Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Temmuz '13

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
263
 

İstanbul Arkeoloji Müzesi

İstanbul Arkeoloji Müzesi
 

Osman Hamdi Bey


Dün akşam İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde bir caz konseri  vardı. Stefano Bollani ve Hamilton de Holanda. Tarihi bir mekan, açık hava,  bir yaz gecesi  ve  seçkin bir izleyizi topluluğu.  Biraz erken gitmiştim, en son gittiğim herhalde bir on sene vardır, belki daha fazla. Dikdörtgen şeklinde büyük bir avlu, etrafı binalarla çevrili. Binaları görseniz Bizansdan kalma sanırsınız, sütünlar, sütün başları vs. sanat tarihi dersinde gördükleriniz gibi. Ortada ki avlu da tahminen 700 -800 kişinin oturabileceği sandalyeler olan bir bölüm var. Onun arkasında bir o kadar boş bir bölüm. En önde de sahne, ışıklar falan.

Konser  başlamadan, beklerken, boş bölümdeki  banklardan birine oturdum. Yanıma da bir Bey oturdu. Soruyum mu sormayım mı derken, bir punduna getirdim, “beyefendi afedersiniz, bu binalar Bizans zamanından mı kalma yoksa sonradan mı yapılma” deyiverdim.  Merakım galip gelmişti.  Beyefendi cevaplamaya başladı, o anlattıkça ben sordum, ben sordukça o anlattı. Adam derya deniz, bu konularda derin bilgisi var. Meğer kendisi doktormuş ama hobisi fotoğrafçılıkmış. Fotoğraf çekerken çekerken, arkeolojiye merak salmış, okudukça okumuş, bilgili. Tam benim aradığım tipten, ne sorarsanız onun cevabını veriyor, sormadığınız şeyleri anlatmıyor, ordan oraya atlamıyor.   

Yanımda outran Bey’den öğrendiklerimi sizinle paylaşayım istedim, ilginçti. Doğrusu  yanlışı, günahı vebali onun boynuna. Efendim Istanbul Arkeoloji Müzesi 1890 yıllarında yapılmış. Osmanlıda yapılan, açılan ilk müze imiş. Bu fikri ortaya atan, bu teklifi devrin padişahı  II. Abdülhamit’e götüren, gerekli müsade ve tahsisatı, araziyi vs alan Osman Hamdi imiş. Hani şu meşhur kaplumbağa terbiyecisi tablosunu yapan meşhur ressam Osman Hamdi Bey.  Sonra İmparatorluğun çeşitli yerlerini gezmiş, özellikle Filistin Bölgesinden ama herhalde diğer birçok bölgeden Mısır’dan falan pekçok eserler toplamış ve buraya getirerek bu müzeyi oluşturmuş.

 

Bundn evvel Osmanlıda Müze yokmuş dedik. Dedik ama şöyle birşey var. İlk defa III. Selim, muhtemelen ileride bir müze oluşturma amacıyla tarihi eserleri toplattırmış ve  Topkapı Sarayı bahçesinde bulunan Aya  İrini Klisesinde depolatmış.

Hazır yanımda böyle tarih bilgisi engin birini bulunca sormaya devam ettim yanımdaki Bey’e. Dedim ki, Türkler İstanbul’u aldıkları vakit Bizans İmparatoru hangi Sarayda oturuyordu? Tekfur Sarayı’nda dedi. Yani şimdi Edirnekapı’da, Kariye Camii (eski Klise) yakınındaki Tekfur Sarayında. Peki Sultanahmet civarında saray yokmuydu dedim. Vardı  dedi  ve anlatmaya başladı. Ben de onun ağzından size nakledeyim. Efendim, şimdiki Sultan Ahmet Camiinin olduğu yerde ve onun arkasında denize kadar uzanan bölgede ve bir taraftan da Topkapı Sarayına doğru uzanan bölgede bir saray var imiş. Bu saray M.S. 800 yıllarında yapılmaya başlamış, peyderpey büyütülerek 1204 yılna kadar gelinmiş. 1204 Yılında Istanbul’a 4. Haçlı Ordusu geliyor. Maksatları Kudüse girmek ve kutsal toprakları fethetmek. Fakat bakıyorlar Istanbul güzel. Başlıyorlar Istanbul’u yağmalamaya. Bizans İmparatoru, ve hükümeti  İznik’e kaçıyor. 65 Yıl kadar Istanbul Haçlıların yani ekseriyeti Venedikli olan ve şimdiki Italyadan ve onlara Avrupanın çeşitli bölgelerinden katılan ayyaş çapulcu taıkımının elinde kalıyor ve talan ediliyor. 65 Yıl kadar sonra haçlılar çekiliyor ve Bizanslılar tekrar Istanbul’a dönüyorlar ama bu arada işte temin bahsettiğimiz Sultanahmet civarında ki saray da oturulmaz hale gelmiş. Daha sonra Tekfur Sarayı resmi ikametgahı oluyor Bizans İmparatorluğunun. Peki Haçlıların derdi ne imiş dedim ve kendim cevapladım, herhalde eskiden beri devam eden Katolik – Protestan rekabeti, husumeti olsa gerek dedim, yanımdaki Bey de tasdik etti.

 

Peki bugünkü Topkapı Sarayı bahçesinin sınırları içinde hiç saray yokmuydu dedim. Varmış dedi. Varmış ama İmparatorun esas sürekli oturduğu bir saray değil de daha küçük ve değişik maksatlar için kullanılan bir saray. Ondan çok evvel de yani milattan evvel de yine aynı bölgede bir pagan tapınağı varmış.

 

Efendim Osmanlı Tarihinde ki ilk müzeyi  kurduran II. Abdülhamit çok batılı, ilerici, aydın ve ileri görüşlü bir padişahmış. Yaptığı pek çok islahat hareketlerine, açtırdığı batılı tarzdaki askeri ve sivil, lise ve üniversite düzeyinde ki  okullar, kılık kıyafet, tiyatro vb islahatlarına ilaveten o zaman henüz keşfedilmiş olan fotoğraf makinasından yararlanarak Avrupadan usta fotoğrafçılar getirtiyor ve Istanbul’un değişik bölgelerinin yüzlerce belki binlerce fotoğrafını çektirerek çok değerli bir arşiv oluşturuyor. Ben bu arşivin son yıllarda bir kitapta toplanarak yayınlanmış halini gördüm, o gün için satınalamadım ama internet sayesinde kolayca bulunabileceğini sanıyorum.

 

Sanırım  bu kadar yeter, tadında bırakalım. Kalın sağlıcakla…

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 326
Toplam yorum
: 181
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 915
Kayıt tarihi
: 10.03.11
 
 

Okullar: TED Ankara Koleji, ODTÜ, Bogaziçi Üniversitesi (Master) İş Hayatı: Philips, Anadolu Endü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster