Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Aralık '12

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
1290
 

İstanbul Hikayeleri: Kız Kulesi "Mavilikteki Hüzün" 2. Bölüm

İstanbul Hikayeleri: Kız Kulesi  "Mavilikteki Hüzün" 2. Bölüm
 

Kule, asırlar boyunca hep ayakta kaldı. Yıkıldığı oldu ama her yıkıldığın da yapıldı ve eskisinden daha güçlü ve güzel doğruldu hayata.


18. yy`a gelindiğinde, Kule`nin artık yeni bir ismi olmuştu. İstanbul, Bizans hakimiyetinden çıkmış, Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katılmıştı. Osmanlılar, O`na, tarihteki, genç kızlarla ilgili efsaneleri nedeniyle Kule-i Duhter”, yani "Kız Kulesi" adını vermişlerdi.

 Kule artık sık sık merasimlere ev sahipliği yapmaktaydı. Merasimler; şehre önemli bir devlet adamının ziyareti, yeni bir padişahın tahta çıkışı, bayram günleri, hatta hünkârın bir saraydan öbürüne geçişi veya saltanat kayıkları ile bir dizi halinde Boğaz’da gezintiye çıkışları gibi çeşitli durumlarda yapılıyordu. Ayrıca mehteranlar burada, adaya yerleştirilen topların atışı ile birlikte Nevbet ( bir çeşit İstiklal Marşı) okuyorlardı. Kule için bu dönemler mutlu günlerle doluydu.
 Derken bir gün, denizleri aşıp da gelen bir Alman erkek çocukla karşılaştı Kule. Çocuğun adı,Karl`dı.Babası müzik öğretmeni olan Karl, aile içinde baş gösteren huzursuzluklardan dolayı bir Fransız yetimhanesine gönderilmişti. Daha sonra da gemilerde miço olarak çalışmaya başlamıştı. Bir gün Hamburg`tan kalkan bir gemiye binip İstanbul`a doğru yola çıkmış ve gemi İstanbul`a geldiğinde denize atlamıştı.

Karl denize atladıktan sonra Kule`ye doğru hızla yüzmeye başladı. Kendisini kurtaran Kız Kulesi`nin bekçisine gemiye geri dönmemek için yalvardı. Karl`ın kaçışı ve Osmanlı`ya sığınışı iki ülke arasında küçük bir politik sorun yaşattı. Ama Osmanlı Sadrazamı Ali Paşa sorunu çözdü ve Karl`ı korumasına aldı. Kule, kısa bir süreliğine de olsa bu küçük misafirine kucak açtı.


Karl`ın adı, Kule`den ayrıldıktan bir süre sonra Mehmet Ali oldu. Mehmet Ali, Kırım, Bosna ve Karadağ savaşlarından sonra 2. Abdülhamit döneminde paşa ünvanını aldı. Mehmet Ali Paşa, 1878 yılında imzalanan Berlin Antlaşması`nda Osmanlı`yı temsil eden üç kişiden biri oldu.
 Lakin Kule`de başlayan bu hikaye yıllar sonra yine bir trajediyle noktalandı. Berlin Antlaşması’nın Hıristiyan cemaatlere tanıdığı haklar yüzünden bazı çevreler halkı Mehmet Ali Paşa’ya karşı kışkırtmaya başladılar. Paşa,halkı yatıştırmak için Arnavutluk’a gönderildi. Ama, “Sizi gavura sattı” kışkırtması etkili olduğu için Kosova’nın Gjakova Kasabası`nda acımasızca linç edildi. Kule`nin bu küçük misafirinin sonu pek acı oldu.


 Almanca, Fransızca, Yunanca, Farsça ve Arapça dillerinde şiirler yazan Mehmet Ali Paşa`nın öülümünden yıllar sonra torunu Celile Bir erkek çocuk dünyaya getirdi. Çocuğun adını Nazım koydular. Nazım, Kule`ye sığınan dedesi gibi şiire meraklıydı. Yıllar sonra, şiire olan merakıyla birlikte şöhreti de büyüdü ve Nazım, Türk Edebiyatı`nın ünlü şairi Nazım Hikmet olarak anılmaya başladı.


Kule ve Nazım arasında, belki dedesinden kalan bir his belki Kule`nin şairleri etkileyen güzelliği nedeniyle güçlü bir bağ vardı. Dedesinin ardından şairin yolu da bir çok kereler Kule`yle kesişti.


Günlerden bir gün 1 Ocak 1921`de, Nazım, endişeli bir bekleyişteydi. İstanbul İngiliz işgali altındaydı. Sirkeci`den kalkan "Yeni Dünya" isimli bir gemi Anadolu`ya Kuva-i Milliyecileri götürmekteydi. Gemide, şair de yolculuk yapmaktaydı. Gemi, Kız Kulesi önünde, İngiliz askerlerince arandı ama Nazım ve O`nunla yolculuk yapan dört şair arkadaşı yakalanmadılar ve gemiye geçiş izni verildi. Nazım, o gün, Kule`ye el salladı ve Anadolu`ya doğru yol almaya başladı. Daha sonraki yıllarda, 12 yıllık bir hapis hayatının ardından özgürlüğüne kavuşan şair ilk olarak Kule`nin karşısındaki sahile geldi. Ellerini denizin serin sularına daldırdı. Ardından derin bir iç geçirdi. Gök, yıldızların ışıltısıyla pırıl pırıldı ve denizin yakamozları yıldızlar kadar parlaktı. Şair, yıldız ve yakamoz ışıltıları arasında tüm güzelliğiyle duran Kule`yi uzun uzun seyre daldı...


Yıllar ve yılları sürükleyen asırlar... Kule asırlar boyunca hep ayakta kaldı. Yıkıldığı oldu ama her yıkıldığın da yapıldı ve eskisinden daha güçlü ve güzel doğruldu hayata. O, daima, sakin, vakur, görmüş geçirmiş, çok şey bilen ama hiçbir şey söylemeyen bir güzeldi. Hep sevdalara kucak açmıştı ama, sevdayı sadece sevdalılardan öğrenmişti. Elbette, O`nu da birilerine yakıştıranlar olmuştu. Ünlü ressam ve şair, Bedri Rahmi Eyüboğlu “İstanbul Destanı” adlı şiirinde demişti ki:

"İstanbul deyince aklıma kuleler gelir
Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır
Ama şu Kız Kulesi`nin aklı olsa
Galata Kulesi`ne varır
Bir sürü çocukları olur.."

Kule, bu şiiri duyduğu günü hatırlayınca gülümsedi lakin bu gülümseyişi martılardan başka gören olmadı.
twitter.com/ozlemsuyev
www.istanbulajansi.com/yazarlar
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 67
Toplam yorum
: 19
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 677
Kayıt tarihi
: 18.07.09
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo- Televizyon Bölümü'nü bitirdi. 1987 yılından bu yan..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster