Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Mart '08

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
1780
 

İstanbul İstanbullll...

İstanbul İstanbullll...
 

İstanbul'da gezmek


İstanbul’da en sevdiğim mekânlardan biri Mısır Çarşısı'ysa diğeri Kapalı Çarşı’dır. Tabii buralara gidip de Sultanhamam ve Mahmutpaşa’ya gitmemek olur mu?

Ama oralara gitmeden önce bir Taksim ziyareti yapılacak. Uzun yürümelerden hoşlandığımız için, bir semtte dolaşmak kesmez beni ve ablamı. Önce Taksim’e gidilecek. Olmazsa olmaz, Taksim; İstanbul’un kâbesi gibi.

Taksim metrodan karşıya geçilip Ağa camiinin yanından aşağıya vurursun kendini. Burada sadece vitrinlere bakılmaz, o kadar çeşitli insan tipi vardır ki; bohemler, kokoşlar, varoşlar, türbanlılar, standart tipler, sanatçılar, entel kuntinler, enteller, travestiler, lezbiyenler… Ne ararsan vardır burada. Bu insan mozağini izlemek bana vitrinlere bakmaktan daha enteresan gelir. Beyoğlu’nu Beyoğlu yapan özelliklerden biri de budur.

Diğeri ise tarihi binaları, tramvayı, sinemaları, kafeleri, pastaneleri, resim galerileri, veeeee bol müzikli kitapçı dükkânları. Bu kitapçılarda dolaşmak, benim için acayip keyiftir. Orada iki saatimi geçirmek istesem de geçiremem, zira zaman dar, gezilecek yer ise çoktur. Pasajları ise harikadır. Atlas pasajı….Yürüye yürüye aşağıya çiçek pasajının oraya gelmişizdir. Hemen sağa döneriz, şampiyon kokoreççinin yanındaki Avrupa pasajına girmeden olmaz. Oradaki antika mağazasının önünde vakit geçirmek harikadır. Vitrindeki antika objelere bakmak, heyecanlandırır beni. Güvercin formlu parfüm şişeleri, mevziideki asker biblosu, porselen kapı kolları, opera dürbünleri, antika kol saatleri, bembeyaz ipince biblolar, sigara kutuları ve daha neler neler vardır.

Galatasaray lisesinin yanından süzülüverirsin, ama artık karnın da acıkmıştır. Sultanahmet köftecisinin sulu sulu köfteleri piyaz eşliğinde yenecek, ham edilecek. Tam bitkinleştim derken, yine enerjini depolamış olursun.

Galata’ya doğru inerken müzik aletlerinin satıldığı sokaktan geçerken, bir müzik aleti çalmayı bilmesem de, o müzik aletlerine bakmak, beni özendirir. Acaba ben de bir keman çalabilir miyim, ya da gitar mı çalayım? dersin. Ama bu istek benim gibi maymun iştahlı biri için caddeyi bitirene kadardır.

Sonra tarihi tünele gidip, gacır gucur, ağır aksak, ama pek de keyifli, dudaklarımın kenarı kulaklarıma kadar uzamış vaziyette Karaköy’e ineriz. Oradan yürüyerek Galata Köprüsünü aşarız. Artık İstanbul’da turistiz ya, ha bire muhteşem manzaranın fotoğrafını çeker dururuz. Karşıda Yeni Camii tüm heybetli heybetli bakar sürekli gelen geçene… Yürüye yürüye önüne kadar gelmişizdir, işte. Kuşlara yem atmamak olur mu? Olmaz. Hemen toplanır güvercinler, afiyetle yerler yemlerini. Haydi oradan Çiçek Pazarına geliriz, oradaki çiçekleri görünce bu şehirde geçici olduğumu unutup, onlardan alıp balkona ekmek isteği duyarım. Sanki Hisarönünde yokmuş gibi… Eh tarihi Çınaraltında bir çay içmemek olmaz. Aslında karnım burada acıkmışsa, Mısır Çarşısından pastırma bir de ekmek alıp yeriz, tüm kokusuna rağmen…. Ne yapalım, kokar mokar tok tutar. Mısır Çarşısı… Gençliğimde ne çok severdim burayı. O zamanlar Mudo mağazasının defolu ürünleri burada satılırdı ve bayılırdım o mağazaya. Hatta annemin oradan aldığı kırmızı eldivenleri hâlâ saklıyorum. Ama artık giymeye de kıyamıyorum. Ya bir yerde unutursam diye… Mısır çarşısı, ağdalı çeyiz eşyalarının, kuyumcuların veee vazgeçilmez baharatların satıldığı yer. Burası bana büyülü atmosferiyle olağanüstü gelir. Aynı mallar hiçbir özelliği olmayan yeni tip alışveriş merkezlerinde satılsa hiçbirine bakmam bile… Mısır Çarşısının kokusu bile farklıdır.

Buradan Tahtakaleye gitmemek olmaz tabii ki. İflah olmaz bir takı yapıcısı olarak, bakalım yeni boncuk malzemesi gelmiş mi? Sanki çok takıyorum da… Hemen gömülmeli takı malzemecilerine, tuhafiyecilere. Her şey o kadar bol ki, sanki bunlar insana çok ucuzmuş gibi geliyor.

Oradan eski bankaların binalarının olduğu yerler. Tabii burada bir de Sümerbank vardı. Annem ve ablamla gelip, ne kadar çok kumaş v.s. alırdık. Şimdi içinde kumaş bile kalmamış, belki de artık kapanmıştır. Eskiden oradaki asık yüzlü satış görevlilerinin pat pat pat diye toptan kumaşları maharetli maharetli kesmelerini, fiş kesip arasına tıkıvermelerini seyretmek, kasada kuyruğa girip ödeme yapmak çok hoşuma giderdi. Oradan Mahmutpaşa yokuşuna sardın mı, ne ararsan var. Gelinlikçiler, sünnetlikler, ayakkabıcılar…. Kürkçü Han. İç çamaşırı, evine banyo takımı, paspas, mutfak kurulama bezi mi, yoksa yoksa envayi çeşit yün mü arıyorsun? Her şey vaaaıırr abula, sen yeter ki paradan haber veeeııır. Yokuşun bitiminde birden Kapalıçarşıya giriverirsin. Bu çarşıya her girdiğimde, hep üstünkörü geziyormuşum havasını sezerim. Ne Arap işi kuyumcu dükkânları vardır, ne? Bir kolyeler var, sanki kolye değil bebeklerin mama önlüğü büyüklüğünde. Tam Araplara layık. Yok canım gözümüz yok tabii ki, zevksizliğin doruklarına hayret ediyorum sadece. Asıl burada beni cezbeden dükkânlar, antikacılardır. Elmas taçlar, taraklar, broşlar, sigara kutuları, yüzükler. Hepsi birer sanat eseridir. Hele geçen yıl gittiğimizde bir antikacı keşfettik ki, akıllara durgunluk verecek derecede güzel objeler vardı.

Dericileri, seramikçiler, seramikçileri, yazmacılar izler. Hiçbir yerde bulunmayacak mallar burada vardır. Ya halılar, hangi Hollywood yıldızı gelse, fasturu fusturu buraya bir hışım korumalarıyla girer ve aynı şekilde çeker gider. Ertesi gün gazetelere, ana haberlerine bile düşer. Bilmemne geldi onbin dolarlık bir halı aldı. Çoook çookk önemli alışveriş yapmıştır. Neyse bu konulara girmeyelim. Oradan yürüye yürüye Beyazıt’a geliriz. Çocukluğumda üniversite deyince harika kapısı aklıma gelen İstanbul Üniversitesi. Oradan Sahaflara geçsek de, sahaflarda artık sahaf kalmamış, hepsi ÖSS OKS YSS YMS gibi bana pek yabancı gelen yardımcı ders kitapları, test kitapları cilt cilt dururlar.

Oradan pek bitkin bir şekilde tramvaya gideriz. Artık gezecek hal kalmamıştır. Aslında gönül ister ki, Ayasofya, Sultanahmet, Topkapı Sarayı üçlemesine ziyarete gidelim. Ehhh bugünlük artık bu kadar deyip, yarına devrederiz bu isteği.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 246
Toplam yorum
: 1381
Toplam mesaj
: 276
Ort. okunma sayısı
: 979
Kayıt tarihi
: 15.02.08
 
 

Hepsi kurgu... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster