büyümenin de bu duruma kaynaklık ettiğine dair düşünceler ağır basmaktadır.

Son olarak TÜİK tarafından yayınlanan Ekim/2006 dönemine ilişkin çalışmada; işsizlik oranının Türkiye genelinde %9.3, genç nüfus içinde %18.8, kentsel yerlerde ise %11.3 olduğu duyurulmuştur. Sözkonusu hesaplamada işgücü içerisinde yer alıp, sadece “iş arıyorum” kategorisinde yer alan kişiler işsiz olarak sayıldığı için iş bulma ümidini kaybetmiş ya da iş aradığını ifade etmeyen kişiler “işsiz” statüsünde değerlendirilmemiştir. Oysa işsiz sayısına eksik istihdamı, mevsimlik çalışanları ve iş aramayan, ancak, çalışmaya hazır olanları ekleyerek bir hesaplama yapılırsa %19’lar civarında bir işsizlik oranına ulaşılmaktadır. (Konu hakkında detaylı bilgi için Faik ÖZTRAK’ın yazısına bakılabilir. http://www.milliyet.com.tr/2006/09/22/yazar/oztrak.html) Üzerinde düşünülmesi gereken diğer bir gösterge ise herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna kayıtlı olmadan çalışanların oranının %48.6 olmasıdır. Bu durum işsizlik ve kayıt dışı istihdamın bulunduğu yüksek seviyeyi görmek açısından önemlidir.

İşsizliğin gelişmiş ve gelişmekte olan pek çok ülkede birinci sorun olmasına kaynaklık eden önde gelen faktörlerden birisi kamunun bütçe denkliği amacına uygun olarak izlediği politikaların istihdam üzerinde oluşturduğu kamusal yüklerdir. Teknolojide yaşanan gelişmeler ve ekonomik faaliyetlerde görülen dönüşümlerin çalışanlar üzerinde nitelik ve nicelik olarak meydana getirdiği değişikliklerin işgücü piyasası denge noktası üzerinde yarattığı kaymaların yanısıra ülkemizde işgücü üzerindeki vergi ve benzeri özellikteki kamusal yüklerin ağırlığı işgücü piyasasının arz ve talep tarafları açısından ciddi bir engel teşkil etmektedir. İşsizlik ve kayıt dışı istihdamı azaltmada etken olacak ana faktörlerden birisi ücret üzerindeki vergi ve benzeri yüklerin en aza indirilmesidir.

OECD verilerine göre araştırma konusu edilen 30 ülke arasında “ortalama ücret üzerindeki gelir vergisi ve sigorta primi yükü” bakımından Türkiye ilk sıradadır. (http://www.milliyet.com.tr/2006/06/18/son/soneko07.asp)

Sosyal güvenlik şemsiyesini bir kenara bırakırsak reel ücret çalışan için eline geçen net harcanabilir tutar iken, işveren için vergi ve primler dahil olmak üzere katlanılan toplam maliyettir. Ücretler üzerinde gelir vergisi ve sosyal güvenlik kurumu primleri ana kesintileri oluşturmaktadır. 31.12.2006 tarihi itibariyle asgari ücret ile çalışan bir kişi net 380 YTL asgari ücret alma peşindeyken, işveren ise asgarin ücretin kendisine maliyeti olan 645 YTL’nin hesabını yapmaktadır.

Çalışanın aldığı net ücret ile brüt maliyet arasındaki vergi ve benzeri kamusal yüklerle oluşan büyük fark, işçi ve işveren arasındaki ücret pazarlığının sonuçlandırılmasına ve emek arz-talebinin kesişmesine devlet tarafından konulan settir. Devlet aygıtının topluma sunduğu hizmetleri karşılamak amacıyla varlığının meşruluğundan kaynaklanan sebeplerle vergi uygulamasına başvurması olağan olmakla birlikte, aşırı düzeylere varan kamusal yükler piyasanın şekillenmesinin önünde cidddi bir engel oluşturmaktadır. Vergi politikalarının gelir sağlamanın ötesinde siyasal, sosyal ve ekonomik amaç ve etkileri vardır. Ancak Türk vergi sisteminde temel sorun vergilerin meşruiyetinin tartışılır olmasıdır. İşgücü piyasasında istihdamı kısıtlayan unsurun ücret değil, ücret üzerindeki kamusal yükler olduğu çeşitli araştırmalarda ortaya konmuştur. Mükelleflerin ödeme kapasitesinin üzerine çıkan vergi oranları vergiden kaçma/kaçınmaya sebebiyet vermekte, artan vergiler bir bütün olarak vergi gelirlerini azaltmaktadır. (Laffer Etkisi) Kamu otoritesi ise, vergi oranlarını düşürmenin bütçe üzerindeki etkisinin kısa sürede görülmesi buna karşın istihdam artışının yol açacağı gelir artışının uzun süreye yayılacağı veya gelirde istenen artış düzeyine ulaşamayacağı endişesiyle mevcut soruna çözüm yönünde tepki göstermemektedir.

Bu durum karşısında kamunun bütçe fazlası vermesi ve oluşan fazlalığı kamusal yükleri (vergi vb.) azaltma yönünde kullanması beklentisi içerisine girilmesi, herşeyin zamana ve piyasalara bırakılması izlenecek politikalardan birisidir.

İşgücü piyasasındaki kamusal yüklere dönük izlenebilecek diğer bir yol ise; “piyasaların işleyişini bozmayan, kamu üzerinde gider baskısı yaratmayan, bütçe kalemi gerektirmeyen ve doğrudan vergi iadesi-indirimi uygulamayan” içeriğe sahip olan, aynı zamanda “büyüme ve istihdamı” teşvik eden modellerin ortaya konulmasıdır. Kontrol altında tutulamayacak ve yönlendirilemeyecek unsurların yanısıra iyileştirilmesi mümkün görülen ve “piyasa işleyişine ve kamu bütçesine” negatif etkide bulunmayacak “yönlendirici” kamu politikalarının yürürlüğe konması en üst sırada yer alan ve acil çözüm bekleyen işsizlik sorununun acısının dindirilmesine katkıda bulunacaktır.

Ekonomi politikasının belirli bir şablona yerleştirildiği, uluslararası geçerliliği bulunan kural ve politikaların egemen olduğu ve içerisinde bulunulan hukuki ve politik ortam gibi gerekçelerle temel iktisadi amaçlara hizmet edebilecek “makro araçların” tespiti ve uygulamaya geçirilmesi sınırlandırılmıştır. Bu durum “mikro araçları” gündeme taşımaktadır.

“Durum tespiti” sürecinin bir sonraki devre olan “çözüme katkı” aşamasına dönüştürülmesi kaçınılmaz bir durumdur. Ekonomik büyümenin bazı istatistiklerle toplumun refahı lehine kullanılarak her gün solmakta olan “insan” faktörünün can verişine kayıtsız kalınması mümkün değildir. Doğruluğu tartışılan ve yapıları farklı olan her ekonomiye aynı reçeteyi öneren iktisadi politikaların tartışılacak ve şiddetle eleştirilecek pek çok yönü bulunmakla birlikte, günümüzün hakim anlayışı olması ve bu uygulamaların kaçınılmaz olduğunun sürekli olarak vurgulanması sebebiyle uygulama alanı bulacak çözüm önerilerinin bu politikaların çerçevesinde ortaya konulması gerekmektedir. Ekonomi politikasının “faiz dışı fazla”, “gelir-gider denkliği”, “enflasyon hedeflemesi” gibi standart yol gösterici levhaları vardır.

Üretimin ve istihdamın önünde pek çok engel bulunmakla birlikte, birbirine eklemlenmiş mikro çözümlerle bazı ekonomik birimlerin güç kazanması sağlanabilecektir. Kamunun objektif kriterler çerçevesinde yapacağı yönlendirmeler ile işletmelerin gerçekleştireceği mikro reformların önü açılacaktır.

Burada esas alınacak nokta; kamunun finansman (vergi) ihtiyacı ile üretim ve istihdam üzerindeki vergi yükünün kısıtlayıcı etkilerinin birarada elemine edileceği şartların ortaya konulmasıdır. Bu ise kamunun vergi gelirlerini bir performans kriterine bağlayarak, belirleyeceği kriterler doğrultusunda “istihdama yeni katılacaklar için ödenmiş bulunan tüm ücret ve ücret dışı yüklerin ödenecek kurumlar vergisinden mahsubunu” dikkate alan bir modelin ortaya konulmasıdır. Buna yönelik çeşitli çalışmalar halihazırda mevcut olup, bu durumun yetkili otoritelerce dikkate alınması halinde ülkemize özgü ve tüm ekonomilere örnek olabilecek bir model hayat bulacaktır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Biz Antalya'da yaşıyoruz, malum turizm sektöründen hariç başka bir sektör yok burada..İşsizlik genel olarak Türkiye ortalaması seviyesinde ise de eşim gibi turizm sektörün de çalışanlar da üç aydır maaş alamıyor.Daha ekim maaşından içerde alacakları var...iyi kötü zamanın da iyiki yaptırdığımız bir evimiz var.Birde evi olmayıp 2-3 çocukla yaşamaya çalışanlar var ki; nasıl yaşayıp, nasıl ayakta kaldıklarına şaşırmamak elde değil doğrusu...Personel maaşlarını kaynak yetersizliğini öne sürerek ödemeyen işletme, diğer yandan zincir otellerine yeni eklemeler yapmaya devam ediyor...ve ne yazıkki bu yalnızca bu yıla has bir uygulama da değil her kış tekrar eden bir çile...İşim gereği sıkı dialoglar içerinde olduğum esnafın hali ise içler acısı....Tüm bu gerçeklerin için de yaşayan bizler ise sürekli iyiye gittiği söylenen yaşam koşullarının neresinin iyiye gittiğini algılayamıyoruz bir türlü,biri bize algılatsın lütfen...böylesine önemli bir konuyu kaleme alarak dile getirdiğiniz için teşekkü

Ayrıntıda gezinmek 
 19.01.2007 18:27
Cevap :
Teşekkür ediyorum yorumlarınız için. maalesef istihdam sorunu Türkiye'nin temel problemi. Bu ekonomik sorun olmanın ötesinde cinayet, boşanma, geçimsizlik, kapkaç, hırsızlık ve hatta geleceğe umutla bakamama, sömürü sorunu. Bu konu üzerine bir kaç proje hazırladım. Tabi konunun bir ahlak boyutu da var. Örneğin gelir akışı dengeli olan işverenlerin çalışanlarını kayıtdışı bırakıp sosyal güvenlik şemsiyesi altına almaması ve hatta maaşlarını geç ödemeleri gerçekten vicdan muhasebesini gerektiren bir durum. Size para kazandıran bir insanın yokluk içinde kalmasına nasıl tahammül edebilirsiniz? Eğer dışarda bu kadar işsizlik varsa tabiki ses çıkaran olmaz..vahim  22.01.2007 9:20
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 28
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1641
Kayıt tarihi
: 22.08.06
 
 

İstanbul'dan tarih, ekonomi, siyaset ve kültüre ilgi duyan, güzel bir dille ifade edilen, edebi v..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster