Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Mayıs '07

 
Kategori
Sanat Tarihi
Okunma Sayısı
1094
 

İstanbul'u korumak

İstanbul'u korumak
 

Dünyadan haberi olan herkesin düşünde İstanbul vardır. Batılılar İstanbul'u her zaman "oryantalist", yani "şarklı", yani "doğulu" bulmuşlardır. İstanbul konusunda ne zaman bir yazı çıksa, fotoğraf olarak doğulu yani arap tipinde insan manzaraları fotoğraf olarak kullanılmıştır. İstanbul'u gelip görmeyen yazar-çizer takımı, eski İstanbul gravürlerinden canlandırmaktadırlar kentimizi. Diğer kaynakları ise yüzyıllar öncesinde İstanbul'a gelip gezen ve seyahat anılarını yazan gezginlerin kitaplarıdır.

Günümüzde İstanbul dendiğinde nüfusu on iki milyonu aşan ve birçok devletten çok yüzölçümüne sahip bir kent aklımıza gelmektedir. Oysa, İstanbul'un "Suriçi" bölgesi dediğimiz gerçekten, eski Roma ve Doğu Roma (Bizans) surlarının içinde kalan yerleşim yerleri gerçek İstanbul'dur. Biz buraya "Tarihi İstanbul" diyoruz.

Günümüze kadar yapılan arkeolojik kazılardan anlaşıldığına göre, İstanbul'un Avrupa ve Asya topraklarındaki ilk yerleşimler İÖ III. binyılın sonu II. binyılın başlarıdır. Bu tarihi daha öncelere çekenler de vardır. Örneğin Kadıköy'ün, Fikirtepe semti ve Avrupa yakasında Kemerburgaz semtinde eski yerleşim izlerine rastlamıştır.

Herşeyi ile efsaneler kenti olan İstanbul'un kuruluş efsaneleri de çoktur. Ama, en bilineni Delphoi kâhininin kehanetiyle kurulmuş olanıdır. Bu efsaneye göre, Yunan kökenli halklar yeni bir yurt edinmek için yola çıkarlar. Başlarında Byzas adlı bir kişi vardır. Çok sonraları bu Byzas adından Bizans İmparatorluğu adı türetilecek ve tarihte hiç bir zaman kendilerine Bizans demeyen Doğu Roma İmparatorluğuna XıX.yy tarihçileri Bizans İmparatorluğu diyecektir.

O zamanlar adet olduğu üzere, yapılacak işler tapınak kâhinlerine sorulmaktaydı. Byzas ve himayesindeki halk da Delphoi tapınağının kâhinine "Nerede yurt edinelim" diye dormuşlar. Kâhin "Yurt ararken, karşınıza körler yurdu çıkacak onların karşısını siz yurt edinin" demiş. Yola çıkan halk aylar süren aramadan sonra, bugün Sarayburnu dediğimiz yere gelmişler. Buranın olağanüstü doğa güzelliği, su yoluna yakın olması ve doğal korunaklı olması onları büyülemiş. Fakat, dikkatlerini bir başka şey çekmiş. Karşı kıyıda bir başka halkın yurdu var. Bir kar kıyıya bakmışlar, bir kendilerinin bulunduğu yere. "Burayı görmeyip karşıyı yurt edinenler mutlaka kâhinin dediği körlerdir" demişler ve körler yurdunun karşısını yurt edinmişler.

Yüzyıllar sonra aynı toprakları Roma İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu başkent olarak kullanmışlardır.

Dünyanın hiç bir toprağında böylesine önemli kara parçası yoktur. Bu önem, dünya tarihini değiştiren üç büyük uygarlığın bu toprakları başkent seçmesinden kaynaklanmaktadır.

Fakat, ne yazık ki bugün İstanbul'un Suriçi bölgesinde bu üç uygarlığa ait çok az iz vardır. Roma döneminden kalma bir kaç metre sur duvarı ve Valens su kemeri bu döneme ait örnektir. Bizans dönemine ait bazı kilise, sarnıç, anıt taş olmasına karşın, günümüzde mozaikleri sergilenen ve bunlardan dolayı muhteşem olduğu anlaşılan Bizans'ın Eski Saray'ından hiç bir iz yoktur. 1204 ilâ 1266 yılları arasında IV. Haçlı Seferi'nde Lâtinler tarafından işfal edilen kent yağmalanmıştır. Binalar tahrip edilmiş, altın ve bronz gibi madenlerden yapılan heykeller ise eritilip başka alanlarda kullanılmıştır. 1266'dan sonra yeniden Bizans'ın eline geçen kent, bir daha eski mükemmelliğine kavuşamamıştır. 1453 yılında ise Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmiştir.

Sultan II. Mehmet, İstanbul'u aldıktan sonra birçok yapıya dokunmamıştır. Kiliselerden önemli olanlar onartılmış ve camiye çevrilmiştir. Bu çevirme sırasında fresk ve mozaik gibi bezeme unsurlarına zarar verilmemesi için üzerleri örtülmüştür. Çok sonraki tarihlerde ise üzerleri sıvanmıştır.

İstanbul kenti o kadar önemlidir ki, Roma İmparatorluğu zamanında İstanbul'un bütün yolları Roma'ya çıkmaktadır. Bütün yerleşim merkezlerinin uzaklığı, İstanbul sıfır alınarak ölçülmüştür. Bu nedenle de bu üç uygarlığın bütün önemli yapıları İstanbul'da yapılmıştır. İstanbul kenti bugün bütün dünya insanlarının araştırma merkeziyse, bunun nedeni İstanbul'un bu üç uygarlığın merkezi olmasıdır. Çünkü bu topraklarda araştırılması gereken çok önemli kaynaklar vardır.

Bugün İstanbul'a Boğaziçi'nden baktığınızda dev gibi gökdelenlerin yükseldiğini görmekteyiz. Bunlarla savaşmak, Donkişot'un yeldeğirmenleriyle savaşmasına benzer: Boşunadır! Çünkü, İstanbul gibi bir kentin gelişen mimariden nasibini almaması olası değildir. Ancak, kurulduğu günden bu yana İstanbul denediğinde akla gelen yer tarihi yarımada dediğimiz Sarayburnu'nu da içine alan Suriçi bölgesidir. Bunun dışında kalan yerlerin imara açılması elbette kaçınılmazdır. Bir tek yasak vardır, o da Suriçi bölgesi ve özellikle Sarayburnu, Cankurtaran, Kumkapı, Haliç'in bütün kıyıları ve Sultanahmet'tir. Buralara imar izni asla verilemez.

Bunu söylememin nedeni Sultanahmet cıvarına beş yıldızlı bir otele izin verilmeye çalışılmasıdır. Umarım bu söylenti yalandır. Ancak, Sultanahmet gibi tarihi bir dokunun içinden tramvay denen ulaşım aracının geçirilmesi, başka yer yokmuş gibi tarihi yarımadanın altından marmaray tünelinin kazılması endişelerimi arttırmaktadır. Çünkü, yapılanlar, yapanların İstanbul'u hiç tanımadığını ortaya koymaktadır. Marmaray projesi nedeniyle yapılan kazılarda ortaya çıkan bir çok arkeolojik buluntu ne yazık ki örtbas edilmektedir. Yapımcı Japon firmasının ise nelere el koyabileceğini düşünmek istemiyorum. Umarım, yakın bir gelecekte Japon'yada açılacak bir sergide "İstanbul Marmaray kazıları sırasında ortaya çıkarılan buluntular" bölümü açılmaz.

Yüzyıllardır herkesin gözdesi olmuş İstanbul kenti ve özellikle Suriçi bölgesi, son yıllarda harap olmuştur. Üsküdar ve Kadıköy meydanlarına bir bakın. Şantiye gibi. Bittiğinden bundan da beter olacak. Aynı durum Sarayburnu için de geçerlidir. Topkapı Saray'ın o alçakgönüllü görünümünün eteklerinde harıl harıl kazı yapılmaktadır. İhale canavarları ve onun komisyoncu yerli ortakları ve projeye imza atan yüzdelikciler ne yazık ki İstanbul kentini yok etmektedirler.

Yüzyıllardır İstanbul dendiğinde akla gelen Suriçi bölgesini mutlaka korumalıyız. Çünkü, dünyada İstanbul gibi tarihe sahip başka kent yok. Tarihi açıdan yok, sanat tarihi açısından yok, coğrafi konumu bakımından yok.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ama maalesef kimin umrunda? Atina müzesindeki eserlerin %30u ve Roma müzesindeki eserlerin %50si metro inşaatı esnasında ortaya çıkarılmış. Hele Atina metrosu muhteşem. Çünkü metroya indiğinizde istasyonlarda kazılar esnasında çıkarılan eserler sergileniyor. Hem fotoğraflar hemde camekanlar arkasında gerçek eserler olarak. Ben şahsen marmarayın eski istanbula girmesinden yanayım. çünkü bu sayade ulaşımı düzene sokabilir. taksim gibi turistik bir mekanı istanbulun tarihine bağlayabilir ve sonrasında sultanahmeti umarım bir roma forumuna (colloseum un olduğu yer) çevirebilir. Ancak şu boğaz tünelinin yenikapı tarafına yapılması ve bulunan bizans limanını kurtarmak için kısıtlı zamanda arkeologların seferber oluşu hiç de benim içimi rahatlatmıyor. Saygılarımla

Legolas 
 26.12.2007 16:48
Cevap :
Üsküdar'ı kazdılar, Ankara Yokuşu'nu kazdılar (İstanbul Valiliğinin önü), Sirkeci'yi kazdılar, Yenikapıyı kazdılar, Gülhaneyi kazdılar... Hepsinin altından tarihi eser çıktı. Belli ki yer üstündeki değerlerimiz kadar yer altında da değerlerimiz var. Bekliyoruz. Sonucu merakla bekliyoruz. Metro mu kazanacak, arkeoloji ve sanat tarihi mi? Yani bilim mi? Sahi, hiç kimse düşünmedi mi İstanbul'da metro yapmanın ne zor olduğunu? (Sevgiler)  28.12.2007 20:39
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 278
Toplam yorum
: 681
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 3179
Kayıt tarihi
: 26.05.07
 
 

İstanbul'un Kadıköy ilçesinde doğdum. Bir daha da Kadıköy'den ayrılmadım. İstanbul Üniversitesi, Ede..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster