Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Haziran '18

 
Kategori
Gelenekler
Okunma Sayısı
31
 

İşte Asıl ‘Hayır’ Budur

İşte  Asıl ‘Hayır’  Budur
 

Hayrât kelimesi, ‘hayır’ın çoğuludur. “Sevap kazanmak amacıyla yapılan hayırlı işler, iyilikler.” anlamındadır. (Osmanlı Türkçesi Sözlüğü, Prof. Dr. Ahmet Doğan)  

Dolayısıyla konumuz olan kişi veya kişiler tarafından ‘hayır amaçlı’ okul, ek bina, cami, çeşme, şadırvan vb. tek olarak inşa ettirilmiş yapılar için ‘hayrât’ kelimesini kullanmak, Türkçe açısından doğru değildir. ‘Hayır’ demek gerekir.

Osman Bey’in Kayınpederi Şeyh Edebalı’dan Bir Uygulama
Ortada daha Osmanlı Devleti yoktur. Türk Edebiyatı’nın romancı devlerinden Târık Buğra’nın ifâdesiyle Süleyman Şah’ın torunu, Ertuğrul Gâzi’nin oğlu Osman Bey, daha ‘Osmancık’tır. Bir avuç yiğitle “yağı’ya akınlar düzenlemekte, beyliğinin sınırlarını genişletmek için var gücüyle mücâdele etmektedir. Elbette Şeyh Edebalı’yı sık sık ziyâret eder. Hatta, ‘Kara Osmancık’, sonradan eşi olacak Şeyh Edebalı’nın kızı Malhun Hatun’a da karasevdalıdır.

Şeyh Edebalı adı üstünde şeyhtir. Danışılan, fikrine başvurulan bir ‘koca.’ Dergâhında münzevî bir hayat süren bilge bir şahsiyet. Dinine, diyanetine bakmadan dergâhının kapısı yolda kalmış, konaklamak mecburîyetinde kalan bütün misâfirlere açıktır. Onları, onlara ayrılmış ‘misâfirler odaları’nda ağırlar. Bu ‘hayır’da vurgulamak istediğim asıl nokta şu: Misâfirlerin bulunduğu odaların görünen bir yerinde, içinde çeşitli para birimlerinin bulunduğu kâseler vardır. Misâfir – eğer ihtiyacı varsa – Bizanslı ve / veya Türk … hâlini arz etme, isteme ezikliği yaşamadan o kâselerden ihtiyacı kadarını alır ve dergâhtan bir gölge gibi çıkar ve yoluna devâm eder. Şeyh Edebalı’nın bu uygulaması, inceliğin zirve noktasıdır.

Ad(lar)ı Yaşatmak Düşüncesiyle Yapılan Hayırlar
Günümüzde sık sık rastlarız ad(lar)ı yaşatmak gâyesiyle mâliyetini hayırsever(ler)in yüklendiği  hayırlara. Bunlardan ilk aklıma gelenler: okul, kütüphâne, cami, çok amaçlı salon, müze, orman alanı, çeşitli yapıların belirli bölümleri… Hayırseverlerin yaptırdığı bu tür kurum ve kuruluşları kasabamızda da görmüşsünüzdür. Eyvallah, deyip geçeyim bu ve benzeri hayrâtı.

Başlığımla anlatmak istediğim yandaki fotoğraftaki çeşme. Bu da bir hayır. Bir benzeri daha var kasabamızda. Belki başka da vardır ama ben bilmiyorum. ‘Pet şişedeki suya’ itibar etmeyenlerin bir anda susuzluklarını giderecekleri ya da sıcaktan bunalanların yüzlerini serinletmek için kurnasına el uzattıkları bir çeşme. Dikkat buyurursanız çeşmede ne bir isim var ne de herhangi bir yazı.

Tam da burada ‘hâtıralar sandığım’dan, yatılı olarak okuduğum Sakarya’nın 70’li yıllarındaki bir hayrından bahsedeyim de varın gerisini siz anlayın.

Bir okul arkadaşım siyâsî bir kavga sonrasında ‘içeri’ düşmüştü. Ziyaret günü salı idi. Hem İngilizce öğretmenim, hem de Sakarya Ülkü Ocakları Başkanı (Selâm olsun ona !) olan Vehbi Akkılıç her salı, o arkadaşımın ihtiyaçlarını karşılamak üzere onu ziyâret etme görevini bana vermişti. Şimdiki olmadığı gibi o zamanlarda da pek param olmazdı. Önce Sakarya-Mühendislik’te okuyan, o dönemde  ‘sosyalist’ olan ablama uğrar, 5-10 TL. alır, şehrin dışındaki cezaevinin yolunu tutardım. Epey bir yürüdükten sonra cezaevine ulaşırdım. Bir ara yola sapardım. Cezaevi, yolun solundaydı. Ortada bir stabilize yol, sağda da on kadar çeşmesi olan bir şadırvan. Onca yol yürüdüğüm için o şadırvandaki taburelerin birine oturur, biraz soluklanır, yüzüm yıkar, birkaç avuç su içer, şadırvanı yaptırana yönelik, “Ölmüşlerinin ruhuna değsin.” der ve cezaevinin kapısına doğru yürürdüm.

Bir keresinde – Nasıl da daha önce dikkat etmemiştim. Bir de şair geçiniyordum. Çünkü o sene, Sakarya Okullararası Şiiri Yarışması’nın birincisi seçilmiştim. Ödülümü de Sakarya Valisi merhum Hayri Kozakçıoğlu vermişti. – Şadırvanın ön cephesinin üst kısmındaki iki mısra ile çarpıldım:

“Bak şu çeşmeye su içecek tası yok
 Kırma insan kalbini yapacak ustası yok.”

Bu beyitten başka, o büyükçe şadırvanın hiçbir yerinde hiçbir ad veya yazı yoktu. Şadırvanı yaptıran hayırsever de tıpkı yukarıdaki beyit gibi ‘anonim’di.

Son söz: İşte asıl hayır budur bence. Birazcık anlayış ve hassasiyet sahibi, içini veya yüzünü serinlettikten sonra zâten hayırsever(ler)e küçük bir duâyı asla esirgemez.

Mustafakemalpaşa, 10 Haziran 2018

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 326
Toplam yorum
: 178
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 840
Kayıt tarihi
: 13.06.10
 
 

Tarih, edebiyat ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster