Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 

20 Ekim '08

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
1365
 

İstanbullular 'İstanbullular'ı okumalı..

İstanbullular 'İstanbullular'ı okumalı..
 

Son okuduğum kitaptan söz etmek istiyorum sizlere. Kitabın adı: İstanbullular. Yazarı: Buket Uzuner. Yayınevi: Everest Yayınları. Sayfa sayısı : 519.

Kitabın ilk sayfalarında, ana kadın karakter Belgin’in kesin dönüş yapmak üzere NewYork’tan İstanbul’a gelirken uçakta kendi iç sesiyle iç hesaplaşmasına tanık oluyoruz. Bir yandan, bu “kesin dönüş” kavramı üzerine duygularını, düşüncelerini, hissedişlerini, sorgulamalarını, çağrışımlarını inşa edişini izlerken, öte yandan zihnindeki flash-back fotoğrafların bir görünüp bir kayboluşu arasına sıkışan geçmişini yakalamaya çalışıyor okuyucu. Ve kendini “gitmek – dönmek - kesin gidiş – kesin dönüş” kavramlarının içine dalmış irdelerken, kendine dönük çağrışımlarını düşünürken yakalayıveriyor bir anda.. Bana öyle oldu en azından.

“Gitmek”; fiziksel olarak bedenini bir yerden başka bir yere taşımak mıdır? Gitmek sadece fiziksel bir eylem midir?... Nedir kesin gidiş? Dönüşü olmayan bir gidiş mi? Bir daha hiç dönmemek üzere gitmek mi? Dönmeme niyetiyle gitmek mi? Niyet artı eylemin birlikte tezahürü mü? Kesin gidiş diye bir şey olabilir mi? İnsan o gidişin “kesin gidiş” olduğunu ne zaman hangi durumda tanımlayabilir? Oscar Wilde der ki; “her aşık oluş; umudun kendini bilmişliğe karşı zaferidir ve insan ölmeden, bu aşklardan hangisinin yaşamının aşkı olduğunu bilemez, anlayamaz” (ki o zaman da zaten olanaksızdır bunu anlamak). Kesin gidiş denilen olgu da sanki biraz bu tanımla benzeşiyor, o gidişin ancak öldükten sonra “kesin gidiş” olduğu söylenebilir ki o zaman da zaten olanaksızdır insanın kendisinin bunu anlaması ve tanımlaması.

Öte yandan “dönmek”ten ne zaman hangi durumda söz edilebilir? Dönmek denilen eylemin öncesinde bir “gidiş” olmalı öyle değil mi? “Dönüş”ten söz ediyor olmak için, önce gitmiş olmak, terk etmiş olmak gerekir. Peki gitmek sadece fiziksel bir eylem midir? Ruhsal ve zihinsel olarak zaten hiç gidememişler için “gitmek” fiilinden söz edilebilir mi ki “dönmek”ten söz edilebilir olsun. Ruhunun beyninin ve kalbinin zaten hiç gitmeyip orada kaldığını bildiği o yere, fiziksel varlığını da tekrar konuşlandırmak “dönmek” midir?... “Gidiş” gerçekleşmiş midir ki bu bir “dönüş” olsun? Peki “kesin dönüş” nedir? Kesin gidiş denen olguyu hayattayken insan kendisi için bilip tanımlayabilir olamadığına göre, kesin dönüş ifadesi de bir o kadar tanımsızlık durumu aslında. Kesin dönüş eşittir bir daha gitmemek üzere dönmek mi? Bir daha gitmemek üzere döndüğünü, bu dönüşün kesin dönüş olduğunu ne zaman bilebilir, anlayabilir, tanımlayabilir insan? Ancak öldükten sonra ki o zaman da zaten olanaksızdır bunu anlamak da tanımlamak da..

İstanbul’la -kimi iç yada dış göçle kimi doğuştan- bir şekilde bir kimlik bağı, bir aidiyet bağı olan/kurulan insanların; dini, mezhebi, etnik kökeni, kültürel altyapısı, sosyoekonomik sınıfı, cinsel tercihleri, inançları, yaşam tarzı, konuşması aksanı, giyimi kuşamı, görünüşü duruşu farklı farklı da olsa “İstanbullu” olma alt/üst kimliğinde birleşen “İstanbulluların”, birbirleriyle kesişen birleşen teğet geçen yakınlaşan uzaklaşan ayrık düşen iç içe geçen yaşamlarında, ne gidişin ne de dönüşün “kesin”ininden yaşarken söz etmenin bir o kadar anlamsızlık ve tanımsızlık hali olduğunu daha iyi anlıyor insan bu romanı okurken.

13 yıl önce hayatını değiştiren trajik bir olayı İstanbul'la özdeşleştirerek şehri terk edip New York'a yerleşen İstanbul Bebek’li bilim kadını-akademisyen genetik bilimci Belgin Gümüş.. aslen Adanalı pamuk işçisi bir çiftin yedinci çocuğu olarak doğan, Darüşafaka Lisesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar mezunu, ‘kendi kendini yetiştirmiş' bir insan olan, müstehcen bulunduğu için sürekli parçalanan Maçka Parkı'ndaki heykellerini tekrar tekrar onarmasıyla tanınan ünlü Türk heykeltıraş Ayhan Pozaner.. türban yasağı nedeniyle Amerika'da üniversite eğitimi almaya giden türbanlı Aleynâ Gülsefer.. Duty Free müdürü İstanbullu laik Yahudi Jak Sarfati.. Moskova'dan dönen liberal işadamı Mehmet Emin Entek, onun genç sevgilisi ve asistanı Tijen Derya.. tuvalet temizlik işçisi varoşlu Hasret Sefertaş.. pasaport polisi şoven Üzeyir Seferihisar.. taksi şoförü İstanbullu Kürt Hamo Türk.. Fransa'da okuyan kızını ziyaretten dönen Fransızca öğretmeni İstanbullu Ermeni Ayda Seferyan.. Barcelona'daki bir mimarlık konferansında Türkiye'yi temsil eden İstanbullu aktivist ünlü mimar Erol Argunsoy, onun genç sevgilisi havalimanı barmeni İ. Baturcan Uzunçay.. Cannes'da bir festivale giden ünlü sinema yazarı İstanbullu Levanten Anna Maria Vernier.. yurtdışında yaşayan kızı ve torununa yapmış olduğu ziyaretten yaşadığı Büyükada'ya dönen emekli tarih öğretmeni Kemalist Ulviye Yeniçağ.. Berlin'den tatile gelen Alevî işçi Sabriye Bektaş.. Atina'ya göç etmiş akrabalarını ziyarete giden Boğaziçi Üniversitesi çevre bilimci İstanbullu Rum Prof. Yannis Seferis.. San Francisco'daki ailesini ziyarete giden İstanbullu turizmci Susan Constance ve Belgin'i karşılamaya gelen dadısı, dert ortağı, eski besleme İstanbullu Kete... Kimi birbirine değen hatta kimi iç içe geçerken kimi ayrık düşen yaşamlarıyla tüm bu “İstanbulluların” yolları, İstanbul Atatürk Havalimanı çatısı altında bir şekilde kesiştiğinde, yüzyılımızın göçlerle genişlemiş İstanbul'undan, dolayısıyla Türkiye'sinden bir kesit ortaya çıkıyor.

Dış hatlar terminalinde bir dijital arıza nedeniyle bütün uçuşların iptal edildiği anonsunun ardından herkesin bu anonsu bir bomba ihbarıyla ilişkilendirmesi ve ölüm endişesiyle iç hesaplaşmaya girmesiyle, sonunda artık hiçbirinin eskisi gibi olmayacağı bir zaman yolculuğu başlıyor ve 4 saatlik bir serüvenin içinde o anla geçmiş arasında gidip gelirken buluyoruz kendimizi. Kitabın yazarının kendi ifadesiyle: imparatorluklar şehri, Pagan, Hıristiyan ve Müslüman kültürüyle yoğrulmuş, görmüş geçirmiş, soylu, dünyanın 2700 yıldır menopoza girmemiş tek dişisi, güzeller güzeli, şehirler ecesi İstanbul'un kendisinin de bir anlatıcı- karakter olduğu İstanbullular romanı; İstanbul' la bir aidiyet bağı, gönül iş aş yurt ve/veya kimlik bağları olan bu insanların, Belgin, Ayhan ve diğerlerinin, kısaca “İstanbulluların”, Atatürk Havalimanı dış hatlar terminalinde, kendileriyle İstanbul' un kendisiyle hayatla ve hiç beklenmedik büyük bir tehditle yüzleşmelerinin hikâyesini anlatıyor. Bir İstanbul romanının en olmazsa olmazı aşk ise, romanın iki ana karakterinin -Belgin ve Ayhan’ın- isimlerinin nostaljik çağrışımıyla okuyucuya verdiği ilk ipucuyla birlikte, elbette baş köşede yer alıyor.

Bu romanı okuyan bir İstanbullunun bu yüzleşmede kendi payına düşeni bulmaması mümkün değil…

Yeşim E. Narter
19 Ekim 2008, İstanbul

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Milliyet Gazetesi ve Cafe ekini almışsınızdır...

Ruksan İLDAN 
 01.11.2008 22:14
Cevap :
Merhabalar, maalesef almadım.. hatta bu blogumun orada yayınlandığını da az önce sizin sayfanızı ziyaretimde Milliyet Cafe'de yayımlanan Bloglar isimli blogunuzdan öğrendim. Haber verdiğiniz için teşekkür ediyorum. Keşke daha önce haberim olsaymış, hatıra olarak saklardım en azından. Sevgi ve selamlarımı gönderiyorum.  03.11.2008 14:42
 

romanını ben de geçen yıl okumuştum. Etkileyici bir evlilik hikayesi, çok kültürlülük kesişmesi ve İstanbul aşkı romanı. yine de Uzuner'in en iyi romanı değil, biraz zorlanmalar var. Sevgiler.

Sir 
 24.10.2008 10:00
Cevap :
Merhabalar, farklı bir bakış getirdiğiniz için teşekkür ediyorum öncelikle. B. Uzuner'in bu romanını kendi içinde değerlendirdiğimde, gerek üslubu ve kurgusuyla NASIL anlattığı, gerekse içeriğiyle NE anlattığı başlıkları altında değerlendirdiğimde; akıcı bir dille, olayların ve kişilerin bir birine doğal örgülerle bağlandığı, ileri - geri gidişler arasında okuyucunun kaybolmadan yol almasının sağlandığı bir anlatım içinde İstanbul mozaiğinin analizini bulduğumu söylemeliyim. Benim eleştirim ise; İstanbul'un kendisinin de bir anlatıcı olarak konuşturulduğu kısımlara. Bir çeşit bölümler arası ayırgaç yerleşimi ile İstanbul'un, olayların izleyicisi, gözlemcisi, yorumlayıcısı olarak canlı bir kimlikle konumlandırıldığı bu bölümlerde, zaman zaman 'abartılı didaktik' diyebileceğim bir duruş hissettim. Fakat o bölümlerin de içerik itibarıyla İstanbul'un tarihi ve kültürel dokusuna büyüteç görevi üstlenmiş olması, okuyucuyu zenginleştiren bir özellikti bence. Teşekkürler, sevgiler.  24.10.2008 13:33
 

Bir ara yurtdışında yaşayan arkadaşlarla kesin dönüş konusunu yazışmıştık. Bu kitapta da kesin dönüşle ilgili iç hesaplaşmaların değişik boyuta ve değişik kişilerce yapıldığı anlaşılıyor. Çok iyi bir değerlendirmeyi içeren Blog unuzu bu arkadaş grubuna ilettim. Selamlar erdener ıldız

erdener ıldız 
 22.10.2008 16:19
Cevap :
Merhabalar, kitaptaki iç hesaplaşmaların farklı kişilerce ve farklı boyutlarda yapıldığı yorumunuz doğru ancak bu hesaplaşmalar arasında kesin dönüş kavramıyla ilgili olanların kitabın bütünü içersinde fazlaca ağırlığa sahip olmadığını söylemeliyim. Bu hesaplaşmalar ağırlıklı olarak kişilerin kendileriyle, hayatla ve İstanbul'un kendisiyle olan hesaplaşmalar ve hiç beklemedikleri büyük bir tehditle karşılaştıkları zaman bir yüzleşmeye dönüşen hesaplaşmalar olarak çıkıyor karşımıza. Bu kitap tanım yazımın ilk birkaç paragrafında kesin dönüş kavramının bende uyandırdığı çağrışımlara ve felsefi uzantılarına da yer vermiş olmam umarım sizi yanlış yönlendirmemiş olsun zira kesin dönüş konusunu tartıştığınız arkadaş grubunuza bu yazımı iletmiş olduğunuzu okuyunca (ki bundan ayrıca onur duydum), şöyle bir endişe de duymadım değil: kesin dönüş olgusunun irdelendiği, ana temanın bu olduğu yönünde bir beklenti ile okunursa eğer, hayal kırıklığı uyandırabilir. Yorumunuz için tşk ediyorum. Slmlar  22.10.2008 17:10
 

Kitap tanitimi anlaminda recension. Tango yapar gibi bir tanitim. Cok tesekkürler Yesim Hanim. Istanbul'dan uzak durmaya özen göstereni bile yoldan cikaran bir tanitim... Kitapta disarlikliyim epey zamandir. Hatce'yi tanirsiniz. Kizi Almanya'da okuyor. Biraz vatan özlemiyle, Pirmete'yi bilir sanmis, kitap önerisi istemis. Öneremedim. Kitp kurdu bir dostumdan akil aldim. Üc kitap söyledi Hatce'nin kizi icin. Aldim, armagan ettim. Biri bu kitapti. Hatce gönderdi. Simdi, bu tanitiminiz üzerine bana da farz oldu okumak. Cünkü ben (siz bile tanitsaniz) kimseye güvenmem. Illa kendi gözlerime olacak. Su an icin tek söyleyebilecegim su: Kesin dönüs, hesap kesmektir. Okuyacagim. Bakalim, ne kadar Istanbullu gibi hissedebilecegim kendimi?:-) Sizi yeniden okumak yine hostu. Sagolun. Dost selamlarimla.

pirmete 
 21.10.2008 22:02
Cevap :
Övgü dolu bu yorumdan sonra hemen bir kitap daha okuyup tanıtım blogunu yazmak farz oldu :) Sağolun varolun. Sizin Hatçe'yi tanımaz mıyım hiç, İstanbullu selamlarımı gönderiyorum kendisine de kızına da :) Keyifli okumalar diliyorum, bakalım sizin gözlerin yorumu nasıl olacak, doğrusu meraklandım şimdiden. Selam ve sevgilerimle.  22.10.2008 1:27
 
Toplam blog
: 45
Toplam yorum
: 195
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2069
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

"Artık makine ile değil, insanla iletişim kurma" kararımın ardından IT sektöründeki kariyerimi nokta..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster