Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Eylül '10

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
1963
 

İstanbul Hatırası

‘Değişimin en büyük düşmanınönyargıdır.’ Kitaptan.

Polisiye romanın öncülüğünü yapan Ahmet Ümit’in söylemlerini öne çıkardığı son romanı ‘İstanbul Hatırası’nı severek okudum.

Tarihi sarnıcın onarımı sürerken bizzat iş adamı Adem Yezdan’ın emriyle yapılan sabotajda üç inşaat işçisiyle birlikte Başkomiser Nevzat’ın şair arkadaşı Yekta’nın eşi ile oğlu da ölür.

Tarihi eserler üzerine bina yapımına olanak sağlayan bilir kişi raporunda imzası olan yedi kişi seri cinayetlerle öldürülür. Başkomiser Nevzat, Komiser Ali ve Zeynep seri cinayet işleyenlerin peşine düşer. İstanbul’u sevmek sevgi ister.., sevgisizlik dumanlı havalarda beslenir… Roman sevgisizlik üzerine.., ölüm üzerine kurgulanmış…

Yedi günde, yedi tarihi yerde, yedi seri cinayette ölen paragöz kent planlayıcısının eline yedi hükümdarın sikkesini vererek bir metefor yaratan Ümit, polisiye roman okuruna ip ucuymuş gibi bir izlenim vererek gereksiz yere tarihi bilgiler vermiş. Tabi sonunda hiç alışık olmadığımız beş yüz atmış beş sayfalık bir polisiye roman ortaya çıkmış.

Başkomiser Nevzat’ın eşi ve kızını trafik kazası, Yekta’nın eşi ve oğlunu da sabotajla öldüren Ümit, Reşat Nuri gibi sıkça duygu sömürüsü yapmış!.. İyi de etmiş, okuru kitapta tutmanın en iyi yöntemi...!

Romanlarında Şerlog Holmes gibi simge kahraman Nevzat’ı yaratmakta geç kalan Ümit, Kavim romanında rol verdiği Başkomiser Nevzat’a.., emektar arabasına ve sevgilisi Evgenia’ya tekrar yer vermiş. Yarattığı kahramanlarla insan manzaraları oluşturmuş…

Polisiye kurgularda ustalık gösteren ve ilginç finallerle öyküyü sonlandırmasını bilen Ümit, olayları kontrol altında tutan, ayağı yere basan güçlü kahramanlar yaratmış.

Kurgulamayı yaparken rüyalardan yararlanan Ümit’in kitap içi eleştirileri (eleştirel tutum): ‘Önce kiliseden camiye çevirdiğimiz, şimdi müze olan Ayasofya. İki dinin çocuklarına tapınaklık yapmış bir mabet.’ (s.23) ‘Tapınaklık yapmış’ sözü pek de uygun düşmemiş… “ ‘Bir gazete ise arkeoloğu Atatürk’e kurban ettiler diye başlık atmış…’ ‘Alçak herifler, ’ diye söylendi her zaman patlamaya hazır Ali. ‘Namussuzlar, her şeyi kullanıyorlar.’ ” (s.123) ‘On sene önce Kayseri’deki o köyde, bilmem ne tarikatının şeyhi, hakkımızda fetva çıkarmıştı da canımızı da zor kurtarmıştık…’ (s.132) ‘Şu oğlana bak, daha on yaşında bile yok ama başında yeşil sarık, ayağında şalvar.’ (s.143)

Romanlarında ilahi aşk veya kent sevgisi uğruna.., İslami terör örgütleri gibi.., hayırlı terör varmış gibi cinayetler işlenebileceğini kurgulayan Ümit, ‘İstanbul Hatırası’nı yüzde 49.3 (49.8 / 50.7) diyaloglarla yazmış. (0 puan) Tiyatro oyunu gibi yüksek bir oran, puan limitleri dışında… İç gözlemleri dile getiren kısa tümcelerin oranı yüksek değil. Sayfada ortalama 3.9 (3.5 / 3.5) paragraf yapmış. (0 p) Okuru sıkmama adına daha çok paragraf yapılması düşleniyor…

Rol verdiği karakterleri kültürlerine göre konuşturan Ümit’in söylemleri (5 p): ‘İstanbul Kültür Başkenti filan hepsi yalan. Hepsi ucuz propaganda… Belediyeler, valilik, hükümet, devlet, vatandaş, hepsi yalan söylüyor. Hepsi sahtekâr..’ (s.58) ‘trafikteki meslektaşlarmız dahil, hepimizi siyasi şubedekiler gibi çalıştırıyordu. Koca İstanbul, sıkıyönetim komutanlarının av sahasına dönüştürülmüştü. Bizler de av köpeklerine… …Generaller kendilerine karşı olan herkesi terörist ya da vatan haini ilan etmişler’ (s.128) ‘Kanımız aksa da zafer İslam’ın…’ (s.231) “ ‘Burası Türkiye’den çok İran’a benziyor Başkomiserim… Bu insanlar…’ Gözleri, kaldırımda koyu gri cüppesinin altına hâkim yaka beyaz bir gömlek giymiş, sakalı göğsüne kadar inen adama takıldı.” (s.138) “Onlar Deccal’in çocukları. Onlar İslam dinine zarar veren cahiller” (s.177) Noktalama imlerini önemsemeyen Ümit, ‘İstanbul Hatırası’nda bilinç sıçraması yapmış…

Az da olsa kendi şiirlerine yer veren (3 p) Ümit’in yazın diline işlevsellik katan ayrıntıları (8 p): ‘İkisi de arteria karotisinin kesilmesi sonucu oluşan hipovolemik şok sonucu yaşamlarını kaybetmişler.’ (s.158) ‘Maktullerin boynundaki o yaralar neşterle açılamaz’ (s.179) Diyaloglar arasına serpilen ayrıntı: ‘Gür bıyıklarının ucuna bulaşan çayın ıslaklığını elinin tersiyle silen Arif Usta’nın kaşları çatıldı.’ (s.255) ‘Onlar da beni fark etmişlerdi. Hemen uzun farlarını yaktı şoför. Gözlerim kamaştı. Şoför itliğinden yapıyor sandım. Var ya öyle manyaklar. Meğerse minübüsün içindekileri görmemem içinmiş.’ (s.332) Yazar ayrıntılara girdikçe yazın dilini tümcelerin içinde yürütmüş.

Bu romanında taraflara eşit mesafede durarak kutupluluk yaratan (6 p) Ümit, ‘İstanbul Hatırası’nı yüzde 18.6 (19.7 / -) yabancı sözcükle yazmış. (0 p) Yüzde on beşin altına puan veriliyor. Polisler imam hatip mezunu gibi eski dili sıkça kullanmış. ‘asıl zebella buydu’ (s.271) ‘II. Teodosius’un nesebi de gayri sahihtir.’ (s.302) ‘beton ve metaldan oluşan bir lenduhayla gölgelenecekti.’ (s.59)

Romanına kendine özgü polisiye dil oluşturan Ümit, anlatıcı olarak Başkomiser Nevzat’ın ağzından benöyküsel dil tekil kişi (Ben), üçüncü tekil kişi (O) ve çoğul kişi (Biz) şahıs zamiriyle yapılmış. ‘O’ ve ‘Biz’ anlatımın farklı bir atmosfer yarattığı söylenebilir. Her roman kendi tekniğini de birlikte getirir.

‘İstanbul Hatırası’ndaki keskin söylemleriyle sıçrama yapan Ümit’in alımlı çalımlı güzel sözleri (7 p): ‘insan ruhunun yarası dikiş tutmaz’ (s.263) ‘Her kim ki, ister haklı, ister haksız olsun birini öldürürse, karşısında bizi bulur. …Allah’ın sopası yoktur ama bizim gibi adamları vardır.’ (s.154) ‘ölümü yoldaş seçenlerin ölümden başka kazanacakları zafer yoktur.’ (s.441) Anadolu’da güzel konuşan insanı sevip sayarlar. Yazarların yazmakla yükümlü olduğu hoş olmayan sözler: ‘iktidar kanla beslenen bir organizmadır.’ (s.175) ‘Polis devletin maşasıdır’ (s.190) ‘Ben büyük bir aşiretin çocuğuyum. Öldürmeyi bilen bir aşiretin’ (s.466) Ağız: ‘Bizim bir suçumuz yoktur Başkomiserim. Polis olduklarını duyunca kaçmışız’ (s.270) ‘Hoş geldunuz Başkomiserum…’ (s.517) Absürt ve arolu sözler: ‘Ne komşuluk kaldı siktiğimin dünyasında, ne vefa!’ (s.255) ‘bu tür adamların devlet katında iti köpeği çok olur.’ (s.267)

On iki eylül öncesi Türkiye Komünist Partisi gençlik örgütü yöneticiliği yapan Ümit, içinde felsefenin bile veremeyeceği kadar güç bulunduran sözvarlığı atasözünü sayfada ortalama 0.071 (- / 0.0131) kez kullanmış. (0 p) ‘kritik bir noktaya doğru gittiğini anlayınca, önce can sonra canan’ (s.284) ‘Ya da minareyi çalarken nasıl bir kılıf hazırlanması gerektiğini öğretiyordu’ (s.287) En güzel atasözü Türkçe’mizdedir.

Geriye dönüş tekniğinden yararlanan Ümit, çağrışım gücü yüksek olan deyimi sayfada ortalama 1.9 (1.8 / 1.1) kez kullanmış. (13.3 p) ‘ipe un sermeye koyuldu işte’ (s.193) ‘Ağzın kulaklarına varıyordu’ (s.261) Soru deyimi: ‘Hangi dağda kurt öldü?’ (s.342) Eski dil deyim: ‘alametifarikasını, yani imzasını bırakırdı’ (s.291) “ ‘Medar – ı Maişet Motoru’nu yürütüyor” (s.66) Gibi ededıyla kullanılanlar, deyimden sayılmaz.

Bilinç akımı tekniklerinden çok az yararlanan Ümit, iç çatışmaları anlatan içmonologu sayfada ortalama .00017 (0.010 / 0.0026) kez kullanmış. (0 p) Oldukça düşük bir oran. “Sadece mırıldandım kendi kendime. ‘Sahi ne yapacağım ben?’ ” (540)

Başkomiser Nevzat’ın bilgi becerisine gölge düşürecek mobese kameralarını sehven unutan Ümit, yananlamı sayfada ortalama 1.4 (3.1 / 0.1) kez kullanmış. (9.8 p) ‘masadaki bıçaklardan birini kaptığı gibi süslemeye başlamış üç serseriyi.’ (s.65) ‘benim ihtiyar Renault önce derin derin öksürdü, yapma, bizi Evgenia’ya mahçup etme demeye kalmadan toparlandı, tıkır tıkır çalışmaya başladı.’ (s.80) ‘Siz hangi bostanın mahsulüsünüz ya?’ (s.346) Yananlamlarla metefor yarattığı söylenebilir.

Merakı devindirmesini bilen (4 p) Ümit’in gülümsemeleri gevreten soru kümeleri: ‘Gözlerimizi hayata yumunca yaptığımız kötülükler silinecek mi? İşlenen cinayetler, işlenmemiş mi olacak? Zalimler yaşamamış mı sayılacak? Kötüler ölünce alçaklıklarından kurtuluyorsa, iyi insanların yaptıkları olumlu, güzel şeyler ne olacak?’ (s.59) Sayfada ortalama 3.1 (5 / 4.4) soru yöneltmiş. (9.3 p)

Romanlarında aşka pek yer vermeyen Ümit, bellekte özgün imgeler uyandıran benzetmeyi sayfada ortalama 2.1 (2.7 / 2.4) kez yapmış. (8.4 p) ‘üstelik bizimle kedinin fareyle oynadığı gibi oynayan’ (s.295) ‘Adem Yezdan’ın da gözleri faltaşı gibi açılmış’ (s.354) Sözün gelişine denk düşen benzetmeler: ‘bir arkadaş gibi sevdim’ (s.201) ‘Düş kırıklığına uğramış gibi söyledi.’ (s.302) ‘saklanacak bir sırrım varmış gibi kendimi’ (s.203) Yarattığı benzetmeler: ‘Dikildiği yerde ayarı bozulmuş saat sarkacı gibi sallanan’ (s.272) ‘iki kanatlı kapı gibi çatılmış olan kaşları’ (s.371)

Bu romanında polisi kirli işlere bulaştırmayan Ümit, eğretilemeyi sayfada ortalama 0.8 (0.3 / -) kez kullanmış. (2.4 p) ‘Bizim kartal gözlü Ali’nin’ (s.9) ‘Evengenia konuşurken bizim emektar Haliç’e ulaşmıştı.’ (s.200) “ ‘Buyurduk koçero, ’ dedi Ali” (s.346)

Ay yıldız simgesinin Anadolu’da milattan önce de kullanıldığını vurgulayan Ümit, iç çözümlemeyi sayfada ortalama 0.0088 (0.0101 / -) kez yapmış. (0 p) Düşük bir oran. “Kibar Yektamız zıvanadan çıkmak üzereydi. ‘Allahın baytarı, sen ne anlarsın şiirden, ’ diyecek oldu, ‘Alınma hemen, ’ diyerek başını kaldırdı” (s.90)

Yakaladığı ayrıntıları bölüm başlıkları yapan Ümit, kanıt türü betimlemeyi sayfada ortalama 7.8 (9 / 6.4) satır yapmış. (1.6 p) ‘Kuleleri, kubbeleri bacalarıyla sanki masal denizinde yüzen büyülü bir kadırgayı andırıyordu Topkapı Sarayı. Hemen solundaki gravürde ise Mimar Sinan’ın şahaseri Süleymaniye Camii Yükseliyordu. Caminin tüm görkemine rağmen avludaki dört minaresi, çaresiz bir insanın elleri gibi inanaçla gökyüzüne uzanmıştı.’ (s.23) Varlıklara ruh gözüyle bakmasını bilmiş. Kurgu gereği çevremizdeki varlıkları konuşturmuş. ‘bu gece bir ceset bulacağınızı söylemiştim dercesine parıldayan dolunayla göz göze geldim yine. Hemen eğdim başımı’ (510)

İşlek bir kalemi olan Ümit, ruh çözümlemesini sayfada ortalama 0.3 (0.4 / -) kez yapmış. (0.9 p) ‘Karımın, kızımın eşyaları… Her, yanda anılar… Zorla attın dışarı diyelim, sokak başka bir zulüm… Ne işin tadı var, ne dostluk yapılan sohbetin, ne rakının, ne denizin… Üstelik nereye gidersen git, bir türlü kurtulamadığın, aklına mıh gibi çakılmış o soru: Onlar öldükten sonra ben niye yaşıyorum ki?’ (s.553) ‘ruhun yarası hiçbir zaman tam olarak kapanmıyor. Beden daha çabuk onarıyor kendini. Kalbin attığı sürece vücut iyileşebiliyor. Oysa ruhun bir kez darbe aldı mı, o yara dikiş tutmuyor.’ (s.262) Ruh çözümlemelerle içsel derinliğe inmiş.

Sayfa doldurmak ister gibi kurgu ile ilgisi olmayan tarihi öyküleri aralara serpiştiren Ümit, yazın dilini kuruluktan kurtaran gülmeceyi sayfada ortalama 0.0375 (0.0179 / 0.2) kez kullanmış. (0.4 p) “Daha ilk adımda basamaklar gıcırdamaya başladı, Evgenia çekinir gibi oldu. ‘Korkma, ’ dedim esprili adam rolüne kendimi iyice kaptırarak. ‘Basamaklar sana, hoş geldin, diyor.’ O her zamanki uyumlu haliyle hemen girdi havaya. ‘Öyle mi? Hoş bulduk. Demek bu evde eşyalar da konuşuyor?’ ” (s.71)

Kitap içi eleştiride toplumsal yaralara parmak basan Ümit, ikilemeyi sayfada ortalama 1 (0.8 / 0.7) kez yapmış. (2 p) ‘İstanbul hakkında kitaplar; renk renk, çeşit çeşit’ (s.54) ‘parlak bir güneş tatlı tatlı gülümsemeye’ (s.370) Estetik zevk peşinde koşan okur, ikilemelerle doyurulur.

Ölümün soğuk nefesini okuruna duyumsatan Ümit, bilinççakımını sayfada ortalama 0.0088 (0.021 / -) kez kullanmış. (0 p) Oldukça düşük bir oran. ‘Biraz takılayım şuna diye geçti içimden’ (s.12) ‘sitem etmeye başlayacak diye geçirdim aklımdan’ (s.452) Kahramanın aklında geçenleri bellekçakımı ile dile getirmiş.

Devrik tümceler kurmasını seven Ümit, geleceğin romanının olmazsa olmazı.., iç işlevsellik sağlayan imgeyi sayfada ortalama 0.9 (1.7 / 1.3) kez kullanmış. (7.2 p) ‘Yanakları kızardı, yeşil gözleri derinleşti…’ (s.91) ‘Allah, daha doğrusu bağlı bulunduğu tarikat, yürü ya Abdullah deyince, Erzincanlı kasap beş oğlunu da yanına alarak yürümüş. Beş dükkan böyle açılmış…’ (s.225) ‘Artık üstüme gelmezler sanıyordum, bu defa Yekta aldı sazı…’ (s.261) Bellekte çarpıcı çağrışım uyandıran imge…

Dini sosyolojik bir öğe olarak ele alıp işleyen Ümit, pekiştirmeyi sayfada ortalama 0.7 (0.6 / -) kez kullanmış. (2.1 p) ‘Tarihi tarihine, sokağı sokağına sayar’ (s.88) ‘Ben öyle hüzün müzün’ (s.189)

Yayımlanmış iki çizgi romanı da olan Ümit, soyutlama aracı terime sayfada ortalama 4.3 (4.8 / 3.9) kez yer vermiş. (12.9 p) ‘İçinden saydam delil poşetine konmuş altın parayı’ (s.411) ‘cep telefonumu çıkardım.’ (s.530) ‘Zeynep sadece luminol testiyle uğraşmamış’ (s.45) Bir dilin zenginliği kavram ve terimlerin ifade gücü ile ölçülür.

Az da olsa şiirsel anlatıma yer veren Ümit, önad sıfatı sayfada ortalama 6.4 (5.3 / -) kez kullanmış. (12.8 p) ‘Kıvırcık saçlı, sarkık bıyıklı, esmer, gözlerinin içi gülen bir adam.’ (s.41) ‘iki yaş büyük, sağlıklı, güzel’ (s.150)

İnsanın içsel fırtınalarını yansıtmakta pek ayna olamayan Ümit, sosyal konu çözümlemesini sayfada ortalama 0.4 kez yapmış. (1.2 p) “ ‘Hayır, Nevzat, ’ dedi yüzü gerilmiş, yeşil gözlerinde cesur bir ifade belirmişti. ‘Bana değil, Güzide ile Aysun’a içelim.’ Kadehini yaklaştırıp usulca dokundurdu benimkine. ‘Karınla kızına…’ …’Niye onlar için içmiyoruz? Niye onlardan konuşmuyoruz? Onlar senin parçan. Farkında değil misin, onların anıları seni güzel bir adam haline getiriyor. Çektiğin acı seni büyütüyor. Bana gelince, seni onlardan ayrı düşünmedim ki hiç. Düşünmek değil, hayal bile etmedim. Onlar zaten hep vardı. Şimdi de varlar. Onlar senin olduğu kadar benim de ölülerim artık.’ ” (s.77)

Yazının içinde süs gibi duran montaj tekniğinden sayfada ortalama 0.0336 (0.0263 / 0.0294) kez kullanmış. (0.3 p) “peygamber efendimizin ‘Allah’ın zalim kulu olmaktansa, mazlum kulu ol, ’ sözünü hatırlattı.” (s.240)

Betimlemelerde ayrıntıyı görebilen Ümit, sayfada ortalama 0.0195 (0.417 / -) kez alıntı yapmış. (0.2 p) ‘Bu akşam bütün meyhanelerini dolaştım İstanbul’un / Seni aradım kadehlerdeki dudak izlerinde / Canım doya doya sarhoş olmak istiyordu…’ (s.75)

Düşüngülü Eleştiri kriterlerine göre Ahmet Ümit’in ‘İstanbul Hatırası’ romanına 117.8 puan verildi. Romanları türlerine göre kıyaslamayı sizlere bırakıyorum: Muzaffer Koçer’in ‘Gökçek Ölmemiş’ 110.9 p, Nurgün Erdinç’in ‘Kan Kırmızı İhanet’ 85.3 p, Muammer Yüksel’in ‘Cennet’ 94.5 p, Orhan Pamuk’un ‘Masumiyet Müzesi’ 96.2 p, Çetin Yiğenoğlu’nun ‘Kırmızı Koku’ 105.6 p, Yavuz Bahadıroğlu’nun ‘Kırım Kan Ağlıyor’ 76.8 p, Ahmet Ümit’in ‘Bab – ı Esrar’ 121 p, Hasan Hüseyin Gündüzalp’in ‘Yuğ’ 118 p, Ayşe Kulin’in ‘Umut / Hayat Akan Bir Sudur’ 109.4 p, Canan Tan’ın ‘En Son Yürekler Ölür’ 115.4 p, Elif Şafak’ın ‘Aşk’ 118.1 p, Ayfer Tunç’un ‘Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi’ 102.2 p, Sinan Akyüz’ün ‘Sevmek Zorunda Değilsin Beni’ 91.3 p, Ece Temelkuran’ın ‘Muz Sesleri’ 130.2 p, İnci Aral’ın Sadakat romanına 122.1 p, Oya Baydar'ın 'Çöplüğün Generali'ne 104.2 p, Tolga Gümüşay’ın ‘Hiç Kimsenin Kenti’ne 105.9 puan verilmişti. / İstanbul Hatırası / Ahmet Ümit / Everest / 565 s.

- Ahmet Ümit’in Bab-ı Esrar ve Kavim romanlarının değerleri.

Ali Akdemir

24. 09. 10

Çukurova

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 146
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 571
Kayıt tarihi
: 15.07.09
 
 

Ali Akdemir, Adana tarihinin en büyük sel felaketini yaşadığı 21. 02. 1948 tarihinde doğdu. Edebi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster