Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Aralık '12

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
1077
 

İstanbul hikayeleri: Kız Kulesi "Mavilikteki Hüzün" 1. bölüm

İstanbul hikayeleri: Kız Kulesi "Mavilikteki Hüzün" 1. bölüm
 

O`nun,hep misafirleri olurdu öyküleri hüzünle biten. Yalnızlığı kadar yalnızdı konukları da...


"Karanlıktan korkan çocukların
müzik kutusudur Kız Kulesi
kapağı açıldığında
dansa başlayan balerin
hınzır martıların şakalarıyla
ıslanır elbisesi “- Sunay Akın

İstanbul`un antik çağlarından kalma nazlı kızıydı... Hüzünlü, mağrur, güzel... Dalgalara yenik düşmeyen, tutsaklığına karşın özgür martılarla dost... Mavi atlaslara sarılmış bir inci tanesi gibi saf ve duru...

O`nun hep misafirleri olurdu öyküleri hüzünle biten... Yalnızlığı kadar yalnızdı konukları da... Hatırladığı ilk konuğu Hero`ydu. Asırlar geçse de üstünden iç çekerek anardı Rahibe Hero`yu . Hero ve güvercinlere seslenen şefkatli sesi sanki hala yankılanırdı duvarlarında. Hero eski zamanların birinde Üsküdar sırtlarında yer alan, Afrodit tapınağının rahibelerindendi. Onlara Afrodit`in kızları denilirdi. Tapınağın güvercinleri ise o zamanlar Kulede barınırlardı. Hero, güvercinleri besler, bakar ve onlarla konuşurdu. Kuledeki yalnız günlerinin dostuydu masum ve uysal güvercinler... Hero`da tapınağın tüm rahibeleri gibi genç ve güzeldi ve soylu bir aileden geliyordu. İnancı gereği kendini Venüs`e adadığından aşka yasaklıydı. Ama aşk, yasak tanımazdı.

Bir gün, Hero, doğanın uyanışı törenlerinde Leandros`la karşılaştı. Birbirine aşık olan iki genç, Kule`de buluşmaya başladılar. Hero yüzerek Kule`ye ulaşan sevgilisinin yolu bulması için geceleri Kule`de bir fener yakardı. Leandros`un Kule`ye geldiği fırtınalı bir günde kıskanç bir rahibe feneri söndürdü. Leandros karanlıkta yolunu kaybetti ve dalgalar arasında kayboldu. Ertesi gün kayalıklara vuran sevgilisinin cansız vücudunu gören Hero`da bu acıya dayanamayarak kendini Kule`den, Boğaz`ın sularına bıraktı. Antik Çağ`ın aşk sembolü, dalgaların köpüklerinden doğan Afrodit`in, rahibe kızı Hero, bu kez aynı köpükler arasında aşkı uğruna yok oldu...

Kule ise, yine yalnız mavi suların ortasında kalakaldı. Derken günlerden bir gün yeni bir konuğu oldu. İmparatorun sevgili kızıydı gelen. İmparator, kahinlerin "Kızın 18 yaşına geldiğinde bir yılan tarafından ısırılıp öldürülecek," kehanetleri nedeniyle kızını O`na emanet etmişti. Dört bir tarafını çevreleyen deniz, genç kızı yılanlardan koruyacaktı.

Hoş sesiyle sürekli şarkılar söyleyen, güzel bir kızdı prenses. Kule, duvarları arasına sığınan bu masum prensesi yıllarca konuk etti. Ta ki bir gün üzüm sepetinin içinden çıkan yılan genç kızı sokup öldürene değin... Genç kızın cenazesi, durgun sularda ilerleyen bir kayıkla hüzünle yol aldı kıyılara...

Yine yalnızdı Kule... Ta ki, 8. yüzyılda, Üsküdar Tekfuru`nun kızı hazinelerle birlikte kendisine gönderilene kadar. Tekfur kızını korumaya çalışmaktaydı. Kızı bir adama aşıktı, adam da kızına. Ama Tekfur için bu aşka izin vermek imkansızdı. Zira bu gözü kara aşık, zamanın da İstanbul`u kuşatan ve adına destanlar yazılan Battal Gazi`den başkası değildi. Nitekim, Battal Gazi`nin, Şam taraflarını fethettikten sonra dönüp, 700 serdengeçtiyle beraber Kule`nin kapılarına dayanması uzun sürmedi. Battal Gazi, Tekfur`un hazineleriyle birlikte kızını da Kule`den kaçırıp götürdü.

Battal Gazi, kıyıya vardığında atladığı Arap atını öyle hızlı sürdü ki, kızın peşinden koşan muhafızlar ve Tekfur bakakaldılar. O gün bu durumu görenler, "Atı alan Üsküdar`ı geçti," diyerek muhafızları alaya aldılar. Bu söz, üzerinden asırlar geçse de, hala fırsatı kaçıranların ardından söylenir durur.
Tekfurun kızının mutlu sonla biten aşk öyküsünün ardından ,14. yüzyılın başlarında tarihi bir evliliğe şahit olur Kule. O yıllarda, Osmanlı Bey`i Orhan Gazi, Anadolu`dan Damalis`e (Üsküdar)elçilerini yollar. Amacı Bizans İmparatoru Kantakuzenos `un kızlarından, güzeller güzeli Prenses Teodora`yla evlenmektir. Tüm bunlar olurken Bizans İmparatoru bu konuya ilişkin kararları Kule`de alır ve elçilerini kuleden gönderir.

Prenses Teodora, Orhan Gazi`nin elçilerine teslim edilmeden önce, deniz kıyısında İmparatoriçe İren ve kızı için ipekten görkemli bir harem çadırı hazırlanır. İmparatoriçe ve kızı, geceyi çadırda geçirirler. Ertesi gün, güneş doğarken İmparator, ordusuyla gelir ve çadırın çevresindeki perdeler birden açılır. Güzelliği dillere destan Prenses Teodora, hayranlıkla izlenen ipek ve altınla bezenmiş bir taht üzerinde görünür. Saray hadımları, tahtın çevresinde yerlere kadar eğilmiş halde dururlar. Teodora annesinden ve yurdundan ayrıldığı için ağlamaktadır. Gözü yaşlı prenses elçilere teslim edilir. Bir Osmanlı teknesi, O`nu karşı kıyıda bekleyen Orhan Gazi`ye ulaştırır. Daha sonraki dönemlerde ise Teodora, Orhan Gazi`ye büyük bir aşkla bağlanır. Halka da kendini sevdirmeyi başarır.

Teodora ve Orhan Gazi ertesi yıl İmparator Kantakuzenos`u ziyarete geldiklerinde, Kule yine onları izlemektedir. Teodora, sessiz ve vakur bir edayla geminin güvertesinden eşsiz güzellikteki Boğaz`ı ve İstanbul`u seyretmektedir.

www.istanbulajansi.com/yazarlar
www.twitter.com/ozlemsuyev
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kız kulesi beni hep çekmiştir kaç kere İstanbula gittim orada 1 çay içmek nasip olmadı hala içmekte ısrarlıyım ama birgün yine gideceğim :)) çok güzeldi sevgilerimle.

Tülay EKER 
 29.12.2012 11:52
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 67
Toplam yorum
: 19
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 688
Kayıt tarihi
: 18.07.09
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo- Televizyon Bölümü'nü bitirdi. 1987 yılından bu yan..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster