Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Nisan '11

 
Kategori
Eğitim
 

İşte YGS sorularının gerçek şifresi!

Ne uzun şaka...
Evet en uzun nisan 1 şakası olmalı bu...

Hani bazen bir arkadaşınız şaka yapar size, fakat siz anlarsınız. "Şaka yapma kardeşim" dersiniz de arkadaşınız, "Ne şakası arkadaşım" der ve durumu anladığınızı yok sayarak şakasını ısrarla sürdürmek ister...

Bir önceki yazımda "YGS'de şifreli sorularla kopya çekildiği" yönündeki trajikomik iddiaya 1 nisan şakası olmalı demiştim. Fakat görüyorum ki birileri bütün ciddi tavırlarını takınarak "ne şakası kardeşim" diyerek uzattıkça uzatıyor...

Önceki yazımda "YGS'de şifreli sorularla kopya çekildiği" imasında bulunulan en gürültülü iddiayı ele almış, gürültü çıkaranların ve bu gürültünün tesirinde kalan kamuoyunun yanılgılarına değinmiştim. İddia, "matematik testindeki soruların yanıtları, küçükten büyüğe doğru cevap şıklarının altına sıralandığında çakışan şık doğru cevabı veriyor" şeklindeydi. Bu durumun sadece basına verilen kitapçık için söz konusu olduğunu, bunun da basın kitabını oluşturma mantığının sonucu olduğunu örneklerle ifade etmiştik. Basına verilen kitapçık hiçbir adaya verilmediğinden gereksiz bir gürültü yapıldığına ve adayların bu yaklaşımla matematik testini çözmüş olmaları durumunda en fazla 3-5 net çıkarabileceğini de örneklerle izah etmiştik.

Nitekim Ölçme Seçme ve Yerleştirme Merkezi'nin (ÖSYM) internet sayfasında yaymladığı soru kitaplarının binlercesini inceleyen uzmanlar da basına dağıtılan kitapçığın adaylara verilmediğini ve basın kitapçığı için geçerli olan algoritmanın adaylara verilen kitapçıklar için geçerli olmadığını teyit etti. Bununla birlikte bugün itibari ile ÖSYM'nin henüz yayınlamadığı 400 bin civarında soru kitapçığı bulunuyor. Her ne kadar bu kitapçıklar arasında da basına verilen kitapçığın olmadığını düşünsem de, kamuoyunun tam tatmini için bütün aday soru kitaplarının ivedilikle yayınlanması gerektiğini hatırlatmak isterim.

Basına verilen kitapçık için geçerli, fakat adaylara verilen kitapçıklarda uygulanmaya kalkışıldığında tam bir fiyasko ile sonuçlanabilecek ilk şifre iddiası her ne kadar ÖSYM'nin aday soru kitaplarını yayınlaması ile çökse de, galeyana getirilen kamuoyu şifrekolik olup çıktı ve nice şifreler tespit etti. Dahası bu süreçte algoritma, kripto gibi yeni terimler de iddia yazılarında yer aldı ve kafalar iyice karıştı.

Zihin karışıklığını gidermek için YGS'de şifreleme yapıldığı iddialarında bugüne gelinen süreci özetleme gereği hissettim. Bugün ise konu hakkındaki en anlamlı şifre iddiasına değineceğim. Fakat kavram karmaşalarını gidermek ve birbirimizi daha iyi anlamak için birkaç terimi açıklamamız gerekiyor.

Bu süreçte en sık duyduğumuz kelime, şifre... Bakın "şifre", Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğü'ne göre ne anlama geliyor;

Şifre: 1. Gizli haberleşmeye yarayan işaretlerin tümü, kod. 2. Gizliliği olan kasa, kapı, çanta vb. şeylerin açılması için gereken rakam.

Tahmin edeceğiniz üzere, basında yer alan "YGS'de şifreli soru" iddialarında "şifre" kelimesinin birinci anlamı kastediliyor. Bunu, iddianın yer aldığı metinlerdeki yaklaşımlardan kolayca anlamak mümkün... Yani kopya çekildiği ima ediliyor...

İkinci önemli kelime, algoritma... Bakalım "algoritma", Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğü'ne göre ne anlama geliyor;

Algoritma: İyi tanımlanmış kuralların ve işlemlerin adım adım uygulanmasıyla bir sorunun giderilmesi veya bir sonuca en hızlı biçimde ulaşılması işlemi.
Bilgisayar Terimleri Karşılıklar Kılavuzu'na göre, çözüm yolu.
Matematik Terimleri Sözlüğü'ne göre, işlemler zinciri.

Yani eğer ortada bir işlem varsa orada bir "algoritma" vardır. Konu yazılıma (bilgisayar programlama-yazılım) geldiğinde ise her bir programlama bir "algoritma" demektir. En basit örneğiyle internet sitelerinde gezinirken gördüğünüz reklam bannerlarının dönüşümlerinde de bir "algritma" vardır (sıralı yayınlanması gibi, 5 saniye de bir değişmesi gibi vs.). Hiç kuşkusuz bilgisayar yazılımının oluşturacağı soru kitapçıklarında da bir "algoritma" olması bir zorunluluktur.

İşin özü dünyada yapılan bütün sınavlarda bir "algoritma" vardır. Bundan önceki üniversiteye geçiş (ÖSS) sınavlarında ve diğer sınavlarda da bir "algoritma" olmuştur ve olmaya da devam edecektir. O halde tartışılması gereken konu, "algoritma"nin veya bazı basın yayın kuruluşları ve köşe yazarlarının çarpıtarak kullandığı "şifre"nin olup olmadığı değil, var olması zorunluluk olan "algoritma"nın sınavdan önce sızdırılıp sızdırılmadı veya "algoritma"nın sınav anında tespit edilip edilemeyeceğidir.

Şifre=Algoritma Mıdır?

Yukarıda yer verdiğim tanımlarda, açıklama ve örneklerde de görüldüğü gibi şifre=algoritma asla değildir. Oysaki bazı basın yayın kuruluşları ve bazı köşe yazarları, şifre ve algoritma kelimelerini birbiri yerine kullanarak, bu iki kelimenin aynı anlama geldiği kanısı uyandırmış ve zihinleri karıştırmıştır. Zira yukarıdaki şifre tanımını birinci anlamıyla kullanarak kopya çekildiği imasında bulunan bazı basın yayın kuruluşları ve köşe yazarları, ÖSYM'nin beklenmedik şekilde şeffav davranarak soru kitaplarını yayınlamasıyla fos çıkan ilk "şifre" iddiası sonrasında "algoritma"ya sarılmış ve haklılıklarını sürdürme eğilimiyle şifre=algoritma yaklaşımıyla hareket etmiş görünmektedir.

ÖSYM'nin adaylara gönderdiği mektup sonrasında bazı basın yayın kuruluşlarının attığı başlıkları hatırlayalım; "ÖSYM şifreyi kabul etti", "ÖSYM şifreyi itiraf etti". Bazı yazarlar da bu mektubu köşelerine "itiraf" diye taşımışlardı. ÖSYM'Nin "İtiraf" ve "şifre varlığının kabulu" olarak duyurulan açıklamasını hatırlayalım;

"Tüm adaylara verilen soru kitapçıklarında sorunun doğru cevap seçeneği rastgele biçimde değiştirilirken, diğer seçeneklerin yerleri de ratgele değiştirilmesi gerekirdi. Ancak, geliştirilen yazılım çalıştırıldığında her soru için rastgele verilmesi gereken değerler sehven sıralı olarak verildiğinden, oluşturulan soru kitapçıklarında bazı sorularda en büyük değerli seçeneğin hemen sağındaki seçeneğin doğru cevap olması durumu ortaya çıkmıştır."

Muhtemelen kafaları iyice karıştırmamak için teknik terimlere değinmeyen ÖSYM; "geliştirilen yazılımda belirlenen algoritmanın rastlantısal seçenekler oluşturulması gerekirken, sehven sıralı verildini ve bunun da bazı sorularda en büyük değerli seçeneğin hemen sağındaki seçeneğin doğru cevap olması durumu ortaya çıkardığını" belirtmektedir. Cümledeki "sehven" ise olsa olsa basit bir algoritma belirlendiğinin kabulu olabilir.

Buraya kadar ki açıklamalar neticesinde sizler de görüyorsunuz ki, bu açıklama, bazı basın yayın kuruluşları ve bazı köşe yazarlarının ısrarla iddia ettiği gibi "şifre" kelimesinin birinci anlamının itirafı değildir. Fakat bu iddianın bayraktarlığını yaptığını söyleyebileceğimiz köşe yazarının 17 nisan tarihli köşe yazısının başlığına ve ilk paragrafına bakarsanız "bak gördünüz mü, ben şifre (birinci anlam) var demiştim, ÖSYM bile kabul etti" gizli mesajını ve kasıntısını hissedebilirsiniz :)


ÖSYM'nin Hiç Mi Hatası Yok?

Yazdıklarımdan sakın ola ki, ÖSYM'yi savunma gayreti içerisinde olduğum anlaşılmasın. Ben sadece sürecin iyi analiz edilmesi gerektiği vurgusuyla gençlerimizin hayal kırıklıkları üzerinden pirim sağlama, gençlerin hassasiyetlerini siyasete alet etme ve ÖSYM'nin hata ve eksiklerini devlet kurumlarını ve bazı kesimleri karalamak amaçlı kullanılmasına, gençlerimizin devlet kurumlarına karşı güvensizleştirilmesine karşı duruyorum.

Zira ÖSYM'nin de bu süreçte ciddi eksikleri vardır. Her şeyden önce bu bir kriz durumudur ve ÖSYM bu krizi etkili yönetememiştir. Her adaya ayrı kitapçık uygulaması gereksiz ve abartılı bir güvenlik tedbiridir. Adaylara dağıtılacak kitabın belli olması şüpheye davetiye çıkarmaktadır. Her adaya ayrı kitapçık hazırlamak uğruna basit algoritmalar kullanılmıştır. Bu konuda başka bir yazı kaleme almayı planladığımdan bu kadarını şimdilik kafi görüyorum. Fakat bu eksiklik ve hataların hiçbirisi şu anda sınavın iptal edilmesini gerektirmeyeceği gibi kopya çekildiğini de ispatlamamaktadır.

Şıklardaki EN Büyük Değerin Sağındaki Şık Doğru Mudur?

Şimdi son iddiayı ele alalım. İddia: "Soruların şıklarındakı en büyük değerin (rakamsal olarak) hemen sağındaki şık doğru şıktır". Aslında buraya kadar yaptığımız açıklamalar, bu sonucun kopya amaçlı bir şifrelemeden değil, kullanılan algoritma'nın iyi analiz edilememsinden kaynaklandığına dikkat çekiyor. Zaten ÖSYM de algoritmanın niteliksiz olduğunu kabul ediyor. Fakat zihinlerdeki soru işaretlerinin giderilmesi adına yine de bu durumu her şeyi ile analiz etmek gerek...


Sayın Abbas Güçlü Kamuoyunu Yanlış Bilgilendiriyor!

Bu iddia sonrasında ben de ÖSYM'nin sayfasından rastgele iki aday soru kitapçığı indirdim ve inceledim. Sadece bu uygulama ile iki kitapçıkta da yaklaşık 20 net çıkardım. 40 matematik sorusu içerisinde şıklar sıralamaya koyulamadığından bu yaklaşımla çözülemeyen sorular ve bu yaklaşım uygulandığında yanlış çıkan sorular var. Bu nedenle ancak sadece bu yaklaşımla 20 civarı matematik neti çıkartılabiliyor. Fakat Sayın Güçlü, matematik net ortalamalarından hareketle bu netlerle Boğaziçi ve ODTÜ gibi üniversitelere gidilebildiğini iddia ediyor (birkaç tv programında bu iddiasına rastladım).

Peki gerçekten öyle mi? Öncelikle takdir edersiniz ki böylesi bir yaklaşımla matematik sorularını çözen aday aslında bilgili aday değildir. İddialardaki varsayıma göre ya önceden algoritmayı bildiğinden ya da sınavda algoritmayı keşfettiğinden bu netlere erişebilmiştir. Yani vasat bir öğrencidir ve diğer testlerde de aynı başarıyı çıkarma olasılığı oldukça düşüktür. Fakat biz yine de, zihinlerin tatmin olması adına adayımızın diğer testlerde de aynı başarıyı gösterdiğini hatta Türçe testinden de daha yüksek net çıkardığını varsayalım. X adayımızın netleri şöyle olsun;

Türkçe: 30 , Matematik: 20 (bu iddia ile çıkartılabilen net) , Sosyal Bilimler: 20 , Fen bilimleri: 20

Adayımızın bu netlerle ulaşabileceği ilgili YGS ham puanı (sayısal YGS), 320 civarıdır (her yıl katsayılar değiştiği için civarı kelimesi kullanılmş olup değişen katsayılar ancak 1-2 puan veya daha az değişiklik yapmaktadır).

Boğaziçi Üniversitesi'nin en düşük puanlı Fizik Öğretmenliği programına geçen yıl yerleşen son aday, 342 YGS ham puanı almıştır. Yani bu netler Boğaziçi Üniversitesi'nin en düşük puanlı programından bile uzaktır ki, adaylar, fizik öğretmenliği ve fizik programlarının ne derece tercih edildiğini çok iyi bilirler!

Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin en düşük puanlı Fizik programına geçen yıl yerleşen son aday ise, 325 YGS ham puanı almıştır.Yani bu iddia yaklaşımı ile matematik sorularını çözen adayımız, biz onu olabileceğinden daha başarılı göstermemize rağmen, adı geçen üniversitelerin en düşük puanlı programlarına göre değerlendirmemize rağmen, en düşük puanlı yerler adayların tercihe yanaşmadığı ve diğer üniversitelerde çoğunlukla boş kontenjanı olan programlar olmasına rağmen bahsedilen üniversite programlarına geçen yıl en son yerleşen adayın aldığı ham puana ulaşamamaktadır.

Basit Olduğu Kabul Edilen Bu Algoritma İddia Eildiği Gibi Sınav Anında Keşfedilebilir Mi?

Konuya kopya çekilmiş olabileceği önyargısını bir köşeye bırakarak (bu konuda yorum yapmayarak), bu basit algoritmanın güvensiz olduğu, zaafiyet içerdiği ve bu nedenle sınav anında tespit edilebileceğini iddia eden kriptoloji uzmanlarımız da bulunuyor. Peki gerçekten de adaylar sınav anında "en büyük seçeneğin hemen sağındaki seçeneğin doğru şık olduğu"nu farkedebilirler mi? Şimdi birlikte düşünelim;

Bu işin uzmanları, ellerinde karşılaştırma ve kıyaslama yapabilecekleri diğer soru kitapları varken, ellerinde sağlama yapabilecekleri cevap anahtarı varken, zihinlerinde onları böyle bir araştırma yapmaya itecek iddilar varken ancak birkaç gün sonra bu algoritmayı keşfedebilmiştir. Oysa adayların, ellerinde kıyas ve karşılaştırma yapabilecekleri diğer aday kitapçıkları yokken ve ellerinde sağlama yapabilecekleri cevap anahtarı yokken, 160 dakikalık sınav süresinde 40 dakika hadi diğer testlerden kırpıp 50-60 dakika ayırabilecekleri bir testte soruları çözerken bu algoritmayı yakalayabileceği iddia ediliyor!

Hadi böyle en üst zeka seviyesinde dahi adaylar çıktı diyelim. Bu adayımızın böyle bir algoritma olduğunu farkedebilmesi için en azından matematikteki ilk 8-10 sorunun yanıtından %100 emin olmalıdır. Zira ilk 10 sorudan da algoritmanın tutmadığı sorular çıkabilmektedir ve rastlantı olasılığını en az 8 soru giderebilecektir. Hadi adayımız ilk 8-10 sorunun yanıtından da emin olsun ve bir algoritma varlığını farketmiş olsun. Takdir edesiniz ki böyle bir aday, matematikte oldukça başarılı bir adaydır ve muhtemelen yüksek hedefleri vardır. Siz bu aday olsaydınız, başarılı olmanıza rağmen ve yüksek hedefleriniz olmasına rağmen böyle bir algoritma olasılığını keşfetseniz dahi, diğer soruları riske atarak okumadan ve işlem yapmadan bu algoritmaya göre yanıtlama cesaretini gösterebilir miydiniz?!

Hadi varsa bu derece cesur(!) aday çıksın ortaya. Hava basma amaçlı değil, elini vicdanına koyarak gerçekten sınav anında algoritmayı tespit etmiş ve bu algoritmaya göre işlem yapmadan soruları yanıtlamış aday varsa "Ben varım" diyerek yorum eklesin bilelim... Eklesin ve bilsin ki ilk anlından öpen benim, ve bilsin ki buradan sesleniyorum vakıf üniversitelerine, bu adamı ne edin edin burslu murslu alın okutun...

Günlerdir bu iddialar ana haber bültenlerinde dahi dillendirilirken, uzmanlar algoritmayı basit bulmuş ve zaafiyet var derken, ÖSYM de bu durumu "sehven" kabul etmişken, "ben sınav anında soruları çözerken bu algoritmayı yakaladım ve diğer soruları bu algoritmaya göre çözdüm" demek bütün bunlardan ötürü kopya olarak algılanmayacakken, neden şu ana kadar tek bir aday çıkıp da böylesi bir açıklama yapmamıştır!...


Siz Hiç Labirent Çözdünüz Mü?

Sahi siz hiç labirent çözdünüz mü? Çözdüğüüz labirente tepeden bakarız ve çıkışını da görürüz. Bu nedenle de labşrentleri kısa sürede çözmemiz mümkün. Fakat bir de labirentin içinde olduğunuzu, yüksek duvarların diğer yolları sie göstermediğini ve de çıkıştan sa bihaber olduğunuzu düşünün. Kendinizi labirentin içinde hayal edin! Yie o kadar kolay ve o kadar kısa sürede ulaşabilir isiniz çıkışa?!

Şifre iddialarında bulunanlar, algoritmaları keşfedilebilir ve zaafiyetli bulanlar labirente tepeden bakıyor ve çıkışı da biliyorlar. Yine de ne kadar zaman ve çaba sarfettikleri aşikar. Peki ya adaylar! Adaylar sınav anında labirentin içindeler; duvarlar yüksek diğer yolları görmelerine mümkünat yok, çıkıştansa habersizler, vakitleriyse oldukça dar!

Peki Ya Algoritma Sınav Öncesinde Sızdırılmışsa!

Yukarıda da değindiğim gibi asıl tartışılması gereken konu buyken nedense (!) bazı basın yayın kuruluşları ve araştırmacı ve de eğitim uzmanı köşe yazarlarımız bu konuya pek değinmiyorlar. Ha diyelim ki bu konu savcılığın ilgi alanına giriyor ve başsavcılık durumu incelediği için işin bu tarafına değinmiyorlar... Peki öyleyse neden savcılıktan önce soruşturmayı tamamlamış, hükmü vermiş ve suçluları bulmuş gibi davranıyorlar!? Yargılamadan infaz mı ediyorlar, yoksa başsavcılıktan daha bilgili daha donanımlı ve daha fazla kanıtlarla daha süratli mi hareket ediyorlar?!

Bana sorarsanız ben sızmış olabileceğine de ihtimal vermiyorum. Zira algoritma, kitapçıklar oluşturulurken yani "kapalı dönem"de; soru ve kitapçıklarla temas kuranların evine dahi gidemediği dönemde, her hareketlerinin şahitler ve hakemler tarafından gözlendiği ve her adımlarının kayıt altına alındığı dönemde belirleniyor.

O halde geriye tek seçenek kalıyor; algoritmayı tayin edecek kişi ya da kişiler, "kapalı dönem"e girmeden önce 3. kişi ya da kişilere belirleyecekleri algoritmayı oluşturmadan söylemiş olabilir mi?

İşte bu olasılıkları da başsavcılık inceliyor. Zira sızma ya da algoritma oluşmadan bilgi sahibi olma ihtimali varsa kitapçıklarda işlem yok ama cevapların doğru olması gerek. Elbette ki bütün sorular zihinden çözülebilecek düzeyde değildir. Başsavcılık da kitapçıkları inceliyor. Eğer varsa böylesi bir durum mutlaka ortaya çıkacak ve cezasını alacaktır. Yani hal böyleyken birilerinin gürültü çıkararak gençleri ümitsizliğe ve güvensizliğe itmeye hiç kimsenin hakkı yoktur.

Birlikte düşündük, seçenekleri birlikte değerlendirdik. Fakat bu soruları siz kendiniz yanıtlayın;

- Sizce ilk günden beri ilk anlamıyla "şifre" iddiasında bulunan bazı basın yayın kuruluşları, araştırmacı (!) ve de eğitim uzmanı (!) yazarlarımız çok mu sazan, çok mu cahil veya çok mu bilinçsiz? (Ben asla ihtimal vermiyorum.)

- Değilse, ÖSYM'nin acemiliği ve eksikleri kullanılarak, gençlerimizin umutları, hayal kırıklıkları, karamsarlıkları, hassasiyetleri ve heyecanları üzerinden bazı çevrelere yönelik çamur at izi kalsın misali kara propaganda mı yapılıyor? ve gençler ve çevreleri devlet kurumlarına ve devleti temsil edenlere karşı güvensizleştiriliyor mu?

artık karar sizin, aslında arif olana çok bile belki de...

Ha bir seçeneğiniz daha var...
İyisimi en kolaya ve en zahmetsiz olana yönelin; hiç kafanızı yormayın, hiç düşünmeyin, hiç beyin hücreleriniz yeni sinaptik bağlar kurarak gelişmesin, okuduklarınızı hiç kimseyle paylaşmayın, hiç itibar etmeyin, aldırış bile etmeyin, "Amaaan Sinan Hoca tek akıllı sen misin!?" deyin ve geçin...

Ama unutmayın; herkes gibi düşünüyor ve davranıyorsanız, herkesten bir farkınız yok demektir...

Gençlere Birkaç Söz...

Son olarak gençlere birkaç söz söylemek isterim. Yaşanan bu süreç içerisinde duygusal durumunuz kullanılarak, birilerinin siyasi, ideolojik ya da örgütsel amaç ve hedeflerine alet edilmek istenebilirsiniz. Tamamiyle iyi niyetiniz ve hakkınızı arama gayretiniz birileri tarafından kendi planları uğruna kullanılabilir... Bu siyasi süreç tarafgirlik duygularınızı da harekete geçirerek size bu tuzakları farkettirmeyebilir...

Unutmayın; hangi taraf olusa olsun kargaşa, radikal kesimlerin taraftar toplaması için en arzu edilen durumdur. Bu dönemlerde gençleri radikal akımlarla tanıştırmak için kullanılan en bilindik edebiyatlar, hakkınızın yenildiği edebiyatı, zülme uğradığınız edebiyatı, önem görmediğiniz ve dikkate alınmadığınız edebiyatıdır. Hukuk devletlerinde hak, sokakta değil, mahkemede aranır...

Sevgiyle kalın ve LYS'yi daha fazla hatırlayın...

Sinan ÇAĞIRAN
Psikolojik Danışman | Rehberlik Uzmanı
www.EgitimHaberim.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

ben de kesinlikle anlattıklarınıza katılıyorum.aynı doğrultudaki yorumlarımı da olayın olduğu zamanlar yazmıştım ama maalesef "MİLLİYET EDİTÖRLERİ" mi artık bilmem yayınlamadılar.sizin bu yazınızı nasıl yayınladılar bilemiyorum.Gerçekten tebrik ediyorum keşke herkes sizin gibi duyarlı olsa işi başka taraflara çekmeye çalışmasa...Ama malum kimse bu mağdur gençleri düşünmüyor onlar üzerinden siyaset yapıyorlar..."EĞİTİMCİLER(!)" dahil!

hamza ersoy 
 22.04.2011 23:43
 

Herkes konuşuyor gençler öğretiyor. Keşke şu linke tıklayıp şifreyi yazı yazmadan öğrensek! forum.donanimhaber.com/m_47994428/mpage_4/tm.htm ( 10:28:31 arayarak bulabilirsiniz. ) Bu arkadaş diyorki 37 soruda çalışıyor. Ancak ilginç birşey var diyor. "Çözülemeyen 3 soru her kitapçıkta değişiyor." Buda şifre ile 37 çözüm yapanların yanlış soruları aynı olmayacak buda istatistik olarak kopya tespitini zorlaştırır! Ham cevap kağıtları ilan edilince daha neler çıkacak bir görün. Aşağıdaki Linkte Aydınlık gazetesi 3 nisan kapak sayfası var. İnsan inanamıyor. Sadece sınvı zaten kazanacak öğrencilere soru verilmiş. www.bik.gov.tr/web/gazeteler/2011-04-03

yavuz saglam 
 19.04.2011 0:30
 

en aklı başında yazıyı siz yazmışsınız. abbas güçlü ve nice diğer yanlış terimler içinde yitip gitmiş (belki de kasıtlı yapıyorlardır bilemem) paranoyaklara kapak olsun bu yazı da. bence siz bu yazınızı ösym'ye ve savcılığa birşekilde ulaştırın derim.

Serdar Çetin 
 18.04.2011 14:47
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 157
Toplam yorum
: 488
Toplam mesaj
: 39
Ort. okunma sayısı
: 12117
Kayıt tarihi
: 22.08.06
 
 

1996-2000 Ondokuz Mayıs Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü, Psikolojik Danış..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster