Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Haziran '07

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
622
 

İstanbul-İzmir-Fethiye-Gezi-5

İstanbul-İzmir-Fethiye-Gezi-5
 

Resim:www.oluk.de/Turkce.htm alınmıştır


Umut Durağının, Kurtuluş Yolcuları–2

— Ne garip, benden başka ıslanan ve yağmurdan kaçan bir başka kimse yok, oysa durak tıklım tıklım dolu. Sanki saatlerdir buradalar ve aynı otobüsü bekliyor gibiler. Ne yağan yağmurdan haberleri var, ne nerde olduklarından! Bu insanlar çok sessiz ve sakinler. Birbirlerine sokulmuş öylesine bekliyorlar.
Durağın ismi umut durağı, yolcuların perişan hallerine bakılırsa buraya unutulmuşlar durağı demek daha doğru olur kanımca!

"Affedersiniz buradan geçen otobüs nereye gidiyor?" diye sordum, yanımdaki şâhısa.

"Kurtuluş".... dedi, üç beş saniye sonra yüzüme bakmadan.

- Teröristlerin patlattığı bir bomba sonucu eşi ve dört oğlunu kaybeden Mehmet göçer olayda yaralı olarak kurtulan oğlunun da sağ bacağının kesilmesi sonucu psikolojisi bozulmuş, oğlu barışı da yanına alıp gelen otobüsle kurtuluşa gideceğini söyledi.

- Birkaç gün önce babasına "babacığım ben galiba öleceğim" demişti! Okulda arkadaşları ile oyun oynarken geçirdiği kalp krizi sonucu gözlerini hayata yumdu 6 yaşındaki ana okul öğrencisi küçük çetin. “Koçum, sana bakmaya kıyamazdım. Hiç yerinde duramazdın. Oynadığın oyunlar gözlerimden, söylediğin sözler kulaklarımdan gitmiyor. Her gün ‘Baba ne niye bu kadar ilaç içiyorum’ diye sorardın. ‘Ben öleceğim’ dedin oğlum, içine mi doğdu'' diyen babanın ağıtları, yürekleri dağlamıştı.

O anne ve baba da bugün kurtuluş yolcuları arasındaydı.

- Daha önce evi yıkılan ve göçük altında bir kızını kaybeden, 5 yaşındaki oğlunu trafik terörüne kurban veren acılı baba Sefer, şimdi beyninde ur tespit edilen 7 yaşındaki kızının yaşaması için seferber olmuş hayırsever vatandaşlardan yardım almak için kurtuluşa gidenlerden di.

Oturduğum yerden yolun karşı kıyısını göremiyorum oysa yağmurdan önce görünüyordu.

Ortalığı aniden bir sis kapladı yağmur dinmişti. Sis perdesi arkasında beni telepati yolu ile kendine çeken bir gücün varlığını hissetmeye başlıyorum. Kıpır kıpır, yerimde duramaz oldum. Bir yandan merak diğer yandan korku vardı içimde.
Hayvan kostümü giymiş biri şemsiyemi aniden elimden çekip yolun karşısına koşmaya başladı. Bende peşinden yolun karşısına geçtim. Ne olduğu belirsiz bu yaratığı, köprü korkulukları önünde yakaladım ve elinden şemsiyemi almaya çalışırken birden korkulukların üstünden şemsiyem ile birlikte kendini boşluğa saldı eyvah!

Burası az önce yıldırım düşen yer olmalı. Aşağıda "500cmx1500cm" takribi bu ölçülerde, dikdörtgen bir havuz vardı. yanlız havuzun içi su değil deniz kumu ile doluydu. Havuzun üzeri bilgisayar ekranı gibi olup, Slâyt gösterime geçti! Benden çalınan bavul, bont çantam, şemsiyem ve motosikletim kumun içinde görünüp kayboluyordu. Yalnız onlar olsa, kaybettiğim daha neler neler. Önceden sahip olduğum bütün evcil hayvanların, resimleri dahi göründü. Özlediğim, yaşayan yaşamayan arkadaşlarım. Annem, Babam ve diğerleri bana el sallıyordu. Aniden kum havuzun üzerinde beliren, sadece yürüyen ayak izleri oluyor ve beni düşünce gücünle çağırıyordu gel gel kurtuluş burada diyordu!

Havuzun etrafında oluşan kalabalık başlarını köprüye kaldırarak bana bakıyorlar ve hep bir ağızdan “onu çağırıyor“ diyorlardı. Yaklaşık on metre yüksekte köprünün korkuluk demirlerine tutunarak yere çömeldim “ben senden korkuyorum, ben senden korkuyorum“ diyebildim tüylerim diken diken. Aşağıdaki insanlardan bazıları havuz içine ayağını uzatarak kumun üzerine basma girişiminde bulunduklarında kum birden girdap oluşturuyor ve o kişiyi yutmaya çalışıyordu.

Ben, bunu gördükçe korkularım daha da artıyordu. Bulunduğum yerin bir altında balkon gibi bir yer vardı. Yandan merdivenle zemine kadar iniliyordu. Korkulukların arasından beş yaşındaki kardeşim, Gülcan'ı görüyorum. Anka kuşuna kurban edilmek istenen kız gibi saf görünüyordu ve kendisine verilen bir bardak ilaçlı çayı hiç düşünmeden içti.

Hemen onun yanına atladım, onu geri itekledim bardağa kendiliğinden dolan aynı çaydan bir bardak içip, ucunda ölümde olsa ben giderim diyorum. yeterki kardeşime bir şey olmasın!

Çay mideme inerken bende değişiklikler olmaya başlıyor, ayaklarım yerden santim santim kesiliyor ve havalanıyorum. Denizde sırt üstü yüzmek için kendimizi geri attığımız gibi kendimi boşluğa atıyorum. Havada kuş gibi asılı kalıp sonra iki elimi yukarı kaldırıyor kontrollü bir şekilde kumun üzerine iniyorum. Dokundum dokunacak vaziyette suyun üzerinde batmadan durur gibi kumun üzerinde duruyorum.

Yine bir güç telepati yoluyla benim kuma, denize dalar gibi dalmamı istiyor. "Neden" Diyorum. “Sen dal ve ilk eline geçeni çıkar“ diyor bu görünmez ve esrarengiz güç.

Bana artık kötülük yapılmayacağına inandığım için denileni yapıyorum. Su dolu bir havuza dalar gibi kumun içine balıklama dalıyorum. Gözlerim kapalı karanlığın içinden bir şey yakalıyor ve yukarı havuz kenarındaki insanların ayakları dibine çıkarıp bırakıyorum. İlk çıkardığım yedi, sekiz yaşlarında "Rüya" isminde bir kız çocuğu! Onu ellerimden kapan umut durağından Aydın oluyor!

Her dalıp çıktığımda umut durağı yolcularından birisini, Kurtuluşa götürecek umudunu yakalıyorum. Birebir olmasa da hayatını idame ettirecek, hidayete erdirecek, sevgiyi şefkati yaşatacak, insanları tekrar hayata bağlayacak oluşumlardı, gün yüzüne çıkardıklarım.

Bir saniye duraklamadan, bir sağa bir sola dalıyor tuttuğumu çıkarıyorum. Hey yüce Allahım bu nasıl iştir ki ben bu zahmetli bu yorucu işi bir salise bile bırakmadan, bıkmadan devam etmek isteği ile yanıp tutuşuyorum?

— Güçlü bir ses "SEN, BU İŞ İÇİN SEÇİLDİN. BAŞINA GELEN HER ŞEY BURAYA GELMEN İÇİN PLANLANDI" dedi.

Bu arada fazla derine dalmışım ki çıkardığım bir ucube ile karşı karşıya kaldık herkes birden geriye kaçtı. Kurtuluş yolcuları yine bir araya toplandılar hep bir ağızdan "BU MEYDANCILARDAN!" Diye bağırdılar "bunu tekrar en derine götür" dediler.

Ucubeyi tuttuğum gibi en derine götürdüm. Bir daha kazaylada olsa bu meydancılardan birini asla gün yüzüne çıkarmayacaktım. Çünkü kumun içinde gözlerimi açtım ve kum benim gibi seçilmiş! bir insanın gözlerine zarar vermiyordu.

Kurtuluş yolcularının umutlarını yıkan, günahsız masum insanların malına, canına kasteden bu meydancılar; kızgın lavlara karışıp cehennemin derinliklerine doğru yol alacaklar!

Hayatta; bazen korktuğumuz şeyler bizim kurtuluşumuz olabilir.

Belki de beklediğimiz her neyse, korkularımızın ardında gizleniyor olabilir.

Belki de onları bulup çıkarmak için, ihtiyacımız olan biraz cesarettir.

Belki de meydancıların çoğalması bizim hoş görüsüzlüğümüzden kaynaklanıyor olabilir!

Belki de biz göründüğümüz kadar dürüst olmamaktan korkuyoruzdur kim bilir?

İzmir'e gelince beni uyandır demiştim muavine;

"Kalk ağbi İzmir'e geldik" dedi genç muavin!!!

Devam edecek...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 439
Toplam yorum
: 1049
Toplam mesaj
: 121
Ort. okunma sayısı
: 802
Kayıt tarihi
: 07.01.07
 
 

Milliyet Blog’a hangi vesile ile kayıt olduğumu doğrusu hatırlamıyorum!  Bende birçoğunuz gibi ya..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster