Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Aralık '06

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
1107
 

İstanbul mu, Ankara mı?

İstanbul mu, Ankara mı?
 

Yahya Kemal'e sormuşlar, Ankara’nın en çok neyini seversin diye. İstanbul’a dönüşünü demiş. Ben İstanbul’dan Ankara’ya dönüşü daha çok seviyorum çoğu zaman, en azından seviyordum diyeyim. İstanbul karmaşa ve telaşından, Ankara’ya dönüş, tabi bir Ankaralı olduğum da düşünüldüğünde güvenlikli, yumuşak ve sıcacık bir ana kucağı gibi.

İstanbul’dan dönerken Ankara’ya tam girişte, seyahat etmeyi çok seven ama nereye gidersem gideyim bir süre sonra ‘eve’ dönmeyi özleyen benim gibi bir insan ne hisseder? Tanıdığı, sevdiği biri tarafından şefkatle sarıp sarmalandığını...

Memur çocuğu olarak, İstanbul’a hep temkinli yaklaştım. Korkuya benzer bir endişeyle.. İnsanları tanıdık bildik değildi, hatta her yerden her türlü insan önünüze çıkabilirdi. Bu insanlar, bir yerden bir yere şehirlerarası yolculuk yapar saatler süren otobüslere binerlerdi. Metroda yürüyen merdivenlerde hep sağda koşturarak sıralanır, daha da telaşlılar soldan hızlı hızlı çıkarlar, hafif sola kaymış olanlara söylenirlerdi. Trafikte arabalar öyle bir kavga içindeydiler ki, yol vermemek iyi şoförlüğün en büyük kanıtı olsa gerekti. Aklın almayacağı kadar zenginlik ve yoksulluk şaşılacak derecede kafa kafaya vermişti. Çok hızlı akan koca ve ateş pahası bir şehirdi bu. Hırslıydı, kızgındı, yorucuydu, haindi...

Oysa bu sefer gittiğimde, ona karşı karışık duygular içinde kaldım. Alışıyorum sanırım o korkutucu güzelliğine ve tutkulu kişiliğine... İstanbul’lu bir arkadaşımla, yıllar önce İstanbul akşamında hafif bir rüzgar yüzümüzü okşarken yürüyorduk. İstanbul’u ilk görüşümdü sanırım. Tarif edilemez bir huzur vardı üzerimizde, Ankara’daki yürüyüşlerimizde hiç olmayan. ‘Nasıl bir şehir bu?’ demiştim ona öylesine bir yanıt beklemeden. ‘Pınar, İstanbul’da iki yıl kalsan seni büyüler, aşık ederdi kendine. Kopamazdın ondan. Nereye gidersen git, özlersin onu.’ demişti.

İstanbul’a her gelişimde yaptığım gibi Dolmabahçe’nin orada denize karşı çay içmeye gittim yine bu sefer. Çayın bayat, acı ve kokuyor olması beni hiç etkilemiyordu. Denize bu kadar hasret yaşarken, ona kendimi mümkün olduğunca yakın hissediyordum burada. Martılar, geniş kanatlı, masum bakışlı beyaz martılar uçuşuyorlardı vapurların peşinde ve Kız Kulesi bana bakıyordu. Hava akşama dönerken, gece mavisi denizin getirdiği rüzgar sertçe beni sarsıyordu sanki ve yıllar önceki ilk İstanbul gezimde arkadaşımın sözleri aklıma geliyordu ‘İstanbul büyüler insanı...’ Büyüleniyordum, hissediyordum bunu.

İstanbul tutkuydu, kırmızı şarap gibi yıllandıkça güzelleşmiş cazibeli bir hatundu; karşı konulamıyordu. Geçmiş ve tarih vardı onda; sonuna kadar yaşanmışlık kokan bir şehirdi bu. Evet, hala korkutucuydu benim için; ama bu korku tutkulu bir aşkla bağlı olunan birinin baş döndürücü güzelliğinden duyulan korku gibiydi.

Ankara’ya dönerken, güvenli ve sıcak evime dönmüş gibi hissettim yine; ama sevgilim İstanbul’u özleyerek.

Blog Foto: Ara Güler

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ben İstanbul'da doğmuş ve 29 yıllık hayatımı burada geçirmiş biri olarak tam bir İstanbul aşığıyım. Yahya Kemal'in bu sözünü de hep çok yerinde bulmuş biriyimdir :) İstanbul bir kadındır. Bir kadının tüm hallerini görebilirsin onda ve bu yüzden de büyülenirsin. O her zaman sürprizlerle doludur. İstanbul benim aşkım trafiğiyle,kalabalıklığıyla, karaşasıyla da ... Sevgiler

Sibel ÖNAL 
 23.12.2006 18:46
Cevap :
Gerçekten insana çok farklı ve yoğun duygular yaşatan bir şehir. Yalnızlık da, çoşku da, tutku da orada. Sevgilerin en güzeli senin olsun Sibel...  24.12.2006 19:29
 

ben o söz yakup kadri'ye değil yahya kemal'e ait diye biliyorum ama...

Oğuzkan Bölükbaşı 
 22.12.2006 8:45
Cevap :
Doğru biliyorsunuz. Hemen değiştiriyor ve özür diliyorum. Dalgınlık yapmamalıydım. Uyardığınız için çok teşekkür ederim.  22.12.2006 12:18
 

Ben Yakup Kadri'nin o sözüne hep dudak büzegelmisimdir, Pinar'ca. Istanbul'u adiyla bildim, Yesilcam'iyla tanidim cocuklugumdan beri. Dünya biliyor orayi. Askerlikte 3 ay sinif okulu egitimimi orada gecirdim. Görevli cok cok gidip geldim. Tarihi dokusunu ezberledim. Havasini kokladim, sevdim. Ama oraya kendi kararim ve inisiyatifimle bir kez dahi gitmedim. Cekmiyor beni. Zorunlu gittigimde, ben hep, ama hep Ankara'ya, bu gösterissiz Cumhuriyet kentine dönüsünü sevdim Istanbul'un... Kozmopolit beyinli biriyim: Yeni insanlar, yeni yerler, yeni yemekler... Bunlari hep sevdim, severim. Ama Ankara'yi daha cok hep sevdim... Bilmiyorum: Istanbul'u hep sadece uzaktan sevebildim. Daha kötüsü de ne biliyor musun: Eski Ankara'm da bana artik cok daha az sey verir oldu. Ankara'dan mi, benden mi kaynaklaniyor bu, bilemiyorum. Aslinda biliyorum da söylemesi zor geliyor. Sevgiler:-)

pirmete 
 21.12.2006 19:45
Cevap :
Selam Pirmetecim, Ankara değişti evet, çirkinleşti son dönemde. Kolu kanadı kırıldı. O nedenle Ankara'dan da kaynaklanıyordur senden olduğu kadar. Ya da tümden bizden kaynaklanıyordur da, biz O'nu suçluyoruz, bilemiyorum. Kocaman Sevgiler...  22.12.2006 9:01
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 132
Toplam yorum
: 409
Toplam mesaj
: 82
Ort. okunma sayısı
: 2985
Kayıt tarihi
: 09.08.06
 
 

Odtü mezunu; edebiyat ve sinema düşkünü biriyim. AFSAD’ta fotoğraf, Sinematek’te film yapımı üzer..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster