Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Mayıs '19

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

İstanbul’un Mabedi Eyüp

Padişahların kılıç kuşanarak sultanlığa adım attıkları, çeşmesinden akan suyun kutsal sayıldığı, farklı gönüllerden yükselen onlarca dileğin göğe yükseldiği, havasının ulviyet koktuğu, Ramazan ayının en coşkulu yaşandığı semt Eyüp… Hz. Muhammed’in sancaktarı olan ilk Müslümanlardan Ebu Eyyüb el- Ensari’den adını alan Eyüp, Osmanlı tarihinin en zengin mimari eserleri sayılan türbeleri, Haliç’e tepeden bakan Pierre Loti’si ile günün her saati canlılığını yitirmeyen ve temposunu her geçen gün artırarak yaşan bir semt.

Haliç’in sonunda, Türklerin çok iyi bildiği ama yabancı turistler için pek de tanıdık olmayan bir yer var; Eyüp… Romantik aşıkların buluşma noktası olmasının yanı sıra Haliç’e karşı nostalji yaşamak isteyenlerin uğrak yeri Pierre Loti Kahvesi, duaların karşılıksız bırakılmadığına inanılan Eyüp Sultan Türbesi, Ramazan ayının vazgeçilmez eğlence adresi Feshane… Hepsi Eyüp denince ilk aklımıza gelen yerler değil mi?

İslam dünyası için kutsallığını yüzyıllardır koruyan ve hala etkisini yitirmeden her gün yüzlerce ziyaretçisine kucak açan, çeşmesinden akan suyun kutsal sayıldığı, avlusunu asırlık çınar ağacının süslediği Eyüp Sultan Camii ve Türbesi,Eyüp denince herkesin aklına gelen ilk yerdir. Hatta Osmanlı’nın İstanbul’a bıraktığı en büyük tarihi miraslardan da birisidir.

Ebu Eyyüb el- Ensari bilinen adıyla Eyüp Sultan, Ensarlar arasında İslamiyet’i ilk kabul edenlerden biridir. Ayrıca Müslüman olduktan sonra, Hz. Peygamber’in yanından hiç ayrılmayarak, yaptığı bütün savaşlarda sancağını taşımış, Hz. Muhammed, Mekke’den Medine’ye göç ettiğinde, onu evinde ağırlamasıyla, İslam âleminde “mihmandar-ı nebi” olarak anılmaya başlamış bir kişidir. Bilgeliğiyle de birçok hadis rivayet etmiş ve dini fetvalarda bulunmuş bir alimdir.

Hz. Muhammed yanında tüm savaşlara katılmış ve sancağını taşımış olan Ebu Eyyüb El-Ensari, son savaşı olarak Bizans’tan İstanbul'u almak için gelen İslam ordusuna katılmış. İlerlemiş yaşı nedeniyle bu yolculukta rahatsızlanmış. Vefatı durumunda, kendisinin İslam ordusunun ulaştığı en ileri noktaya defnedilmesini istemiş. 4 Mayıs 672 tarihinde vefat ettiğinde ise Ebu Eyyüb El-Ensarivasiyeti gereği İstanbul önlerine defnedilmiş. Bizans’la yapılan bir anlaşmayla kutsal bir kişi olduğundan mezara müdahale edilmeyeceği sözü alınmış. İslâm ordusu kuşatmayı kaldırıp geri çekildikten sonra da, Bizans halkı yıllarca Eyyüb el-Ensari’nin kabrini ziyaret etmiş, onun hürmetine kuraklık zamanında kabrine gelip yağmur duasında bulunmuş. Fakat Latin istilasında Ebu Eyyüb’un türbesi de yıkılmış. Bu istiladan sonra zamanla Ebu Eyyüb’un kabri kaybolmuş. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u feth ettikten hemen sonra ise Hocası Akşemseddin’den Eyyüb el-Ensari’nin kabrini bulmasını istemiş. Akşemseddin istiare ve keşif yolu ile gece ışık topunun indiğini gördüğü mevkiyi, kabrin yeri olarak göstermiş. Burası kazıldığında iki kulaç derinlikte “Ebu Eyyüb’un mezarı burası” yazan bir taş bulunmuş ve bugünkü türbenin temelleri Fatih Sultan Mehmet tarafından atılmış olup bölge Eyüp Sultan ismiyle anılmaya başlıyor.

Ramazan ayı en kalabalık zamanı

Eyüp Sultan Camii’sine her giden kişi daha ilk anda, farklı gönüllerden yükselen onlarca farklı dileğin birleştiği ve Eyüp Sultan’ın kabrinin burada bulunuşuyla havasının iyice ulviyet koktuğu kutsal bir mekan olduğunu hissedecektir. Eyüp’ün manevi havasıyla, tabiatıyla, kültürel değerleriyle kendine has bir kimliği var. Türbe çevresinde ne zaman giderseniz gidin mutlaka bir hareket vardır. Yeni evli çiftler, sünnet çocukları, lokum dağıtan hayırseverler, şifa isteyen hastalar ve daha pek çok kişi Eyüp Sultan’ın çatısı altında toplanır ve her daim  buranın canlılığını yaşatır.

Din turizminin en yoğun yaşandığı bölgelerden biri olması nedeniyle Eyüp Sultan, Ramazan ayı boyunca özellikle iftar ve sahur saatlerinde en kalabalık günlerini yaşar. Bayramlar da bu günlere dahil olmakla birlikte Eyüp Sultan’ın kutsallığı hürmetine burada edilen hiçbir duanın geri çevrilmeyeceğine inanılır.

Eyüp Sultan’ın kutsal bir zat olması nedeniyle Osmanlı döneminde de devletin önde gelen isimleri Camii çevresinde Külliyeler yaptırmış ve mezarlarını burada olmasını istemiş. Bu nedenle Eyüp Sultan Camii’nin etrafının birçok türbe ve külliye ile çevrili olduğunu görürsünüz. Ancak bunlardan en dikkat çekici ve görülmesi gerekenler, Mihrişah Valide Sultan Türbesi, Adile Sultan Türbesi, Zal Mahmut Paşa Camii, Hüsrev Paşa Külliyesi, Ayas Mehmet Paşa Türbesi olarak sıralayabilirim. Her biri kendi içinde mimari zenginliğe ve öneme sahip Külliyeler zamanında eğitim ve bilim yuvalarıyken günümüzde belediye tarafından sanat ve kültür etkinliklerinin adresi…

Tarihe tanıklık eden Cülüs Yolu

Eyüp Sultan’dan çıktıktan sonra Cülüs Yolu’nda bulunan görkemleriyle kendine hayran bırakan Mihrişah Valide Sultan ve Adile Sultan Külliyesi Türk barok döneminin en önemli eserleridir. Şimdilerde restorasyon nedeniyle kapalı olan bu yapılar zamanında bin kişilik bir kapasiteyle her gün ihtiyaç sahiplerine yemek yardımı yapmalarıyla da biliniyor. Padişahların kılıç kuşanmak ve sultanlığa ilk adımlarını bu türbelerin bulunduğu Cülüs Yolunda atmaları ve buradaki düzenlenen geçit törenleri dolayısıyla da tarihi bir öneme sahip.

Evliya Çelebei’nin; “Camilerin en güzeli Zal Paşa Camii ki; irem bağı içinde iki tarafı yol ve pek parlaktır. Osmanlı ülkesinde olan vezir camileri içinde bundan nurlusu yoktur. Üç yüz altmış altı cam billur ile süslüdür” dediği Mimar Sinan eserini görmemek ise Eyüp’e haksızlık olur. Mimar Sinan’ın en güzel ve estetik eserlerinden biri olan cami, Eyüp’te ziyaret edilmesi gereken yerlerden biri. Ancak bu cami yapıldığı dönem halk tarafından pek ilgi görmezmiş. Nedeni ise Kanuni Sultan Süleyman oğlu Mustafa’yı öldürtmeye karar verince bu iş için Zal Mahmut’u görevlendirmiş. Cellatlara direnen Şehzade Mustafa’ya arkadan saldırarak öldüren Zal Mahmut, Şehzade Mustafa’nın ölümünden sonra Kanuni Sultan Süleyman tarafından ödüllendirilmiş ve paşalığa yükseltilmiş. Ancak halk tarafından çok sevilen Mustafa’nın Zal Paşa tarafından katledilmesine halk tepki göstermiş ve adını taşıyan bu caminin kapısını bile açmamış. Ama halkın bu tavrı da zamanla unutulmuş hadiselerden biri olmuş.

Çeşmeler diyarı

Sadece Eyüp’te 127 tane tarihi çeşme bulunuyor. Bunlardan 44 tanesi restorasyondan geçmiş olsa da kaybolan ve yıkılan onlarca çeşme var. Ancak Eyüp Belediyesi tarafından yaptırılan, görkemiyle göz kamaştıran Ebedi Eyüpsultanlılar Çeşmesi, yok olup giden bütün çeşmelerin ve Eyüp Sultan mezarlığında yatan şahsiyetlerin adına yapılmış bir anıt niteliği taşıyor. Eyüp Sultan Mezarlığı’nın girişinde bulunan çeşmede, burada yatmakta olan 600 tanınmış simanın isimlerinin yazmasıyla da dikkatleri üzerine çekiyor. 

Taş işçiliğinin en güzel örnekleri burada

Ebedi Eyüpsultanlılar Çeşmesi yanından geçip mezarlık yolundan Pierre Loti’ye doğru çıkarken, nakış gibi işlenmiş, adeta bir sanat eseri gibi duran mezar taşlarını gördüğünüzde de şaşırabilirsiniz. Osmanlı mezarlıklarından biri olan Eyüp mezarlığı, taş işçiliğinin en güzel örnekleriyle dolu. Mezarlıkta yol almaya devam ettikçe ve taşlarda yazan edebi yazıları okudukça kendinizi mezarlıkta değil bir edebi kütüphanenin arşivinde hissedebilirsiniz. Sadrazam, vezir, asker, kadı, memur... Burada gömülü insanların dünyadayken ne iş yaptıklarını ise mezar taşlarına bakarak anlamanız mümkün.

Eyüp mezarlığında, Türk musikisi için yaptığı çalışmalarla bilinen Zekai Dede’nin, büyük hattat Ahmet Kamil Efendi’nin, Türk edebiyatına eserleri ve fikirleriyle iz bırakmış usta şair Necip Fazıl Kısakürek, son devrin önemli ve meşhur Nakşibendi şeyhlerinden Küçük Emin Efendi ve İstiklal Harbi’nde önemli mevkilerde bulunan Mareşal Fevzi Çakmak gibi birçok tarihi şahsiyetin mezarı bulunuyor.

Eyüp’te ayrıca yerleri tarih boyunca tahrip edilmiş ve korunamamış bu sebeple kaybolmuş bir cellat mezarlığı da bulunuyor. Eskiden cellatlar öldüklerinde Pierre Loti’nin yukarı tarafında bulunan Karyağdı Tepesi’ndeki cellat mezarlığına gömülürmüş. Hayatlarında olduğu gibi mezar taşlarında da bir gizlilik olan cellatlar, meslekleri itibariyle toplumdan soyutlandıkları için mezarları da sosyal hayattan soyutlanmış. Osmanlı’da cellatlar normal mezarlıklara alınmaz, gece gizlice gömülür ve mezar taşlarında isim, tarih yazılmazmış. Dikdörtgen, düz taştan ibaret mezar taşlarında hiçbir işaret bulunmamasının sebebi, öldürülen kişinin geride kalan yakınlarının, bunları mezar taşlarından bulup mezarlarını tahrip etmemesi düşüncesiymiş. Eyüp’teki bu cellat mezarları zaman içinde bölgedeki çarpık yapılaşmayla yok olmuş. Ama yine de Eyüp sokaklarında gezdiğimizde isimsiz dikdörtgen bir mezar taşına rastlarsanız bilin ki bir cellat mezarına denk gelmişsiniz demektir.

Pierre Loti Kahvesi

Haliç'in ünlü panaromasının seyredildiği bu tepeye adını veren Fransız edebiyatçı, asker ve romancı Pierre Loti... İstanbul'da uzun yıllar yaşayan ve gerçek bir İstanbul aşığı olan Pierre Loti'nin asıl adı Julien Viaud'dur. Ama biz onu İstanbul ile özdeşleşen büyük aşkı Aziyade’den, hüzünlü bir aşk hikayesinden tanıyoruz yani namı diğer Hatice’den...Bu destansı ve acıklı aşkın hikayesini bilmeyenler için hikaye ise şöyle; 1876’da subay olarak İstanbul’a gelen Pierre Loti, Selanik’te önce Osmanlı’ya, sonra da Aziyade adını verdiği Hatice adında Çerkez bir güzele sevdalanır. İstanbul’un destansı güzelliğinde tutkulu bir aşk yaşamaya başlayan çift, bugün Pierre Loti diye adlandırılan Rabia Hatun Kahvesi’nde buluşurlar. Haliç manzarası karşısında gizli gizli görüşen ikilinin aşkı, Fransız askerin ülkesinden acil olarak çağrılmasıyla beklenmedik bir anda son bulur. Ama ne Aziyade, ne de Pierre Loti birbirlerini asla unutamaz. Fransız subay bu hasrete dayanamayıp tekrar İstanbul’a geri döner. Ama döndüğünde hiç beklemediği bir şey duyar; Hatice, Loti’nin ona geri döndüğünü göremeden genç yaşında hayatını kaybeder. Pierre Loti bu acı ve hüzünle, kaybettiği sevdiği kadının dillere destan aşkını yazmaya karar verir. Ve ortaya onun için düşündüğü her bir satırı aşk ve hasret dolu Aziyade’yi bu tepede yazar. Ölümsüz bir aşk besleyen Fransız subay, Hatice’nin mezar taşının bir kopyasını da Fransa’daki evine yollatmış. Aziyade ve İstanbul’a olan aşkıyla bilinen Pierre Loti’nin sık sık gittiği kahve, işte bu hikâyesiyle ‘’Pierre Loti Tepesi’’ adını almış.

Eyüp Sultan Camii’de dua ettikten sonra Pierre Loti’ye çıkmak değişmez bir Eyüp ritüelidir. İster mezarlık içinden taş işleme sanatını göre göre yürüyerek çıkın, ister teleferik kullanarak kısa bir manzara keyfi yaşayarak çıkın ama Pierre Loti’de Altın Boynuz’a karşı mutlaka bir bardak çay içmeyi ihmal etmeyin. Tarihi dokusunu her daim korumuş Pierre Loti’yi eski Türk filmlerinde gördüyseniz buraya geldiğinizde kendinizi o film sahnesinde hissedebilirsiniz. Çünkü masa örtülerinden sandalyelerine kadar Pierre Loti Yeşilçam filmlerindeki o konseptini her zaman korumayı başarmış nadir nostaljik mekanlardan da biri. Bugün restore edilerek orijinal Türk mahallesi halinin yaşatıldığı bölge, turistik tesis olarak da hizmet veren mekanlardan oluşuyor. 

Yok olan lezzetler

Eyüp, günümüze ulaşmayan ve yok olup gitmiş lezzetlerin de adresi. Hem Bizans hem de Osmanlı dönemi boyunca mandıra merkezi olduğundan İstanbul’un en iyi yoğurdu ve kaymağı burada yapılırmış. Son kaymakçı ise kapılarını 1950’de kapatmış. Yakın geçmişe kadar Eyüp kebapçıları da İstanbul’un en büyük şöhretlerindenmiş. Özellikle Eyüp’ün tandır kebabı emsalsiz sayılırmış ancak son tandır kebapçısı da 1958 yılında kapanmış ve yerine bir yenisi maalesef gelmemiş. Tek sevindirici olan ise o günlerden bugüne ulaşabilmiş geleneksel bir lezzetin olması… Eyüp Sultan’ı ziyaret edenler Halka Fırın’ın ürettiği yağlı halkadan almadan gitmezlermiş ki bu gelenek hala devam ediyor. Eyüp Sultan Camii’nin karşısında yer alan fırının halkasından tatmayı da ihmal etmeyin. Eyüp Sultan Meydanı’nda bulunan Ensar Konağı ise Osmanlı mutfağından birçok lezzeti tatma imkanı veren tarihi bir konak, uğramadan geçmeyin. Eyüp oyuncakçıları da bölgenin en meşhurlarındanmış. Ama bu değer de korunamamış ve fabrika ürünü oyuncakların piyasaya çıkmasından sonra buradaki tahta ve oymadan oyuncak yapan dükkanlar da teker teker kapanmış. Oyuncakçılar çarşısının yerinde ise dini ürünler satan mağazaları almış.

Feshane

1984 yılına kadar Haliç sanayileşmenin getirdiği çevre kirliliği ve bölgedeki fabrikaların atıklarını denize bırakmasıyla bataklık haline gelmiş ve yaşanmaz bir bölgeydi. Ancak 1984 yılında başlatılan ıslah çalışması ve fabrikaların şehir dışına taşınması Eyüp’teki hayatı tekrar hareketlendirdi. Haliç uzun uğraşlar sonucu atıklardan ve pisliklerden arındırıldı, balık canlılığı yeniden hayat buldu. Yeşil alan düzenlemeleri yapıldı ve refah seviyesi yükseltilmiş bir semt halini aldı. Bu ıslah çalışmalarından sonra Osmanlı dokuma ve fes fabrikalarından biri olan Feshane’de artık kültürel etkinliklerin düzenlendiği bir alan haline geldi. Günümüzde restorasyon gören Feshane Binası, özellikle Ramazan ayında çeşitli kültür ve eğlence organizasyonlarına ev sahipliği yapıyor.

 

Cemile Torun bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 28
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 27
Kayıt tarihi
: 13.12.18
 
 

Gazeteci ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster