Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Ağustos '17

 
Kategori
Kent Yaşamı
Okunma Sayısı
400
 

İstanbul, kan kaybediyor!

İstanbul, kan kaybediyor!
 

“Dünya tek ülke olsaydı başkenti İstanbul olurdu."

Napolyon Bonapart / Fransız devlet adamı  

'Ya ben İstanbul'u alacağım, ya İstanbul beni…"

Fatih Sultan Mehmet /  İstanbul fatihi

Turist olarak gelen yabancının aklını alırdı.İş aramaya gelen Anadolu insanı için: “İstanbul’un taşı toprağı altın.” olurdu. 'Arayan mevlasını da belasını da bulur' düşüncesi geçerliydi. Alışkanlık yapardı İstanbul... 

Geçmiş yıllarda Boğaz’ı gözlemleyerek etkilendim ve ilgili şiirimi kaleme aldım. Dilerseniz içselleştirerek okuyalım. 

                                         Duygu duygu İstanbul        

Pencereden Haliç'i yakaladı gözlerim
Umut yüklü motorlar denizde düşe kalka
Bir eylül sabahında İstanbullaştı sevgim
İstanbul'da İstanbul'u yaşamak bambaşka.

Türkü tadı gecede upuzun minareler
Uçuşan martıları sevinçten çığlık çığlık
meydan okur yıllara tarih tarih değerler
Al lâle güzelliği renk renk güler uygarlık.

Boğaz'da mavi boncuk anıt anıt yapılar
Ürkme, titreme gelir düşündükçe şöyle bir
Görkemini bozmasın fırtınalar, boralar
Şiirce güzellikler yaşanmıştır kim bilir.

Şerit şerit yolları gerdanda bir nakıştır
Soluklu düdük sesi uzaklardan duyulur
Geçmişten geleceğe muştulu bir bakıştır
Arayan mevlasını, belasını da bulur.

Acımasız dalgada kırıtır Kız Kulesi
Kaçışan yağmurları dökülür sicim sicim
Evrenin sabahları güzel midir böylesi
Ellere gülümseme ceylan gözlü sevgilim.

Muhsin DURUCAN

Şimdilerde dört yanı ateşle çevrili İstanbul’un... Bu ateş engelliyor insanın, kültürün, sanatın, zenginliğin ve refahın buraya akmasını…

Ülkemizin her kentinde olduğu gibi İstanbul’umuzu da savaştan kaçan Suriyeliler doldurdu. Şimdilerde Olumsuzlukları diz boyu… Batı ülkelerinden belli nedenlerle gelmeyen turistlerin yerini yeşil dolarlı Araplar aldı. Kiralık ve satılık işyerlerinin sayılarının artması da düşündürücü!

Sadece kentin belleğinin silinmesinden, Beyoğlu’nun başka bir yere dönüşmesinden falan söz etmeyelim, 20 yılda betonla örülen Şanghay’da gibi hissediyor duyarlı insan kendini. O sade ama renkli, hem tarihi, hem yeşili bol, dünya güzeli kenti gitti…Yerini ruhsuz AVM’lerle dolu, sokakları ve kaldırımları insanlara değil araçlara hizmet eden, büyüye büyüye kalan son ormanlarını ve çevresindeki şirin köyleri yutan bir canavar aldı! Yükselen o çirkin devasa gökdelenler, bir başka olumsuz görüntü!  Bu konuyla ilgili bir başka şiirimi anımsadım:  

                                                       Nerde temiz çevrem

Serin mi serin nefesti canlılara ormanlar /  Bir yemyeşil örtüydü, belirgin özelliğim  / Yaktı, kesti ve tüketti acımasız insanlar./ İnsafsızca güzelliğimi bitirdiler benim.

Masmavi deryamız çöple zehirle doldu /  Kıyılarda insanlar denizi göremez oldu / Renk ahenk doğada güzel çiçekler soldu / Acımasızca suyumu kirlettiler benim.

Koskocaman duvarlar örülüyor çevreme / Okşamak da, uzanmak da yok çimlere / Olanca yakınmam, besbelli eğitimsizlere /  İsyandayım, çevremi kararttılar benim.

Bak, uçurtmalar kırık kanat yeryüzünde /  Şimdi yıldızlar bile kırgın, gökyüzünde / Kapkara canavarlar kapandı, üzerinde / Umarsızım, çevremi kararttılar benim.  

Hani, çayırda sürüsünü güden çobanım /  Meltemler estirerek şarkılar okuyanım / Nerde gülen yüzlü güneş, içimi ısıtanım / Umutsuzum, çevremi kararttılar benim...    

                                                        Muhsin DURUCAN                                                               

İstanbul'da yaşayanlar, kalitesiz yaşam süren robotlara dönüştürüldü. Sevgi, saygı kayboldu. Toplu taşıma araçlarında gençler, uyuma numarası rolünü oynuyorlar. Özgecilik gitti, yerini bireycilik aldı. Giyimi kuşamı ve davranışı ile örnek alınan öncesi ve  68 kuşağı vardı. Onun yerini elinden telefonu düşürmeyen, okumayı öteleyen Z kuşağı aldı. Erkekler sakallı, kızlar yırtık pantolonlu modasını yeğlediler.

Devlet okulları kalitesini yitirdi. Yüzlerce apartman özel okullar açıldı. Öğretmen sendikaları; giyimleri, kuşamları ve davranışları ile öğretmene yakışır görünüm ve davranışın uzağında kalmaya yönlendirdiler. İşlevlerini yapamadılar. Üyelerinin çıkarları yerine kimi kendi çıkar hesaplarını ön plana aldılar. Oysa  Eğitimin önemi hiç bir zaman yadsınamaz. M. Kemal Atatürk,'ün özdeyişi, her zaman geçerli olmalı: "Eğitimdir ki  bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da milleti esaret ve sefalete terk eder." 

İstanbul'da yaşayanların gereksinimleri dikkate alınmadığından  doğal çevrenin dengesi bozuldu! Ticari amaçlı gayrimenkul projeleri, sadece bu güzelim kenti bir ucubeye dönüştürmekle kalmadı, aynı zamanda zekâmıza da zarar verdi! Bu yapılar, aslında yeşil vadileri tıraşlayarak ve kuşları yuvalarından kovarak yükseldi. İstanbul’umuzu kaybettik. Her tepe oyuldu, betonla dolduruldu; bir tepeden bakarken, aralarda can çekişen 3-5 koru dışında, Boğaz’ı çevreleyen yeşili göremez olduk.

Uzmanların söylediğine göre; İstanbul’da kişi başı yeşil alan miktarı 1 metrekareye kadar düşmüş! Belirtildiğine göre; Kişi başı yeşil alan miktarı  Stockholm’de 90,  Viyana’da 60,  Singapur’da 46,  Amsterdam’da 45, New York’ta 27, Şanghay’da bile 18 metrekare…

Eskiden eğri büğrü de olsalar alçak binalar ve ağaçlı sokaklarla doluydu bu güzel kent… Onların yerini boğucu dev beton bloklar aldı. İstanbul’da kirli hava soluyoruz. Dünyanın her yerinde çeşmeden su içilirken, burada sağlıksız plastik şişelerden paramızla su içiyoruz. Yiyecek ve içecekler iyice bozuldu.

Ahlaki ve ekolojik (çevreyle ilgili) sınır tanımayan bu büyüme sadece doğayı değil, İstanbulluları da yok ediyor. Bu kent artık insanı hasta ediyor. Kirlilik artıyor, çirkin devasa binalar etrafımızı sarıyor, trafik başlı başına sorun oldu. Araç sayısında sınırlama yok. Önüne gelen araba alıyor. Çoğu evlerin otoparkları da olmadığından araçlar yolları tıkıyor. Anarşi türü olumsuzluklar çoğaldı. Can güvenliği de düşündürücü! İstanbul'un beyefendisi de hanımefendisi de kalmadı. Victor Hugo söylemiyle: "Öyle sahipsiz, sarp kayalıklarda  bir adadır ki onur /  Bir kez dışına düşen, bir daha giremez içine  hep dışında durur."

İstanbul’un nüfusu her yıl yüzde 2 artıyor, trafiğe her yıl yüzde 5 yeni araç giriyor. İnsanı gözeten dengeli bir kalkınma politikası olmayınca da burada yaşamak giderek olanaksızlaşıyor. Büyümeyi teşvik etmek ve artırmak için kentlinin nefes alabileceği yerlerin yerine kâr konulu odaklanma geçerli oldu.

Köprüydü, havalimanıydı derken delik deşik edilen Kuzey Ormanları’ndan, çevresindeki baskıyla ağaçları kuruyan Belgrat Ormanı’ndan geçerken gördüm.  Sayısı iki elin parmağını geçmeyen parklarımızı bile yitirmek üzereyiz. En son, füniküler hattı için Aşiyan Parkı’ndaki ağaçlar işaretlendi. Kesilecek ya da taşınacaklarmış…

İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı”  sözcüklerini dizeleyen Orhan Veli,  İstanbul’u bugün dinlese; kuş seslerini de, rüzgârın uğultusunu da duyamayacak. Yalnız iş makinelerinin seslerini duyacak. Öteki şairler ve yazarlar da bugünü görseler, elbette yazdıklarına şaşıp kalacaklar!

Vah İstanbul vah! Acı ama gerçek, kan kaybediyor. İstanbul bitti. İstanbul’u bitirdiler!

                                                                      *

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 513
Toplam yorum
: 443
Toplam mesaj
: 44
Ort. okunma sayısı
: 1389
Kayıt tarihi
: 18.08.08
 
 

Kırşehir Erkek İlköğretmen Okulu'nu, İzmir Buca Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünü, İstanbul Çapa M..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster