Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Nisan '07

 
Kategori
Yolculuk
Okunma Sayısı
1902
 

İstanbul Afyon yolunda...

İstanbul Afyon yolunda...
 

Deniz 10 yaşına giriyordu ve bu ilk “babasız” geçecek doğumgünüydü. Deniz’i bu günde yanlız bırakamazdık ve bu yüzden İstanbul’dan Afyonkarahisar’a, Deniz’e doğru yola koyulduk. Deniz bize merhum abimin emaneti, ne kadar çalışsak da babasının yerini dolduramayız. Ancak her hırsatta Deniz’in yanında olduğumuzu bilmesi ve küçük yüreğine bunu öğretmesi gerekiyor.

Çocukluğumdan beri yolculukları severim. Öğrencilik, askerlik, i ş ve özel nedenlerle güzel yurdumun hemen hemen her bölgesini gezme ve tanıma fırsatı buldum.Afyon yoluna çıkarken de sanki çocukluğumun ilk uzun yol macerasına başlar gibiydim. Yolculuklar benim için bir maceraydı ve hala da öyledir.Her yolculuk yanında yeni yüzler, yeni fırsatlar, yeni başlangıçlara götürür insanı. ”İnsan mutlaka görmediği bir yere seyahat etmeli” diye bir şey hatırlıyorum. Ya bir filmde ya da bir kitapta...

İstanbul’dan Pamukova’ya kadar sakin ve sıradan bir yolculuk geçirdik. Yola 13.30 da çıktığımız için İstanbul trafiği bizi salıvermek istemese de usta manevralarla kendimizi otobana atmayı becermiştik. Oğlum Ozan arasıra arabada yönetime el koyma girişimlerinde bulunsa da eşim bu konularda hayli deneyimli birisi olduğundan , Ozan yaptığı ile kalıyordu.

Pamukova’dan sonra Bilecik’in meşhur inişli-çıkışlı, bol kamyonlu-tırlı, konvoyluı yollarına vurduk kendimizi. Oldum olası sakin ve uysal bir şoförüm ve kelle koltukta virajlara giren insanları görünce hayretden öte gözlerime inanamadım. Beni sollamak için arkadan korna ve selektör işareti ile taciz eden yurdum insanı, beni geçince sanki manevi bir haz alıyor ve konvoyda beni geçmiş olmanın verdiği bu hazla 30 dakika benim önümde gidiyor. Yurdum şoförlerinin bu halini görünce “trafik canavarı” tanımı için diğer canavarlardan özür dilememiz gerektiği kanatine vardım. Çünkü masallardan öğrendiğimize göre insanları canavarlar öldürür ama bizleri bir canavar öldürmüyor. Biz birbirimizi öldürüyoruz , bunu da benim kıt aklım pek almıyor. Sollama yasağını ihlal, hız tahdidini ihlal, şerit ihlali ne ararsan var. Benim gibi tek tük kurala uyanlar olsa da onlarda sollanırken bir korna ile teşekkürleri (!) kabul ediyorlar.

İnönü’yü geçip Kütahya yoluna kendimizi vurduğumuzda biraz rahatlıyoruz.(konvoydan kurtulup normal trafik akışında gitmek ne kadar da güzelmiş).Yer yer yapımı devam etse toplam 15.000km olacağı söylenen duble yollardan geçiyoruz. En kabadayı 3-4 senelik yollara yama üstüne yama atılmış, üzülüyor insan. Öğrendiğimiz kadarı ile 8-9 bin km yol bitirilmiş. Buna yapımına önceden başlanan Karadeniz sahil yolu dahil.

Annem bizi bekliyor Afyon’da, biz Kütahya’da iken telefon açıyor”neredesiniz”diye. Ana yüreği “tahmin etmiştim orada olduğunuzu”diyor.” Anne karnımız acıkmaya başladı”diyorum. ”Sen gel, annenin yemekleri hazır”diyor. Bir saatlik yolumuz var daha, vuslatın heyecanı var şimdi içimizde şimdi. Bir de Deniz’imiz ve annesi Meltem var. hayatın onlara sunduğu bu acı deneyime alışmaya çalışıyorlar, Meltem eşinden, Deniz babasından ayrı yeni yaşamlarını sınıyorlar. Eşim “ağaçlar seyrekleşti, Afyon’a yaklaşıyoruz herhalde”dedi. Daldığım düşüncelerimden sıyrıldım, kafamla onu onaylayarak..

Saat 18.00 gibi giriyoruz Afyon’a. Abim olmadan bir ruhaf görünüyor sanki şehir yoksa bana mı öyle geliyor. Eksik birşeyler var sanki ama tuhaf bir duygu var içimde. Yine de eve doğru yol alıyoruz, Deniz bizi bekliyor....

Çığlık çığlığa Ozan’a koşuyor Deniz, gözü bizi görmüyor bile. Annem balkonda , karnımı ovalıyorum, eliyle “içeri gel” diyor. Meltem yanında , yüzünde zoraki bir gülümseme ile. Gözleri güldüğünü yalanlıyor, acıdan gülermiş gibi yapıyor belli. Yemek faslından sonra Deniz’e erkenden hediyesini veriyoruz, eşimin beğendiği turkuaza yakın mavi bir elbise ve ona uygun bir ayakkabı. Deniz sevinçten zıp zıp zıplıyor. Meğer annesinden elbise istemiş, bizimkisi de den gelmiş.

Ertesi gün meşhur Karahisar kalesine çıkıyoruz.226 metre lik kaleye daha önce tırmanmış ama çektiğim fotoğrafların filmini makinadan çıkarırken koparmış ve bütün emeklerim boşa gitmişti. Şimdi rövanş zamanı idi, bütün pozları yeniden çekecektim(inadım inat).Kaleye doğru tırmanırken yine içimiz buruluyor, bir önceki seferde abim de vardı. Şimdi anısı ile birlikte çıkıyoruz sarp merdivenleri.Annem de bizimle bu sefer, 70 yaşında değil sanki. Dizine protez ameliyatı yapılmamış sanki. ”Bravo teyze”diyor görenler, ”maşallah deyin”diye sesleniyorum uzaktan. Kalenin zirvesine çıktığımızda dilimiz biraz dışarıda kalsa da memnunuz halimizden. Sadece yolun yarısını Ozan’ı taşıdığım için biraz(!) zorlandım o kadar.

Üç yıl olmuş Karahisar kalesine çıkalı.Ozan yoktu o zaman. Şimdi Deniz’le Ozan’ın beraber fotoğraflarını çekiyorum. Ne tuhaf, insan acısını sindirerek yaşamak zorunda işte. Daha dün gibi her yerde abimin izlerini görüyorum. Hayat böyle birşey işte. Aşağıya doğru inerken Afyon’un eski evlerinin olduğu mahalleleri ayaklarımızın altında sanki. Güneş ters açıda olduğu için iyi fotoğraf vermiyor ama olsun. Bu manzarayı kaçırmamak gerekli....

Doğumgünü pastasını kesiyoruz bir eksikle.Kimse bahsetmese de herkesin dilinin ucunda bir yarım kelime gibi duruyor. Öpüyor, seviyor beni Deniz....”Yaaa amca gitmeyin” diyor. İş güç deyip geçiştiriyoruz. ”Okullar tatil olunca seni memleketimize, Karadeniz’e götüreceğim, önce İstanbul, sonra ver elini Bulancak”diyorum. Duvarda Bulancakspor'lu kaleci Cafer Aydın’a ait poster misali bir fotoğraf. Sanki bizi izliyor, belki de gerçekten izliyordur, bilemiyorum....

Ertesi sabah Balıkesir’e gideceğiz, bol bol hasret gideriyoruz. Yarın yolcu yolunda gerek...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ne güzel anlatmışsınız hem sevinci hem üzüntüyü. Deniz'e uzun ve saglıklı yıllar diliyorum. Ne mutlu ona ki her zaman iyi ya da kötü günde arkasında olacağı bir amcası var. Bütün amcalar böyle değil ne yazık ki. Saygı ve sevgilerimle...

K.Y. 
 26.04.2007 23:28
Cevap :
Dediğiniz gibi her amca ilgili değil malesef.Deniz'in büyüdüğünde her zaman yanında olan amca(ları)olduğunu bilmesi benim içim dünyanın en büyük zenginliğidir.Aile olarak elimizden ne geliyorsa yapacağız.İçten yorumunuz için teşekkürler,saygılar,selamlar.  27.04.2007 15:08
 

Denize sevdikleriyle beraber bir ömür dilerim, sizin acınız bize yabancı değil, eşimin kız kardeşi geride minik üç kız çocuğu bırakarak gitti.Emanetlerine sahip çıkmaya çalışıyoruz.Yazınızdan bulancaklı olduğunuzu anladım babam giresunludur... Hep mutlu olmanız dileğimle...

Portakal Çiçeği ve FISILTI 
 26.04.2007 23:07
Cevap :
Serap hanım,minik yavruların da,sizinde işi hiç kolay değil.Ateş düştüğü yeri yakıyor.Bu çocukların geleceğine yapacağımız bir katkı dünyanın en büyük zenginliğine bedel olacaktır.Bunun manevi hazzı yüzünden birçokşeyden vazgeçeceğiz ama emanetlere gözümüz gibi bakacağız.Ayrıca baba tarafından da olsa asizinle ynı iklimim insanı olarak burada paylaşımda olmak gurur verici.Saygılarımla...  27.04.2007 15:16
 

Düş gibi bir seyahat, duygu dolu. Ben de kapılıp o seyahate katıldım sanki.Ne güzel, siz, sevgileri yarınlara bırakmadan yaşıyorsunuz. Sevdiklerinizle size uzun ömürler dilerim.

Ferhat PEKER 
 26.04.2007 11:19
Cevap :
Ferhat bey,içten yorumunuz ve dilekleriniz için teşekkür ederim.Selamlar,saygılar.  26.04.2007 18:32
 

Mutlu yıllar Deniz.Sağlık,huzur ve sevgi dolu yıllar seninle olsun. Sevgi ve saygıyla

Meral Yağcıoğlu 
 23.04.2007 13:46
Cevap :
Deniz adınateşekkürlerimi kabul edin Meral Hanım.Kendinize iyi bakın,saygılarımla.  24.04.2007 8:04
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 242
Toplam yorum
: 879
Toplam mesaj
: 196
Ort. okunma sayısı
: 1751
Kayıt tarihi
: 24.06.06
 
 

1970 doğumluyum.Karadenizin bir sahil şehrinden, hayatın güler yüzlü tarafına tutunmak için İstan..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster