Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Kasım '07

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
2042
 

İstikbal göklerdedir. (Milliyet Blog 1. İnönü Toplantısı)

İstikbal göklerdedir. (Milliyet Blog 1. İnönü Toplantısı)
 

Sayın Talip Bölükbaşı'na teşekkür etmek için blog yazmıştım. Gene de teşekkür ederek başlıyorum, oldukça uzun olan yazıma.

Bir yere gider, gezer, tozar gelirsiniz hemen derler; "Yediğin içtiğin senin olsun, gördüklerini anlat" diye. Bana sorulsa hem yediğimi, içtiğimi hem de gördüklerimi anlatırım. Sayın Talip Bölükbaşı'nın çağrısına "Ben varım" deyip İnönü'ye giden mutlu azınlıktan biriyim. Galeri başlığı "İstikbal göklerdedir" olan bu albümdeki resimlere bir kez de sizinle beraber bakmak, sizi İnönü'ye götürüp, yaşadıklarımı anlatmak ve bu mutluluğu paylaşmak istiyorum.

Karşıyaka'dan bindiğim TCDD otobüsü Ulukent istasyonuna vardığında Basmane'den gelen diğer otobüsün hemen önümde olduğunu gördüm. Otobüsten Tijen Hanım, uğurlamaya gelen eşi Halil Bey, ve blog okuru arkadaşımız, İnönü yolcusu Serpil Hanım indiler. Ahmet Üstündağ bizlerden çok önce gelmiş. Trende Halil Beyi de yanımıza alarak birlikte resim çektirdik. Çok sonra (resmimizin çekilmesinde yardımcı olan Sevgili Derya'yı da davet ederek) trenin restoran bölümünde meşrubat ve çaylarımızı içerek konuştuk. Derya E.Ü. öğrencisi, ablasının yanına bayram tatili nedeniyle gidiyormuş.

Tijen ve Serpil trene ilk kez bindiklerini söyleyince şaşırmıştım. Ancak rahat koltuklar, vagonlar arasında dolaşma özgürlüğü ve restoranda geçen sohbetten sonra tren yolculuğundan büyük keyif aldıklarını söylediler. Balıkesir'de Ahmet ile trenden inip biraz hava aldık. Yolda ben, Ahmet ve Derya sudoku çözerek beyin jimnastiği yaptık. Çok az uyuduk. Ahmet iki de bir bisikletimi alsaydım, ille de bisikletim (!) konularını açmasaydı belki biraz daha fazla uyuyabilirdik. Tren tam zamanında Eskişehir'e vardı. Derya'dan peronda resmimizi çektikten sonra ayrıldık. e-posta adresine, trende ve İnönü'de çekilen bazı resimleri göndereceğimi söylemiştim. Göndereceğim tabi ki.

Gün daha yeni ışıyordu Eskişehir'e vardığımızda. Diğer arkadaşlarım gibi ben de bu güzel şehre hayran kaldım. Son gelişim evvelki sene idi. Tramvayın ulaşımı büyük ölçüde rahatlattığını sanıyorum. Otogara kadar yolumuz oldukça uzundu. Ben de makinamla görüntüler almaya çalıştım. Çevre düzenlemesi ve yeşil alanların sık oluşu da şehri sevmemize etkili olmuştu. Otogarın güzel bir lokantasında ezogelin çorbası, ardından çayımızı içerek kahvaltı faslını tamamladık. İlçe garajından kalkacak otobüsün saat 09:00 da hareket edeceğini öğrendim. Daha zamanımız vardı, acele etmeden rahat rahat yürüyerek ilçe garajına doğru yürüdük. Büfeden Milliyet ve Sakarya (yerel basına destek amacıyla) gazetelerini alarak otobüse bindiğimde Emre Tekin ve babası Şener Tekin ile karşılaştım. Güzel bir yolculuğu konuşa konuşa tamamladık. Bu arada çevrede yapılmış güzel konutların onlarcasını Tijen ve Serpil'in beğenerek satın (!) aldıklarını öğrendim.

Otobüs bizi tesislere kadar götürdü. Tesiste bizi karşılayan yetkililer, Talip Bey'in ilçeye kadar gittiğini, az sonra geleceğini, çevreyi dolaşarak tadını çıkarmamızı ve keyfimize bakmamızı söylediler. Gelen ilk konuklar bizdik. Yazdan kalma bir gün yaşıyorduk sanki. Her yer yemyeşil, pırıl pırıl bir hava, yakıcı bir güneş. Etrafı gezdik, bazı arkadaşlar salıncakta bile sallandı. Geze geze akşam birlikte olacağımız havuz başına gelmişiz. Hava gerçekten çok güzeldi. Sonra bir ses cup... havuzda birisi yüzmeye başlamış bile. (Fotoğraf makinamda böyle bir kayıt yok, yüzen kişi ile ilgili bir şey diyemiyorum).

Daha sonra eşyalarımızı bıraktığımız kantine doğru giderken uçuş öğretmenlerimizle selamlaştık. Sonra Pirmete (İbrahim Abi) ve A-siyazar (Necati, Eymir'den tanıştığım dost ve arkadaşım), Nezom ve bu buluşmanın hem en şanslı hem de en şanssız konuğu yakışıklı oğlu Efe. Daha sonra (fotoğraf makinamı kantinde bıraktığım için kayıt yapamadım) Sayın Sabiha Rana, en sonra da uzaktan çok belli olan Mehmet Eren - Ahmet Aydın ekürisi "En büyük" sloganıma "Fener" diye karşılık verdiler. Bir süre sonra Talip Bölükbaşı yanında THK Basın - Yayın Halkla İlişkiler'den ve bizlerden sorumlu sevgili İsmail Çanak ile beraber geldi. İstenen bazı bilgileri verdikten sonra yaka kartlarımız dağıtıldı, kalacağımız yerler ayarlandı. Bizim konutumuz iki odalı, her odada iki yatak var. Ben ve Ahmet bir odada, Emre ve babası diğer odada kalacaklar. Komşularımızdan, Mehmet Eren ekürisi Ahmet Aydın ile bir odada, Pirmete ve A-siyazar diğer odada kalacaklarmış. (Mehmet Eren için gece uykusu konusunda söylentiler çıksa da komşumuzdan bir şikayetimiz olmadı. Yani gece oldukça sessizdi.)

Yavaş yavaş toplanmaya başlamıştık. Talip Bey "Efsane"nin hazırlanması için izin istedi, ben merak ettiğim içindir ki Talip Bey'in efsaneyi nasıl hazırladığını kayda alıp belgeledim. Ancak bu konuyu bir kaç resimle geçiştirmek zorundayım. Meslek sırrı ne de olsa. Efsaneyi merak eden sadece biz değildik. Tesisin göz bebeği iki (kırma dedikleri) sadık dost daha vardı. İlginç olan ise gözleri idi. Her iki dostunda bir gözleri diğerinden farklıydı. Daha sonra bunların neler, ne yaramazlıklar yaptığını başkaları anlatacaktır. Özellikle Ezgi Umut anlatmalı.

Efsane hazır olana kadar dışarda bu güzel havayı değerlendirdik. Konuştuk, resim çektik, yeni gelenlere "Hoşgeldiniz" dedik, yetkillier bazı bilgiler verdi, dinledik. Efsane hazır olunca yemekhanede yerimizi aldık, yemek duasının ardından efsane, turşu ve ayrandan oluşan öğle yemeğimizi yemeğe başlamıştık ki Alev Meisel ve eşi Robert son anda yemekhanede yerlerini aldılar. Yanlarında Uşak'ta oto-stop yaparken görüp aldıkları rivayet (!) edilen Neşe Evrim'de vardı.

Yemekten sonra dışarıda yine resimler çektik ve yavaş yavaş uçuş alanına yürümeye başladık. Planör Paraşüt Okulu Müd. vekili Sayın Hayriye Açan uçmak için gerekli şartlar gerektiği konusunda bir açıklamada bulundu. 90 kg. üzerinde olanların, kalp ve tansiyon hastalarının, yaşı küçük olanların uçuşa katılamayacaklarını söylediler. Bu haber Mehmet Eren-Ahmet Aydın ve Efe'yi oldukça üzdü.

Planör, Motorlu Yelken Kanat (Mikrolight) ve Yamaç Paraşütü'ne katılmak isteyen ve kriterlere uyanların isimlerini listelere kayıt ettirilmesi istendi. Arkadaşlarımız nedense pek ilgi (!) göstermediler. Belki korkuyor olabilirlerdi. Ancak ben uçuş için aranan tüm özelliklere sahiptim. Kilom uygundu. Arkadaşlarımı yüreklendirmek için tüm aktivitelere katılacağımı bildirip listelere adımı yazdırdım. Benim bu davranışım diğer arkadaşlarımı da cesaretlendirdi. Listelere isimler eklenmeye başladı.

Önce planöre bindim. Uçuş Öğretmenim Sayın Aydın Ayhan'dı. Birlikte uçtuk. Her dediğini yaptım. Fotoğraf makinamla bir çok resim çektim. Uçuş sonrasında kuleye çıktım. Kuledeki bazı arkadaşlarla beraber, burada yapılan çalışmaları izledim. Bilgi aldım, gene bol bol resim çektim.

Motorlu yelken kanat ile uçuş sıram geldiği için kuleden aşağı indim. A-siyazar Necati uçarken üzerine giydiği tulumu çıkarıyordu. Bu anı yakaladım. Daha sonra bana da (rüzgardan korunma amacıyla olsa gerek) aynı tulumu giydirdiler. Motorlu Yelken Kanat bir çeşit planör sanki. Ancak havadar, kapı (!) pencere yok, her yerden rüzgar geliyor. Pilot önde siz arkada oturuyorsunuz. Planörde tam tersi. Uçuş Öğretmenim Sayın Murat Bayçora'ydı. Çok zor şartlarda (!) görev yapıp yine güzel görüntüler almayı başardım.

"Bu arada yeri gelmişken söyleyeyim. Motorlu yelken kanat bizim için İzmir'den (Selçuk) Sayın Murat Bayçora tarafından, özel olarak, uçarak getirilmiş. İnönü'ye geliş süresi 3 saat 20 dakika. Murat Bayçora motorlu yelken kanatı (mikrolight) pazar günü İzmir'e geri götürmüş. Gidiş süresi 2 saat 50 dakika. Bu bilgiler bize Pazar günü İnönü'de müze önünde bulunduğumuz sırada Talip Bölükbaşı tarafından verilmiştir. Selçuk'tan İnönü'ye geliş süresin uzun olmasının nedeni olarak yolda bir kaç kez radara (!) yakalandığı söylense de inanmayınız."

Hava çok güzel ancak yamaç paraşütü için uygun değil. Bu nedenle yamaç paraşütü etkinliğinin iptal edildiği söylendi. Üzülmüştüm, ama belli etmedim, "kısmet değilmiş" dedim. Ümidimizi kesmiştik artık. Uzun bir süre geçtikten sonra, beklenen rüzgar az da olsa vardı ki; "Yamaç paraşütü ile atlamak isteyenler" diye bir ses geldi uzaklardan. Ben, Robert Meisel, A-siyazar Necati ve gazeteci konuğumuz Tahir olmak üzere sadece dört kişi "Buradayız" dedik. Uçuş için gerekli giysi ve donanımları depodan aldık, uçuş öğretmenlerimizle birlikte sekiz kişilik kalabalık bir grup olarak bir araçla tepeye çıktık.

Burada uçma önceliğini gene bana verdiler. Hani ne olur ne olmaz, olursa buna olsun gibi bir bekleyiş içinde değillerdi ama Necati'nin çok resim çekmesi, ilerde bunları değerlendireceği düşüncesi de aklıma gelmedi değil yani (!) filaş haber... breaking news... İlyas Bayram'ın son anları... falan gibi. Yapacağım hareketi anlattılar, koşacaksın sonra...

İnönü'ye gelirken en çok merak ettiğim ve en çok istediğim yamaç paraşütü ile uçmak, göklerde süzülmekti. Uçuş öğretmenim Sayın Abdullah Yıldız ile havada süzülürken bana metal bir çubuk uzatttı. Çubuğun en ucunda bir kamera vardı. Kayıt yapmamı istedi. (Yazıma eklediğim resim bu anı göstermektedir. A-siyazar bu anı görüntülemiş. Kendisine tekrar teşekkür ederim.) Elde edeceğimiz video görüntülerini THK nın web sitesinde yayınlayacağını söyledi. Bu nedenle havada kalma süremiz beklenenden fazla sürdü. Yaklaşık 30 dakika, havada kuş gibi süzülmüşüz. Yere indiğimde Yağmur Zamanı (Sema Hanım), eşi Mehmet Öztürk ve uçmasına izin vermedikleri için bir köşede üzgün bekleyen sevgili kızı Zuzu (Sevgi) yi gördüm. Neyse Neşe sorunu halletti de Zuzu motorlu yelken kanat ile tanıştı. Pazar günü ev taşıyacakları halde İnönü'ye gelen bu değerli dost ve iyi insanlara teşekkür ederim. Aslında gelmekle çok iyi ettiklerini bilmeliler.

Planör, motorlu yelken kanat ve yamaç paraşütü ile uçtuğum için çok mutluyum. Birlikte uçtuğumuz öğretmenlerime uçuş sonrasında teşekkür etmiştim. Bir kez daha teşekkür ediyorum. Havada iken yaşananları anlatmam zor. Ancak yaşayanlar bilebilir. Sıralama yap derseniz yamaç paraşütü ilk sırayı alır. Seminer olacağı duyurulduğu için Robert hariç A-siyazar Necati ve Tahir'in havada kalış süreleri bize göre çok azdı.

Seminerde önce Talip Bölükbaşı'nı dinledik. Daha sonra THK İnönü Meydan İşletme Müdürü Sayın Hadi Sandıkçıoğlu ve en sonra da THK Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürü Sayın Bahattin Adıgüzel konuşmacı oldular. Güneşin batıp, havanın serinlemeye başlaması salonda bazı arkadaşlarımızın üşümesine neden olduğu için kısa bir ara verip kantinde sobanın başında kaldığımız yerden Sayın Bahattin Adıgüzel'i dinlemeye devam ettik.

Bu arada bir şey eklemek istiyorum. Sayın Bahattin Adıgüzel'in büyük emek ve zaman harcayarak kaleme aldığı ve Emrullah Âli Yıldız'ın hayat hikayesini anlattığı "GÖKTEKİ VENÜS" adlı kitabı hepimize dağıtıldı. Bu kitaba siz de sahip olmak isterseniz THK şubelerinden ücretsiz alabilirsiniz. Duyurulur.

Sayın Bahattin Adıgüzel'in anlamlı konuşması, açıklayıcı bilgileri ve gereken mesajları iletmesi ile seminer sona ermiş oldu. Sonunda yorgunluğu üzerimizden atacağımız farklı ve güzel bir etkinlik başlayacaktı. Havuz başında mangal sefası. Yavaş yavaş havuz başındaki yerlerimizi almaya başladık. Blogcu arkadaşlarımızın dışındaki diğer konuklarımız, Sayın Erol Özdemir başta olmak üzere özellikle uçuş öğretmenlerimizle, iç içe, candan ve neşeli bir gece geçirdik. Bol bol resim çektik, çekildik. Bazen hep beraber, bazen solo şarkılar söyledik. Yıldız Demirel ve Kadir Demirel bu konuda uzman olmuşlar. Ben fazla şarkı bilmediğim için söylenlere eşlik ettim. İyi ki bazı arkadaşlar hazırlıklı gelmiş, şarkıların sözlerini kağıtlara bile yazmışlar, program bu nedenle aksamadı.

Daha sonra günün yorgunluğu yavaş yavaş ortaya çıkmış olmalı ki arkadaşlarımız dinlenmek için odalarına gitmeye başladı. Bizim grubumuz nedense yerini terketmedi. Tijen-Serpil-Nezom ve Efe- Süleyman Ekim- Mehmet Eren ve Üç Ahmet'lerden (Ahmet Yılmaz, Ahmet Aydın ve Ahmet Üstündağ) oluşan grubun içinde yer almaktan ayrıca mutlu oldum. Şarkılarımıza mangalın başında devam ettik. Bizim grubun bir başka özelliği ise Fenerbahçeli taraftarlar bir araya toplanmışız. Ahmet Üstündağ, Ahmet Aydın, Mehmet Eren, Efe ve Ben. Ayrıca Efe'nin şarkılara eşlik etmesi ile veliahtımız hazır gibi geldi bana. Daha sonra bizler de odalarımızın yolunu tuttuk. Ahmet Yılmaz'a kalacak yer ayarladıktan sonra ben de odama yerleştim. Gece sakin geçti. Ahmet'in bisiklet muhabbetini açıp açmadığını (!) hatırlamıyorum.

Sabah olunca havuzu kontrol ettim, akşam boşaltılmaya başlanan havuz, yeniden dolmuştu. Su fazla soğuk değildi. Havuza giren olup olmadığı konusunda kararsızım.

Kahvaltı için yine yemekhanenin yolunu tuttuk. Blogun Üç Ahmet'i gene bir araya gelmiş. Hemen değerlendirdim. Bu arada Sayın Tamer Kaplan ve eşinin de objektifimde yer almasından ayrıca mutlu oldum. Kahvaltıdan sonra İnönü'deki müzeyi gezeceğiz. Ancak daha zamanımız var. Dün geç geldikleri için ya da havanın kararması ile uçamayan blogcu ve diğer konuklarımızın planörle uçabilecekleri duyuruldu. Uçmak isteyenlerin isimleri alındı. Ben de uçmadım, gece geldim, uyumuş kalmışım (!) desem de sözlerimi pek inandırıcı bulmadılar galiba, bu nedenle adımı listeye yazdıramadım. Kendime görev vererek uçmak isteyen Ahmet Yılmaz ve Ezgi Umut'a deneyimli uçuş öğrencisi olarak moral aşıladım. Korkmamalarını öğütledim. Uçamadığı için üzgün olan Mehmet Eren'i uçurmak için parlak bir fikir (!) geldi aklıma. Planörleri çeken traktörün iplerini Mehmet'e bağlayarak bir kez de böyle denedik. Olmayınca olmuyor (!) işte. "Bizi çekemediler halat koptu" sticker'ini montuna yapıştıran Mehmet'in üzüntüsü daha da arttı. Bu arada Sayın Sabiha Rana ve Alev Meisel'in gündemde yer almayan konuşmaları ilgiyle izleniyordu. O iki sadık dosttan siyah olanı Ezgi Umut'u yerlerde sürükledi. Zor ayırdılar.

Benim uçmak için arkadaşlarıma yardımcı olmam, oraya buraya koşturmam Talip Bölükbaşı'nın yüreğini yumuşatmış (!) olmalı ki bana "İlyas Bey, planörle uçmak isterm...?" Cayar falan, şaka der n'olur nolmaz diye en yakın planörde yerimi aldım. Artık deneyimli uçuş öğrencisi olduğum için bana şunu yap, buraya basma, kolu çekme, başınızı emme basma tulumba gibi sallama gibi talimatları söyleme gereği duymadılar. Her ne kadar kısa süreli bir uçuş olsa da bir kez daha uçtuğum için mutluyum.

Artık Türk Hava Kurumu İnönü Planör Merkezinden ayrılma zamanı geldi. Hemen yakınımızdaki ilçeye gidecek ve bir zamanlar "Türkün makus talihini de yendiği" İnönü savaşlarında İsmet Paşa'nın karargah olarak kullandığı konağı, şimdilerin müzesini ziyaret edeceğiz. Sonra orada vedalaşıp ayrılacağız. Tesisten ayrılmadan önce Sayın Murat Tuncel Ülkü ve kızı Gözde Ülkü ile tanıştım. Kendilerinin İzmir'den geldiğini o an öğrendim. Ki gece havuz başında bir ara çok kısa da olsa konuştuğumuzu hatırlıyorum. Daha sonra müzenin önünde bir kez daha görüştük. Gözde MB üyesi olmuş, sanırım babası Murat Bey'de olmak üzere gibi. İzmir'de yeniden görüşüp tanışacağız.

Aracı olmayanlar için minibüs ayarlandı. Tijen ve Serpil bindi, Ezgi Umut ve Ahmet Üstündağ eşyalarını emanetçi olarak bana bıraktılar. Bir yere ayrılamıyorum. Benim bavul ve mont Robert'in aracında, Robert beni bekliyor, neyse ikisi birden geldi de ben de fırsat fırsattır deyip tam karşımda sıralanmış olan Sayın Hayriye Açan ve diğer uçuş öğretmenlerine "Allahaısmarladık" dedim. Sonra Robert'in aracına bindim. Alev Hanım ve Neşe'ye, "Öğretmenlerimizle vedalaştınız mı?" diye sordum, "Aaaa" diyerek ikisi birden araçtan indiler, arkalarından Robert en son ben. "ben neden (!) bilmiyorum, toplumsal içgüdü galiba, değil resimlerini çekmek için yanlış anlaşılmasın" Resimlerini çektim. Sağolsun İsmail gelince aralarında benim de yer aldığım bir resim daha çekildi.
Tesisten ayrılıp ilçedeki müzeye gittik. Aslında orası için ayrı bir blog daha yazılabilir.

"İlçenin İnönü olan adı, dağlarda bir sürü mağara, yani in olmasından dolayı. Bazı mağaraların Kütahya'ya kadar uzandığı, şimdilerde cami eskilerde kilise olan yerde gizli dehlizler olduğu söylenirmiş. Konak, savaş zamanı köyün varlıklı bir ailesine aitmiş. Zemin katta arka tarafa açılan geniş bir bahçe var. Üstte iki kat daha var, her katta küçük küçük odalar, her oda, her yer ayrı bir tarih. Konağın sahipleri İsmet Paşa'ya karargah olarak kullanması için tahsis edilmişler burasını. Savaş bittiğinde, sonraları soyadı kanunu çıktığında köylüler de İsmet Paşa'dan "Bizim ilçemizin adı soyadın olsun" demişler. Yani belki bilinmiyor ya da yanlış biliniyor diye eklemek isterim ki ilçe adını İnönü'nün soyadından almamış, İsmet Paşa bu köyün adını soyadı olarak almış."

Tırnak aralarında yazdıklarım müzede bize rehberlik eden genç arkadaşımın verdiği bilgilerdir. Ana binanın giriş kapısının üstünde bir tabela var, Şunlar yazılı.

T.C. Kültür Bakanlığı
Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü
"İNÖNÜ SAVAŞLARI KARARGAH MÜZESİ"

Müzeye girişte Gazi Mustafa Kemal'in İsmet paşa'ya hitaben söylediği övgü dolu söz yer almakta.

"SİZ ORADA YALNIZ DÜŞMANI DEĞİL, AYNI ZAMANDA TÜRK'ÜN MAKUS TALİHİNİ DE YENDİNİZ"

Bir çok arkadaşımız içerde resimler çekti. Galerilerinde bunları görebilirsiniz. Resimleri incelediğinizde içeride dokusu bozulmamış o zamanı anımsatan görüntüler var.

Sonunda dışarıda toplu resim çektirdik. Vedalaşıp ayrıldık. En çok Ahmet Üstündağ ile vedalaşmam beni etkiledi. Ahmet kendisini İnönü'ye getirmemden çok mutlu olduğunu söylemesi buna etkendir.

Sevgili İbrahim Abi (Pirmete) aracına bir kişi daha alabileceğini söyleyince Ankara yolculuğum netleşti. A-siyazar Necati, Pirmete'nin yanında co-pilot görevini oldukça iyi üslendi. Biz (Ben-Efe-Nezom) bu süper ikili sayesinde arkada rahat bir yolculuk yaptık. Mola verdiğimiz yerde öğle yemeği ve çay faslı ile yaklaşık bir saat oyalandık. Önce ben vedalaşarak ayrıldım. Umarım bir başka güzel ve anlamlı bir buluşmada tekrar bir araya geliriz.

Her ne kadar yesek, içsek, eğlensek de beraber geçirdiğimiz bu iki gün bizleri, bir çoğumuzu birbirimize daha iyi kenetlemiştir. Şu günlerde istediğimiz de budur, birbirimize daha sıkı sarılmak. Ülkemiz genelinde yaşanan ve kaosa sürüklenmek istenen bu ortamda akıllı olmak zorundayız. Oyuna gelmememiz gerekiyor. Bu oyunlar ilk kez oynanmıyor ülkemizde.

İnönü savaşlarında dişimizle tırnağımızla başlatılan mücadele düşmanın İzmir'de denize dökülmesiyle son buldu mu? Hayır bulmadı. Söz vardır bilirsiniz "SU UYUR DÜŞMAN UYUMAZ" Düşman hep fırsat kolluyor. Bizim zayıf anımızı yakalamaya çalışıyor.

OYUNA GELMEYELELİM.

Blogumun başlığını "İSTİKBAL GÖKLERDEDİR" diye yazdım. Bu söz Ata'mıza aittir. THK her yıl yüzlerce gencimizi burada eğitmekte. Bunlar için para gerekiyor. THK'nun geliri her geçen gün azaltılıyor, yani istemiyorlar havada güçlenmemizi. Bugün Milli Piyango'nun ilk çıktığında adının "Tayyare Piyangosu" olduğunu ve gelirinin sadece THK'na kaldığını kaç kişi biliyor?

"Türk Hava Kurumu gerçekleştirdiği faaliyetlerini halkından aldığı destekle yürütüyor. Sizlerin verdiği kurban derisi, fitre-zekat bağışlarının sadece %40’ı ile havacılık yapmaya çalışıyor. Geriye kalan %60’lık bölümü sizlerin de bildiği gibi;

%50’si Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarına,
%4’ü Kızılay’a,
%3’ü Çocuk Esirgeme Kurumuna,
%3’ü de Diyanet Vakfına olmak üzere, 4 kuruluş arasında pay ediyor.

THK Vekalet Kurban kesiminden elde ettiği etleri kavurma yaptırarak yurt genelinde yine vali ve kaymakamlıklarla koordine ederek ihtiyaç sahiplerine dağıtıyor. 2006 yılında 83 bin kilogram kavurma dağıtılmış.

Türk Hava Kurumuna 2006 yılında 7730 vatandaşımız vekalet ve adak kurbanı kestirdi. Türk Hava Kurumu, Et Balık Kurumu ile yaptığı sözleşme kapsamında, bu etleri ikişer kilogramlık kavurma paketleri haline getirerek yıl içinde ihtiyaç sahibi vatandaşlara, THK şubeleri ve yerel yönetimler aracılığıyla dağıtıyor.

Vatandaşların Türk Hava Kurumuna verdiği her bir kurban derisi; bir çocuğumuzun kendi yaptığı model uçağını büyük bir heyecanla uçurmasını, bir gencimizin paraşütle atlayışını, bir başkasının planörle, yelkenkanatla, balonla ya da uçakla göklerde kanatlanıp uçmasını sağlıyor. Yani havacı bir Ulus yaratmaya çalışıyor.

Bu gelirler orman yangınlarına havadan müdahale eden uçaklar yada hasta, yaralı ve organ nakli yapan sıhhı tahliye ve ambulans uçağı olarak halkımıza geri dönüyor."

Yukarıda tırnak aralarında yazdığım bilgiler http://www.thk.org.tr/ den alınmıştır.

Bu yılda kurban derilerini THK'na bağışlayalım.

THK nin internet sitesinde adı geçen bankaların 1925 sayılı hesabına havale masrafı ödemeksizin havale yapabilirsiniz.

Avea, Turkcell ve Vodafone GSM operatörlerinden birinden faturalı hatta sahipseniz "Yangın" yazıp 3919'a kısa mesaj gönderebilirsiniz. Mesaj bedeli 6 YTL'dir.

İnternet'ten www.thk.org.tr internet sitesinden kredi kartı ile veya banka hesabınızdan havale yapabilirsiniz.

Unutmayın ki "İSTİKBAL GÖKLERDEDİR"

Cumhuriyetimizin 84. kuruluş yıldönümünde, anlamlı ve güzel bir hafta sonu yaşamanın yanısıra öğrendiklerimizle ülkemize ve THK'na katkıda bulunabilirsek ne mutlu bizlere.

İşte o zaman birlikte yaşanan bu mutlu anlar değer kazanacaktır.

Resim : Ben, yamaç paraşütündeyim.

- Arkadaşlarımın gönderdiği resimleri "İstikbal Göklerdedir" başlıklı galerime ekliyorum. Eklemem sürecektir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İlyas bey, ben biraz geriden gidiyorum. Ama böyle daha hoşuma gidiyor.Zaman geçince okumak:)) Bu ne keyifli bir yazı olmuş:)) Suratım başlangıçtan sonuna kadar :))))))))) haldeydi. Gerilimli, yok lağım çukuru, yok metan gazı ifadeli, yok kötü niyetli kişiler varmış ithamlı, yazıların arasında şu yaşananlar ve yazılanlar yüreğimi ısıttı. "Hayata nasıl bakarsan hayatta sana öyle bakar" değil mi? Gerisi boş laf.Elinize sağlık.Sevgiler saygılar.

tijence 
 16.11.2007 13:28
Cevap :
Sevgili Tijen, MB'un en sevdiğim yanı yazıların kalıcı olması. MB'da yazılan eski tarihli güzel yazıları okuyabilme, yorum yazabilme şansına ve imkanına sahibiz. Başta resmim olmak üzere, anılarım, müziklerim, burada tanıdığım dost ve arkadaşlarım, beraber yaşadığımız güzel anılar ve paylaştığımız mutluluk ve hüzün hep gerçek. Gerisi vesaire. İyi ki varsınız ve bu mutluluğu paylaşıyoruz. Sağolun, eşinize ve Serpil Hanıma selamlar. Saygı ve sevgilerimle.  16.11.2007 15:11
 

Sizi tanıdığım için çok mutluyum. Keyifli yolculuk için ve söylediğiniz güzel şarkılar için çok teşekkür ederim. saygılarımla

Efe Bektaş 
 03.11.2007 15:46
Cevap :
Ben de seni tanıdığıma çok sevindim. Aramızda senin gibi genç ve yakışıklı bir delikanlının bulunmasından hepimiz mutlu ve memnun olduk. CD'deki şarkıları fırsat buldukça dinle. Sonraki toplantıda beraber şarkılar söylemeye devam edeceğiz. Selam ve sevgilerimle, (annene ve babana ve kardeşine de selamlar, sevgiler.)  03.11.2007 17:27
 

Milliyet Blog ailesi ile katıldığım ilk buluşmadan unutulmaz anılarla ayrıldım. Kaleminize sağlık, tanışma mutluluğu ise bize ait. Sevgiler

Tamer KAPLAN 
 02.11.2007 21:36
Cevap :
Sizinle tanıştığım için ben de mutluyum. Bir başka buluşmada ilklerin devamının daha farklı ve güzel olacağı şüphesiz. Yeni buluşmalarda yeni şarkılar yer alacak CD'lerde, tıpkı hayatımızda yer alacak yeni dostluk ve arkadaşlarlıkların olacağı gibi. İyi ki geldiniz. Eşiniz ve kızınıza da selam ve saygılarımla,  03.11.2007 0:56
 

Anlatımınızdan çok güzel olduğu anlaşılıyor toplantının. Hele gökyüzünde olabilmek... Hayata başka bir renk katmış toplantınız. Sizi tebrik ediyorum. SEVGİLERİMLE...

Portakal Çiçeği ve FISILTI 
 02.11.2007 18:22
Cevap :
Anca fırsat bulabildim yorumunuza yanıt vermek için. Serap Hanım, uçmak, gökyüzünde olabilmek apayrı bir duygu. Microlight hariç planör ve özellikle yamaç paraşütü ile uçmak çok güzel. Planörde şeffaf bir kutuda, yamaç paraşütünde ise havayı,rüzgarı yaşayan büyük bir kuşsunuz, gökyüzünde. İkisinde de sessizlik hakim. (Diğer yorumlarda da yazdım size de yazayım. Ben yüksek binaların 4 kat ve yukarısından aşağıya bile bakamam, peki o zaman neden? Herkes bana bunu soruyor, neden?) Belki bir kuş gibi özgür olmanın ne demek olduğunu merak ettiğim için olabilir. Kuşlar özgür mü, özgürce uçabiliyorlar mı? O da merak konusu, kendilerinden güçlü başka kuşlara yem olabilirler, ama sadece başka bir canlının devamı için gereklidir bu yem olmak. Oysa aşağıda durum farklı. Sadece yem olsanız, yem olarak hayatınız sona erse çok iyi. Başta kendimiz olmak üzere çevremiz bizi tüketebiliyor, farkına varmadan, yavaş yavaş. Uçmak istememin nedeni bu. Farkı hissedebilmek. Selamlar,saygı ve sevgilerimle.  03.11.2007 0:49
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 240
Toplam yorum
: 1731
Toplam mesaj
: 236
Ort. okunma sayısı
: 2458
Kayıt tarihi
: 13.04.07
 
 

6 Mayıs, bir Hıdırellez günü "Merhaba dünya" demişim. Geçen elli küsur yıl. Bir şarkı vardır Osma..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster