Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Aralık '17

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
187
 

İşte Böyle Başladım Yazmaya

İşte Böyle Başladım Yazmaya
 

 

Yıllardır içimden geçenleri yazmak istiyordum. Oturup bilgisayarın klavyelerini şakırdatmaya başlıyorum. Yetmiş beş metrekarelik evimizin iki balkonundan beş metrekarelik bir balkonunun bana tahsis edilmesini oylamaya sundum.

Kabul gördü.

Kendime küçük bir kitaplık, 50x50 küçük bir masa, birde küçük bir büro tipi sandalye koydum.

Üzerine de Laptop bilgisayarımı yerleştirdim. Kendime özgü bir düzenleme yaptım. Balkon penceremin camlarına ahşaptan bir güzel Jaluzi taktım.

Duvarına küçük çerçeveler içine renkli yazıcımdan resim kâğıtlarına bastığım sevdiğim resimleri çıkartıp çerçeveler içine koyup astım.

Hemen baş ucuma TRT’den aldığım TRT-Efem logolu nostalji görünümlü radyom. Ondan yayılan buram, buram Anadolu kokan türkülerin nağmeleri, Halk müziğinin insanı alıp uzaklara götüren tınıları eşliğinde….

Kısaca kendime Home-Ofis yaptım kendimce. Bana o kadar keyif verdi ki mini ofisim ancak yaşamak lazım. Sanki boğaza nazır 300 metrekare bir ofisim olmuş kadar mutlu oldum.

Ara dinlenmelerde penceremden Kartepe dağının yemyeşil manzarasını seyretmek ise ayrı bir keyif veriyor.

Ki bana göre kocaman bir holding ofisim olmuş kadar mutlu oldum. Hatta abartıp bir şişe limon kolonyası, bir adet şekerlik, içine de bonbon kâğıtlı şekerler koymuştum.

Hani küçük çocuklar evcilik oyunu oynarlar ya küçükken. İşte bende aynen o oyunu oynuyordum kendimce. Ofisimin ilk misafiri eşim oldu. Hoş geldiniz ofisime dedim ve minik bir tabure verdim ona.

Ne alırsınız dedim. Çay Kahve….

O da gayet ciddi bir tavırla neskafe lütfen dedi. Sütlü olsun dedi.

Kalkıp gittim neskafeyi getirdim ikram ettim. 

Keyifle içti.

Kolonya şeker ikram ettim ve…

Ofisimin kurallarını koydum ilk günden.

Ofisime benden izinsiz girilmemesi, ben yazı yazarken rahatsız edilmemem konusunda uyardım. Resmen Yazarlık oyunumu saçlarıma, sakalıma akların düşüp emekli olduğum bu yaşımda oynamaya karar verdim.

Yaz mevsiminin başlarıydı. Güneşli bir ilkbahar sabahında güneşin tatlı sıcaklığının doğuya bakan mini ofisimin içine Simetrik bir açıda ahşap jaluziden içeri sızmasının keyfi ile oturdum klavyenin başına.

Ne yazacağımı hiç karar vermeden başladım yazmaya. Çocukluğumdan başlayarak içimde ukde olan olaylardan, altı kardeşli bir aileden beşinci kardeş olarak neleri yaşadığımı…

Köyde çiftçi bir aileden gelmem dolayısı ile köydeki hayatımızdan küçük anekdotların beyin topoğrafımın kadrajına ne takıldıysa rast gele….

Birkaç sayfa yazdıktan sonra durakladığımda içeri vuran güneşin sıcaklığından mı? Yoksa yazı yazmanın zorluğundan mı? Su gibi terlemişim. Derin bir nefes çektim ciğerlerime. Sonrada aldığım nefesi bir solukta bıraktım. O an sanki içimde bu yaşıma kadar düğümlenmiş top gibi duran bir sıkıntının verdiğim nefesle dışarı çıktığını hissetmiştim. O kadar bir rahatlama ki sanki bulutların üzerinde uçtuğumu hissetmiştim.

Yazdıklarımı okudum şaşkınlıkla…

Bir an inanamadım kendime. Sanki yabancı birinin yazdığı bir yazıyı okuduğumu zannettim. Tekrar bir daha okudum. Noktalama işaretleri hak getire. İmla kuralları desen hiç yok. Resmen çalakaşık yazmışım.

Fakat o yazdıklarımın bana verdiği keyifli rahatlamayı hiç bir zaman unutmam.

Sonraki günlerde bende biriktirmiş olduğum anılarımdan aklıma ne geldiyse her gün amatörce yazarak rahatlamanın keyfini iyice çıkarmaya başladım.

Beş metrekarelik mini ofisime girince dünyadan sanki başka bir boyuta geçmiş kadar mutluluk içerisinde tıkırdatmaya devam ettim klavye tuşlarını uzunca bir süre….

Bir gün yazdıklarımın derli toplu bir mini kitaba kendim için bastırma fikri aklıma geldi. Bilgisayarımda gerekli imla ve cümle düzenlemelerini kontrol edip A-5 formatında hazırladım. Flaş belleğe atıp tuttum Üniversitelere tez hazırlamak için kitap basan bir kitapçıya gittim.

İki yüz elli sayfalık mini bir kitap hazırladığımı bunu numune olarak on tane kadar bastırmak istediğimi söyledim. Hemen hazırlarız dediler. Heyecandan kalbim çıkacak gibi vuruyor. Kalp vuruşlarımdan sanki sırtımda atıyor hissine kapılmıştım. Benim hayal bile edemediğim bir olayı gerçekleştirecektim. Çok heyecanlandım.

Kitapçı bir saate kadar hazır olur karton kapak kitabın dedi. İstersen sen git işlerini hallet sonra gelir alırsın, istersen bekle çay iç otur dediler. Ben gider miyim hiç bir yere. Bekledim. A-5 formatında takır takır basmaya başladılar. On tane olsun istedim. Karton kapağın üzerine koyacakları resmi de verdim onlara. Tamamının hazırlanması bir buçuk saatte tamamlandı. İlk hazırlanan kitapçığı elime aldığımda….

Sanki bir çocuğum oldu da elime alıyormuşum gibi hissetmiştim. Hızlıca elime alıp okşadım üç köşesini. Sayfaların kesilen kenarlarından dökülen toz gibi selüloz kırıntılarını sildim. Evirip, çevirip baktım avucumun içerisinde sıkıca tuttum… Sanki elimden alacaklarmış gibi….

On tanesini de bir poşete koydular verdiler elime. Benim ayaklarım yerlere değmiyor. Sanki ünlü bir yazarmışım gibi havaya girdim. Artık ben çocuğuma içimden geçenleri yazdığım bir yazılı belge babında kitapçık bırakabilecektim diyorum kendimce.

Bu ne bir gayrı menkul mirası gibi, ne de bir menkul miras gibiydi. Bu düşünceler ile elli metre kadar yürürken kenarda bulduğum ilk banka hemen oturdum. Açtım poşeti içinden çıkardım kitapçığı evirdim baktım, çevirdim baktım. Hatta yoldan geçenlere hele bir bakın heeey… Bu kitabı ben yazdım diyeceğim geldi birden.

İşte ondan sonra içimde biriken ne varsa hemen her gün dertleşiyorum yazılarımla. Hiç itiraz etmiyorlar. Bazen güncel olaylardan, bazen gündemden, bazı zamanlarda yaşadığım anılardan karalıyorum kendimce.

Hele Milliyet Blog ailesine kabul edildiğim için çok mutlu oluyorum. Amatörce hayata ve yaşama dair ne gelirse içimden karalıyorum. Lütfedip okuyanlar çok mutlu ediyor insanı. Dertlerimin içimden dışarıya döküldüğünü hissediyorum. Diğer değerli yazarların paylaştıkları güzel aktarımları okuyorum. Günümüzde karabasan basar gibi iç daraltan hoyrat dünyanın gidişinin balansı bozuk şeklinden kurtulmanın değişik şekillerde hayata dair yazılara yansıyan bilgiler terapi gibi geliyor.

Saygıdeğer editörlerin kabulüne layık olmak beni çok mutlu ediyor. Emek verenleri kutluyorum. Sevgiler saygılar…. 07.12.2017 Adil Bozkurt  

Matilla, Kenan ışık bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ne mutlu size ki içinizden geldiği gibi yazabiliyorsunuz ve de belli ki yazmışsınız. Sizi kıskandım doğrusu. Ben maalesef içimden geldiği gibi yazamıyorum. Yazarım yazmasına da kıyamet kopar, gök kubbesi yere çakılır. Neme lazım, Siz yazın ben okurum. Kendinize çok iyi bakın. Selamlar

Matilla 
 10.12.2017 0:45
Cevap :
Yazmaya oturduğum zaman Arslan yüreği yemiş gibi oturuyorum. Ruhumu özgür bırakıyorum. Bu çok iyi bir şey mi onu da bilmiyorum. Şu kısacık insan hayatında dilediği gibi yazmalı, yaşamalı. sevgi ve saygıyla.   10.12.2017 10:54
 

Çok samimi ve güzel bir yazı... Sağlıkla, Adil bey, yolunuz açık olsun...

Kenan ışık 
 07.12.2017 10:39
Cevap :
Teşekkür ederim Kenan Bey. Yürekten ne koparsa olduğu gibi. Selam ve hürmetler.  07.12.2017 16:43
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 81
Toplam yorum
: 10
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 93
Kayıt tarihi
: 10.11.17
 
 

1978/79 İskenderun Ticaret Lisesini mezunuyum. İşçi emeklisiyim. Felsefem hayatın tadını çıkartar..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster