Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Mart '12

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
16976
 

İşte benim ütopyam…

İşte benim ütopyam…
 

Küçük bir sahil kasabası düşlüyorum. Her şeyin daha saf ve temiz olduğu, bahçeli evleriyle,  yemyeşil doğasıyla,  huzurlu ve sakin bir kasaba. Arkasındaki dağa sırtını yaslamış, sıra sıra dizilmiş en fazla iki katlı evlerinin kapıları hiç kilitlenmiyor.  Biraz ötede özenli tarlaları, geniş çayırları, dağların arasından nazlı bir gelin gibi süzülerek gelen, içindeki çakıl taşları pırlantalar gibi ışıldayan balıkların oynaştığı bir deresi de var. Ve kavurucu sıcaklarda bile buz gibi suyundan içeni kandıran bir de pınarı.

Pırıl pırıl bakışlarıyla insanlar düşlüyorum orada, her türlü kinden, nefretten arınmış, tuzakları olmayan kuralsız ve katıksız sevgilere sahip insanların yaşadığı bir yer.   

Büyük şehirlerden ve dijital yağmurlardan, maskeli yüzlerden ve teknoloji çöplüğünden uzak öylece deniz kenarında unutulmuş gibi kendi halinde olan o minicik kasabadaki küçücük bir evde yaşamayı düşünür oldum son zamanlarda.  Adaletsizliğin diz boyu, haksızlıkların kol gezdiği dünyadan uzaklarda belki de başka bir gezegende, kölelikleri dışarıda bırakarak, tatminsizliklerle yoğrulmadan dingin ve alelade bir yaşam düşlerime giriyor uzun zamandır.

O küçücük evin büyükçe bir bahçesi olmalı ama. Duvara dayanmış bir divan önünde bir tahta masa ve iki tahta sandalye olsun yeter bahçede. Belki bir ağaç altında bir tahta bank gölgelenmek için. Belki bir hamak öyle basitinden.  Bahçe duvarlarının kenarlarına sardunyalar dizmeliyim kırmızısıyla, pembesiyle. Bir tarafında güller, diğer tarafta da ortancalar olmalı. Birkaç da meyve ağacı. Her sabah günaydın demeliyim onlara, konuşmalıyım.  Mutlaka bir köpeğim olmalı can yoldaşım. Küçücük burnunu dayamalı ellerime, konuşan gözleriyle bakmalı.  

Ardımda bıraktığım tüm sözcükleri hafızamdan silerek, yeni kelimeler bulmalıyım hayata yeni baştan başlarken. Tüm zorluklarla baş edebilecek kadar sert ve en küçük sarsıntıda kırılabilecek kadar yumuşak bir yüreğe sahipken artık sadece monoton bir hayat düşlüyorum. Küçük öyküler yaratmalıyım içinde sevgi çiçekleri olan. Ve onlardan her sabah birer demet yapıp koymalıyım başucuma.

Minik bir limon ağacının etrafa yaydığı kokularla mest olmuş, ellerimi başımın altında kavuşturup gözlerim kapalı öylece uzanmalıyım yerdeki çimenlerin üzerine. Zihnimden askeri düzenle geçen düşüncelere boş verip, şarkı sözlerinin ahengine kapılıp mırıldanmalıyım tempo tutarak. Öğlen güneşine sırtımı verip dalıp gitmeliyim elimdeki kitabın satırlarının arasında.

Bazen küçük çakıl taşlarıyla kaplı sahilinde dolaşmalıyım, küçük dalgalarla kovalamaca oynayıp ıslatmalıyım ayaklarımı. Taşlar sektirmeliyim denizde, attığım her bir taşa ayrı anlamlar yükleyerek yarıştırmalıyım kendimle. Ayakkabılarım elimde kilometrelerce yürümeliyim, gün batımının farkına varmalıyım ve durmalıyım öylece o kızıllığı içime çekip o fotoğrafın içine atlamalıyım.  

İçimden şiirler yazmalıyım batan güne karşı, şarkılar göndermeliyim güneşe, bir daha gel diye çağırmalıyım. Denizle gökyüzünün seviştiği anlardaki renk cümbüşünü tekrar tekrar çekmeliyim içime.  Her yer maviye kesmeli, maviden laciverde dönüşen akşamın içinde kaybolmalıyım. Balıkçıların ağlarındaki pullu balıklarla birlikte çekilmeliyim denizden.    

Akşam karanlığında bahçemi sulamalıyım hortumla. Çiçeklerim içerken suları onlarla birlikte susuzluğumu kandırmalıyım. Islanan ayaklarımdan terliklerimi fırlatıp toprağa basmalıyım, toprak kokusunu nasıl da severim bahçe sulanırken. Ya da yağmur sonrası dindiğinde yağmur, deli eder beni o koku, kendimi dışarı atasım gelir her zaman.

Elimdeki bir bardak sıcak çayın huzuruyla ısınmalıyım akşamları bahçemdeki tahta sıraya otururken, radyoda güzel bir türkü olmalı o sıra. Derinden yanık sesli bir genç söylemeli türküsünü, onunla ben de kapılıp sürüklenmeliyim türkünün içine. Yapraklara tık tık vuran yağmurun sesiyle gelmeliyim kendime.  Yağmur taneleri düşerken toprağa doğanın uyumlu melodisini dinlemeliyim.

Akrep ve yelkovanlardan uzak durmalıyım ben orada. Zamanı sadece kendim için ayarlamalıyım tüm beklentilerden uzak. Martıların kanatlarına yükleyip göndermeliyim davetleri. Çağrımı hisseden zaten gelir bulur beni.  

 

Şükran Demirtaş

Mesut Selek bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ev, bahçe çiçekler, doğa hepsi gerçekleşir ütopya değil ama insanlarla ilgili kısım maalesef! İnsanlar çok değiştiler Şükran hanım. Tertemiz ve güvenilecek insanlar ne yazık ki kalmadılar, varsalar da rastlamak zor:-(( Bu blogunuza Face'den ulaştım, selam ve sevgilerle...

Yurdagül Alkan 
 27.01.2013 1:11
Cevap :
Sevgili Yurdagül Hanım, dünya hızla kirleniyor ve içindeki herkesle birlikte oluyor bu. Güvenilecek insan sayısı bir elin parmakları kadar. İnsan güzel şeyler düşlerken insan faktörünü de hesaba katıyor.Ve inanın büyük şehirden ve insanlarından kaçmak huzurlu bir beldede sakince yaşamak özlemim oldu. Bilmem gerçekleşir mi? Teşekkürler ilginize, selam ve sevgilerle...  27.01.2013 12:27
 

Sizin düşünüzü başkası gerçekleştirir genelde. Düşleriniz bile çalınır ya hani. İşte o hırsızlardan biri benim. Ben aynı bu anlattığınız yerde ve yaşamdayım. Fazladan bir teknem, ve fazladan ağaçlarım var.

Ahmet KARAKAYAN 
 23.03.2012 0:22
Cevap :
Ne kadar şanslısınız Ahmet Bey. İmrendim doğrusu. Demek fazladan bir tekne de var o tablonun içinde. Ne güzel. Ağaçlarımı yanımdan ayırmıyorum zaten. Onlar olmadan olmaz. Size o tablonun içinde daha fazla mutluluklar dilerim.   23.03.2012 10:48
 

Ünü azeri şair yazar Bahtiyar Vahapzade hayallerimize " veresiye günlerimiz" der... Umarım hesap defteriniz dolmadı... "verisye vere vere, kalmadı kalmadı" derler ya o misal..)) Bir arkadaşım vardı dadaş... "gidecesen bir dağ başına" derdi... elekrtik, televizyon,telefon,buzdolabı hazılı hiç bir şey olmayacak" ..."radyo" dedim... o da olmayaacak, bu hengameden hiç bir şey duymak istemiyorum... Ne gzel demişti. siz perçinlediniz... yüreğinize sağlık... sevgilerimle....

Metin TOPÇU 
 21.03.2012 12:55
Cevap :
Ne kadar haklıymış o arkadaşınız. Gerçekten öyle bir yere ihtiyacım oluyor bu aralar sık sık. Bütün teknoloji çöplüğünden uzak, sadece doğayla başbaşa, bir lokma bir hırka misali. Olur mu bilmem yoksa gerçekten ütopya mı? Teşekkür ederim ilginiz için Metin bey, sevgilerle...  21.03.2012 23:31
 

Ne güzeldi bir bilseniz kendimi oralarda hissettim bi an bu bile yeter.Harikaydı.SEVGİMLEÇ

Şennur Köseli 
 20.03.2012 10:20
Cevap :
Ne güzel Şennur'cuğum hayalimin içine çekmişim demek ki seni de. Teşekkür ederim, sevgimle...  20.03.2012 15:09
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 258
Toplam yorum
: 1562
Toplam mesaj
: 40
Ort. okunma sayısı
: 2007
Kayıt tarihi
: 19.03.11
 
 

Doğup büyüdüğüm şehirde, İstanbul'da yaşıyorum. Emekliyim. Gezmeyi, görmeyi, keşfetmeyi sevdiğim ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster