Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Ocak '07

 
Kategori
İstanbul
Okunma Sayısı
443
 

İstanbul İstanbul olalı...

İstanbul İstanbul olalı...
 

Bugün size dünyanın en güzel şehri, ancak yaşanacak en zor şehri olan İstanbul'dan söz edeceğim. 45 yaşındayım ve bitip giden İstanbul'u gördükçe yüreğim sızlıyor gerçekten. Bu kalabalık, trafik, asayiş sorunları ile İstanbul her geçen gün daha da kötüye gidiyor maalesef.

Çocukluğum Sarıyer'de geçti ve o güzel günleri mumla arıyorum şimdi. O zamanlar bırakın mahalleyi, neredeyse bütün Sarıyer birbirini tanırdı. Şimdi ise bakıyorum çok daireli apartmanlarda, surlar gibi duvarlarla çevrili sitelerde insanlar kapı komşularını tanımıyorlar. Bizim sokağımızda 70'li yıllarda 3 tane otomobil vardı. Biri karı-koca çalışan bankacıların, biri bir eczacının ve diğeri de taksi idi. Otomobiller sokakta rahatlıkla park edebildiği gibi, biz çocuklara da bayağı oyun alanı kalıyordu. Şimdi evinin civarında daracık sokaklara sağlı sollu park edebilenler kendini şanslı sayıyorlar.

O yıllarda Sarıyer küçük bir ilçeydi ve genellikle bizler alışveriş, sinema, tiyatro için Beyoğlu, Şişli ve Eminönü'ne giderdik. Otobüse veya minibüse biner ve tam saatinde olmak istediğimiz yerde olurduk. Ne bu kadar nüfus, ne bu kadar çok araba, ne de trafik vardı. Şimdi herkesin altında otomobil; ama git gidebilirsen bir yerden bir yere. Eskiden otobüsle 30 dakikada gidilebilen yer şimdi özel arabayla 1 saatte gidilemez oldu. Bunun en büyük nedenleri göç nedeniyle nüfus artışı ve bir dönem enflasyon nedeniyle yatırım aracı olarak görülen otomobiller oldu. Tabii oy uğruna göz yumulan hazine arazisi talanları da (gecekondu) bir başka neden.

Eskiden İstanbul'lular vardı, İstanbul Anadolu insanı için ekmek kapısı, umut olmadan. Yaşam sadece koşuşturmadan, ekmek parası peşinden koşmaktan ibaret değildi. İstanbul'u yaşamak, yüzyıllara ve çeşitli medeniyetlere evsahipliği yapan bu güzel şehri solumak büyük keyifti. Bu şehirde vapurlarla bir yakadan diğer yakaya geçmek (aslında bir kıtadan diğerine), işe gidip gelirken vapurları kulllanmak, vapurların lüks mevkilerinde dostlarla sohbet etmek, sıcacık dumanı tüten demli çayları yudumlamak ne büyük bir ayrıcalıktı aslında.

Özellikle boğaz hattında sabah ve akşam saatlerinde ki vapurlarda herkesin yeri belliydi. Her gün aynı yere oturulur, dostlarla arkadaşlarla yarenlik edilir, günün gazeteleri okunur ve yorumlar yapılırdı. İskelelerdeki memurlar, çımacılar, vapurlardaki kaptanlar ve diğer görevliler aileden gibiydiler. Hele o güzelim kömürlü, uzun bacalı, ahşap kaplamalı vapurlar ne güzel süzülürdü Boğaziçi'nde.

Vapurlar sadece basit bir ulaşım aracı değildi. Alışkanlık yapan bir keyifti İstanbullular için ve bir simgeydi, bir kültürdü yaşayan bu şehir için. İstanbullu vapurlarını da tanıyordu. Hangi model vapurdan kaç tane var, isimleri neler. Örneğin 68 Güzelhisar, 71 Halas, 74 Altınkum, 66 Boğaziçi, 67 Kalender kömürlü olup numara ve isimle anılan aynı model vapurlardı. Bir başka model grubu da Yalova, Büyükdere, Anadoluhisarı, Büyükada isimli vapurlardı. Çengelköy ve Ortaköy sadece 2 adet olan bir modeldi. Beykoz ve Vaniköy de öyle. Yeniköy, İstinye ve Beylerbeyi ise 3 adet olan makinalı modellerdi. Devekuşu tabir edilen ve daha çok Kadıköy ve Adalar hattında çalışan hatırlayabildiğim Turan Emeksiz, Kanlıca, İhsan Kalmaz adlarındaki vapurlar da ayrı bir modeldi. Tabii daha çok Yalova hattında çalışan Paşabahçe, Fenerbahçe ve Dolmabahçe'yi de unutmamak lazım.

Büyükşehir Belediyesi yeni inşaa ettireceği vapurları seçmek için bir anket yapıyor ve 14 milyonluk İstanbul'dan sadece 369 bin oy kullanıyor. Çünkü şimdi İstanbul'da yaşayanların büyük bir çoğunluğu için bineceği vapurun tipinin bir önemi yok. Onun için oy kullanmaya bile değmeyecek basit bir ulaşım aracı. Çünkü İstanbul'da yaşamasına rağmen 14 milyonun % 30'u yaşamında vapura sadece 1 veya 2 kez binmiş ya da hiç binmemiş. Maalesef hayat şartları insanları bir koşuşturmanın, bir yarışmanın içine sokmuş, ekmek parasının, karnını doyurmanın peşine düşmüş insanlar. Bu insanlara söyleyecek bir şeyimiz yok; olamaz da. Fakat dikkatinizi çekmek istediğim bir grup var ki, İstanbul'da yaşayan, imkanı olduğu halde yaşam ve gelecek kaygısı nedeniyle hiç bir şey yapmayan, İstanbul'u yaşamayan, hayatın sadece dört duvar evlerin içinde geçtiğini sanan ve sadece maddiyatı düşünen. Dünyanın en güzel şehrinde yaşadığının farkında olmayan, bir evi varken ikincisini almaya çalışan, şehirde yaşamanın sadece otomobil sahibi olmak olduğunu sanan ve deniz yolu ile yarım saatte gidebileceği yere otomobiliyle trafikte saatlerce stres altında gitmeyi tercih eden.

Oysa o kadar küçük şeyler var ki İstanbul'u yaşayabilmek adına. Vapurla bir yakadan diğerine geçmek, İstiklal Caddesi'nde yürüyerek o havayı solumak, boğazda deniz kenarında ya da Pier Loti'de bir çay içebilmek, Galata Köprüsü'nü yürüyerek geçmek, benim canımın sıkkın olduğu zamanlarda sığındığım kaçamaklar. İmkanı olanlar için alternatifler de çok fazla tabii. Eğlence yerleri, gece hayatı, canlı müzik yapılan mekanlar, tiyatrolar, sinemalar, konserler gibi.

Emekliliğimi düşünüyorum da çok sıkıldım bu şehirden bir yerlere kaçmalıyım diyorum. Hayatın daha sade daha kolay yaşanılabildiği, koşuşturmacaların, trafik ve asayiş sorunlarının olmadığı, oksijenin daha bol olduğu, hala komşulukların yaşanılabildiği bir yerleri istiyorum. Sonra ben her türlü sorununa rağmen İstanbul'u ve burada yaşamayı çok sevdiğimi düşünüyorum. Daha küçük, daha sakin bir yerde yaşamaya alışabilir miyim diyorum kendi kendime. Bunun cevabını henüz bulmuş değilim ama emin olduğum bir şey var ki, İstanbul herşeye rağmen çok güzel bir şehir ve eğer İstanbul'u yaşamayı öğrenebildiyseniz tadına doyum olmuyor...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 12
Toplam yorum
: 9
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 4854
Kayıt tarihi
: 16.01.07
 
 

1961 İstanbul Sarıyer doğumluyum. Kültür amaçlı seyahatler ve geziler yapmak, fotoğraf çekmek, tiyat..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster